DÖVÜŞ KLÜBÜ’NÜ SEYRETTİNİZ Mİ?
Orijinal adı Fight Clup. Türkçesiyle: Dövüş Kulübü. Esasında bir roman bu… Yazarı: Chuck Palahniuk. Modern dünyanın hâl ve gidişatına dair eleştirel göndermeleri var bu kitabın… Meselâ: “Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olmayacağız… Hepimiz heba oluyoruz... Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş... Reklâmlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz... Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz... Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız... Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık... Bizim savaşımız ruhanî savaş...”
İsim yanıltmasın sakın! Birbirleriyle dövüşen birkaç adamın dövüş sahnesinden ibaret değil Dövüş Kulübü… Fakat malûm olduğu üzere: Kulübün müdavimleri şiddet uyguladıkça rahatlıyorlar; dışavurum gerçekleşiyor… Dolayısıyla kurulu düzen tarafından öğütülmemek için, çareyi Dövüş Kulübü’ne sığınmakta bulan bir gurup insanın, “tüketimin susmayan arsız çağrısı” karşısında başkaldırışına şahit oluyor kâh seyirci, kâh okuyucu… devamı »»
İNSANIZ VE HÂLİYLE ZAYIFIZ
İnsan zaafları ile birlikte insandır, hatta zaafları ile daha çok insandır. Zaaf dediğin gayet insani bir şeydir. Zaaftan kasıt yanlış anlaşılmamalı; seni yanlış yola saptıran şeyler zaafların değildir. Zaaf, yani zayıflık, kuvvetsizlik insanın özünde olan bir şeydir zaten. Kul olmak zaten zayıflığı da beraberinde getirir.
Dünya insanı kusursuz olması için zorluyor ve bunun için insanın var gücünü kullanmasını salık veriyor.
Şekilde şemalde kusursuzluk, aldığın evde/bindiğin arabada kusursuzluk, çalıştığın işte/yaptığın şeyde kusursuzluk, evleneceğin kişide kusursuzluk... hasılı yaşayacağın yaşamda kusursuzluk aramanı istiyor. Bu arada çevrendekiler de aynı kusursuzluğu senden bekliyor/istiyor ve tabii sen de çevrendekilerden aynı kusursuzluğu bekliyorsun. İnsanın hiç bir sorunu olmasa bile bu kusursuzluk algısından ötürü, bir sürü sorunu oluyor farkında olmadan. devamı »»
GECE YÜRÜYÜŞÜ VE AKLIMIN RAHMİNDEKİ NUTFE
Ninovalılara...
Ey!
Akleden kalbimin rahmine yapışıp kalan umut nutfesi, hayatım!
Ey, doğduğundan beri başkalarının ve belki de benim başarısız, hoyrat kürtajlarına maruz kalıp sakatlandığı halde varlığımın bağrına yapışmaktan vazgeçmeyen; umut!
Çocukluğumu kurban ettim sana. Parça parça pay edip sundum. Sonra sonra yürüdüğüm engebeli yollarda anı, yorulmadan kurtarabileceğim takatim ve canımla besledim seni. Yorulmayı göze aldım, yoruldum. Yokuşlarda, senin kendi varlığının hakkını vereceğin, gelecek bir güne dek hassas ve kırılgan varlığını beslemekten bitap düşüp, nefesim kesildi. Dostlarım rahimlerinde meyvaya durduğunda bile ben elimi kalbimin üzerine bastırıp seni sevdim, ey umut. Kalbimi her tekmeleyişinde ve geceleri sancınla uykumu kaçırıp, nefesimi her kesişinde varlığına şükrettim tüm burkulmalarımdan öte. Çünkü; sana doğru giderek artan bir meyille yaratılmış/t/ım. devamı »»
HAYAT ÜÇ AŞAMA
Dünyaya geldik önce. Yüksek bir haykırışla merhaba dedik sonsuz boşluğa. Soyuttan somuta geçtik. Bu ilk aşamaydı bizler için. Çünkü, bence üç aşamalık bir açıklaması vardır hayattan bahsedişimizin. İlkin doğarız ve çok az zamanımız kalmıştır. Hayır aklınıza gelenin değil, ölmüyoruz daha. İlk aşamanın bitmesidir bahsettiğim. Kimine göre bu evre bebeklik evresidir, kimi ise ayaklarımızın yere sağlamca basmasını bekler-gerçek anlamda-. Lakin bence bu kadar abartılmamalıdır bu evre. Sebebi şudur ki, her şeyin farkında olmak bu kadar zaman almaz. Gözümüzü ilk açtığımızda başlar her şey ve karşı konulmaz bir ilerleyiş süregelir ardından. Tek olumlu yanı, nazımız geçmektedir herkese. Bir ağlama ile istediğimiz her şeyi yaptırabiliriz. Kolayca inandırıcı olabiliriz bu konuda, çünkü kimse dikkat edip bakmaz gözyaşlarımızın akıp akmadığına… Çıkan o dayanılmaz ses, tüm engelleri yıkacaktır. İlk evrede bu fırsatçılığımızı gerektiğinden fazla kullanırız; biliriz ki bundan sonra inandırıcı olmak için gözyaşlarına muhtaç olacağız… devamı »»
''İN'' SUYA YAZILAR
Diğerlerine benzeyen kadar çok kalabalıklar...
-Keskin bir geceyarısı...
-Küçük ve yalın benzeyişler...
-Anlaşılır ama anlatılmaz duygular...
Karanlığın bir sesi olmalı,
Adımların telaşı...
Kent olduğu yerde, gökyüzü, yıldızlar, insanlarda öyle,
Ama bir fırtınanın ardından yağmur kadar serpilmiş bir su kütlesinin parçalanmışlığını anlatmak İstanbul'da.
Bir şiir gibi; hayır! şiir bir illüzyondan ibarettir. Herşeye rağmen kalıyor bu kentte.
Yada nesir; düz olan herşey ezberleri anlatıyor yaşanmışlığa, unutmuşluğa. devamı »»
-
- Selçuk Köroğlu yazıları
- yorum için giriş / kayıt
KEŞF-İ KADİM // DÜCANE CÜNDİOĞLU
“Herkesin her şeyi bilmesi gerekmiyor lâkin her toplumun hakikate ihtiyacı vardır.”
Bir toplum bireyi olarak, beni de bu ihtiyacın sürüklediği ve bir solukta okunmaması gerektiği halde, son dönemlere nazaran, bir çırpıda hayretle okuyuverdiğim bu kitap, Keşf-i Kadim.
Hacmi küçük, mânâda büyük ve ağır olan bu eserin ilk sayfalarından itibaren öncelikle kendi ilmi mirasımıza nasıl da yabancılaşmış olduğunuzu görüyorsunuz. Hatta Cündioğlu’nun deyimiyle öteki haline dönüştürülmüş ilmî mîras.
Daha ileri sayfalara daldıkça mahrum olduklarımızı farkettiğimiz an, gördüğümüzün yalnızca buzdağının görünen yüzü olduğunu anlamamız zaman almıyor. devamı »»
SEVENLER BİLENLERDİR
Kişi bildiğinin aşığı bilmediğinin düşmanı imiş. Sevmek için tanımak, bilmek, bağlanmak, keşfetmek gerekir. Peki biz ne kadar tanıyoruz O'nu ne kadar biliyoruz ne kadar Onunlayız. Ne derece istiyoruz!!! Evet evet ne derece istiyoruz? İsteyipte şuana kadar neyi elde edemedik ne imkansızdı ki bizim için, hiçbirşey. İstediğimiz her ne ise sıkıntı çektik fedakarlık gösterdik ve elde ettik...
O'nu gerçekten istedik mi, isteyebildik mi? Hayır. Çok yoğunduk değil mi, işlerimiz, okulumuz, ailemiz, işimiz gücümüz vardı evlilik yaşıda gelmişti evlenmek vardı, daha vakit vardı başka bahara erteledik. Yarınlara senedimiz varmışçasına hiç ölmeyecekmiş gibi hala aynı zırvalamalar. Sanki sadece okul iş evlilikten ibaretti yaşamımız. Ey ahmak nefsim hadi uyan artık, kendine gel, geç artık şu benliğinden, geç artık şu dünyadan! devamı »»
PENCERE ÖNÜ DÜŞÜNCE RUTİNLERİ
Eskiden geceleri sırt üstü yatağa uzanıp soba deliğinden sızan alevin aydınlığında odadaki nesnelerin şekilden şekile girmesini izlerken, gözlerini tavana dikip zaman çırasının yanarken çıkardığı sesleri dinlerdi. Şimdi bu çıranın bir yerinde, sırtını döndüğü pencerenin demirlerinin karşısındaki duvara yansımalarına bakmakla yetiniyordu. Araba farları virajı her döndüğünde uzayıp, soluklaşan bir iz bırakıyordu odanın içinde. Dışarıdaki gürültü içeri sızıyordu. İçerideki sessizlik de dışarıya bir tavır alış gibi çoğaldıkça çoğalıyordu. Seslerden bir kısmı duvarlara çarpıp geri dönerken, içeride oturmuş eline aldığı bir nesneyi evirip çeviriyordu. İstiyordu ki duyduğu seslere dair bir seçiciliği olsun. Şehrin ve içindeki gürültünün ardındaki anlamı okuyabilsin. Onu düşünce rutinlerinden ayıran sorular, alevlenip sönüyordu belli aralıklarla yüzünde. Sancısı geceye denkti. devamı »»
TEKRAR MERHABA EY SEVGİLİ OKUR!
Bunca yıllık münasebetimizden sonra -her ne kadar ara sıra arayı soğutsak da- epeyce samimileştik; ama doğrusunu söylemek gerekirse şu güne kadar sen maçı hep 1-0 galip götürüyorsun. Zira ne senin gibi kahramanca okuyanların ve yaşayanların olduğunu, ne sendeki o mangal gibi yürek ne de o mahmur görünüşünün altında aşkı doruklarda yaşayan bir Don Quijote olduğunu biliyoruz. Eh, aslına bakarsan -her ne kadar kendimizi tanıtmaktan sürekli kaçınsak da- sen de bizi iyiden iyiye tanıdın. Doğrusu bizi epeyce yordun. Açıkçası her geçen gün ölüme daha da yaklaştığımız doğru; ama insan ölüme yaklaştıkça daha da mı güçleniyor dersin?
Raflarda sararıp duran kitaplarımızı bilgi denizine dökmek için ilk çırpınışlarımız 1999 yılında başladı. Bu kadar çok 9 rakamının yan yana gelmesi tesadüf mü bilmiyorum; ama “Sahne tozu yutmak” diye bir deyim vardır ya, biz de kitapların tozunu yuttuk galiba ki ne yaşarsak yaşayalım, ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım aklımızın bir köşesinde daima yel değirmenlerine karşı savaşımızı sürdürüyor ve Cervantes’in düşlediği “yaratıcı” şövalye kadar, bu havuzun içindeki mücadelemizi seninle birlikte sürdürüyoruz, sevgili okur. devamı »»




son yorumlar
1 gün 1 saat önce
1 hafta 2 gün önce
1 hafta 6 gün önce
2 hafta 19 saat önce
2 hafta 3 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 5 gün önce
4 hafta 21 saat önce