ONUN SÖYLEDİĞİ, BENİM YAZDIĞIM DAKİKALAR / MEHMET KISAKÜREK (oğlu)

bünyamin Ergün Pzt, 25/06/2012 - 14:58 tarihinde yazdı

26 Mayıs 1904-25 Mayıs 1983

Üstad'ın son şiiri "Zehir" Türk Edebiyatını geçtiğimiz sayısında yayınlanmıştı. Ya son yazısı?..

Onu büyük oğlu Mehmed Kısakürek'e sorduk:

-Doğrusu, bundan böyle, O'nun kaleminden çıkma, bilinmeyen her şiiri, her yazıyı, her ifadeyi, "Onunla 40 yıl"ın hatıra damlalarıyla oluşan deryaya sallandırıp gömmek niyetinde değiliz, dedi ve ne bir fazla ne bir eksik elimizden geldiğinde noktasına virgülüne dek neşretmek azmindeyiz. Neşretmek borcundayız. Hatta yarım kalan olsa dahi.. Son satırına, son kelimesine son harfine kadar..

Ve sualimize geldi:

-O, ne yayınlanmak üzere yazılan bir makale, ne bir fıkra, ne de herhangi bir eser çalışması, muhatabına dahi ulaşamayan kısa bir hitabeden ibaret...

Yüzünde henüz birkaç haftalık taptaze hatırlanan acılığı vesilesiyle birlikte anlatmaya başladı:

Tarih 21 Mayıs Cumartesi. Ah, o gün!.. O gün, O'nun sağlığı çok yerinde olmasına rağmen aylardır süregelen ve gitgide müzminleşen hücre hayatında masasından, aylardır çakıla kaldığı iskemlesinden bir an koparabilmek. O'na bir "Boğaz havası" koklatabilmek için ne mükemmel fırsat... Boğazda Abdullah Lokantasında, basında 50. yılını doldurmuşların şilt töreni.

Gider mi gider...

Önce annem davranıyor:

Gidecek misiniz?

-Hayır, diyor; namıma Mehmed gider...

Ve annem, bilerek veya bilmeyerek, zaman zaman dengeleyici ve moral aşılayıcı bir unsur halindeki mahut tavrını takınıyor:

-Yazık... 100 yaşını geçmiş bir adam dahi ortada boy gösterirken... Sizin bu halde olmanız çok yazık.. Ve adamlara ayıp... Üstelik hiçbir sıhhi mazeretiniz yokken...

Karışıyorum:

-Çok iyi olur. Ben yanınızdayım ve sizi götürmeye hazırım... Gerekirse Ömer veya Osman da gelir.

-Kes diyor; gerekirse sen yalnız gidersin!..

-Pek yalnız gitmek istemiyorum. Benim yalnız gitmem abes olmaz mı?

-Olmaz!Temsilcim olarak gidersin! Ve yazılı bir noktayı götürür, gerekirse okursun!...

-Değer mi?

Diyorum.

Ve o, bütün gayemizin bir arabaya binip inecek kadar kısa da olsa, O'na bir nebze soluk aldırmaktan ibaret olduğunu anlıyor ve gideceksin gibilerden bir emre lüzum görmüyor.

Ve bizim kendisi için düşündüğümüzü, O bana tavsiye ediyor:

-Acaba karın bir Boğaz havasına ne der?.. Sor bakalım.

isterse beraber gidin..

Vakit öğleden sonra... Üst kattan haber:

-Mehmed kalem kâğıt alıp gelsin!..

Kalem kâğıt alıp çıkıyorum.

-Otur ve yaz, diyor; yazacaklarını telefonda alâkalı birine not ettireceksin! O da, orada okur.

Oturuyorum. Hiç bir nota bakmadan içinden geldiğince, O söylüyor, ben yazıyorum.

Önce birkaç satırdan ibaret sanıyorum. Bir de bakıyorum ki sahife bitivermiş, içimden emeğinin lüzumsuzluğu geçiriyorum budalaca... Çünkü böylesine uzunca bir mesajı telefonda toplantının bir ilgilisine not ettirebilme imkânını görmüyorum. Ve onun muhtevasından ötürü, bir devlet teşekkülünün toplantısında alenen okunabilmesi şansını...

Bir sigara yakmasından faydalanıp, içimden geçenleri naklediyorum.

O güne 21 Mayıs Cumartesi gününe dek, yazdırıp da neşretmediği onca yazısı için, şu lafı hiç kullanmamış olan babam, sigarasından derin bir nefes çekip bana ne diyor biliyor musunuz. Aynen ne?...

-Sen bitirmene bak... bir hatıra olarak kalır!..

Bitiriyorum.

Ve, tam 79 saat sonra, bir daha asla ele geçiremiyeceğim ve daima hasretiyle yanacağım "O'NUN SÖYLEDİĞİ, BENİM YAZDIĞIM DAKİKALAR"la birlikte bir hatıra olarak alıyoruz.

İşte muhterem yarım asırlıklar,

Rahatsızım. Gelemiyorum. Zaten 50 yılı çoktan dolduran meslek hayatımın nasıl geçtiği sorulsa "devamlı ve aralıksız bir manevi rahatsızlıktan ibaret" diyebilirim.

Bizim şu son kalan yarım asırlıklar kadromuz içinde en belirli farika, sonrakilerden yeni harfler duvariyle sınırlı olmamızdır. Yeni harfler üzerinden herhangi bir akademik ve politik fikir belirtmeksizin hüküm vereyim ki, bu hareket ana-baba mahsulü yerine tüp-çocuk yetiştirmekten farksız olmuş göbekten aşağı cihazları işleyen ve yukarısı gittikçe dumura uğrayan nesiller peydahlanmıştır.

Bugün basın hayatımızda, dünkü çıkartma kalemlere nisbetle, ne bir fıkracı ne bir ideolog, ne bir sanatkâr ne de kitaplık çapta eser verici bir kale kalmıştır.

Tanzimattan beri gelen ters rotalar ruh ve fikir hayatımızı devamlı bir felce uğrattıktan sonra, nihayet 1983 senesinde yarımşar asırlık son bakiyeyi meydana koyuyor ve işte bu toplantı davanın en mahrem kesimini gösteriyor.

Bir eczanede, her biri 50 gramlık bambaşka ilaçlar taşıyan şişeler arasında biricik vahdet noktası asıl sadece 50 gramlık kemmiyet ölçüsünden ibaret kalıyorsa, bizim de bir araya gelmek için böyle bir davet bekleyene ayrılık ve aykırılıklarımız büsbütün ortaya çıkıyor ve son bakiyenin son haleti nazara çarpıyor.

Size uzun ömürler dilemekten ve ancak ruh adaleleri genç ihtiyarlara mahsus bir hüzün sahibi olmanızı tavsiye ve bu toplantıyı tertipleyenleri vesile oldukları ibret manzarası bakımından tebrik etmekten başka söylenecek bir şey yoktur.

Mehmet KISAKÜREK ( Oğlu )

ÖLÜMÜNÜN 11. YILINDA NECİP FAZIL KISAKÜREK
Derleyen, İbrahim ATAÇ
(Meram Belediye Bşk. Yrd.)
Meram Belediyesi Kültür Serisi: No: 2
Sf. 42-46

+ Necip Fazıl anasayfa