ALBERT EINSTEIN
- Demhat_Ay yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 2088 kez okundu
- rastgele...
Bir üniversite profesörü öğrencilerine şu soruyu sorar; Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?
Cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve yanıtlar.- Evet her şeyi Tanrı yarattı!
Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine "evet efendim" diye yanıtlar.
Profesör devam eder;
- Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise ve şeytan varolduğuna göre şeytanı da Tanrı yaratmış olur ve çalışmalarımızda uyguladığımız "Kesinleştirme" prensibine göre de Tanrı şeytandır.
Öğrenci böyle bir önerme karşısında şaşırır ve yerine oturur. Profesör ise öğrencilerine bir kez daha Tanrı'nın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur.
Bu arada bir öğrenci ayağa kalkar ve - Bir soru sorabilir miyim profesör? der. Profesör de sorabileceğini söyler. Öğrenci ayağa kalkar ve "Soğuk var mıdır"? diye sorar.
Profesör;
- Nasıl bir soru bu böyle, tabi ki vardır, diye yanıtlar. "Sen hiç soğuktan üşümedin mi?
Öğrenci;
- Aslında, fizik yasalarına göre soğuk yoktur. Yaşamda realitede biz soğuğu sıcaklığın yokluğu olarak düşünürüz. Herkes veya nesneler o enerji oradaysa veya bir şekilde enerji iletiyorsa onu deneyimler. Örneğin, Absolute 0 (-460 derece F) sıcaklığın kesin yokluğudur (hiç olmadığı seviyedir). Tüm maddelerin bu seviyede reaksiyon verme özellikleri bozulur ve değişir. Soğuk yoktur, o yalnızca sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için yarattığımız bir kelimedir, der ve devam eder,
- Profesör, karanlık var mıdır?
Profesör ;
- Tabi ki vardır.
Öğrenci yanıtlar,
- Korkarım gene yanılıyorsunuz efendim. Çünkü, karanlık da yoktur.Yaşamda /realitede karanlık ışığın yokluğudur. Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız. Gerçekte, biz Newton'un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz. Ama karanlığı ölçemeyiz. Bir basit ışık ışını karanlık bir mekanı aydınlatarak karanlığı kırmış olur yani karanlığı geçersiz kılar. Siz belli bir mekanın / uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz? Işığın miktarını ölçersiniz! Bu doğrudur değil mi? Karanlık insanlık tarafından, ışığın olmadığı yer/mekan için kullanılan bir kelimedir. Son olarak öğrenci profesöre gene sorar;
- Efendim şeytan var mıdır?
Bu kez profesör pek emin olamamakla birlikte yanıtlar;
- Tabi ki, açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde onu görürüz. Şeytan /kötülük bir kişinin başka bir kişiye her gün sergilediği insaniyetsizliğinin bir örneğidir. O, dünyadaki işlenmiş tüm suçlarda, şiddette yer alır. Bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey de değildir, der.
Öğrenci devam eder;
- Şeytan yoktur efendim.Yani o kendi başına yoktur. Şeytan basit olarak tanrının yokluğudur. O aynen karanlık ve soğukta olduğu gibi insanın tanrının yokluğunu tarif etmek üzere yarattığı bir kelimeden ibarettir. Tanrı şeytanı yaratmadı. Şeytan / kötülük insanın tanrısal sevgiyi yüreğinde duyumsamadığı zaman deneyimlediklerinin bir sonucudur. O aynen sıcaklığın olmadığı yere gelen soğuk ya da ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir. Profesör yerine oturur.
Genç öğrencinin adı ALBERT EINSTEIN'dır








Harika ve
Harika ve mükemmel...Teşekkürler...
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
ne desem boş...ALBERT
ne desem boş...ALBERT demiş diyeceğini..
tebessüm:)
beni İLAHİ aşka ulaştıracak bir Şems'e hasretim
Aslında ilk yorumumu
Aslında ilk yorumumu yaptıktan sonra bir şey aklıma geldi...İyi güzel Albert EINSTEIN öyle demiş ama acaba öyle mi? Her şey çift yaratılmadı mı? İyiliğin karşısında kötülük, sıcağın karşısında soğukluk, dünyanın karşısında ahiret, erkeğin karşısında kadın, şeytanın karşısında melek, cennetin karşısında cehennem,göğün karşısında yer, suyun karşısında ateş, havanın karşısında toprak...vb...Çift kutupluluk varlığın yasasında vardır. Allah; tektir(vahdet), karşısında çokluk(kesret) vardır. Allah; hâlıktır, karşısında mahluk vardır. İlk etapta EINSTEIN'in söylemi kulağa hoş geliyor gibi ama bu mantığın altında biraz sakatlık yok mu acaba?
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
Enteresan doğrusu.Açıkça
Enteresan doğrusu.Açıkça söyleyeyim böyle bakmamıştım bu duruma.Ama Allah'ı ve yaratılanı bilmek Eyüp Bey'in sorusunu getirmiyor değil akla hani.Allah yaratmıştır muhakkak aklımızın erdiğince kanun bu.Lakin "yokluk" da Allah'ın yarattığı bir gerçektir.Belki de bazı şeyler yokluk içinde yaratılmıştır.Nasıl he şeyin zıttı varsa varlığın da zıttı yokluktur.Ve ebedi alemde her şey yaratılmıştır.Varlığı olan sıcaklık, yoklğu olan da soğukluk olabilir...
??
Eyüp arkadaşımın ikinci
Eyüp arkadaşımın ikinci yorumuna katılmakla beraber şunu ilave etmek istiyorum.
EINSTEIN ın cevabı profesörün tezini çürütmüş olsa bile bizim inancımıza göre doğru değildir.Şeytan başlı başına yaratılmış bir varlıktır.Işığın yokluğunda meydana çıkan bir karanlık gibi gösterilmesi bana biraz yanlış geldi
What is the matrix?
Arkadaşlar,
Yukarıda Albert Einstein'in yazdığı söylenilen yazı gözümde değersiz bir yazı. Zira bu cümleleri kuranın kendisi olduğunu hakikaten zannetmiyorum. Muhtemelen aklındakini insanlara taşımak isteyen aklı evvelin teki altına "Albert Einstein" imzasını atmış, o kadar.
Diyelim ki bu husus önemsiz ve asıl önemli olan meseleyi izah etmemiz.
Arkamıza yaslanalım, rahatlayalım ve düşünelim...
Erwin Schrödinger (1877-1961)], daha sonraları "Schrödinger'in Kedisi" olarak anılan deneyi anlatırken bir kedinin aynı anda hem ölü hem de diri olabilme ihtimalinin bilim dilinde mevcut olduğunu teoride ispat etmiş.¹
Bunun üzerine canı sıkılan fizikçi arkadaşlar ekmek parasını rahatça bulmuş. Bir topsakal bırakıp pipoyu da ceplerine koyunca iyice ahkâm kesmeye başlamışlar.
Şimdi meseleyi bir de herzaman olduğu gibi mülayim halimizle düşünelim.
H.z. Hızır A.S. hem vardır, hem de yok. Hem buradadır hem de bir başka yerde. Hatta ve hatta her yerde.
...
Şimdi kuantumdan ve biraz da Albert kardeşimize ait olduğunu kabul ettiğimiz (?!) bu yazıyı tekrar değerlendirdiğimiz zaman bu arkadaşların (Tabiatları ve tabîyetleri gereği) hâlâ aysbergin görünen yüzüyle ilgilendiklerini görmezden gelen varsa asıl burada durup düşünmek gerekir, yukarıdaki satırları okuduktan sonra değil.
İşte bu nedenle Eyüp bey kardeşimi takdire şayan bir özgür düşünce örneği sergilediğinden dolayı tebrik ediyorum.
Bu "What is the matrix?" kelamlarıyla karşılaştığınız zaman durup düşünmek ve size sunulanın değil, elinizdeki malzemenin tahlilini yaparak anlamaya çalışmak en makulü efendim.
--------------
¹ Bu, düşünsel bir deneydir. Özel bir kutuya giren bir kedinin düştüğü kötü durumu irdeler. Kutuda (diyelim ki) çıkan bir foton yarı geçirgen bir aynaya çarpar ve fotonun dalga fonksiyonunun aynayı geçen kısmı bir detektöre gelir. Dedektöre foton geldiği anda, otomatik olarak bir silah ateşlenerek kediyi öldürür. Eğer foton gelmezse, kedi yaşar ve keyfi iyidir. (Stephen’in, kedilere düşünsel deneylerde bile eziyet edilmesine karşı olduğunu biliyorum) Sistemin dalga fonksiyonu, bu iki olasılığın bir süper pozisyonudur... Fakat algılarımız bize niçin, sadece “kedi ölü” ve “kedi diri” gibi makroskobik alternatifleri değil de bu gibi durumların makroskobik süper pozisyonlarını algılamaya izin vermiyor?
Burada bilinçlilik veya uyumdan çıkma gibi konulara daha fazla girmek istemiyorum. Düşünceme göre, ölçme probleminin cevabı başka yerde yatmaktadır. GR’nin işin içine girmeye başladığı yerde, alternatif uzay zaman geometrilerinin süper pozisyonlarının yanlış sonuç vermeye başladığını söylemek istiyorum. Belki, iki farklı geometrinin süper pozisyonu kararsızdır ve iki alternatiften birine bozulmaktadır. Örneğin geometriler diri veya ölü bir kedinin uzay zamanı olabilir. İki alternatiften birine bozulmaya, objektif redüksiyon (OR) diyorum. Bu ismi (OR’yi yani 'veya'yı) hoş bir kısıtlamaya imkan verdiği için seviyorum. Planck uzunluğunun (10-33 cm) bununla ilgisi ne? Doğanın iki geometrinin birbirinden önemli ölçüde ne zaman farklı olduğu konusundaki kriteri, Planck skalasına bağlıdır ve bu, farklı alternatiflere redüksiyonun zaman skalasını belirtir.
Kediye bir gün izin verebiliriz ve yeniden yarı-geçirgen aynaya dönebiliriz. Yalnız bu sefer, büyük bir kütle parçasının bir yerden diğer bir yere hareketini tetikleyecek bir foton detektöre isabet etmiş olsun.
Eğer kütleyi, bir foton onu aşağı yuvarlayabilecek şekilde bir uçurum kenarına dikkatle yerleştirmişsek, dedektör durumunun redüksiyonu problemi hakkında endişe etmekten kurtulabiliriz! İki alternatifin süper pozisyonunun kararsız olması için ne kadar kütle yer değiştirmelidir? Bunun yanıtını, burada gerçekten teklif edeceğim gibi, gravite verebilir. Teklif edilen bu şemaya göre, bozulma zamanını hesaplamak için, kütlenin birini, bulunduğu denge konumundan çıkarıp, diğerinin gravitasyonel alanında, ikisinin konumları ele alınan kütle süper pozisyonunun verene kadar, çekmeye gereken E enerjisini ele alalım. Bu süper pozisyonun durum vektörünün çökmesi için gereken zaman skalası nükleon başına yaklaşık 100 milyon yıldır. yani deneylerde bu kararsızlığı görmekteyiz. lakin büyüklüğü santimetrenin yüz binde biri olan su zerresi için çökme yaklaşık 2 saat alır. Zerre büyüklüğü santimetrenin on binde biri ise çökme 0.1 saniye sürer.”
Penros bir soru üzerine şu yanıtı veriyor:
“Gravitasyonal alan gerçekten özel! Bir bakıma, konunun tarihinde bir istihza var: Fiziği, Newton, gravitasyonal kuramıyla başlattı ve diğer bütün fiziksel etkileşmeler için bu kuram özgün paradigma oldu. Fakat, şimdi gravitenin diğer bütün etkileşmelerden gerçekten, açıkça farklı olduğu anlaşılıyor. Karadelikler ve enformasyon kaybı üzerindeki derin etkileriyle, nedenselliği etkileyen sadece gravitedir.”