AİMEE'ye MEKTUPLAR - 1
- yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 315 kez okundu
- rastgele...
Sen, kaybettiğim bir dünyaya aitsin. Bir daha dönmemek üzere kendi kendimi sürgün ettiğim bir dünya! Kaybettiğim şeyler kadar güzelsin Aimee. Keşke bu kadar iyi ve masum olmasaydın. Yoluma çıkan her şeyi bir kasırga gibi yok ederken beni durduran bakışlarını görmeseydim keşke.
Şimdi, kaybettiğim ruhumu aramak için yola koyulmak! Korkuyorum Aimee. Bunu başarıp başaramayacağımı bile bilmiyorum. Denemek fikri bile ürkütüyor şu an… Eğer düşersem beni bırak ve git ve lütfen ısrar etme, hedefe ulaşamayacağım demek ki ve sandığımın aksine kaderim hiç de hoş sürprizler yapmayacak.
Daha önceden bütün karşılaşmalarımı ‘geç’ sanırken ne kadar erken olduklarını anladım.
Hayatımda çok güzel acılar çektim ve çok kötü mutluluklar yaşadım. Bütün bunlar için hiçbir şeyi ve kimseyi suçlamadım. Kızgın mıydım? Hayır! Mutlu muydum? Değildim! Sadece efkârlıydım. Burasının bir cennet olmadığını / olamayacağını biliyordum.
Dünyadaki güzellikleri ve kötülükleri görmek için , gözlerimi dört açmam gerektiğinin farkındaydım. Hoş kokulu bir çiçek, yağmurlu bir gece, kısa saçlı minyon bir kız yaşama arzumu kamçılarken, dalından düşmüş bir yaprakla düşer, yerle bir olmuş şehirlerle harab olur, kemikleri sayılan bir Afrikalıyla midem sızlardı...
Benim oynamak istemediğim bir oyundu bu. Biraz daha zorlarsam en fazla kenarda, yedekte beklemeyi tercih edeceğim bir oyun. Kuralları sorgulamadım, sonuçla ilgilenmedim, hakemle bi derdim olmadı. Gözüm saatteydi hep: Ne kadar kaldı? Az kaldı.
Kimi zaman arkamdan –genelde yürürken olurdu- bir elin dokunup : ‘Hey dostum! Bütün bunlar bi şakaydı, hadi git artık’ demesini bekledim. Nereye gidecektim? Ama en azından bi şakayı kaldırabilirdim. Safça ve çocukça! Ne mutlu ki çocukça!
Küçük hedeflerimi özleyip durdum. Mesela, ‘O erik ağacına yarın mutlaka çıkacağım!’ ya da görünmez çocuk olabileceğim ümidi. 'Bir pelerin bulursam, mutlaka uçarım. Evet, yaa, emin ol uçarım dostum. Tek ihtiyacım bi pelerin'
Bi gün büyüdüm. Babaannem açıkladı bunu : ‘Artık büyüdün evlat; o misketlerle oynamamalısın. At onları !’ Attım. Dereye. Dere aldı götürdü, diğer büyüyen çocukların misketleriyle çarpıştı denizde. Kim kazandı?
Sana bunları neden anlattım bilmiyorum Aimee.Kendimi bildim bileli hep vardın. Sadece yaşayıp yaşamadığına emin değildim. Çok uzun zamandır seni bekliyorum. Karşılaşacağımız umudunu saklı tutarak ama asla buna inanmadan.
Şimdi, senin hakkında bütün yanılgılarım tarih olduğu için çok mutluyum. O kadar yanılgıyla dolu ki geçmişim. Belki de bu yüzden hak etmediğin acıların nedeni olarak ben, bütün günahlarımı sana çıkartmayı seçtim.
Hatırladığım kadarıyla bu hayatı ben seçmedim. Eğer bi seçme şansım olsaydı, yoktan da öte yok olmayı isterdim. Ya da, orman ve deniz manzaralı bi tepede büyük bi taş olmayı seçerdim. Çok büyük bi taş... yerinden kımıldatılamayacak kadar ağır...
Bir gün her şeyden ama her şeyden nefret ederek yeniden doğdum ya da senin deyiminle ‘ilk kez öldüm’. Paslı bir çivi gibi çıkarıp attım kalbimden aşkı, duyguyu,sevgi adına ne varsa…bu hayat beni nefessiz bırakmaya başlamıştı... İki seçeneğim vardı: Ya boğulup gidecektim ya da bu kirli havaya ciğerlerim alışacaktı. Ben ikinciyi seçtim ama bunu yaşamayı çok sevdiğim için değil sadece içimi kusmak için yaptım.
Bizi bu kadar yakınlaştıran şeyin, benim nefretim, senin ise merhametin ve masumiyetinin olması ne kadar ironik değil mi? Yüzüme tuttuğun aynalar umurumda bile değildi önceleri. Zaten olmak istediğim şey olmuştum. Vicdanı olmayan birini nasıl rahatsız edebilirdin ki? İyi ki pes etmedin, oysa ne kadar kızıyordum sana : ‘Sen de herkes gibiydin, gün gelecek senin de içindeki canavar açığa çıkacaktı’. İlk başta yanıldım. İyi ki yanıldım. Seni bulmak niye bu kadar zor olmalıydı ve neden üstümde ölü bir ruh varken karşılaşmamız gerekiyordu ,bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğim galiba.
Sana neden AİMEE dediğimi sorup durdun hep. Sen sorunca söyleyesim gelmedi galiba. Şimdi söylüyorum:
Bir filmde (Reconstruction), adam kadına şöyle sormuştu :
-Neden ben?
-Çünkü eğer ben senin rüyansam, sende benim rüyamsın, demişti kadın da. Kadının adı AİMEE'ydi. Ve şimdi benim için tek AİMEE sensin.
Ellerim hala avuçlarındayken dua et…bizim için. Duayı unutmuş dudaklarımın adına.
25 Ocak 2008
İstanbul




-Neden ben? -Çünkü eğer
-Neden ben?
-Çünkü eğer ben senin rüyansam, sende benim rüyamsın, demişti kadın da. Kadının adı AİMEE'ydi. Ve şimdi benim için tek AİMEE sensin.
Ellerim hala avuçlarındayken dua et…bizim için. Duayı unutmuş dudaklarımın adına.
Daha önceden bütün karşılaşmalarımı ‘geç’ sanırken ne kadar erken olduklarını anladım.
beni yansıttı bu cümleler ben de onları yansıttım...