kitaplık

ÜNLÜ FİLOZOFLARIN YAŞAMLARI VE ÖĞRETİLERİ // Diogenes Laertios

Bünyamin Ergün gönderdi (Cum, 03/02/2012 - 08:43)

Pythagoras
... şimdi Pythagoras ile başlayan İtalyan felsefesini ele alabiliriz. Yüzük taşı yapımcısı Mnesarkhos'un oğlu Pytagoras, Hermippos'a göre, Samoslu, Aristoksenos'a göre ise, Tyrrhenialı idi; Atinalıların Tyrrhenialıları kovup ele geçirdikleri adaların birinden geliyordu. Ama başkaları onun soyunu, Phleius'tan sürgün Kleonymos'un oğlu Euthyphron, onun oğlu Hippasos, onun oğlu Marmakos, onun oğlu Pythagoras şeklinde kurarlar; Marmakos Samos'ta yaşamış, bu yüzden Pythagoras için Samoslu deniyormuş;

Buradan Lesbos'a gelip dayııs Zoilos'un sayesinde Pherekydes'in yanına girdi, ve üç gümüş kupa yaptırıp Mısır'a rahiplerin her birine armağan götürdü. Kardeşleri de vardı: büyüğü Eunomos, ortancası Tyrrhenos; bir de Zamolksis adında bir kölesi vardı: Herodotos'un söylediğine göre, Getalılar ona Kronos diye tapıyorlardı. Yukarıda söylendiği gibi, Syroslu Pherekydes'in öğrencisi oldu; onun ölümünden sonra Samos'a geldi ve Kreophylos'un soyundan, artık yaşlanmış olan Hermodamas'ın öğrencisi oldu. Genç ve bilgiye susamış biri olarak yurdundan ayrıldı, Yunanlı ve barbar tüm gizemlere girdi.

Böylece, Polykrates mektup yazıp onu Amasis'e tanıştırdığı zaman, Mısır'a geldi; Antiphon'un Erdemde Sivrilenler Üzerine adlı eserinde söylediğine göre, onların dilini öğrendi, Khaldaialıların ve Magların yanında bulundu. Sonra Girit'te Epimenides ile birlikte İda mağarasına girdi, Mısır'da da tapınaklara girip tanrılar hakkında bütün gizleri öğrendi.

Pikaresk roman, adını baş kahramanı "picare"dan alan, Ortaçağ romanslarının geride kaldığı 16. yüzyıl İspanya'sında ortaya çakın bir roman türüdür. XI. Yüzyılda saraylı bir Japon kadını olan Murasaki Shikibu tarafından yazılan "Prens Genji" bir kenara alındığında, pikaresk romanın, "dünyanın ilk romanı" olduğunu ileri sürülebilir. Çünkü bu türün ilk örneği olan "Lazarillo de Tormes", çoğu zaman bu ithama layık görülen "Don Quijote"den tam 50 yıl önce, 1554'te yayınlanmıştır. Fakat engizisyonun, kitabın içinde bulunan saldırgan kilise aleyhtarı yorumları keşfetmesi üzerine uzun zaman almamış ve 1559'da kitap yasaklanmıştır. Sonuç olarak pikaresk roman modern romanın babası ve Avrupa'daki ilk temsilcisidir.

1492'de Yeni Dünya'nın keşfiyle İspanya'ya akan zenginlik, kırsal kesim ahalisini büyük şehirlere göç etmeye teşvik etmiş, böylece şövalye ruhunu öldürerek başrole "pucaro'ları, yani hırsızlar, haydutlar, fahişeler, aylaklar, desperadolar, şendullar, yankesiciler, deliler ve boşgezen maceraperestleri getirmiştir. Tüm bu kasvetli manzaraya ve çirkinliklerin türlü kombinasyonlarına rağmen, picaronun çekilir bir yanı vardır.

Yin - Yang
Bir bakıma, Uzak Doğu'nun yerle göğü yansıtan Ti ve T'ien olarak da bilinen en tanınmış simgesi Yin-Yang nesnel evrende ikiciliğin ilkesidir. Bu ikicilik öğretisi, ikisinden de yararlanmasına karşın Taocu, ya Konfüçyusçu bir kaynaktan gelmez; bu iki inanç kurumundan önce ortaya çıkan bir felsefeden doğduğu ileri sürülür, onalanır. Bunlar, Pa Kua ile birlikte, Çin'in ilk imparator soyu Fuhsi (İÖ. 2852-2738) döneminde ortaya konmuş sayılır; tarih belgeleri böyle söyler. Bu görüş, iki felsefe anlayışının da temelini oluşturur ve şaşılası bir nitelikte Çin insanının yaratılışına, tinsel tutumuna uygun gelir. aynı görüş, Taoculukta salt birliğin, uyumun, nesnel oluşumların iki ayrı çizgide gerçekleşmesinin, ya da Chauangtzu'nun dediği gibi, "doğanın iki gücü"nün, nesnel oluşumlar evreninde, evrensel düzenin iki büyük yönlendirici, yönetici erkinin evrensel simgesidir.

Yin-Yang ikilisinin çizimi evren bütününün karanlık-aydınlık, olumsuz-olumlu, dişil-eril gibi eksiksiz bir denge tartı içinde bulunması gereken, iki büyük gücünü gösteirr. Bunlar görünür duruma gelen varoluş alanını denetim altında bulundurur. Burada bir nokta, ya da oğulculuk, iki ayrı alanda, ak içinde bir kara, kara içinde bir ak görünümü vardır.

Bu gelişigüzel bir çizim değil; simge için önemli bir anlam taşıyor. Nedeni de bu, burada, karşıtının çekirdeğini içinde bulunduran bir varoluşun düşünülmemesidir.

TROILOS ile KRESSIDA // William Shakespeare

Bünyamin Ergün gönderdi (Salı, 31/01/2012 - 09:10)

Shakespeare'in, bugüne kadar dilimize çevrilmesi savsaklanmış oyunlarından biri de All's Well That Ends Well adlı "Sorun Komedyası"dır[1] Bunun bir nedeni, bazı incelemecilerin bu oyuna üvey evlat gibi davranmış olmalarıdır. Avrupa tiyatrolarının oyun dağarlarında sık sık yer alan bu oyun seyirciler tarafından beğenilmiştir. Ancak oyunun renkli kişisi Helena'yı seven, oyunu yer yer öven bu incelemeciler, oyunun bütünü üzerinde pek de olumlu olamamışlardır. Bu oyunda eleştirilen noktalar karşısında, Shakespeare'in başarılı uyaksız şiiri yanında, acemice koşuklara yer vermesi, konuyu süslemeyişi, yatak sahnesini, soytarılığı hoyratça ve biraz da kabaca gösterişi, Parolles'in çelişkili karakteri, Bertram'ın sevimsiz bir kahraman oluşu, Helena'nın -erdemli oluşuna karşın- entrika çevirmesi; kısacası oyundaki raslantısal uyumlu ve başarılı sahnelere karşın, genelde kötü bir oyun oluşu gösterilmiştir.

Ne ki, bu eleştirilerde gözden kaçan bir nokta, bu incelemecilerin yalnızca olumsuz noktalar üzerinde durup olumlu olanlardan hiç söz etmemeleridir. Hele çağdaş bir gözle bakıldığında, yani kategorik bir iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin ayrımı yapmadan, diyalektik olarak olumlu-olumsuz içiçeliği ile bir yoruma gidildiğinde bu oyunun erdemleri bir bir ortaya çıkmaya başlar. Neden kahramanımız Bertram klasik oyunlardaki gibi yüceltilsin? Neden sevimli ve erdemli Helena entrika çevirmesin? Soytarılık neden Kral Lear'daki gibi illaki felsefi bir boyuta oturtulsun?

JURNAL - I // Cemil Meriç

İyinur Ergün gönderdi (Salı, 31/01/2012 - 08:49)

BU ÜLKE 89'DAN BERİ SU ALAN BİR GEMİ

Bulanık akıyor şuur ırmağı, bulanık. Derinlikleri seçilemiyor. Aksettirdiği, gökte soluk birkaç yıldız. Neden eğilmek istiyorsun hep? Kalbini teşrih masasına yatırmaktan bıkmadın mı? Hayat dışarda... Kaçıyorsun, erkekçe çalışmaktan, yaratmaktan, dövüşmekten kaçıyorsun. Boş bulduğu ilk kulübeye sığınan bir köpek gibi. Ve her kulübeden mantığın haşin eli boğazına sarılıp, kaçmaya zorluyor seni. İnsan, selâhiyetinin sınırlarını çoktan mı aştı? Dünyanın batan bir gemiye benzemesi bundan mı? Tabiat, fare ile oynayan kedi gibi, soyumuzla alay mı ediyor? Tedirgin, küstah, azgın insan sürüleri.

Batan bir geminin ister serenine tırman, ister küpeştesine yan gel... Bu ülke 89’dan beri su alan bir gemi. 89'da tasfiye edilen yalnız Batı aristokrasileri, yalnız derebeylik nizam-ı içtimaisi değil; 89 burjuvazisinin zaferi, ihtiyar Şark'ın da ölüm çanı... Asırlarca krallardan baç alan Devlet-i Aliyye’nin mecalsiz avuçlarında fetih kılıcı yok artık, dilenci keşkülü var. Birbirinin gırtlağına sarılacakları mesut günü iple çeken renk renk insan... ve nihayet çözülüş. Hasta adam hâlâ can çekişiyor. Can çekişen yalnız o mu?

Sayfalar