MAĞARADAKİLER / entelektüel yahut avrupa'da aydın / Cemil Meriç

İyinur Ergün Cum, 18/05/2012 - 09:10 tarihinde yazdı

Entelektüel Kim yahut Tariflerin Alacakaranlığında
Entelektüel, ülkeden ülkeye, yazardan yazara değişen bir mefhum. Her tarif aşağı yukarı, ya bir önyargıya dayanır, ya belli bir döneme. Kelimenin vatanı Fransa. Entelektüel bugünkü mânâsını Dreyfus dâvâsıyla kazanmış.

Toplumu İkiye Ayıran Dâvâ
Dreyfus'ü hatırlarsınız: Casusluk yaptı diye tutuklanan kurmay yüzbaşı. Dünya umumî efkârını yıllarca uğraştıran Dreyfus dâvâsı, Fransız siyasi hayatının en unutulmaz sayılanlarından biri. Bir yanda devlet... Kilisesi, ordusu, genelkurmayı ve bütün saygıdeğer müesseseleri ile Fransa. Ötede adalet ve hakikate susamış bir avuç yazar.

14 Ocak 1893 tarihli L'Aurore gazetesi Entelektüellerin Beyannamesi'ni yayınlar. Kurulu düzene karşı bir savaş ilânıdır beyanname. Gelenekle kalem arasındaki bu savaşın baş kahramanı Zola, çağın en belirgin entelektüel tipi. O tarihten sonra entelektüel, yazı veya söz aracılığı ile toplumun şuurlanmasına yardım eden kişi olur. Yol gösteren, aydınlatan, itham eden kişi. Kelime sol'un bayrağıdır artık.

Sağa Göre Entelektüel
Dreyfus'e karşı olanlar için, Dreyfus'un mahkemesi askeri yargının işiydi. Entelektüeller sanığın suçsuzluğunu haykırırken yetkilerini aşıyorlardı. Sağ, Dreyfus dâvâsından beri entelektüel şüphe ile bakar.

İonesco, "Tuhaf değil mi?" der, "entelektüeller ne büyük yazar, ne ünlü ressam, ne politika adamı, ne de bilgin. Entelektüel kendi kendini ifşa edemeyen adam, bir nevi mektep kaçağı." Ama Batılılar bu mektep kaçağının vasıfları üzerinde anlaşamaz.

Bir Akademi üyesine göre, "Entelektüelin ilk vasfı dürüstlüktür." Kime karşı dürüstlük? İnsanın insana düşman olduğu bir dünyada dürüstlük kabil mi? "Her asrın, bilhassa bizimkinin bir Diyojen'e ihtiyacı var. Ama Diyojenliği göze alacak kadar pervasız, Diyojen'in sözlerine katlanacak kadar sabırlı insanlar nerede? (Guéhenno)

Tanınmış bir yazar (Maulnier) entelektüelin görevlerini şöyle sıralar, "düşünmek, doğruyu aramak, nesnel bilgiye ulaşmak. Entelektüel hiç kimseye ahmakça bir saygı göstermemeli, müesseseleşen doktrinlere kuşku ile bakmalı. Naslara bağlanmak kısırlaşmaktır. Gelenekle savaş, evet; moda teslimiyet hayır. Entelektüel, hükümlerini aklın ışığında vermelidir, tutkuların değil.Entelektüelin başlıca vasıflarından biri de hoşgörü."

Şimdi de bir sosyologu (Aron) dinleyelim, "Fransa'da hiç kimse bir yazıhane memuruna, üniversiteyi bitirmiş de olsa entelektüel demez. Memur, işçidir; yazı makinası, aleti. Oysa gelişmemiş bir ülkede her diplomalı,entelektüel." Peki, nasıl tayin edeceğiz aydını? Geniş mânâda, kafa işçileri olarak; dar mânâda, uzmanlarla okumuşlar. İyi ama uzmanla kâtip arasında kesin bir sınır var mı? Ne'de uzman? Ne kadar uzman? "Okumuş" sıfatı da müphem. O halde? Gerçek entelektüel, hayatını, kafasıyla kazanan kişi. Romancılar, ressamlar, heykeltraşlar gibi. Yani aşağı yukarı, herkes entelektüel. Ama Pascal'la Dercartes değil. Çünkü onlar hayatlarını kelimeleriyle kazanmıyorlar.

En iyisini bir şair söylemiş galiba. "Entelektüellerin işi, her nesneyi remzine yani kelimeye ve sembole bakarak irdelemek, gerçek eylemlerle tatmamak. Sözleri, bunun için şaşırtıcı, politikaları tehlikeli, zevkleri sathi.Sosyal birer uyarıcıdır entelektüeller. Ve her uyarıcı hem yararlıdır, hem zararlı" (Valéry).

Biraz da Fransa dışına çıkalım. "Entelektüel, tarif edilmesi kolay olmayan bir sosyal tip", diyor Schumpeter. "Hatta entelektüellerin özelliklerinden biri de tarifindeki güçlük. Entelektüeller köylü gibi, sanayi işçisi gibi, ayrı bir sınıf değildirler. Toplumun her tabakasından kopup gelirler. Faaliyetlerinin büyük bir kısmı birbirlerin hırpalamaya harcanır. Kendi sınıfları olmayan sınıfların çıkarlarına öncülük ederler. Bununla beraber, ortak davranışları, ortak çıkarları da vardır. Bu bakımdan bir sosyal sınıfa benzerler. Her diplomalıya entelektüel diyemeyiz. Ama yükseköğrenim görmüş kimseler biraz entelektüel adayıdırlar. Kafalarının benzer şekilde doldurulmuş olması birbirlerini anlamalarına yarar ve bağ kurar aralarında. Entelektüeli serbest meslek sahibi diye tarif de yanlış. Meğer ki sözle ve yazıyla meslek dışı konuları işlesinler, hoş bunu sık sık yaparlar ya. El işiyle kafa işini birbirinden ayıran tariflerde aşırı. Entelektüeller, işi konuşmak veya yazmak olan, amlî sahada hiçbir sorumluluk yüklenmeyen kimselerdir, tarifi de eksik. Kimine göre mesleksizlerin mesleğidir entelektüellik. Kimine göre entelektüelin tecrübe ile elde edilen hiçbir bilgisi yoktur. Hiçbir şeyi lâyıkı ile bilmez entelektüel. Onun için her telden çalar. Bunların hepsi lakırdı. Ama entelektüelin üzerinde anlaşmaya varılan bir vasfı var; eleştiricilik. Eleştiricidir, çünkü olayları yaşamaz, dışardan seyreder. Sonra kendini kabul ettirmenin en kestirme yolu çevresinde şaşkınlık uyandırmak."

Schumpeter, yapılan tariflerden hiçbirini doyurucu bulmaz. O'na göre en iyisi örneklere başvurmak. Sözgelişi Eski Yunan'daki sofistler entelektüeldirler.

Latin Amerika aydınlarını araştırma konusu yapan Ellison için, üslubu olan bir yazardır entelektüel. Şairdir, romancıdır, tiyatro veya deneme yazarıdır. Peki..Kitapsız hocalar, politikacılar, avukatlar mabetten kovulacak mı? Bir ülkede üslubu olan kaç yazar sayabiliriz?

İsrail'de entelektüel: Bilgili, parlak zekâlı, yaratıcı güce sahip, üstelik günlük sorunları da çözebilen kimse. Maaşallah...Bu tarife göre, ne Spinoza entelektüel, ne Balzac, ne Einstein.

Sosyal İlimler Ansiklopedisi'nin aydın tarifi şu : " Hükümleri düşünceye ve ilme dayanan...Entelektüel olmayanların hükümleri ise daha doğrudan doğruya, daha topyekûn duyulara dayanır" (Roberto Michels).

Hükümlerin düşünceye ve ilme dayandığını nasıl bileceğiz?

Entelektüeller üzerine koca bir kitap yazan Shills de şöyle buyuruyor. "Entelektüeller, konuşur veya yazarken, çevrelerindeki fertlerin çoğuna kıyasla, insan, cemiyet, tabita ve kozmos hakkında genel sembolleri ve soyut referansları daha sık kullanan kimselerin bütünü vs."

Sol Der ki
Entelektüeli, işinin veya düşüncesinin mahiyetine göre tarif edemeyiz. Çağdaş toplumda elin karışmadığı kafa işi, kafanın düzenlemediği bedenî çalışma yok gibi. Yani bir mânâda herkes entelektüel. Fakat bütün insanlar toplumda entelektüel vazifesi görmez. Tarih sahnesine çıkan her sosyal sınıf, kendisiyle beraber bir veya bir çok entelektüel tabaka yaratır.

Entelektüel kucağında yetiştiği çevrenin organik bir parçasıdır, ona tutarlılık kazandırır.Yalnız iktisadi değil sosyal ve siyasî şuur da verir: vazife şuuru. Kapitalist işletme, sanayi teknisyenini, iktisat bilginini, kültür adamını, hukukçusunu yaratır. Demek ki aydın, üretime doğrudan doğruya katılmaz. Şu veya bu topluluğa uzvî olarak bağlı entelektüel bir tabakanın varlığını belirleyen, sosyal münasebetlerin bütünü. Bir kelimeyle her toplumun, daha doğrusu her sosyal sınıfın aydını kendine göre. (Gramsci).

Bir iktisatçı, fikir işçisiyle entelektüeli birbirinden ayırır. Fikir işçileri, toplumun oldukça kalabalık bir kesimidirler.Kollarından çok kafalarıyla çalışırlar. İş adamı, doktor, işletme şefi, kültür yayıcısı, borsa komiseri ve üniversite hocası gibi. Beyaz yakalılarla mavi yakalılar arasındaki bu farklılaşma, çağımızda en ileri merhalesine varan bir iş bölümünden doğmaktadır. Evet, kafa işçilerinin çoğu entelektüeldir, çoğu..zira arada kol işçilerinin de entelektüel olduğu görülür. Kafa işçisiyle entelektüeli birbirinden ayıran ölçü şu: Entelektüel doğruyu söyler; entelektüel cesurdur, yani bir araştırmayı sonuna kadar götürür. Başlıca vasfı, eleştirmek. Ne kendi varacağı hükümlerden çekinir, ne herhangi bir iktidara ters düşmekten. Sosyal müesseseleri karşılaştırır, tahlil eder, daha ileri, daha insanca ve daha rasyonel bir düzenin kurulmasına yardımcı olur. Bir kelimeyle, toplumun şuuru ve ileri güçlerin sözcüsüdür (Paul Baran).

Hangi toplumun ve hangi güçlerin?
Varoluşçuların entelektüel anlayışı da müphem ve kaypak. Onlara göre entelektüel, belli bir siyasi hizibin militanı olamaz, elbette ki çalışan sınıfların yanındadır, ama bu sadakat körü körüne bir bağlanış değildir. Entelektüel, olaylar karşısında her an yeni bir vaziyet almak, kendini ayarlamak zorundadır. Yalnız "hakikate angaje"dir o, değişen, gelişen hakikate.

Sartre, ortalama Fransız aydınının entelektüel anlayışını şöyle belirtir: Entelektüel, zekâ ile ilgili bir faaliyet (müspet ilimler, tıp, edebiyat v.s.) sayesinde az veya çık isim yapan ve kazandığı ünü kötüye kullanarak toplumu ve kurulu düzeni eleştiren bir nevi insan. Bu eleştiri, topyekûn veya dogmatik (müphem veya açık, ahlâkçı veya Marksçı) bir dünya görüşü adına yapılır. Örnek mi istersiniz? Atomun parçalanması üzerinde çalışan bilginlere entelektüel denmez; onlar sadece bilgindirler. Ama aynı insanlar imaline yardım ettikleri aletlerin büyük tahrip gücünden korkarak efkâr-ı umumiyeyi atom bombasının kullanmasına karşı uyarmak için bir araya gelir ve bir bildiri imzalarlarsa entelektüel olurlar.

Türk Aydınına Göre Aydın
Ziya Gökalp der ki: "Halka doğru gitmek ne demektir? Halka doğru gidecek olanlar kimlerdir? Bir milletin münevverlerine, mütefekkirlerine o milletin güzideleri adı verilir. Güzideler yüksek bir tahsil ve terbiye görmüş olmakla beraber halktan ayrılmış olanlardır. İşte halka doğru gitmesi lâzım gelenler bunlardır" (Türkçülüğün Esasları).

Anlaşılıyor ki Gökalp'a göre münevverin iki vasfı var: 1-Yüksek tahsil görmek, 2-Halktan kopmak.

Bu tarifi Zola'dan Sartre'a kadar Batının hiçbir aydınına uygulamak kabil değildir sanıyoruz.

Mustafa Şekip der ki: "Fransızcada münevver (intellectuel) lafzından evvel mütefekkir (penseur) kelimesi kullanılırdı"

Biz de deriz ki: "Penseur", hiçbir zaman entelektüel manasında kullanılmamıştır. Gerçi "penseur" de bir entelektüeldir ama her entelektüel "penseur" değildir. XVII.asırda entelektüeli ifade eden kelime filozoftur. Sonra kollara ayrıldı mefhum (Bkz. Entelektüelin Soy Ağacı, s.25 v.d.)

Mustafa Şekip'e dönelim: "Bu tehavvül neden? Mütefekkir nefsini ta'mik eden ve kendini mevzu eden ittihaz eden hakim kimselere deniyor."

Bu tarif yanlış, Comte, Marx, Spencer gibi nesnel gerçekle uğraşan düşünce adamlarına "penseur"demeyecek miyiz?

"Münevver'de ise insanî şeyleri derinleştiren, bunlardan hikmet dersleri çıkaran bir mütefekkirden ziyade, âlemi tecdid ve istihalelere uğratacak keşfiyat ve mesaide bulunan bir insan mânâsı vardır. Elli altmış sene evveline gelinceye kadar Frenklerde bir adamın münevver olabilmesinin ilk şartı kadim Yunan ve Roma medeniyetlerini şâheserleriyle kendi milletlerinin büyük klâsiklerini asıl metinlerinden okumak idi" (Milli Mecmua, sayı:1, 1927). Kendi milletlerinin klasiklerini başka hangi metinlerden okuyacak?

Bu garip beyanatı bugünkü dile çevirelim: Elli altmış yıl öncesine kadar entelektüelliğin ilk şartı üniversiteyi bitirmekti. Zamanımızda ise münevver, dünyayı yenileştirecek ve değiştirecek keşifler ve çalışmalar yapan adamdır:

Bu tarife göre edebiyatçılar da, tarihçiler de, filozoflar da entelektüel sayılmayacaktır.

1958'lere gelelim. Kâzım İsmail, Hafta dergisinin açtığı bir ankette aydını şöyle tarif eder: "Aydın, dünya meselelerine şahsî meselelerden daha çok kafasında yer ayırma itiyadını kazanmış ve gözünü kulağını olup bitenlere açık bulundurmasını bilen insana, cemiyetin taktığı izafî bir isimdir. Hakiki aydın bu hususlarla kazandıklarını yine muhitiyle daha doğrusu cemiyet ve dünya ile paylaşabilen insandır."

Dünya meseleleri ne demek? Ülkesinin meselelerine eğilen, aydın değil midir? Sonra "hakiki" aydan da ne oluyor? Gözümüzü ve kulağımızı olup bitenlere açık bulundurarak kazandıklarımızı cemiyet ve dünyayla nasıl paylaşacağız?

Mümtaz Turhan'ın cevabı da şu: "Münevver telakkisi, milletlerin an'analerine, dünya görüşlerine, bilhassa maarif sistemlerine tâbi olarak, her ne kadar değişmekteyse de, hakiki münevverin miyarı ve sahip olması lazım gelen vasıflar oldukça sabittir. Buna göre hakiki bir münevverin haiz olması zaruri görülen vasıflar şunlardır: 1- Yüksek tahsilin mümkün ve müessir kılacağı derli toplu umumi ve temelli bilgi. 2- Memlekete, mensup olduğu topluluğa ve ahlâki saha da dahil olmak üzere, karakter ve şahsiyetin gelişmesini temin eden, sosyal veya millî bir terbiye. 3- İhtisasa kadar gidebilen esaslı bir mesleki bilgi ve tahsil."

Demek ki Mümtaz Turhan için münevverin başlıca vasıfları sıkı bir talim ve terbiye görmekten ibarettir. Gerçi bu terbiyeden çok şeyler bekliyor üstat: Sosyal ve milli vazifeleri öğretmek, (acaba bu vazifeler hangi fakültede öğretilir?); karakter ve şahsiyeti geliştirmek (çağdaş eğitim şahsiyeti geliştirmek için ne yapıyor ki?) Sonra eğitimci Mümtaz Turhan'ın ezeli teranesi: ihtisas.

Kısaca, Turhan'ın münevverden anladığı sadece uzman. Olaylar karşısında belli başlı bir davranış söz konusu değil. Yani herhangi bir Dreyfus dâvâsında takınacağı tavır ne olacak aydının? Suali cevapsız kalıyor.

Bu tek buutlu tarifleri bir yana bırakıp genç bir ilim adamının toplayıcı izahlarına eğilelim; Toker Dereli'nin Aydınlar, Sendika Hareketi ve Endüstriyel İlişkiler Sistemi (1975) adını taşıyan kitabı, İngilizce neşriyatı büyük bir titizlikle tarayan, oldukça ciddi bir araştırmadır. Yazar, Batının çeşitli entelektüel tariflerini uzun uzadıya anlatıp münakaşa ettikten sonra az gelişmiş ülkeler aydınını da içine alacak bir tarife varıyor: "Entelektüeller, somut olayların üstüne yükselebilip soyut kademede düşünebilen, toplumun temel yapısı, meseleleri ve değerleriyle meşgul olup başlıca sosyal, ekonomik ve politik gelişmeleri eleştirebilen, genellikle kabul edilmiş görüşleri, izah tarzlarını, varsayımları tahlil ve tenkit edebilme, bunlara bir şeyler katabilme veya hiç olmazsa bu görüşleri, izah tarzlarını veya faraziyeleri yorumlayabilme gücüne sahip kimselerdir. Entelektüel sayılabilmek için formel bir öğrenim görmüş olmak şart değildir. Edebi üslup,meslekî sıfat ve roller, siyasi ya da idari sorumluluklar, entelektüel sıfatından ayrı tutulmalıdır"

Sonra Dereli, aydınlarla ilgili bir tipoloji sunuyor: "Entelektüeller belirli bir sosyal sınıfa mensup değildirler, sosyal bir toplulukturlar."

Dereli, entelektüelleri liberal ve radikal diye ikiye ayırıyor. Liberaller: Geniş düşünceli, tenkitçi, hürriyetçidirler. Radikal ise: umumiyetle sosyalist, komünist, anarşist gibi ihtilal tarafları..Biz, bu tasnifi pek tatminkâr bulmuyoruz. Shills'in tasnifi, umumide kalmakla beraber, bizdeki entelektüelleri daha iyi sınıflandırıyor. Shills'e göre entelektüel faaliyet iki merhalede tecelli eder: 1- Mevcut bilgilerin fethi (tekrarlanma), 2-Mevcut bilgilerin aşılması için yapılan çalışmalar (yaratma). Yani gelenek ve yaratıcılık.

Osmanlı'da sınıf-ı ulema tekrarlayıcıdır. Kur'an'ın, hadislerin ve daha önceki imam veya müçtehitlerin tekrarlayıcısı. Tanzimat'tan sonraki aydınlar da tekrarlayıcıdır, Avrupalı yazarların tekrarlayıcısı.

Birinciler buna mecburdurlar. Karşılarında mutlak hakikat vardı. Yani birikmiş bir irfanı yaymaları söz konusuydu. İkinciler de yabancı bir kültürle karşı karşıyaydılar. Bu kültürü ayıklamaları, tenkit etmeleri güçtü. Yabancı bir dünyada, bilmedikleri şartlar içinde gelişen bir kültürdü bu.

Hülâsa Edersek
Bu tarifler geçit resminin ispat ettiği hakikat şu: Her ülkenin, her çağın,her sınıfın, her ideolojinin entelektüel anlayışı başka. Dünyaca kabul edilmiş bir entelektüel kıstası yok dense yanlış olmaz.

Sağın temsilcileri için entelektüel, ya karışıklık çıkarmaktan hoşlanan, huysuz, hırçın, ukalâ bir "deklase"; vekâletnamesi olmayan bir avukat; şarkı söyleyeceğine bildiriler imzalayan bir ağustos böceği; yahut da heyecansız, suya sabuna dokunmayan bir bilgi uzmanıdır. Sol, aydına bazen dost, bazen düşman. Daha doğrusu entelektüel, kendilerinden olmak şartıyla alkışlanmaya layıktır. Sağ entelektüel, çoban köpeğidir. Esasen entelektüelin sağı olmaz. Entelektüel, yükselen bir sınıfın şuurudur, yani bir devrimcidir. Ayrıcı vasfı: Tenkit.

Şöyle bir taslak çizmek kabil:

1-Entelektüel, zamanının irfanına sahip olacaktır. Ülkesinin dilini, edebiyatını, tarihini bilecek, dünyadaki belli başlı düşünce akımlarına yabancı olmayacaktır.

2-Peşin hükümlere iltifat etmeyecek, olayları kendi kafasıyla inceleyip değerlendirecektir.

Başlıca vasıfları dürüst, uyanık ve cesur olmaktır. Yani bir bilgi hamalı değildir entelektüel. Hakikat uğrunda her savaşı göze alan bağımsız bir mücahittir.

Biz de Schumpeter gibi düşünüyoruz. Entelektüel, tariflere hapsedilemez. Mefhumu dalgalanışları içinde kavramak,tarihe başvurmakla kabil.

MAĞARADAKİLER
Cemil Meriç
İletişim Yayınları
1. Baskı, 1997
Sf. 15-24

+++ Cemil Meriç anasayfa