''İN'' SUYA YAZILAR
Diğerlerine benzeyen kadar çok kalabalıklar...
-Keskin bir geceyarısı...
-Küçük ve yalın benzeyişler...
-Anlaşılır ama anlatılmaz duygular...
Karanlığın bir sesi olmalı,
Adımların telaşı...
Kent olduğu yerde, gökyüzü, yıldızlar, insanlarda öyle,
Ama bir fırtınanın ardından yağmur kadar serpilmiş bir su kütlesinin parçalanmışlığını anlatmak İstanbul'da.
Bir şiir gibi; hayır! şiir bir illüzyondan ibarettir. Herşeye rağmen kalıyor bu kentte.
Yada nesir; düz olan herşey ezberleri anlatıyor yaşanmışlığa, unutmuşluğa.
Bilinmişliklere kadar yürümek durmadan, cazibeli bir korkuyla, ardında bir kaç ayak sesi ve çoğalan durmadan kendine katan bilinmeyenin cazibesi huzursuzluğum oluyor karanlığa. Oysa herşey yerinde; Gece ve karanlık, deniz ve düpedüz çoğrafyada bir kent...
-İstanbul! ...
Bir balıkçı teknesi şu, yanlızlık pahasına...
İnsanlar, evler, ve durmadan ördüğümüz duvarlar...
Ve sesler bazen kendine konuşmak kadar hastalık,
Bazen bir buluşun sevinci kadar büyük duruyor resimde.
Bazen rakamlara dökülen ilk olma hali,
İlk insan,
İlk erkek,
İlk kadın,
İlk rakam gibi bir birincilik endamıyla,
Gece ve resimden bir düşün hali.
Yeterince yaşamayı, yerleşik yaşamaya değişmek gibi istanbul!
Başkalarının gizeminden konuşmak kadar hoş,
Bir sesle karanlığı yakınlaştırmak kadar uyumlu,
Bir sesle karanlığa yürümek kadar cesur ,
Ve adımlarını duymak kadar sayısız bir telaş, istanbul!
Sen ey!
Sesimde yankılanan bitirim ikilemeler gibi tekrarında,
Gülüşün tarihçesi kadar eski,
Ve ölümün provası kadar korkusuz dur toprağında,
Yada çevirisi yapılmış kitaplar kadar öyle dur anlamında.
İstanbul sen!...
Bir sesle içimde emanet bıraktıktığım,
yaşamın provasını gölgesinde yaşıyan,
Aslını bir hınçla recm eden rezil ve zil,
Suretine boyun bükerek başı eğik,
Utancın beyazı kadar namuslu dur vatanında.
İstanbulun bir sesi olmalı,
Böyle pekte kolay denmeyecek kadar ahenk.
Güzelin huzursuzluğu,
Çirkinliğin uyumu olmalı.
Öylesine bir şehrin böylesine bir gözü...
*** ***
-yada bir çocuk olunmalı İstanbul da
İstanbul'a gebe olunmalı, bir anneye sahipli,
İstanbul kadar açılmadık zarflı bir söz yahut,
Kış duyguları kadar sahipsiz,
Bahar kaygıları kadar gelgit,
Bir yazın sıcağına özlem kadar bir söz...
*** ***
Göz göze geldiğimde, gökyüzü öylesine bir karartmaya tutmamıştı adaları, çamlıcayı,
Ve aydınlatmamıştı hiç bir ışık bu kenti...
Hiç biryede olmamak gibi,
Zamanın hesaba yazılmadığı bir mekan,
Bütün ışıkların geceyi aydınlatmaması gibi siyah...
Şimdi karanlıklar kadar sahipsiz ve korkulu,
İstanbul 'un sesi kadar bağırmak öylesine,
Ve hür olmak gibi şimdi coşkulu adımlarım,
-Nereye diyecek kadar sahipsiz biri olmak yada,
Rüya olmak gibi böylesine istanbulda...
Yeryüzünde bastığın heryeri karartmak kadar şimdi halim,
Biliyorum! ben bu kentin çocuğum!
Gebe kalındım bir gece, ansızın bastıran işgallere.
Sevinmelik istiyorum şimdi,
Belki tekrar bağlarım zincirleri,
Aşk, ölüm, ihanet yaşarım,
Ve arkamda ki hançeri çekerim,
Çekerim tek yanlı zehri...
İstanbul'a öfke olunmalı yahut deniz,
Gece ve karanlık,
Sahipli, sahipsiz,
Hürriyetli örülmüş duvarlar,
Ve coşkuya ramak kala,
Aydınlatmalı mı? boncuk boncuk dökülen,
Işığını yıldızdan, sahibini güneşten ve sıcağını özlemden alan,
Kuru bir toprağa, düşmelimi yağmur
Zil, sarhoş karanlığa...
-
- Selçuk Köroğlu yazıları
- yorum için giriş / kayıt




son yorumlar
1 gün 13 saat önce
1 hafta 3 gün önce
2 hafta 1 saat önce
2 hafta 1 gün önce
2 hafta 3 gün önce
3 hafta 3 gün önce
3 hafta 3 gün önce
3 hafta 3 gün önce
3 hafta 6 gün önce
4 hafta 1 gün önce