RAKAMLARIN EVRENSEL TARİHİ // Georges IFRAH

bünyamin Ergün Per, 12/01/2012 - 09:04 tarihinde yazdı

"Rakamlar" Nereden Geliyor?
Bir Gölgenin Uzun Uzun Aranışı Üzerine!
Saint-Exupéry'nin Küçük Prensi Gibi

Bu kitap çocukların sorularıyla başladı. Matematik öğretmeniydim ve her iyi eğitimci gibi, ne denli tuhaf ya da ne denli çocukça görünürse görünsün, hiçbir soruyu yanıtsız bırakmamaya çabalıyordum. Zekâ çoğu kez merakla beslenir.

O sabah gündemde sayılama dizgeleri üzerine bir çalışma vardı. Dersimi özenle hazırlamıştım ve sayıları Arap rakamlarıyla yazdığımızı her yönüyle, eksiksiz bir biçimde açıklamam, aynı vesileyle, sayıların özelliklerini ve bizim kullandığımız işlem tekniklerinin yapısını hiç değiştirmeden, onlu tabandan başka bir tabana geçmenin kuramsal olarak olanaklı olduğunu göstermem gerekiyordu. Son derece sıradan bir matematik dersine hazırlanıyorduk. Hani şu herhangi bir Fransız lisesinde gördüğünüz ve öğretmenlerin Orta Öğretim denen bu saygıdeğer kurumun varoluşundan beri her yıl bıkıp usanmadan yineledikleri derslerden biri.

Ne olduysa o zaman oldu! Tanrı alçak gönüllü bendenizin o gününün tamamen ötekiler gibi olmasını istemedi.

Birkaç öğrenci -görünmeleriyle varoluşunuzu başkalaştırabilen böyle öğrencilerin her gün yolunuza çıkmasını istemezsiniz- bütün hinlikleriyle karşıma dikildiler. Öyle basit sorular sordular ki, bir an sustum kaldım: "Efendim, rakamlar nereden geliyor? - Sıfırı kim icat etti?"

Gerçekten, nereden geliyor rakamlar? Bu alışılmış simgeler bize öyle açık geliyor ki, onları -çok yanlış olarak- bir tanrının ya da bir uygarlık kahramanının eksiksiz bir armağanı olarak birdenbire ortaya çıkmış sayıyoruz. Soru şaşırtıcıydı ve itiraf edeyim ki bu soruyu ben kendime hiç sormamıştım.

- ... Çok eski çağlardan geliyor, diye yanıtladım, bilgisizliğimi güçlülükle gizleyerek, büyük bir ikircikle.

Oysa, sayıların her zaman bugünkü gibi yazılmadığından emin olmak için Latin sayılamasını (bir yüzyılın sayısı gibi belli bir sayıyı belirtmek üzere kullanmaya devam ettiğimiz şu ünlü Roma rakamlarını) anımsamam yeterdi.

- Efendim, diye sordu bir başkası, Romalıların nasıl hesap yaptıklarını biliyor musunuz? Günlerdir onların rakamlarıyla bir çarpma yapmaya çalışmaktan kafam patladı.

- Bu rakamlarla hesap yapmak olanaksızdır, diye yanıtladı sınıf arkadaşlarından biri. Babam bana Romalıların işlemlerini hâlâ çörküyle hesap yapan bugünkü Çinliler gibi yaptıklarını söyledi.

Benim bile veremeyeceğim, hemen hemen tam bir yanıt.

- Her hale, diye ekledi öğrenci, küçük arkadaşlarına dönerek, bir Çin lokantasına gidersiniz bir gün; göreceksiniz ki, bu insanların bizim kadar iyi hesap yapmak için rakamlara da, hesap makinesine de ihtiyaçları yok. Çörküyle dünyanın en iyi bilgisayarlarından milyonlarca kere daha hızlı gidebiliyorlar.

Burada bir parça abartıyordu. Evet, çörkü kullanımı, onu kullanmasını bilenlerin, yazıyla hesap yapılırkenkinden son derece daha çabuk, hattâ basit bir hesap makinesinden daha hızlı gitmesini sağlar. Ama alet bilgisayarlara ve gelişmiş hesap makineleriyle çoktan aşılmıştır.

Hiç kuşku yok ki, sıra dışı çevrelerden gelen genç bir topluluğa öğretmenlik yapmak benim için bir şans ve aynı zamanda ayrıcalık olmuştu. Onlarla ilişki kurmak bilgimi ve görgümü kesinlikle çok artırdı.

- Babam budunbilimcidir, dedi bir başkası. Afrika'da ve Avustralya'da hâlâ ikiden ötesini sayamayan odun kafalı yabancılar bulunduğunu söyledi bana. Mağara insanı neyse onlar da hâlâ öyle!

Ne büyük adaletsizlik bu çocuğun ağzından çıkanlar! Peki o çocuk gibi, uzu zaman bu sözde "ilkelleri" insan türünün evriminin ilk aşamasında kalmış insanlar olarak gören yazara ne demeli? Oysa, düşününce, bu "yabanların" o kadar aptal olmadıkları anlaşılır; zekâdan hiç de yoksun değiller; bu yabanların güçlüklerden sıyrılmak için icat ettiği şeyleri görmek çok şaşırtıcıdır. Gerçekte bizimle aynı yetenekleri taşımayan, ama "uygar" insanlardan çok farklı olan insanlardır onlar. Onları merdivenin en alt basamağına indirmemizin nedeni belki de bu farktır (ya da en azından onların farklı olma konusundaki meşru haklarını reddedişimizdir).

Ama bütün bunları henüz bilmiyordum. Gelişigüzel bir biçimde yüzyılların akışını geriye doğru izlemeye çalıştım. Bizim "Arap" rakamlarından önce: Roma rakamları. Ama, "önce"nin bir anlamı var mı? Olmasa bile bu rakamlardan önce ne vardı? Bir sayı ya da hesap arkeolojisinde sayı saymayı akıl eden ilk insanın dahice icadının kalıntısı bulunabilir miydi?

Öğrencilerimin kafasından birbiri ardına çıkan bir sürü başka "çocuksu" (ya da en azından sözde çocuksu) soru çıkıverdi ortaya. Kimisi sirklerde ya da panayırlarda görebileceğimiz "bilgin" hayvanlar üzerinde durdu: Hesap yapmayı biliyorlar dendi; hattâ aralarından matematikçiler çıkmışmış(!) Kimi öğrenciler, kâh uğursuzluk kâh uğur getirdiği düşünülen "13 rakamı" bilmecesini ortaya attı. Kimileri de 15 rakamlı bir sayının küp kökünü alan ve aynı zaman aralığı içerisinde size 7.000.000 ile 10.000.000 arasındaki asal sayılar tablosunu veren şu gerçek insan fenomenlerinin, "olağanüstü hesap makinelerinin" neyin nesi olabileceğini sordular.

Özetle, bir sürü bunaltıcı (ama çok heyecan verici) soru, bilgisizliğinin derecesini görüp, bilim tarihinin ne yazık ki yer almadığı bir öğretimin zayıflığının bilincine varan, neredeyse aşağılanmış bir öğreticinin suratında patladı.

Ben de o anda aklıma gelen beceriksiz, özet, yarım yamalak ve kesinlikle doğru olmayan yanıtlar verdim.

Yine de bir özürüm vardı. Çalışma araçlarım olan aritmetik kitaplarında, okul el kitaplarında sorunun sözü bile edilmiyordu. Tarih kitaplarından Hammurabi'den Caesar'dan, Vereingétorix'ten, Charlemagne'dan, aynı şekilde Marco Polo'nun, Christophe Colomb'un yolculuklarından söz ediliyordu. Yine, kağıdın, matbaacılığın, buhar makinesinin, paranın, ekonominin, takvimin tarihine, hattâ yazının ve alfabenin kökenleri sorusuna varasıya insanlık dillerinin tarihine değiniliyordu. Ama, sanki bir elbirliği varmış da, insanlığın en olağanüstü buluşlarından birini, insanın dünyayı ölçmeye girişmesini, onu daha iyi anlamasını, sayısız gizlerden bazılarını kendi hizmetine sokmasını sağlayacağı için belki de en verimli buluşlarından birini giz içinde, ya da daha da kötüsü, bilmezlik, bilinmezlik içinde tutuluyormuş gibi, rakamlara ilişkin tek söz yoktu.

Bununla birlikte, şu çok güzel alçak gönüllülük dersiyle başlarsak, soruların kişi üzerinde derin etkileri oldu: Ustalarından görülür biçimde daha meraklı olan öğrenciler öğretmenlerine bir ders vermiş, onu büyük bir buluşun tarihini, kısa bir süre sonra süreksizliği kadar evrenselliğini de keşfedeceğim tarihi incelemeye teşvik etmişlerdi.

Bir Gölgenin Peşinde
RAKAMLARIN EVRENSEL TARİHİ

Georges IFRAH
Çeviren, Kurtuluş Dinçer
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları
11. Basım Aralık 1999
Özgün Adı
Histoire Universalle Des Chiffres
L'intelligence Des Hommes Raconté Par Les Nombres Et Le Calcul

kategori: