Tanrı gibi gökyüzüne uzanabilseydim,
canına okurdum şu feleğin, canına.
Bir dünya kurardım, gönlümce, yepyeni,
ey insan, derdim, ey insan,
dile benden ne dilersen.
Bir sabah Hüseyin Karakan geldi bizim eve. Bugüne dek yayımlanmış bütün şiir diliyle Hayyam çevirilerinden seçme bir antoloji hazırlamaktaymış. Ben de birkaç yıl önce Hayyam'dan bir dörtlük çevirmiştim. Bir kitabıma da koymuştum onu. O şiirden sözetti Karakan, senin bir o var, beş altı tane daha koymak isterim, bana on beş güne kadar yap, dedi. O günlerde Azra Erhat'la Odysseia çevirisine başlamıştık, vaktim yoktu. Sonra, ha deyince de olmazdı ya bu iş. Hık mık ettim, söz veremedim, kendisini kırmak da istemiyordum. O da anladı halimi, yaparsın yaparsın, oldu bu iş, dedi. Nitekim oldu, beş altı dörtlük yenileştirdim, verdim kendisine, antolojiye koydu.
Tam o sıralarda, Azra Erhat önemli başka bir işe koyuldu. Odysseia çevirisine ara vermek zorunda kaldık. Hayyam da beni hayli sarmıştı, fırsat bu fırsat dedim, daldım Hayyam'a. İki yılda zor çıktım içinden.
son yorumlar