anlamak yazıları

Eskidenberi, birbirine yabancı ve kapalı birçok medeniyetlerin, bulundukları yerde (autochtone) kendi kendilerine doğup büyüyebilecekleri; bir ağacın dallanıp çiçeklenmesi gibi, onların yetişmesinin de kendiliğinden (spontanément) olabileceği kabul edilirdi. Böylece, kendi kabuğu içine kapanmış ayrı bir âlem olan bir Çin medeniyetinden, bir eski Amerika (Aztek ve İnka) medeniyetinden; nev'i şahsına bağlı (sui généris) bir Hint medeniyetinden bahsedilirdi.

Şunu da söylemeli ki, bu türlü düşünceleri haklı gösterecek sebepler de eksik değildi. Her şeyden önce, birbirinden epeyce uzak yerlerde meydana çıkan medenî kaynaşmalar arasında bağları bulabilmek için, ilk vesikalara kadar inmek lâzım geliyordu. Çok defa bunların kaybolmuş, yok edilmiş veya elimize pek bulanık şekillerde geçmiş bulunması medenî bağlantılar üzerinde düşünebilmemize engel oluyordu. Buna bir de, her medeniyetin önce gelenleri hiçe sayarak kendini başlangıç gibi göstermek hevesinde olduğunu da katabiliriz. Samîlerin Ãdem'le başlamaları, Avrupalıların yerden biten bir kaynak gibi "miracle grec"den bahsetmeleri, Çinlilerin kendilerine yeryüzünün en eski soyu gözüyle bakmaları bundan ileri gelmiyor mu? Daha ileriye giderek diyebiliriz ki, İkinci Ramses ve Alâeddin Keykubad gibi bazı büyük hükümdarlar her şeyin kendileriyle başladığına inandırmak için eski binaların üzerindeki kitabeleri sildirerek oraya adlarını kazdırmayı düşündükleri zaman her şeyi yapıyorlardı.

İNSAN RUHUNA YÖNELİŞ // Carl Gustav Jung

anlamak gönderdi (Çar, 16/11/2011 - 09:26)

Ben ruhsal enerjiyi, tüm genelliği içinde, libido terimiyle belirtiyorum. Benim başlangıç varsayımım şu; eğer ruhun kapalı bir sistem oluşturduğu doğruysa, yaşamın her türde belirtileriyle ortaya çıkan enerjetik bir güce sahiptir ruh; sözkonusu enerji, dışavurumlarının birinden birinde ortaya çıkacaktır. Herhangi bir alana tutkuyla ilgi duyan birinin olgusunu ve bu ilginin bir anda kaybolup yerini boşluğa, ilgisizliğe bıraktığını varsayalım. Oysa kapalı bir sistemde enerji, bulunduğunu yerden, ancak bir başka yerde varolma koşuluyla ayrılabilir; biz de bu durumda ancak, libidonun nereye kaydığını, kişinin hangi alanına geçtiğini ya da hangi önemli koşulla etkisini değiştirdiğini anlamaya çalışırız.

Örneğimizin bu olgusunda, öznemizde alışılmışın dışında bir şeyler gözlemleriz. Bu düşünceden hareketle, ruhsal olayların temelinde bir nedensellik görülebilir; bu nedensellik mantıksal bir sıralanış değildir; bizi şöyle bir düşünceye yöneltir: Bugün bir özne şu ya da bu nesneye yarın yok olabilecek bir ilgi duyuyorsa karın ağrısı çekmeye benzer bu, ağrılar ansızın kayboluverir ve yerini başka bir sıkıntıya, örneğin yersiz bir korkuya bırakır.

Yolun başından beri önceliğimiz kitap okuyan insandı. Zira -her ne okursa okusun- okuyan insanın dinî, ahlakî, felsefî ve ilmî doğruya her halükârda ve sürede ulaşacağı aşikârdır. Aklımızın yettiğince yürüttüğümüz bu yolda biz de üzerimize vazife ettiğimiz değerleri daha da değerli kılabilmek adına canımızdan (kütüphanemizden) paylaşacağımız birkaç kitabı siz değerli dostlarımızla paylaşmayı makul bulduk.

Facebook safamızı beğenen her 250. Kişiye bir kitap listesi sunacak ve listeden seçtiği kitabı kendisine (kargo masrafı kendisine ait olmak üzere) göndereceğiz. 250. kişi çeşitli vesilelerle hakkından imtinâ ederse hediyemizi bir üst kayıttaki kişiye takdim edeceğiz. Takdîm gerçekleştiği vakit de yine buradan duyurusunu yapacağız.

Kaygımız yalnızca ahlâkî. Sıcak bir tebessüme vesile olabilirsek ne alâ.

anlamak* açıldı

anlamak gönderdi (Per, 13/10/2011 - 13:16)

2004 yılından bu yana hayata dair daha çok anlamamızı temin etmeye gayret eden anlamak.com, iki yılı aşkın suskunluğunun ardından tekrar açıldı. Niyetimiz bir daha kabuk dahi değiştirsek yayınımıza ara vermemek olacak. Zira kapandıktan sonra sizlerden gelen serzenişler öyle büyük oldu ki, yaptığımızın pişmanlığını her daim yaşadık; ancak üzerimize vazife olan değerlerimiz, sorumluluklarımız ve hayatın yokuşları bizi sizlerden uzak tuttu.

Onca yıl yayında olan anlamak* ardında büyük bir editör ve sponsor grubunun olduğu sanıldı. Bunun nedeni, eserlerini anlamak* için paylaşan üyelerimize editörlerin varlığını dahi hissettirmemekti. Zira "bilen" ya da "değerlendiren" kişi olmak bizim için nefsaniydi. Duvarlarını kitap, film ve müziklerle süslediğimiz yuvamızın dahi nefsimize hoş gelmesini engellemekti gayemiz. Zira gün olur gözleri pırıl pırıl parlayan bir üyemizin içerisindeki hevesi söndürürüz de boynumuz bükülür diye mümkün mertebe susmayı tercih ettik.