UMRANDAN UYGARLIĞA / sosyalizmin şer çiçekleri veya mülkiyet nedir // Cemil Meriç

bünyamin Ergün Ça, 27/06/2012 - 09:25 tarihinde yazdı

Geçen yüzyılın tanınmış bir iktisatçısı, Batı'nın en büyük dergilerinden birinde çağdaşlarını sosyalizme karşı savaşa çağırıyordu. Üstadı telaşlandıran masum bir kitapçıktı: Sainte-Beuve'ün Proudhon'u. Dehanın dehaya taviziydi bu, yazara göre. Şiirin Şer Çiçekleri'ne eğilen o büyük tecessüs, şimdi de sosyalizmin "Şer Çiçekleri"ne uzanıyordu.(1) Proudhon'u Baudelaire'e benzeterek küçültmeye çalışan zavallı iktisatçı, daha doğrusu zavallı "burjuva" düşüncesi. Zira bir yazarın değil, bir sınıfın yargısıdır bu.

"Sosyalizmin Şer Çiçekleri" olarak vasıflandırılan Mülkiyet Nedir? Proudhon'un kaderini çizen kitap, Proudhon'un ve Fransız sosyalizminin. Bir şuurun ve bir vicdanın kükreyişidir bu. Düşmanlar ve dostlar kazanır Proudhon. Statükocular için "sokakta tabanca sıkan bir adam"dır artık o; devrimciler için bir yol gösterici, bir bilge. En çok hayranlık duyanlar Paris'te genç Alman filozoflarıdır. "İlim metodu ile proleter sezişini kaynaştıran bu coşkun zekâ, Almanya'ya lâyık bir filozoftur...Burjuvaziyi savunanları kendi silahlarıyla alteder" (K. Grün). "...Amacı, siyasi, devrimi iktisadi devrimle tamamlamaktır" (L.V. Stein). Mülkiyet Nedir, Fransız proletaryasının ilmî beyannamesidir" (K.Marx).

Proudhon'la Marx'ı uzlaştırmak isteyen "merkez dışıcı" sosyalizmler sık sık bu kitaba başvururlar. Mülkiyet Nedir, sosyalizm tarihinde yeni bir merhalenin, ilmi müşahede merhalesini başlangıcıdır.

Felsefenin Sefaleti çoktan dilimize çevrildi. Türk okuyucusu Proudhon'u Marx'ı hicvinden tanımaktadır. Büyük talihsizlik. Proudhon'suz bir sosyalizm, hatta Proudhon'suz bir Batı düşüncesi tasavvur edilemez.

Ararat Yayınevi'nin Mülkiyet Nedir?'i dilimize kazandırmak istemesi alkışlanmaya layık bir davranış. Ne yazık ki bize sunulan tercüme bir garabetler sergisi. Zavallı Proudhon uğrayabileceği felaketlerin en korkuncuna uğramış. Yayınevinin kendisine saygısı varsa bu paçavrayı piyasadan toplatmalıdır.

Önsözünden başlayalım.

İlk cümle:
"Sizin 9 Mayıs 1833 günlü, bayan Suard'ca kurulmuş üç yıl süreli şeref ödeneğini kapsayan kararınızda, aşağıdaki isteği bildiriniz".

a) Sizin...kararınızda...bilidiriniz" nece? b) "Üç yıl süreli şeref ödeneği" ne demek? Doğrusu: üç yıllık burs. c) "kapsayan" değil, ilgili veya "değgin" .

İkinci cümle:
"Akademi asil memuru her yıl, ... geçen yıl içinde yaptığı araştırmaların...açıklamasını kendisine sunmaya çağırır.
a) "Akademi asil memuru" ne demek? Kimi, nereye çağırıyor bu memur?

b) Fransızca metindeki "titulaire", bursu alan, mânâsınadır. Kısaca Akademi, bursu alan kimseden yıllık bir çalışma raporu istemektedir.

Üçüncü cümle:
"Baylar, ben bu ödevi tamamladım".
Doğrusu: "Bu ödevi yerine getirmek için huzurunuzdayım".

Dördüncü cümle:
"...Araştırmalarımı en kalabalık sınıfın... dirimini düzeltmek yollarına yöneltmek için güttüğüm amacı... dile getirdim"???

Beşinci cümle:
"Adaylığımın konusuna bütün bütüne aykırı olmakla birlikte, sizler bu düşünceyi, hoş karşılayarak kabul buyurdunuz".
Doğrusu: "Adaylığımın amacıyla hiçbir ilgisi yok gibi görünen bu düşünceyi hoş karşıladınız".

Altıncı cümle:
"Ayrıca, bana gösterişli vaitten bozulmaz ve kutsal bir yüküm yarttınız"???
Doğrusu: "Beni değerli tercihinizle şereflendirmek lutfunda bulundunuz; bu tercih, resmen verdiğim o sözü, benim için bozulmaz ve kutsal bir vazife haline getirdi".

Yedinci cümle:
"O zamandan sonra nasıl namuslu ve şerefli işe giriştiğimi anladım".
Doğrusu: "Karşımda ne kadar asil, ne kadar saygıdeğer insanlar bulunduğunu o zaman anladım".

Sekizinci cümle:
"Onun ışıklarına göre değer biçmem, iyiliklerine göre kabul edişim, zaferi için uğraşıp didinişim sonsuz oldu".
a) "Onun ışıklarına göre değer biçmem, kimin ışıklarına? Giriştiği "namus ve şerefli "iş"in mi? Oysa, işin "ışıklarına göre değer biçme" gibi bir tuhaflık söz konusu değildir tabii. Akademi üyelerinin anlayış ve bilgisine hayranlık söz konusudur.
b) "İyiliklerine göre kabul edişim". Doğrusu: "iyiliklerine karşı duyduğum minnet".
c) "Zaferi için uğraşıp didinişim", değil, "şanlarını yükseltmek için göstereceğim çaba".

Biraz atlayalım mı? Sayfayı çeviriyoruz. Önsözün dördüncü sayfası:

"Büyüklüğü ve değeri olmayan ortaklaşa noktalara düşmektense, bence, sorunuz, işte öyle anlaşılmış olabilir".
a) "Ortaklaşa noktalar" değil, "beylik hükümler", "düşmek" değil, "kendisini hapsetmek".
b) "Anlaşılmış olabilir" değil, "anlaşılması gerek". Kısacası yazar, "bence sorunuzu şöyle anlamak lazım, yoksa insan kendini beylik hükümlerine hapsetmiş olur" diyor.

Bundan sonraki cümleler de birer anlayış ve anlatış harikası:

"Yasa aynı bir babanın bütün çocuklarına miras hakkı tanıyabilirse, bu hakkı bütün torunlarına ve torun-çocuklarına eşit miras hakkı tanıyor, neden bu hakkı torunlarına, torunlarının çocuklarına da tanımasın?"

Devam edelim:

"Yasa aile içinde yaşça en küçükleri ortak tanımazsa, veraset hakkıyla, soyda, oymakta, ulusta daha çoğunu yaratamaz mı?"

Yayınevi bizimle alay mı ediyor? Türkçe adına bu ne biçim maskaralık? a) "Yasa aile içinde yaşça en küçükleri artık tanımazsa" değil, tam tersi: yani artık kanun aile içinde büyük evlat, küçük evlat, diye bir ayrım yapmıyor, evlatların hepsini bir sayıyor. b) "Veraset hakkıyla... daha çocuğunu yaratamaz mı". Neyin daha çoğunu yaratacak? Yazar der ki: "Madem ki kanun ailede büyük evlat, küçük evlat diye bir fark gözetmiyor, miras hakkı yoluyla böyle bir farkı neden soydan, oymaktan, milletten de kaldırmasın?"

Okuyucudan özür dilerim. Tercüme ilerledikçe tuhaflıklar insanı rahatsız etmeye başlıyor. Gülmek mi, ağlamak mı lazım bilmiyorum. Tanrı genç okuyucuların yardımcısı olsun.

UMRANDAN UYGARLIĞA
Cemil Meriç
İletişim Yayınları
8. baskı 2003, Sf. 325 vd.

+++ Cemil Meriç anasayfa

________________________
(1) Bkz. Baudrillart, "Proudhon, sa correspondance et son historien" (Proudhon, Yazışmaları ve Tarihçisi) in Revue des Deux Mondes, 1873, s. 585-616.