İTİRAF EDİYORUM!

bünyamin Ergün Per, 16/10/2014 - 11:04 tarihinde yazdı

Lise yıllarımda bir mecliste sohbet ederken dostlarımdan biri hayatını hiçbirimizin tercih etmeyi aklının ucundan bile geçirmediği kimi radikal yollara girerek sürdürmeyi düşündüğünü söyledikten sonra kendini o yollarda yürürken hayal eden bakışlarını üzerime umursamazca çevirdiğinde, dayanamamış ve "Kendine neden yazık ediyorsun?" diye sormuştum. Uzun bir sessizliğin ardından, yankısı hâlâ kulağımda kalacak şekilde, "Yapacak daha iyi bir şey bilmediğimden" diye cevap vermişti.

İnsanca, pek insanca bir fikir. İşte itirafım da bu fikri çözümlemeye yönelik olacak.

Yaşım kemale erdiğinden midir nedir, artık herkesin kendine ait bir hayat tarzı olduğunu düşünüyorum. Kimi bu gömleği kendine yakıştırıyor, kimi de yakıştırmıyor; ama şurası var ki herkes daha iyi bir şeyi yapamayacağını bildiğinden yapıyor.

Kimi kitap okuyor, kimi film izliyor, geziyor, yemek yapıyor... Kimi kendini düşünüyor, kimi toplumu, eşyasını, hayvanını... Kiminin aklı beş karış yukarıda, kiminin beş karış aşağıda. Kimi yazıyor, kimi yapıyor, söylüyor... Kimi kalabalıklara karışıyor, kimi yalnızlıklara. Kimi dindar, kimi dinsiz. Kimi para kazanıyor, kimi harcıyor. Kimi kimsesiz, kimi bir yerlere ait. Kimi duvarındaki diplomayı, kimi fotoğrafları, kitaplardan ya da dergilerden koparılmış resimleri artırdıkça oluyor. Kimi bir kelimeden bin cümle çıkarıyor, kimi bin cümleden bir kelime çıkaramıyor. Kimi zararlı olduğunu bile bile sigara içiyor, kimi çikolata yiyor. Kimi binlerce dolarlık bilgisayarlarda oyun oynuyor, kimi hesap makinesi kıvamındaki bilgisayarlarda insanlığı kurtaracak planlar yapıyor. Kimi konuşabilmek için iphone alıyor, kimi telefon. Liste burada bitmiyor, uzuyor da uzuyor...

Bunları neden yapıyorlar? Herkes daha iyiye ulaşmaya çalışıyor ve bildiğinden iyisine henüz vakıf olmadığı için de sonrasını göremiyor. İnsanca, pek insanca.

Entelektüelin, aydının ve hatta avamın diline pelesenktir, "Yorulmadan olamazsın" sözü. İllâ hayatından bir şeyler eksilteceksin ki makam sahibi olacaksın. Nedir makam? Yazar, tüccar, eş, evlat, çalışan, vatandaş, erkek ya da kadın. "Bunların makamı mı olurmuş?" demeyin. Kendinizi yorarsanız erkek ya da kadın üzerinde söz söylemeye muvafık bir Psikolog, kimsenin fark etmediğini fark eden (!?) bir yazar, tüm dükkanlar nal toplarken çetrefilli kurnazlıklarla kasasından para taşan bir tüccar, imrenilecek bir eş, evlat, çalışan olabilirsiniz. Pekâlâ bunu neden yapacaksınız? Cevap yine aynı: Herkes daha iyiye ulaşmaya çalışıyor.

Pekâla yapamayanlar? Misal, televizyon karşısında göbeğini kaşırken "Şu heriflerdeki imkân bende olacaktı ki..." diyeni nereye koyacağız? Aslında yeri belli: Televizyonun karşısı. Çünkü bu kişi, her ne kadar halinden memnun olmasa da daha iyisine ulaşmaya çalışmayan, ulaştığı yeri sevmeyen ya da benimseyemeyen kişidir. Kötülediğimden değil, yanlış anlaşılmasın. Hepimiz istesek de istemesek de yapabileceğimizin en iyisini yaşıyoruz. Daha ötesini değil.

Tabi bir de kader mahkumları var. Bunlar, başkalarının iyileri tarafından hayatı heba edilmiş kişilerden oluşuyor. Nüfuz, para ve bilek gücü, kimi zamanlarda kınından çıkmış kanlı bir silaha dönüşebiliyor, maalesef.

Ya zaman? Kimi şeyleri yapmak için erken, kimileri için de geç olabiliyor. Gençken akla gelmiyor, yaşlılıkta imkân kalmıyor. Bu da bir tür kader mahkumluğu olsa gerek.

Herkesin durumu böyleyken, benim durumum farklı olabilir mi? Olamaz. Öyle sanıyorum ki çizgi üzeri biriyim. Düşünce ve sanat, ömrümün neredeyse tamamını yayılmış durumda. Kitapsız günüm, sanatsız fikrim olmuyor. Neden? Yapabilecek daha iyi bir şey bilmediğimden.

Kimi, arkadaşlarıyla halı saha maçına gider, kimi mangala, kimi sohbete... Ben de kitaplara gidiyorum. Gidemediğim zaman da onları ve onlarla geçirdiğim zamanı hayal ediyorum. Bir gün halı saha maçına gitsem, kendimi fizyon laboratuvarında, Ankara'nın Bağları çalan bir arabaya 7 erkek binip mangala gitsem kendimi uzaylı görmüş masum köylü gibi hissederim. Eğlence, birlikte olma hali, erkek muhabbeti benim gibi bir insana nasıl çekici gelebilir ki? Benim için eğlence çekirdekten öteye, kalabalık gigabyte'tan, neredeyse her sohbet ve muhabbetse vakit kaybından öteye gidemiyor. Hangi vakit? Düşünce ve hayallerimde geçirmeyi arzuladığım vakit. Tabi, şunu da biliyorum ki kimileri bu durumumu acınası buluyor, aynı benim mangala gitmek üzere bir arabaya tıkışan 7 yağız erkeği, toplumsallaşma arzularını fındık kabuğunu doldurmayacak kimi meseleleri konuşma bahanesiyle mantığa büründürüp saatlerini harcayanları, yalnızca para ve gelecekteki hayali zenginlikler üzerine kurulu ilişkileri acınası bulduğum gibi.

Daha çok bildiğimden dolayı demiyorum; ancak şunu bir düşünmek icap etmez mi? Maksat mısrayı keşfetmekse bir divan hatmedilir; ancak divanı hatmetmeden mısrayı keşif mümkün mü? Maksat entelektüaliteyse aç önüne bir kitap, oku. Olmaz. Zira mesele entelektüalite değil. Toplumsallaşma. İyi de hani hakikatin yolu tek kişilikti?

Kimi hayallerimde 17 yıl sonra kavuşacağım emekliliğimi görüyorum. Allah ömür verirse o günlerde kitap dolu bir evimizin olacağını sanıyorum. Koca burunlu, ketum, sinirli ve ters bir yaşlı olacağımın garantisini verebilirim. Ha, kuvvetle muhtemel yine kalabalıklardan uzak yaşayan, haldır haldır kitap okuyan, pencereden esen her rüzgarı metafor bilen, aklından süzülenleri önemsemeyen öyle sıradan bir tip...

Daha iyisi olmaz mıydı? Olabilirdi belki; ama o zaman da şu zamanda elimde olanlar olmazdı, şüphesiz. Nedir bunlar? Mutlu ve şefkat dolu bir aile, iş dışında aileme ayırabileceğim ne umduran ne öldüren yeteri kadar zaman, fikir ve sanata dair hülyalarımı örtmeyecek kıtlıkta kazanç ve belki de ömrümün şimdiyi de içine alan büyük bir kısmı...

Hasılı, halimden fazlasıyla memnunum ve belki de bu memnuniyet nedeniyle kimsenin hayatına karışmıyor, beylik laflar edip etrafa kendimi öven cümleler savurmuyor, kimsenin iyisine tecavüz etmeden kendi iyiliğimi gerçekleştirmeye çalışıyor, başkalarının hayatını etkileyebilecek kimi şeyleri dayatmıyorum. Benden ilham mı almak istiyorsun? Aç bir kitap oku. Git bir film izle. Otur bir resme saatlerce bak. Aynı şarkıyı ardı ardına beş bin kere dinle. Kabiliyetin olsa da olmasa da dans et, benim gibi kıvaramıyorsan ritm tut. Olmadı, çık dışarı, tak kulaklığı kulağına, eğ başını öne ve yürü.

Aslında hepsi çok basit; ama şaşalı değil. Şaşalı olsaydı basit olmazdı. Basit olmasaydı da her şey karışırdı. Her şey... Hiçbir şey şu andaki gibi olmazdı. Bunu görebiliyorum; ama kimseye anlatamıyorum. Anlatamadığımı da itiraf ediyorum.

Düşündüklerim ve yaptıklarım yanlış olabilir mi? Olabilir elbette; ama şurası gerçek ki aynı siz ya da diğerleri gibi ben de şu an için yapacak daha iyi bir şey bilmiyorum. En azından hayal kırıklıklarımı bir başkasına mâl etmiyorum.

kategori: