düşünmek

Bu araştırmada, Batı düşüncesinin oluşumunda İslam'ın oynadığı rolü ana hatlarıyla çizmeye çalışacağız. Bu etkin rol, değişik sanayi dallarıyla birlikte felsefe, tabiat bilimleri, fizik ve matematiğe olduğu gibi edebiyatın şiir ve öykü, güzel sanatların da mimarî ve müzik dallarına kadar uzanmıştır. En parlak evresinde olan İslam düşüncesiyle uyanışın ilk yıllarını yaşayan Batı Aklı arasındaki "aşılama" işlemi, iki merkezde odaklanmıştır. Bunların ilki İspanya, özellikle de Toledo (Tuleytula) şehri, diğeri ise Sicilya ve Güney İtalya idi. En meşhurları Ruggero II (ö. 1157) ve Friedrich II (ö. 1250) olan Norman kralları döneminde kültürel alışveriş zirveye çıkmıştı. Bu iki merkez, olgunluğunun en üst noktasındaki İslam düşüncesi ile henüz ergenlik çağındaki Batı düşüncesi arasında temas noktalarıydı. Bunun belki de en önemli nedeni, her iki merkezin İslam Devleti ile Hıristiyan Avrupa arasındaki sınırda yer almalarıydı.

İlk olarak Endülüs İslam medeniyeti ile komşu ülkelerin düşünce merkezleri arasındaki kültür alışverişine bakabiliriz.

İber yarımadasında yaşanan kültürel alışveriş, sonraları Papa Silvestre II adıyla tanınacak olan Gebert d'Aurillac'ın yaptığı geziyle başlamıştır. "Hikmet"i arayan bu Avrupalı, yaptığı gezi çerçevesinde önce Cordoba'ya (Kurtuba) gelmişti. Saygın ve güvenilir tarihçilerle, kendisi de bir tarihçi olan Ademar de Chabannes'ın tanıklık ettiği bu gezi hakkında hiç bir kuşku taşımamaktadır.

UMRANDAN UYGARLIĞA / büyücü çırağı // Cemil Meriç

Bünyamin Ergün gönderdi (Pzt, 20/02/2012 - 09:24)

Altın çağ ne zaman sona erdi, bilen yok. Üstureler ezelden beri karamsar: şairler ezelden beri ümitsiz. Tevrat da Upanişatlar gibi korkunç kehanetlerle dolu. Mazide tufan, istikbalde kıyamet. Ve dünya bir gözyaşı vadisi, bir vehim, bir rüya.

Gök sağır, toprak düşman, insan zavallı. Gerçeği inkar, gerçek ile savaşın tek yolu. Bedbinlik bir zırh eski çağlarda.

Sonra diz çöker canavarlar, uysallaşan tabiat, zaferden zafere koşan insan.

Dünya ile bir savaş başlar, Michelet'ye göre, dünya ile sona erecek bir savaş: insanın tabiatla, ruhun maddeyle, hürriyetin kaderle savaşı. Tarih, bu sonsuz kavganın hikayesidir. Üstünlük insanda. İki düşmandan biri hep aynı, öteki boyuna güçleniyor. Alpler büyümediler fakat biz Simplon'u aştık. Rüzgarlar ve dalgalar yine eskisi kadar coşkun, ama artık söz geçiremiyorlar buharlı gemilere.

Nihayet "homo economicus"un yani burjuvazinin hakimiyeti, Tanrı'ya ve mukaddes'e açılan savaş. Tek mabet: banka, tek mabut: altın buzağı. Hürriyetin ve gururun sarhoşluğu. Fetihler, fetihler.

BAUDOLINO // Umberto ECO

Bünyamin Ergün gönderdi (Cum, 10/02/2012 - 08:32)

Baudolino nihayet Hipatiaların yüzyıllardır soylarını nasıl sürdürdüklerini sorma cesareti göstermişti. O da, her mevsim Ana'nın doğurmaları için içlerinden bazılarını seçip, dölleyicilere götürdüğünü anlatmıştı. Hipatia dölleyiciler hakkında pek bir şey söylememişti, onları elbette görmemişti, ama töreyi yerine getirenler de görmemişlerdi onları asla. Geceleyin, bir yere götürülüyor, bir ilaç içiyor, sarhoş olup kendilerinden geçiyorlardı, dölleniyor, sonra topluluklarına geri dönüyorlardı, ve gebe kalanlar doğuma kadar arkadaşları tarafından bakılıyordu: karınlarındaki meyve erkekse, onu kendileri gibi yetiştirecek dölleyicilere teslim ediyordu, dişiyse toplulukta kalıyor ve bir ve bir Hipatia gibi yetişiyordu.

"Cinsel birleşme" diyordu Hipatia, "ruhları olmayan hayvanların yaptığı gibi, yaratılışın yanlışını artırmak için bir yol yalnızca. Dölleyicilerin yanına yollanan Hipatialar bu aşağılanmayı sadece var olmamızı, dünyayı bu yanlıştan kurtarmak için sürdürmek zorunda olduğumuz için kabul ediyorlar. İçimizden döllenmeye maruz kalanlar, bu eylemle ilgili hiçbir şey hatırlamaz. Eğer bu bir fedâkarlık ruhuyla yapılmazsa, bizim duyumsamazlığımızı bozar..."

ANTONIUS ve KLEOPATRA // William Shakespeare

Bünyamin Ergün gönderdi (Per, 09/02/2012 - 09:13)

Shakespeare'in konusunu Roma tarihinden aldığı üç oyunu Julius Caesar, Coriolanus ve Antonius ve Kleopatra'dır. Bu üç tragedya aynı kaynaktan, yani Sir Thomas North'un Plutarkhos'un Hayatlar'ı çevirisinden faydalanarak yazıldığı ve Antonius ve Kleopatra tarih olayları sırası bakımından Julius Caesar'ı doğrudan doğruya devam ettirdiği halde, Antonius ve Kleopatra'nın havası Coriolanus'unkinden bambaşka olduğu gibi, Julius Caesar'ınkiyle de hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü bu iki oyuna hâkim olan siyasal olaylar, ele aldığımız tragedyada ikinci plana düşmüş, Romalı general ile Mısır kraliçesinin aşkı ön plana geçmiştir.

Antonius ve Kleopatra'nın ya 1606 ya da 1607 yıllarında yazıldığını ve hemen oynandığını sanıyoruz. Ama tragedya ancak 1623 Folio baskısında yayınlanmıştır.

Antonius ve Kleopatra'nın ilişkisi Roma tarihinin en ünlü aşk hikâyelerinden biri olduğu için, Shakespeare'den önce de sonra da birçok tiyatro yazarları tarafından işlenmiştir.

Shaw bile Kleopatra'nın dayanılmaz büyüsüne kapılmış, Caesar and Cleopatra'sında Mısır kraliçesinin ilk gençlik çağını ele almıştır. Shaw'un oyununda, henüz on altı yaşında, ayrı çocuk, yarı tehlikeli bir dişi olan Kleopatra'nın orta yaşlı Caesar ile ilişkisi ve onun sayesinde kraliçeliği nasıl öğrendiği anlatılır. Kleopatra, on iki yaşındayken bir tek kere gördüğü Antonius'u hâlâ unutamadığı için, Caesar oyunun sonunda Mısır'dan ayrılırken, Antonius'u genç kraliçeye göndereceğine söz verir.

ÜNLÜ FİLOZOFLARIN YAŞAMLARI VE ÖĞRETİLERİ // Diogenes Laertios

Bünyamin Ergün gönderdi (Cum, 03/02/2012 - 08:43)

Pythagoras
... şimdi Pythagoras ile başlayan İtalyan felsefesini ele alabiliriz. Yüzük taşı yapımcısı Mnesarkhos'un oğlu Pytagoras, Hermippos'a göre, Samoslu, Aristoksenos'a göre ise, Tyrrhenialı idi; Atinalıların Tyrrhenialıları kovup ele geçirdikleri adaların birinden geliyordu. Ama başkaları onun soyunu, Phleius'tan sürgün Kleonymos'un oğlu Euthyphron, onun oğlu Hippasos, onun oğlu Marmakos, onun oğlu Pythagoras şeklinde kurarlar; Marmakos Samos'ta yaşamış, bu yüzden Pythagoras için Samoslu deniyormuş;

Buradan Lesbos'a gelip dayııs Zoilos'un sayesinde Pherekydes'in yanına girdi, ve üç gümüş kupa yaptırıp Mısır'a rahiplerin her birine armağan götürdü. Kardeşleri de vardı: büyüğü Eunomos, ortancası Tyrrhenos; bir de Zamolksis adında bir kölesi vardı: Herodotos'un söylediğine göre, Getalılar ona Kronos diye tapıyorlardı. Yukarıda söylendiği gibi, Syroslu Pherekydes'in öğrencisi oldu; onun ölümünden sonra Samos'a geldi ve Kreophylos'un soyundan, artık yaşlanmış olan Hermodamas'ın öğrencisi oldu. Genç ve bilgiye susamış biri olarak yurdundan ayrıldı, Yunanlı ve barbar tüm gizemlere girdi.

Böylece, Polykrates mektup yazıp onu Amasis'e tanıştırdığı zaman, Mısır'a geldi; Antiphon'un Erdemde Sivrilenler Üzerine adlı eserinde söylediğine göre, onların dilini öğrendi, Khaldaialıların ve Magların yanında bulundu. Sonra Girit'te Epimenides ile birlikte İda mağarasına girdi, Mısır'da da tapınaklara girip tanrılar hakkında bütün gizleri öğrendi.

Sayfalar