İHH - İnsani Yardım VakfıİHH - İnsani Yardım Vakfı

KUŞ BAKIŞI / Bosna / 4

Kategoriler:

İnsanlar yine yanılıyor!

Kuş bakışını yüksekten bakmak anlamıyla sınırlandırıyorlar.

Belki de bunu kasıtlı olarak böyle değerlendiriyorlardır diye düşünmeden edemiyorum.

Gerçi benim düşüncemin ne önemimi var!

Kimim ki ben?

Topal bir “Hüdhüd” belki de... Ara sıra gevezelik eden ama genellikle insanların bakmaya tenezzül etmediği hayatın kör noktalarına kanlı gözlerini dikmiş, sonbaharın karşısında buruşan, yapayalnız bir heykel gibi çoğu zaman hareketsiz, bu meydan çeşmesinin yanına sinmiş, toplu taşıma araçlarının ve çocukların seslerine bekçilik etmek gibi bir göreve kendi kendini atamışcasına bir itinayla çevreye kuş bakışları atan ve topal yalnızlığında kendini avutmaya çalşan bir Hüdhüd...

İnsanlar gelmek bilmeyen sabahı sanki sırtlarında bir tufan gibi taşıyorlar! Bu meydan daha tan ağırmadan aklı ağrıyan binlerce topuk tarafından arşınlanıyor her sabah... Birilerinin telkin ettiğinin peşinde bir ömür tüketip, umduğunu bulamayanlar ya da aramaktan yorulanlar, durağan bir hayattan bunalıp başına iş arayanlar, kaybolanlar, ardlarında merak edenleri olanlar ve olmayanlar, bekleyenler, bekletenler, beklediği gelenler... az da olsa aradığını bulanlar, belasını bulanlar, fiyatı olanlar, değeri olanlar... Savaş sonrasında silkelenip kendine gelenler, hepten kaybedenler, kaybedecek bir şeyi kalmadığını düşünenler, yeniden başlayanlar, yarası kabuk bağlayanlar, hala kanayanlar, kaybettiklerinin izini sürenler, aradığını bulmaya çalışanlar, neyi araması gerektiğini arayanlar, aşıklar, maşuklar, yalnızlar, gezginler, bezginler, satıcılar, alıcılar, modern hırsızlar, evsizler... Envai çeşit insanın hikayesi görünmez, duyulmaz bir lisanla yazılıdır bu kaldırımlarda...

SESSİZ GECE

Kategoriler:

Yine sessiz bir gece Ankara’da

Olmayan denizin sesini duydunuz mu?
Hırçın vururken kıyıya.

Rüzgârın fısıltısını dinlediniz mi?
Ürperirken vücudunuzla.

Damlaları ayrı, ayrı taşıyan meleklerle hasbıhal ettiniz mi?
Zikirle yalvaran Allah’a.

Toprağın sevincine ortak oldunuz mu?
Kokladınız mı doyasıya.

Karanlıkta yeryüzünü aydınlatan aya baktınız mı?
Peygamberden alınan nura.

ÜÇ GÜL

Kategoriler:

Sufice sezişleriyle hayretten hayrete konulmama sebeb annem için...

Soğuk kış akşamlarında minderime bağdaş kurup da oturunca şöminenin başına, kucağımda beyaz, yumuşak tüylü tavşanım ne hayallere dalardım.

Tavşanımın titrek kalp atışları avuçlarımda.

Annemden uzaklarda, çok uzaklarda ayazlı bir akşam vaktinde taş ocağa sırtımı dayamış ısınmaya çalışırken, az sonra telefonun çalacağını hissediyorum. Yanılmamışım. Annem, sesi tavşanımın titrek kalp atışları gibi. Tutamasam da yüreğimde hissediyorum titrekliğini.

Vurulmuş olmayayım diye can evimden, ben de onun gibi boğulmayayım diye gözyaşı ummanında susuyor. Oysa farkında değil, soluğu bile titrek. Diyemesem de o an içimdekileri, bir evlat anlar annesinin acısını kilometrelerce uzaklarda olsa da, hiç konuşmasalar da. Nasıl anlıyorsa anneler kuzularını, aynen öyledir evlatların anlaması da. Bir kordonla karnında beslenirken annenin, onun duygularıyla da beslendiğimizi kendisi söylememiş miydi bana .

Anlıyorum acısını, bekliyorum o söylesin. Söylenmemiş sözleri söylemesem de kimse adına, bilirim onun söyleyeceklerini, yüreciğini.

KUTLU MİSAFİR..HOŞGELDİN EY ŞEHR-İ RAMAZAN

Kategoriler:

Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.(Bakara:185.)

Rahmet'in semadan sağanak sağanak yağdığı,kalpleri zikirle coşturup çoraklaşmış gönülleri yeşerterek taze bir bahar getiren rahmet ayı, çok büyük ihsanlarla sunuluyor bizlere.Sevgi turnalarının seherde sevgiliden name getirdiği, zindanlarda kalan yüreklerin beraat ettiği ,şeytanın tuzaklarının tarumar edildiği , cehennemin kızgın alevlerinin söndürülme müjdesiyle Rabb'in ''iste kulum vereyim'' buyurduğu en nazlı misafir olan on iki ayın, belki son ömrün sultanı olan ey şehr-i Ramazan, hoşgeldin hanelerimize safalar getirdin.

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat?"

Diyecek gamlı gönüllere: "Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir." (Bakara,153.)

Manâsı üzere ne büyük bir müjde vardır!

ACI ANLATILIR; FAKAT MUTLULUK YAŞANIR

Kategoriler:

Sanat Baskıdan doğar
Andre Gide

Acı Anlatılır; Fakat Mutluluk Yaşanır!

Dram ( acı ), insanoğlunun ürettiği bütün türlerin anasıdır. Dram-çatışma (iyilikle kötülüğün) olmayınca hiçbir şey olmaz.
Dram-çatışma olmayınca hikâye vücuda gelmez.
Dram-çatışma olmayınca roman vücuda gelmez.
Dram-çatışma olmayınca masal vücuda gelmez.
Dram-çatışma olmayınca şiir vücuda gelmez.
Dram-çatışma olmayınca sinema vücuda gelmez.

Dram bitince hikâye, roman, masal, şiir, sinema da biter. Ayrılık anlatılır fakat vuslat anlatılmaz.
Ölüm anlatılır ama ötesi anlatıl(a)maz. Engeller, çatışmalar, kötülükler anlatılır ama bunların olmama hâli anlatılamaz. Masal, kötülüğün bitmesiyle biter.

BİR TEBEŞİRİN ÖZGEÇMİŞİ

Kategoriler:

Neden sınıflar yetersizdi? Sormadım. Kış mevsimi gelip okul için kömür alındığında duvardaki panoları çıkarıp hocama “Bunları nereye taşıyayım?” dediğimde “Bir bakkal yeri kiraladık” derken bakışlarını kaçırdığını ve alfabeye başka bir değişle hayata başladığımızı çok kuvvetli hatırlıyorum. Bakkalın tavanı çok yüksek olduğu için nasıl üşüdüğümüzü belleğime her ifade edişimde yeniden nasıl ürperdiğimi hissetsem de meşakkate gebe kalan zamanlarımın babamın tayini ile geçmişte kalmasını istemezdim. Hocamın ve tüm arkadaşlarımın isimlerini geçmişe bırakmadan yanıma aldım. Eğitime talip olmayı değil eğitime talebe olmayı öğrendiğim hocam Sururi Karameşe ve ...

Gidiyordum... Yolun azıksız olmayacağını belki o gün öğrendim. Bir teneffüs saatinde yavaşça yazı tahtasının önünde durup kara tahtaya beyaz bir söz verdim. İlk ve son hırsızlığımdı. Hicaba yaklaşmayan bir hırsızlık! Beyaz tebeşiri kara tahtanın bağrından alıp bu tebeşiri ilk öğretmen olduğum vakit için saklayacağıma dair gizli bir ahit verdim. Her şey harfsizdi. Öğrenmenin a, b, c ile başlamadığını anlamıştım.

VE BÜYÜK AŞKLAR BÜYÜK İSPATLARLA SINANIR

Kategoriler:

İsmail'i kesemeyen bıçak bizim kalbimizi kolayca kanatıyor.....

Gögüs kafesi ağrımadan nasıl dua eder

insan hu zikri düşünce dile yenileniyor insan belkide

her hüzünlü duadan sonra iç çekişlerimiz ondan

Bulanık zihnim

Çengelli saçlarımdan damlar kan hücreleri

Bir bitiş sancısı

içimde kıvrılıp yatan ince bir sızışın şimdilerde

Nedenini bilmeden ağladığım .....

“KÖPRÜLER ÜSTÜNDE ŞAŞIRDIĞIM BİR AN; YÜREĞİN ARAFTA ATIYORDU"

Kategoriler:

Ruhumda tınısı susmamış bir yolculuğun geç kalmış notları/Yol Düşüşleri 2-3

-ba
ayakları kırılmış bir Albatros gibi uçuyorum
kırıldıkça çoğalan çiçeklerle dolu uçurumlardan…
acısı hafiflesin diye kanatlarımın…
-ba

Açık-kapalı bir çok kapı arasına sıkıştığım bir demde alıp başımı gitmek istedim… Hayati kararlar vermem gereken bir arifede… Ve gittim… Tüm kışların kapıya dayandığı bir “Aralık”tan, giderek çoğalan, ruhumun soğuyan ve daralan kanallarından bir inşirahlık nefesin ardına düşerek… Topal bir duaydı benimkisi. Sızılarımın dinmesi ve yüzümde iğreti durmayan bir tebessümle geri dönebilmek için.

“Yüreğim arafta atıyordu…
Ayaklarıma bakıyordum, dönecekler mi diye…”
Yol Düşleri/ Cemal Şakar

SEN, BEN , O , BİZ HAFIZ

Kategoriler:

Ağlayan bir Cuma ne söyler sana hafız

Melek miydi aradığın kaçtığın melek senin
Yakanda Osmanlı tuğrası kanatır içini hafız

Yenilgi budur işte, uzak kalışın özrüdür
Sesin sana döner kalbin hesap görür hafız

Eşya bir kötü baykuş haberi karadır hafız
Hurmalıksa hicretin, yüreğin yaradır hafız

Ellerin uzanırken kadim memnu meyveye
Seccaden dürülür yüzünde tırnak yarası hafız

‘Ben de sizden biriyim’ demekle olunmaz ki
Çeşmende tuzlu su bitmez susuzluğun hafız

YOL AYRIMI, EYLÜL BAŞLANGICI

Kategoriler:

Uyumayı ihanet saydığım günler henüz başlamamıştı. Boşluğa açılan pencerelerin ufuk çizgisine uzandığı herhangi bir günün, bir sonrakinden ayırt edilemeyeceği yaz sonları idi zaman. İç içe geçmiş hikâyelerin karmaşası içinde, bir önceki bir sonrakinin devamıyken ve bir önce ki yol ayrımında kalmışken ve bu artık bitmeyecek bir hikâyeye dönüşmeye durmuşken, yani sonla başlangıç aynı noktada duruyorken, gündüzün geceye döndüğü anın gelir geçer lügatlerde bir vakti yokken, ölümle yaşamı ayıran o bir tek nefesi bir anda ama hangi anda alacağımı bilmiyorken, ama biliyorken yine ölümle yaşamı bir tek mezarlık duvarının ayırdığını, levh-i mahfuzda gizlenenin gün gelip aşina olacağını, kıştan sonra baharın geleceğini, kaybedilmeden bulunamayacağını.

Demli bir çaya yüklenen onca hayat artığı anıların beni sürükleyip durduğu nehirlerin dalgalarında boğulmak değildi niyetim. Nede kanatıp durmak sır bağlamış bir yüreğin yaralarını. Kaleme sığınmışların anlayabileceği çırpınışlarla düştüm, mazinin, hayat kırıntılarının orta yerine. Boğuluyordum sanki ,bir tek kelime bulsam kurtulacaktım, söyleyebilseydim eğer şu içimde olup bitenleri bir tek kelimeyle, yazabilseydim ya da. Olmadı ,susmayı becerebildim en çokta, hazan rüzgârları gelip geçti gökyüzümden, mavi kanatlı kuşlar gözleyip durdum. Bir “sen”i arayıp durdum her sayfasında yaşamın.

Bu melankoli bitecek değildi sevgili, yerin yüzünde kapladığın hacmi bilip de, o boşluğa yüklediğim anlamları anlatamamak değimliydi uykusuz ve sancılı onca geceye sebep? Yaşıyor nefes alıyor olduğunu bilmek, varlığından aşikâr olup ta başka bir yerinde gökyüzünün bir “ben”in olduğundan haberdar olmadığını bilmek ne acıydı bilemezsin.

Şimdi bunlar geç kalınmış şikâyetler değilse de; artık biliyor ve biliniyor olmanın verdiği iç huzuruyla yazılan iç dökümleri biraz. Ne yazsam eksik kalacak biliyorsun, ne kadar kalabalıksa da alfabem içimde olup biten yangına tarif bir lügat yok yerin yüzünde.

İçeriği paylaş