İNSAN RUHUNA YÖNELİŞ // Carl Gustav Jung

anlamak Ça, 16/11/2011 - 09:26 tarihinde yazdı

Ben ruhsal enerjiyi, tüm genelliği içinde, libido terimiyle belirtiyorum. Benim başlangıç varsayımım şu; eğer ruhun kapalı bir sistem oluşturduğu doğruysa, yaşamın her türde belirtileriyle ortaya çıkan enerjetik bir güce sahiptir ruh; sözkonusu enerji, dışavurumlarının birinden birinde ortaya çıkacaktır. Herhangi bir alana tutkuyla ilgi duyan birinin olgusunu ve bu ilginin bir anda kaybolup yerini boşluğa, ilgisizliğe bıraktığını varsayalım. Oysa kapalı bir sistemde enerji, bulunduğunu yerden, ancak bir başka yerde varolma koşuluyla ayrılabilir; biz de bu durumda ancak, libidonun nereye kaydığını, kişinin hangi alanına geçtiğini ya da hangi önemli koşulla etkisini değiştirdiğini anlamaya çalışırız.

Örneğimizin bu olgusunda, öznemizde alışılmışın dışında bir şeyler gözlemleriz. Bu düşünceden hareketle, ruhsal olayların temelinde bir nedensellik görülebilir; bu nedensellik mantıksal bir sıralanış değildir; bizi şöyle bir düşünceye yöneltir: Bugün bir özne şu ya da bu nesneye yarın yok olabilecek bir ilgi duyuyorsa karın ağrısı çekmeye benzer bu, ağrılar ansızın kayboluverir ve yerini başka bir sıkıntıya, örneğin yersiz bir korkuya bırakır.

Geçmişte, görünümü farklı olaylar dizisinin mantıksal ve nedensel sürekliliğini belirlemek olanaksızdı. Kişinin şu ya da bu fanteziyle korkuya kapılacağı, baş ağrısına, baş dönmesine, yıldırım aşkına tutulacağı bilinmezdi. Bugün bunların, düzey değiştiren aynı enerjinin değişik görünümleri olduğunu biliyoruz; enerji genellikle bilinci uyarır, kimi zaman da orada gözden kaybolur, birkaç basamak aşağı iner ve yürek çarpıntısı, karın ağrıları gibi olaylara neden olur, ardından değişik bir görünüm, örneğin bir düşünce, bir coşku görünümü altında yeniden belirir. Enerjetik düşünce psikolojiye yabancı düştüğünden, tüm bu fenomenler ortak bir addan yoksundur. Belirtilerde bir ana birim ve birbirleriyle bağlantı oluşturan eşdeğer ilintiler bilinmediği için bunları gözlemlemenin de hiçbir anlamı yoktu eskilerde. Ruhsal enerjinin sözünü ettiğimiz değişimlerini daha iyi belirleyecek bir örnek size:

Hasta, tuhaf davranışlar gösteren elli altı yaşında bir kadın; birdenbire başlayan zihinsel karışıklık ve buna bağlı olarak sürekli yakınma. Tıbbi araştırma sonucu ortaya çıkan hiçbir şey yok, yalnızca sırtta görülen tomurcuk biçiminde kabarıklar akla kötü bir urun varlığını getirebilir nitelikte. Bu olguya nasıl katıldığımı anmısamıyorum; hastanın içinde bulunabileceği ruhsal durum gözönüne alınmamıştı. Hastayı kontrol ettiğimde deri kabarcıklarının sırtın her iki yanında da simetrik olarak bulunduğunu gördüm. Sonra hastalığın geçmişini araştırdım; nerede, nasıl ve ne zaman başladığın öğrenmeye çalıştım. "Ne oldu böyle birdenbire, niye böyle ani başladı?" diye sordum hastaya. Bu konuda hiçbir şey bilmiyordu. Daha önce çok iyi bir durumdayken, sözkonusu hastalık bir anda ortaya çıkıvermişti. Kendisiyle ilgilenen hekimleri sorguya çektim; her şeyi araştırdıkların, hastanın oğlu ve akrabalarıyla görüşmelerine karşın hiçbir bulgu edinemediklerin söylediler. Fakat inatçı olduğum için (hâlâ da öyleyimdir) yeniden hastayı sorguya çektim: "İyi düşünün, geçen hafta Noel sırasında, herkesin evinde olduğu bayram günü ne oldu?" Hiçbir şey anımsamadığını yineledi.

- Kuşkusuz, Noel için bir takım hazırlıklar yaptınız değil mi?
- Hayır, yapmadım.
- Niçin yapmadınız?
- Çünkü oğlum gidiyordu.
- Niçin?
- Evlenecekti.
- Gitmesi gerekiyor muydu?
- Evet, hem de istemediği halde.
- Hangi tarihte?
- Şu gün.

Hastalığının ilk belirtisi, sözünü ettiği, o ‘şu gün’ de boy göstermişti. Hekimlere bu bir "histeri" dedim. Yaşama nedenlerinden birinin yok olması, hastada bilirli bir yerdeki enerji bölünmesine yol açmıştı. Bu da, nedeni anlaşılmayan sıkıntıları ortaya çıkarmıştı. Hasta, yaşlı dul kadın, bir başka kadın için giden oğlunun hastalığına neden olduğunu bilemezdi; oysa içinde bir şeyler başkaldırıyordu: Sevgili oğlum beni bırakıp gidiyor, ikinci kez dul kalıyorum; sıkıntıları, çığlıkları hep bundandı; hasta durumunu kendine açıklayamıyordu.

* * *

Çağdaş bilimsel düşünce nedenselliğin oğludur; neden araştırmaları da geçerli akçedir bugün. Sonuçta, düşyorumsal psikolojiyle ilgili bilimsel bir açıklama gerekti mi, tümdengelimli Freudcu düşünceler çok ilgi çeker. Bunları kuşkulu bulduğum doğrudur, çünkü zorunlu olarak eksik kalırlar; sonuçta yer alanları karanlıkta bırakan nedensel kaynaklı düşünceler, ruhu tanımaktan uzaktır.

Ancak büyük güçlükler karşısında, nedensel ve ereksel kavramların uygulamada olduğu kadara kuramsal alanda da işbirliği bugün hâlâ kullanılabilir ve bizi düşün doğasını en iyi biçimde tanımaya ulaştırabilir.

* * *

Bilimsel ruh incelemesinin, geleceğin bilimi olduğuna inanıyorum. Psikoloji, doğa bilimlerinin en genci ve henüz emekleme evresinde bugün. Bizim için en önemli bilim dalı bu; gerçekten de, insanoğlu için en büyük tehlikenin açlık, deprem, mikropla, kanser olmayıp, yalnızca insanın kendisi olduğu, göze kamaştırıcı bir açıklıkla ortaya çıkmıştır.

Nedeni ortada: Ruhsal yaraları saracak etkili bir çare yok henüz, oysa bu yaralar doğanın en acımasız, en büyük yıkımlarından daha da yok edicidir! İnsanı olduğu gibi, halkları da korkutan en büyük tehlike, psişik tehlikedir. Beliren genel güçsüzlüğün nedenleri, bilinçaltını hiç dikkate almaksızın tek bilinçle, ama yalnızca bilinçle ilgilenmiş olmasıdır. Bunu sonucu olarak insan için en büyük tehlike, bilinçaltı etkilerin biriktiği kitleden kaynaklanır ve bilincin akılcı direnmelerini susturur. Her kitle örgütü, dinamit yığınından farksız gizli bir tehlike oluşturur. Çünkü buradan, kimsenin istemediği ve hiç kimsenin de engelleyemeyeceği etkiler yayılır! Bu nedenle psikolojinin ve onun bilgilerinin, buluşlarının yaygınlaşması ve böylelikle insanların başları üzerinde dolaşan büyük tehlikelerin nereden kaynaklandığını öğrenmeleri gerekir. İnsanların, modern savaşlar olarak beliren büyük yıkımlardan kendilerini korumaları herkesin tepeden tırnağa silahlanmasıyla olmaz! Silah yığınları savaşları gerekli gösterir! Gelecekte, bilinç setlerini yıkıp kurtularak dünyayı tehlikelere sürükleyen bilinçaltının yarattığı koşulları yok etmek, daha yeğlenir bir durum değil midir?

Umarım, tüm insanlık için geçerli olan bu sorunu aydınlatmaya yarayacaktır bu kitap.

Küsnacht-Zürih, Ocak 1944
Carl Gustav JUNG

İNSAN RUHUNA YÖNELİŞ
Carl Gustav JUNG
Çev. Engin BÜYÜKİNAL
Say Yayınları, 5. Baskı, 2004

kategori: