TARİHİMİZDE BİR NEŞTER // Kadir Özdamarlar

bünyamin Ergün Pzt, 25/06/2012 - 14:44 tarihinde yazdı

26 Mayıs 1904-25 Mayıs 1983

Necip Fazıl sırf bir büyük şair değil, aynı zamanda fikir ve sanat tarihimizde müm ve müessir bir etkisi olan mütefekkir sanatçıdır. Bir diğer cephesi ise o engin dikkat noktalarıyla bilhassa cumhuriyet dönemine geçerken ve geçtikten sonraki dönemlerin siyasi ve dini liderlerin çevresini incelemiş ve bu geçiş devresinde toplum değerlerimiz ve dikkat noktalarımızı daha dikkatli hesaplamamızın ideolocyasını yapmak istemiş olmasıdır.

Bilhassa Cumhuriyetten sonra hayli yara alan kültür değerlerimizi ve inkâr fırtınasına tutulan Müslüman-Türk'ün manevi mimarlarını yeni nesle, müslüman gençliğe yeni bir yorumla ve çarpıcı bir üslubla ortaya çıkarırken; kâinatın efendisinin yolunda gitme gayretinde olanlara sağlam tarih şuuru içerisinde, İslâm nurunu gönüllere nakşetmek niyetini de gütmüştür.

İşte bu vesile ile şu tarihi eserleri kaleme almıştır... Aziz üstad: Ulu Hakan II. Abdülhamid Han (1965, 1970, 1977) Vatan Haini Değil Büyük Vatan Dostu Vahidüddin ( 1969, 1975, 1-976) Son devrin Din Mazlumları (1969, 1970, 1974, 1976), Yeniçeri 1970, 1977) Tarihimizde Moskof (1973), İhtilâl (1976, 1977), Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar 2 cilt. (1966)Bunların yanında piyes olarak Tohum (1935, 1971), Kanlı Sarık (1970), Hatta bir nevi edebi inceleme olan Sahte Kahramanlar (1976) dahi Türk cemiyet hayatına müsbet, menfi etki eden edebi ve siyasi şahsiyetlerin, olayları İslâmi tarih merceği ile inceleyen tarihi eserlerinden sayılabilir.

Üstad gerçek bir milliyetçi idi. O bir konferansında şöyle diyordu:"Gerçek milliyetçilik kendisini bir teşrih masasına yatırmaktır ve iyi kötü, her tarafını görmektir." İşte bu vebalin fevkalâde şuurunda olan aziz yazarın tarihe el atmasını şu cümlelerden anlıyoruz: "Şimdi en büyük dertlerimizden biri Türk tarihin hâlâ tam manasıyla yazılamamış olması.. Tarih bir masal albümü değildir. Tarih bir kıymet hükmü tablosu..."

Bu düşünceden hareketle yazdığı eserleri gözden geçirirsek bir sistem dahilinde hareket edildiği göze çarpar. Şöyle özetlemek mümkün:

Yakın bir zamana kadar Türk tarihinin en talihsiz kişileri başta Fransız mason ve yahudilerinin taktıkları "Kızıl Sultan sıfatlı 2. Abdülhamid ve yine "vatan haini" sıfatıyla hiç de hoş olmayan bir üslubla saldırılan son Osmanlı hükümdarı; Sultan Vahidüddin'dir Bugün ise bu iki hükümdar -hakikati kabul edelim- bizzat aziz Üstad'ın eserleri sayesinde beraat etmişler ve o kadar ki biri Ulu Hakan" diğeri ise "Vatan dostu" sıfatlarıyla anılmayla başlanmıştır. Niçin Abdülhamid, niçin Vahidüdddin? Bir kere başta batılılaşma hareketinde bozulan değerler manzumesi devleti bir an önce yutmaya çalışan dış güçler ve içerde meşrutiyet sevdası uğruna aziz vatanımızı yıkmaya çalışanlarla kol kola olan Genç Osmanlıların ihaneti.. "Dini, milli, nerde bir birlik görürse onu çözmeye memur" yahudilerin, şimdiki İsrail'in bulunduğu toprakları satın almak için devletle pazarlık yaptığı dönemlerin kilit devlet adamıdır. Bütün bu zorluklara rağmen devleti 33 yıl ayakta tutan bir "Gök Sultan", Yahudilere toprak vermediği için "Kızıl Sultan" Ermeni isyancılarına aman vermediği için "müstebid" sıfatı verilmiş Ermeni komitacılarının bombalı saldırısından kurtulduğu zaman Ermeni komitacılarını "Şanlı avcı" diye öven Tevfik Fikret gibi şairlerin bilerek veya bilmeyerek devlete ihanet içinde bulunulan bir dönemin güçlü lideri.

Ya Sultan Vahdettin? İmparatorluğun her yönüyle çöküntüye uğradığı bir zamanda tahta çıkan, talihsiz hükümdar Anadolu'da İstiklâl Savaşının zeminini hazırlayıp, bir İngiliz gemisiyle vatanı terke mecbur olan son Osmanlı hükümdarı.

Daha yakın bir zamana kadar bu devlet büyüklerimiz hakkında, maalesef resmi tarih anlayışının da bu merkezde olması dolayısıyla kendi tarihimizde dış düşmanların görüşlerini de görüşlerimiz gibi kabul edip, okullara kadar sokmuştur.

Necip Fazıl'ın bu sahadaki çalışmaları, yanlış ve temelsiz değerlendirmeleri alt üst etti. Tarihi hakikatleri yerine oturttu.

Evet aziz Üstad'ın bu tarihi çalışmaları meyvelerini vermekten gecikmemişti. Tarık Mümtaz Göztepe'nin "Vahdettin"i anlatan hatıratı, rahmetli N. Nafiz Tepedelenlioğlu'nun "Abdülhamit"i Kadir Mısırlıoğlu, Mustafa Müftüoğlu'nun A. Vehbi Vakkasoğlu'nun çalışmaları, Üstad'ın hakiki Türk tarihi yolundaki buzağını üfleye üfleye eritip yok etmesinden sonraki atılımlardır.

İkinci olarak Türk milletinin manevi mimarları velilerimiz vardır. Aşağı yukarı bir gelenek halinde bu Allah erleri, aziz milletimizi gönüllerine Allah aşkını nakış nakış dokumuş kişilerdir. İşte "Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar" ve "Son Devrin Din Mazlumları" adlı eserleri bir menakıbnâme değil, özellikle Müslüman-Türk milletinin manevi ve siyasi mimarlarının ruh iklimlerini yeni bir yorumla ele alan eserlerdir. Cumhuriyete geçişte ve sonraki dönemlerde en büyük darbeyi yiyenler din adamları olmuştur. Her zaman bir İskilipli Atıf Hoca'nın idam edilişini okuduğumda, gözlerim buğulanır. Gerçek Allah erlerinin yiğit tavrını Allah'a ve O'nun Rasûlu Hz. Muhammed'e yakın olmanın asil ve imanlı ruh dünyasını görür gibi olurum.

Üçüncüsü bir milleti dış ve iç düşmanlardan koruyan güç ordudur. Türkiye gibi Jeopolitik yapısı itibariyle önemli bir yerde bulunan ülkemizde, ordunun çok büyük rolü vardır. Dış düşmanlardan korumada, iç güvenliğin temininde.. Görülmüştür ki, Türk aleminin en büyük düşmanı moskof belasıdır. Dün de bu böyleydi, bu gün de!?.. İçinde bulunduğumuz yıllarda nice evlatlarımızı anarşi içerisinde kaybettik. Bu kaybedişte en büyük dış parmak yine moskof parmağıdır. Neticede diğer iç ve dış mihraklarında gözü; Türkiye üzerinde özellikle XX. yüzyılın başlarında yoğunlaşınca devlet düzenimizde ve içtimai yapımızda hayli gedikler açılmıştır. İhtilâller devri başlamıştır. Ve ordu hep ihtilâllerde boş rolü oynamıştır. 1. Meşrutiyette 2. Meşrutiyette, Cumhuriyette, 27 Mayıs ihtilalinde 12 Mart muhtırasında 12 Eylül harekatında...

İşte Necip Fazıl Bilhassa: "İman ve İslâm nurunu gönüllerinde sararıp soldurmayan iman ve İslâm vecd ve aşıkını uçup götürmeye, İslâm ve iman ruh ve ahlâkını porsüyüp kurtulmayan" bir ordunun aziz Türk milleti üzerindeki etkisini her zaman idrak etmiştir. Dikkatleri de bu noktada toplamak istemiştir. Yeniçeri, Tarihimizde Moskof, İhtilâl adlı eserler hep bu şuurun meyveleridir ve tebliğleridir.

Aslında inanan insan nefsinde cemiyetinde ve Allah yolunda karşılaştığı engellerle daima ihtilâl halindedir. O çok sevdiği "Büyük Doğucu" nesle ve güzel tebliğini yapar: "Bu gençlik ihtilâl yapmaya değil, davasını ve milletini korumak için onun nasıl yapıldığını bilmeye memurdur." Ne kadar güzel bir ifade, fakat o derece de çetin bir vazife. Bu çileye talib olanlara ne mutlu.

Dördüncüsü, yazar tohum ve Kanlı Sarık oyunlarında; Kurtuluş Savaşı sırasında Maraşlıların Fransızlara ve işbirlikçi komitacılara ikincisinde ise; Kars'ın Ruslara ve Ermeni komitacıları direnmelerini anlatır.

Görülüyor ki bu hakikatleri anlatırken yazar bazan inceleme, bazen konferans, bazanda tiyatro yolunu seçmiştir.

Amaç saptırılan hakikatları geniş kitlelere doğru bir biçimde mal etmektir.

Bu çalışmalarıyla yazarın amaçlarını şöyle hülasa edebiliriz. Türk tarihi ilmi bir biçimde ele alınmalı ve hakikatler ters yüz edilmemelidir. Bilhassa müslüman gençlik İslâmı yaşayan yaşatan ve bu dava uğrunda başını veren asıl değerleri iyice öğrenmelidir -ve öğretmelidir. Hülasa İslama yaşamalıdır. Son söz aziz Üstad'ın:

Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyi nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!
İşte bu ruh cehdine erecek yeni nesil.

Kadir ÖZDAMARLAR

ÖLÜMÜNÜN 11. YILINDA NECİP FAZIL KISAKÜREK
Derleyen, İbrahim ATAÇ
(Meram Belediye Bşk. Yrd.)
Meram Belediyesi Kültür Serisi: No: 2
Sf. 68-74

+ Necip Fazıl anasayfa