tanımak

Bir Mabed Bekçisi: Cemil Meriç // Dücane Cündioğlu

İyinur Ergün gönderdi (Çar, 22/02/2012 - 09:16)

Her mabed bir FildiÅŸi Kule,
her FildiÅŸi Kule bir mabed.
O mabedin kandillerim gözlerimin ışığıyla tutuşturdum.
O mabedin mihrabında şahlanan alev kalbimden fışkırıyor.
Fildişi Kulemi senin için hazırladım, meçhul dost!
Cemil Meriç, 2 Ocak 1963

Paris'in fevkalâde soğuk geçen 2005 kışında kapanıp kaldığım 20 metrekarelik küçük stüdyoda, şayet oda arkadaşımın kütüphanesinde bulabildiğim birkaç Fransız romanıyla ısınmak durumunda kalmasaydım, şu an elinizde tuttuğunuz bu kitap hiç kuşkusuz ki yazılmış olmayacaktı.

Mart 2006'da İstanbul'a döndüğümde, bilhassa Balzac'a ait ne kadar roman varsa teker teker kitapçılardan toplayıp peşisıra okumaya başlamıştım ki Balzac mütehassısı bir dostum, hemen şu ihtarda bulundu:

- "Balzac okuyacaksan, muhakkak Cemil Meriç'in tercümelerinden oku!"

JURNAL - I // sevgiliye masallar - saat 01 / Cemil Meriç

Bünyamin Ergün gönderdi (Per, 16/02/2012 - 08:31)

SEVGİLİYE MASALLAR - SAAT 01

Kalbimi kelimelerle doldurdum. Mektupların onun için parmaklarını yakıyor. Dudaklarını da yakacak. Dudaklarını ve bütün varlığını. Ben pervane değil, ateşim. Kıskanıyorum kelimeleri. Birer kelebek gibi sana uçuyorlar. Kelimeler senin kokunla sarhoş. Saçlarını okşayan rüzgarı kıskanıyorum. Tenine sarılan entarini kıskanıyorum. Saçlarında dolaşan tarağı kıskanıyorum. Anlıyor musun? Aynanı kıskanıyorum. Yatağını kıskanıyorum. Yılları kıskanıyorum. Kimsin sen? Kadın veya serap. Tanrı'yı kıskanıyorum. Seni beraber yarattık. O başladı, ben tamamladım. Sevmek yaratmak demektir. Pigmalyon'un biçim verdiği heykel canlanacak mı? Kimsin sen? Azabım veya saadetim. Yahut hem azabım hem saadetim. Pigmalyon'un yaptığı heykel canlanmış. Damarlarında kanımın dolaşmasını istiyorum, kanımın ve aşkımın. O zaman granit de olsan canlanırsın, balçık da olsan. Canlanmazsan kırarım seni! Yeniden biçim vermek için belki. Ama dış biçiminde kusur yok...

HOMEROS / Batının İlk Ozanı // Joachim Latacz

Bünyamin Ergün gönderdi (Çar, 08/02/2012 - 09:07)

Büyük ozan Homeros Avrupa Edebiyatı'nın kurucusudur. Onun iki dev eseri "İlyada" (yaklaşık 16.000 dize) ve "Odysseia" (12.000 dizeden fazla), Yunanlıların yaklaşık 400 yıl yazısız yaşayıp, İ.Ö. 800'lerde Fenike alfabesini alarak kendi ellerindeki mevcut şekillerle oluşturdukları ve günümüzde Latinceleştirilerek en çok kullanılan yazı biçimi ile Yunanca oluşturulmuş ilk edebi eserlerdir. Her iki eser de İ.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'da (Anadolu kelimesi Yunanca anatolé kelimesinden türemiştir ve "doğuş" (güneşin doğuşu anlamına gelmektedir) oluşturulmuşlardır. Bu eserlerin yaratıcısı Homeros, o dönemlerde genelde halkı Yunan olan Smyrna (bugünkü İzmir) ya da çevresinde yaşamıştır.

Kuzeyde Phokaia (Foça) ile günede Miletos arasında kalan sahil şeridi (antik ismi ile "İonya") Avrupa Kültürü'nün beşiği"ni oluşturmaktadır. Hatta Miletos'un o dönemde -Atina'dan yaklaşık 100 yıl önce- Avrupa'nın en önemli kültür şehri olduğunu söylemekte hiçbir sakınca yoktur. Çünkü Anadolu İonyasında Avrupa Edebiyatı'nın ilk eserlerinin yanı sıra Avrupa biliminin ve felsefesinin de ilk temelleri atılmıştır. İonya, Avrupa düşüncesinin doğuşu ile bağlantılı rasyonalizm (akılcılık) prensibinin de oluşum bölgesidir.

PROUST YAŞAMINIZI NASIL DEĞİŞTİREBİLİR? // Alain de BOTTON

Bünyamin Ergün gönderdi (Salı, 24/01/2012 - 09:37)

NASIL BAŞARIYLA ACI ÇEKEBİLİRİZ?
Birinin düşüncelerinin bilgece olup olmadığını tartmak için en iyi yol, o kişinin zihinsel ya da fiziksel sağlık durumunu dikkatle gözden geçirmektir. Eğer dile getirilen düşünceler dikkate değer düşüncelerse, bu düşüncelerin yararını sözü söyleyen kişinin kendisi zaten görmüştür. Bu gerçek, yalnızca yazarın yapıtıyla değil, aynı zamanda hayatıyla ilgilenmemizi haklı kılar mı?

Ondokuzuncu yüzyılın saygın eleştirmenlerinden Sainte Beuve, bu soruyu kesinlikle olumluyordu:

İnsan, bir yazar hakkında kendine bir sürü soru sormadan, bu soruları, kendi kendine, fısıltıyla yanıtlamadan, onu tam olarak kavradığından emin olamaz. Kendimize sorduğumuz sorular onun yazdıklarıyla pek ilgili olmayabilir: Din konusunda neler düşünüyordu? Doğa manzaraları onu nasıl etkiliyordu? Kadınlarla ve parayla olan ilişkisinde nasıl davranıyordu? Zengin miydi, yoksa fakir mi? Her gün neler yerdi, neler yapardı? Erdemli ve zayıf yönleri nelerdi? Bu sorulara verilen yanıtlardan hiçbiri konuyla ilintisiz değildir.

Konuyla ilintisiz olsalar bile, yanıtların bize ilginç geleceği kesin. Yapıtları ne kadar başarılı, ne kadar bilgece yazılmış olursa olsun, galiba sanatçıların çoğunun yaşamı, hemen her zaman, alışılmadık derecede aykırı; karışıklıklarla, üzüntülerle, aptallıklarla dolu.

HAYYAM / bugünün diliyle // A. KADİR

Bünyamin Ergün gönderdi (Per, 24/11/2011 - 09:04)


Tanrı gibi gökyüzüne uzanabilseydim,
canına okurdum şu feleğin, canına.
Bir dünya kurardım, gönlümce, yepyeni,
ey insan, derdim, ey insan,
dile benden ne dilersen.

Bir sabah Hüseyin Karakan geldi bizim eve. Bugüne dek yayımlanmış bütün şiir diliyle Hayyam çevirilerinden seçme bir antoloji hazırlamaktaymış. Ben de birkaç yıl önce Hayyam'dan bir dörtlük çevirmiştim. Bir kitabıma da koymuştum onu. O şiirden sözetti Karakan, senin bir o var, beş altı tane daha koymak isterim, bana on beş güne kadar yap, dedi. O günlerde Azra Erhat'la Odysseia çevirisine başlamıştık, vaktim yoktu. Sonra, ha deyince de olmazdı ya bu iş. Hık mık ettim, söz veremedim, kendisini kırmak da istemiyordum. O da anladı halimi, yaparsın yaparsın, oldu bu iş, dedi. Nitekim oldu, beş altı dörtlük yenileştirdim, verdim kendisine, antolojiye koydu.

Tam o sıralarda, Azra Erhat önemli başka bir işe koyuldu. Odysseia çevirisine ara vermek zorunda kaldık. Hayyam da beni hayli sarmıştı, fırsat bu fırsat dedim, daldım Hayyam'a. İki yılda zor çıktım içinden.

Sayfalar