bilmek

İSLAM FELSEFESİ TARİHİ // Prof.Dr. Macit Fahri

İyinur Ergün gönderdi (Per, 23/02/2012 - 08:38)

İslâm felsefesi Süryâniler, Araplar, Türkler, Berberiler ve daha başkalarının da etkin olarak katıldıkları karmaşık bir fikri vetirenin mahsûlüdür. Bununla beraber, Arap unsuru, ona Arap Felsefesi demeyi caiz kılacak derecede hâkimdir. Endülüs ve Horasan gibi birbirine oldukça uzak ülke yazarlarının yedinci asırdan onbirinci asra kadar düşüncelerini ifade etmek için seçtikleri araç Arapça idi. Bu kozmopolitan çabadaki birleştirici gücü sağlayan, onun biçimini ve yönünü belirleyen ırki unsur en azından ilk merhalelerde Araplara aitti. Arap aydınlarının kadim ilimlere alâkası olmasaydı her hangi bir fikri gelişmenin meydana gelmesi yahut devam etmesi çok zor dya da imkânsız olurdu. Dahası, idareleri altındaki halkların adetlerini, usûllerini ve ilimlerini özümlerlerken bütünüyle İslâm kültür binasındaki yegâne evrensel unsuru, yani İslâm dinini katan araplardı.

Yeri geldikçe, her ırki grubun İslâm felsefesinin gelişmesindeki rolüne işaret edeceğiz. Burada, yakındoğuda felsefe ve ilmin gelişmesinin kendilerine çok şey borçlu olduğu Arapların hakikatte İslâm'ın doğuşuyla başlayan fikir tarihine değineceğiz. İslâm'ın doğuşundan önce Arapların en önemli kültürel anıtları, sözlü olarak aktarılan ve Arap hayatının içtimâi, siyasi, dini ve ahlâki cephelerinin vesikasını teşkil eden şiir ve edebi geleneklerdi. Lâkin bu vesika iptidai, bölgesel ve bölük pörçüktü.

PANZER BİRLİKLERİ // K.J. MAKSEY. MC

Bünyamin Ergün gönderdi (Çar, 15/02/2012 - 08:51)

ÇÖL ZIRH KONTROLUNDA
Araçlarını harekete hazır tutmakta güçlük çeken ilk Alman Askeri örgütü, zayıf ikmal hattının sonunda yer alan Rommel'in Afrika Birlikleriydi. İki Panzer tümeninin (5'inci Hafif tümen ve 21'inci tümen) tank taburlarına dördüncü bölüklerin ilave edilmesi ancak Mayıs 1942'de oldu.

Afrika Birlikleri başından beri, maharetleri ve ele geçirdikleri düşman ve müttefik malzemeleri sâyesinde ayakta durabilmişlerdi. Gönderilen takviye teçhizatın büyük bir kısmı denizin dibini boylamış, fakat Tanrı'nın da yardım ettiği Almanlar gerek İngiliz'lerden ele geçirdikleri, gerekse İtalyan'lardan kalan ikmâl maddelerini akıllıca kullanarak durumlarını düzeltebilmişlerdi.

Tobruk'taki kalenin durumu, 1941 ve 1942'de çölde savaşanların aklından çıkmıyordu. İngiliz'ler, kaleyi kurtarmak ve Afrika Birliklerin yok etmek, Rommel ise, İngiliz'lerle Mısır'da hesaplaşmadan önce burayı ele geçirmeyi gerekli bir başlangıç olarak görünüyordu. İngiliz'ler de, Alman'lar da, planlarını diğerinden önce uygulamaya çalışıyordu. Her ikisi de 1941 Kasım'ının başında hazırlıklarını tamamlamayı başardılar. İlk harekete geçen İngiliz'ler oldu. Bu harekâtı ‘Haçlı Harekatı' diye adlandıran İngiliz'lerin, Tobruk'a doğru üç kol hâlinde ilerlemeye başlaması, Rommel için bir sürpriz oldu. Eylül'de Mısır'daki İngiliz mevzilerine 21'inci Panzer tümeninin başında bir saldırı yapan Rommel, düşmanın bir taarruz harekâtına hazırlandığını fark edememişti.

ALTIN DAL // James George Frazer

Bünyamin Ergün gönderdi (Salı, 07/02/2012 - 08:41)

Bedenleşmiş Tanrılar
Yeryüzündeki bütün uygarlaşmamış halkların inanç ve uygulamalarından alınmış olan bu örnekler, ister Avrupalı ister başka yerlerden olsun yabanılların, bize bugün o kadar açık gelen doğa üzerindeki gücünün sınırlarını bilemediğini kanıtlamaya yeterli. Her insana, bizim bugün doğaüstü diye adlandıracağımız güçlerin az ya da çok bağışlanmış olduğu var sayılan bir toplumda, tanrılarla insanlar arasında bir ayrımın biraz bulanık olduğu, ya da pek ortaya çıkmadığı açıktır. İnsandan tamamen farklı ve ona üstün, insanın sahip olduğu güçlerle ne derece ne de tür bakımından karşılaştırılamayacak güçler kullanan doğaüstü varlıklar olarak tanrı kavramı, tarihin akışı içersinde çok avaş gelişmiştir. Başlangıçta, doğaüstü şeylere, insandan o kadar da üstün gözüyle bakılmıyordu; çünkü bunlar insan tarafından korkutulabiliyor ve istediğini yapmaya zorlanabiliyordu. Düşüncenin bu aşamasında dünya büyük bir demokrasi olarak görülmektedir; Dünyadaki, doğal ya da doğaüstü bütün varlıkların, oldukça eşit bir dengede bulundukları varsayılmaktadır. Fakat insan, bilgisinin artmasıyla birlikte doğanın uçsuz bucaksız olduğunu, onun yanında kendisinin ne kadar küçük ve zayıf olduğunu açıkça görür. Bununla birlikte, kendi umarsızlığını tanıması, hayalinde bütün evreni dolduran bu doğaüstü varlıkların da güçsüz oldukları gibi bir inancı beraberinde getirmez. Tersine, onların güçlülüğü düşüncesini daha da artırır.

Çünkü sabit ve değişmez yasalara uygun hareket eden bir kişiliksiz güçler sistemi olarak dünya fikri henüz tam olarak sezinlenmemiş ya da belirlenmemiştir kafasında. Bu fikrin bir tohumu vardır kafasında ve yalnızca büyü sanatında değil fakat aynı zamanda günlük yaşamdaki işlerin çoğunda da buna göre davranmaktadır.

COMPUTUS / Avrupa Tarihinde Zaman ve Sayı // Arno Borst

Bünyamin Ergün gönderdi (Çar, 25/01/2012 - 08:59)

Sosyolog Nobert Elias 'Zaman Üzerine' adlı kitabında (1984) Avrupa'nın takvim tarihini incelemiş, çeşitli dönemler arasında aydınlatıcı karşılaştırmalar yapmıştı. Ona göre, antik çağ gereksinim duyduğu az ayıdaki zaman sembolünü doğa görüngülerinden elde etmişti, ancak doğanın işleyişi "insani gereksinmeler için yeteri kadar düzenli değildi". Bu nedenle modern çağ, zaman sembollerinden oluşan, insan tarafından tasarlanmış ve sosyal ilişkilere göre düzenlenmiş yoğun bir sistem yarattı. Elias'ın bu savına göre karanlıkta kalan sadece ortaçağ dönemiydi. "Geleneklere ters düşmek konusunda daima gönülsüz" olan kilise, Julius Caesar'ın takvimini olduğu gibi kendi çağına sürüklemiş ve bunu geliştirmek için hiçbir girişimde bulunmamıştı. Çünkü ortaçağ, nesnel doğa zamanı ile öznel insan zamanı arasında bir ayrım yapmamış, her ikisini de Tanrısal yaradılıştan türetmiştir. Bu dönemin, geçerliliğini yitirmiş bir takvimi kullanma konusunda gerçekten de ısrar edip etmediği birinci sorumu teşkil ediyor.

Buna karşın, 1989 yılında sosyolog Günter Dux, yeniçağın gelişimini incelemek içni en verimli dönemin ortaçağ olduğunu düşünmüştü. Ancak Dux, takvimin liturjisini (ibadette, ayin ve duaların yetkili ruhani makamca tespit edilen sırası) göz önünde bulundurmamış, konuyu yalnızca ekonomik açıdan ele almıştı. Ona göre, tarıma dayalı ortaçağın manastırı, günlük işlerin ve köyde geçen faaliyetlerin etkisindeydi ve tüm doğal gelişimli kültürlerde de görüldüğü gibi çevresini ayrıntılı mitlerin sardığı kısa vadeli, dar bir eylem mantığı içerisinde yaşıyordu.

RAKAMLARIN EVRENSEL TARİHİ // Georges IFRAH

Bünyamin Ergün gönderdi (Per, 12/01/2012 - 09:04)

"Rakamlar" Nereden Geliyor?
Bir Gölgenin Uzun Uzun Aranışı Üzerine!
Saint-Exupéry'nin Küçük Prensi Gibi

Bu kitap çocukların sorularıyla başladı. Matematik öğretmeniydim ve her iyi eğitimci gibi, ne denli tuhaf ya da ne denli çocukça görünürse görünsün, hiçbir soruyu yanıtsız bırakmamaya çabalıyordum. Zekâ çoğu kez merakla beslenir.

O sabah gündemde sayılama dizgeleri üzerine bir çalışma vardı. Dersimi özenle hazırlamıştım ve sayıları Arap rakamlarıyla yazdığımızı her yönüyle, eksiksiz bir biçimde açıklamam, aynı vesileyle, sayıların özelliklerini ve bizim kullandığımız işlem tekniklerinin yapısını hiç değiştirmeden, onlu tabandan başka bir tabana geçmenin kuramsal olarak olanaklı olduğunu göstermem gerekiyordu. Son derece sıradan bir matematik dersine hazırlanıyorduk. Hani şu herhangi bir Fransız lisesinde gördüğünüz ve öğretmenlerin Orta Öğretim denen bu saygıdeğer kurumun varoluşundan beri her yıl bıkıp usanmadan yineledikleri derslerden biri.

Ne olduysa o zaman oldu! Tanrı alçak gönüllü bendenizin o gününün tamamen ötekiler gibi olmasını istemedi.

Sayfalar