Ahmet Şefik Tevfik Okday

İyinur Ergün Cum, 30/03/2012 - 11:34 tarihinde yazdı

2001 yılının yaz aylarında iş görüşmesi yapmak üzere yanına gittiğim kişinin Osmanlı Son Sadrazamı Tevfik Paşa'nın torunu olduğunu duyduğumda içimi biraz buruk, biraz ürkek, biraz da tatlı bir heyecan sarmıştı. Canlı bir tarih ile karşılaşacaktım az sonra, nasıl heyecanlanmam ki?..

Odasına girdiğimde, masaya gömdüğü başını, önündeki kitabını aydınlatan lâmbalarla birlikte kaldırdı. Burnunun ucuna indirdiği gözlüğünün üstünden bakarak:

"Buyrun. Hoşgeldiniz, oturunuz!" dedi.

Heyecanım daha da artmıştı. Karşımda tahminen 90 yaşlarında, griye çalar saçlı, burnunun ucunda gözlüğüyle, geçirdiği hastalık nedeniyle çok da düzgün olmayan telaffuzuyla, yaşına göre oldukça yapılı biri duruyordu. Her şeyden daha da can alıcı olanı ise o tazeliğini, şevkini yitirmemiş capcanlı olan gözleriydi.

İşaret ettiği ve beni rahatlıkla görebileceği yere, tedirgin bir halde oturdum ve çekingen tavırlarla kendimi tanıtmaya başladım.

Yarım saatlik bir görüşme sonunda bana haftalık bir ajanda uzatarak:

"İletişim bilgilerinizi buraya yazınız." dedi.

Belli ki el yazımı görmek istiyordu. Yazdım ve ajandayı kendisine uzattım. Görüşmek üzere diyerek uzattığı elini sıkıp odasından sesizce ayrıldım...

Günler sonra, kendimi çalışma odasında, onun yanıbaşında buldum. Yüksekokulu yeni bitirmiş, henüz teorik bilgilerle iş yaşamına yeni yeni uyum sağlamaya çalışan ben, onun üstün iş prensibine kör topal ayak uydurmaya çalışıyor, müsvedde kağıdı bile işaretlemenin ayrıntılarını öğreniyordum.

Her sabah, saat on olmadan odada üç ayrı yerde bulunan (petek üzerinde, kitaplıkta ve duvarda) termometreleri, geldiğinde kendisine göstermek üzere kontrol edip notunu tutar, jaluziyi masanın üzerine güneş sızmayacak incelikte ayarlar ve günlük kırtasiye dizaynını yaparak kendisini beklerdim. Çalışma saati yaklaştığında, destek aldığı koltuk deyneklerinin sesinden çalışma odasına geldiğini anlar, yine garip bir şekilde içimi heyecan kaplardı.

Odası çok sayıda yabancı ve çeviri eserle doluydu. Hayret verici bir arşive ve arşivleme bilgisine sahipti. Almanya'da görmüş olduğu eğitimin kendisine kazandırdıklarıyla son derece pratik çalışma şekline sahipti. Yaptığı her iş bana çok farklı geliyor, her geçen gün bunlara kendimi alıştırmaya çalışıyordum.

Üç hafta boyunca oldukça asabi, gergin ve yüksek ses tonuyla bana bir şeyler öğretiyor, yaptığım her işe bir kusur buluyordu. Zaten tedirgin olan ben, iyice moral bozukluğu yaşıyor, gün geçtikçe de yanında çalışabilme umudumu yitiriyordum.

Nihayetinde bizler için çok basit olan ama onun için son derece önemli olan bir mevzuudan dolayı yine sesini yükseltti.Ben de artık buna dayanamayacağımı anladım ve:

"Benimle çalışmak istemiyorsanız açıkça söyleyiniz, lütfen imâda bulunmayınız." dedim.

Bir çırpıda dökülüvermişti kelimeler dilimden. Cevaben neler söyleyeceğini dahi düşünmüyordum ve içimden "Artık, bitti!" diye geçirdim.

Sustu. Birkaç saniye sonra gülümsemeye başladı. Ben şaşkın şaşkın kendisine bakıyordum. Gözlüklerini yine burununun ucuna indirerek konuşmaya başladı:

"Sen çok yetenekli bir kızsın, ben bir cevher buldum ve bu cevheri işliyorum aynı zamanda içindeki cevheri sana da göstermeye çalışıyorum." dedi.

Anlamamıştım!

Türkiye'de yaşayan insanların genel bir kolaycılık görüşüne sahip olduklarından, detayları önemsemediklerinden dem vurur, yaptığı her şeyde: "Türkiye'dekiler bunu yapmaz, ama sen istisna bir gençsin bu toplumda" diyerek, beni bana göstermeye çalışırdı. Anlamaya başlıyordum...

Deneme sürecini de atlattıktan sonra hızına yetişmeye çalışıyor, arada bir çalışmayı bölerek tarihten anlattıklarıyla beslenmenin hazzını yaşıyordum.

Yemek saatlerinde de sık sık anılarından bahseder, kendisini dinlediğim için teşekkür ederdi. Çok iyi derecede almanca bildiğinden, "Almanca öğrenmek ister misin?" dedi birgün.

"Elbette" dediğimde, hemen kitap ve kaset siparişi verdi.

"Çalışma yoğunluğumuz azalsın derslere başlarız o halde" dedi. Mutluluğum kat be kat artmıştı.

Konuşmakta, yürümekte ve yazmakta dahi güçlük çekmesine rağmen çalışmayı asla ihmal etmemiş, sağlık durumunun bozuk olmasına rağmen bu ülke gençleri için yetiştirmeye çalıştığı kitabını hazırlamaya koyulmuştu.

Hazırlamakta olduğu teknik kitabının çizimleri hariç, metni tamamlanmıştı. Geriye kalan "önsöz" ve "sonsöz"ü bana dikte ettirir, yalnız birisi üzerinde en az bir ay çalışırdık.

Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak bulunması dolayısıyla Türkiye'nin ilk sayılı makine mühendislerinin yetişmesine katkıda bulunmuştu. Şu öğrencilerinin her biri Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin sahibi konumundalardı.

Teknik açıdan oldukça zengin, 6 ciltlik bir kitabın yeni bir baskısına ilan vererek destekte bulunan değerli öğrencileri ve saygın firma sahipleri yıllar sonra hocalarıyla tekrar karşılaşmaktan ziyadesiyle memnun oldular. Firmaların verdiği testeğinin ardından ilan çalışmalarına başladık.

Uzunca bir dönem süren ilan trafiğinde artık çalışma odasında beni yalnız bırakmıştı. Her şeyi kendi başıma öğrenmem için salık veriyor, böylelikle zorlandığımda yine kendi başıma üstesinden geleceğime inandığını gösteriyordu.

Nihayetinde çalışmalar son aşamasına geldi, kitabını çıkarma heyecanı hergün daha da artan şevkinden anlaşılıyordu.

Fakat kader ağlarını örmüştü bile...

Teşhis edilen bir hastalıktan dolayı derhal ameliyat olması gerektiğini öğrenince:

"Neyse ki kitabın bitmesine az kaldı." dedi.

Ameliyat oldu. Hastanede bulunduğu süre boyunca yanına gider, serum takılı halde uzandığı yatağında kendisine işle ilgili bilgi vermemi isterdi.

Bir iki hafta kadar hastane trafiği böyle sürdü gitti. Ben bu arada kitabın son rötuşlarını yapıyor, bir yandan hastaneye gidip gelişmeleri bildiriyordum. Her geçengün iyileşip, döneceği umuduyla günler günleri kovaladı.

Hastaneden çıktı çıkacak derken, akciğerleriyle ilgili farklı bir hastalık nüksetti. Hastanedeki günler uzadıkça uzuyordu. Her geçen gün kötüye gidiyor; ama benden çalışmalarla ilgili bilgi almaktan vazgeçmiyordu.

Bir cuma günü iş çıkışında yine yanına gittim. Kitabın hastaneden çıkar çıkmaz baskıya hazır olduğunu bildirdim. Teşekkür etti ve yattığı yerden işaretle gösterdiği kalemle kağıdımı istedi. Titreyen elleriye kağıda, son saatlerini yaşadığını bilircesine:

"Sana Almanca öğretme sözü vermiştim, öğretemedim, kusura bakma! Ama umutluyum." diye yazdı.

Cumartesi hayata gözlerini yumdu. Yazdığı cümlesi ise hâlâ bende yaşamakta.

Büyük bir eğitimciyi, iş adamını, arkadaşı ve dahası canlı bir tarihi kaybetmiş, yıkılmıştım. Oysa ne çok istemişti gençlere sunmak istediği kitabını yayımlamayı. Daha yayımlamayı düşündüğü üç kitabı vardı oysa.

Olmadı.

Ofisten garaja inen dokümanlarıya birlikte çürümeye terkedildiler.

Ölümünden sonra kitap tam baskı aşamasına gelmişken, yalnız kalmıştım. Bana kattığı onca deneyimin karışılığı olarak vefa borcumu ödemeliydim. Bunu da en iyi, kitabının basılmasını sağlayarak yapabilirdim.

Kitabın giderlerini çocukları finanse edecek ben de yalnızca bilgisayarın kaldığı ofiste kitap basılıncaya kadar çalışacaktım. Nihayetinde bildiğim, bilmediğim bir çok hal ile karşılaşma pahasına da olsa kitabın basılmasını sağladım ve kitapları çocuklarına teslim ederek, görevimi kısmen de olsa yerine getirmenin verdiği rahatlığa izin vermeyen iç burkuntusuyla oradan ayrıldım.

Onca çalışmanın ardından kitaplar ne yazık ki gençlere ulaşamadı. Bırakıldığı gibi kalan kitaplar dağıtılamamış, son nefesine değin emek verdiği satırlar hala muhataplarına ulaşmamıştı.

İşte bu sayfanın amacı da rahmetli hocama budur. Büyük bir özveriyle hazırladığı eserlerinin çürümesine gönlüm razı olmadı. Hiçbir şey yapamasam dahi bu yolla sevgili hocama yarım kalan vefa borcumu ödemeyi umut ediyorum. Bu sebeple, dilerim eserleri gerek küçük ölçekli şirketlere gerekse de sevgili Türk gençlerine ulaşır.

Diliyorum bu karaladığım satırlar, değerli hocamın rahat uyumasına vesile olur.

Kendisine bir kere daha yaşamıma dahil olduğu için teşekkür ediyor; sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum.

Rahat uyuyunuz sevgili hocam.

 

 

Şefik Okday kim? +
Son Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa +
Anılarım +
İçine Ettiğimizin Dünyası +
Makine Elemanları 1. Cilt +
Makine Elemanları 3. Cilt +
Makine Elemanları 4. Cilt +
Makine Elemanları 5. Cilt ve ilavesi +
Makine Elemanları 5. Cilt ilavesi +
Makine Elemanları 6. Cilt +

kategori: