BAŞÖRTÜLÜ MELEKLER

Kategoriler:

Başörtülü Melekler” koymak istedim yazımın başlığını.Çünkü bu iki kelimeyi yan yana görmek çok hoşuma gidiyor.’Başörtüsü’nün hem bir simge hem de simgeden öte bir emir ve bu emrin kazandırdığı ‘kişilik’ olduğunu anlatıyor bana.

Bu zamanda başörtüsünün her iki şekilde zuhur ettiğini söylemek elbette biraz kendimizi kandırmak ya da avutmak olur.Şimdi başımızda bu güzel ‘kişiliği’ hayattan ve de hayatlardan kaldırmak isteyen bir yasak var maalesef ki.Belki kendi hatalarımızı örtbas etmek için bu yasağı bahane etmemek lazım ama…Ama biraz payı yok değil sanırım.İnsanları bu ‘kişilik’ten uzaklaştırmak için en çok vâr oldukları ve vâr olmak istedikleri yerde bulunmamaları gerektiğine inandırıyorlar.İnandırmasalar keşke…Ama inandıklarını görüyorum ben açıkçası.Şu yasağın sürdüğü uzun zaman zarfında o kadar çok taviz gördüm ki…İnanmayan insan, yani bu yasağın gerekli olduğuna inanmayan insan, muhakkak ki kendi fikir,uyduğu emir ve ‘kişilik’ten vazgeçmez.Çokça katılmayan rastladım bu mevzuda benim fikrime.Belki ‘hizmet’ etmek uğruna, belki bu yıkanmış beyinlerin buyruğu altında her türlü özgürlüğün kısıtlanmasından bıkmışlığın verdiği bir ‘hınç’la ‘okumalıyım ve orada ben olmalıyım’ diyorlar.Ama nasıl?!...

İstediğimiz yerde olmak için acaba olduğumuz halden, hayat tarzımızdan, ‘kişiliğimizden’ feragat mı etmek durumundayız?Bu feragat zaruretinde tek tarafı suçlu bulmak yanlış.Ama uzun süreli bir baskı olmasından ve artık geri dönüşü çok zor olan bir yol olmasından mütevellit bu yasağa suç bulmak anlamsız ve ‘temcit pilavı’ olayından farksız.Bilemiyoruz insanların içini elbet.Belki de bu yasağı fırsat bilip hayatta olmak istedikleri yerde olanlar, durmak istedikleri safta duranlar da vardır.Bu da bir pencere.Bunu yok saymamak gerekse de istisna olması hasebiyle belki de çok fazla bu mıcırlı yolun içinde saymamak gerekiyor.Bizlerin –yani bu yasağın etkili olduklarının- problemi bu insanlardan ziyade, yasağı tamamen kabullenmiş ve de başörtüsüne bir ‘kılıf’ bulmuş kişilerdir.Genel olarak gözlemim bu yönde.Türkiye’nin çoğunluğu tarafından bu durum o kadar benimsenildi ki, ‘kızım perukla okuyor’ veya ‘başımı açıyorum okula girerken’ demek çok kolaylaştı artık.Başını açmayan ve örtüsüne herhangi bir kılıf bulmayanlar da hem az kaldılar hem de ‘gerici’ ve de ‘kolaya kaçan’ gözüyle bakılır oldular.Çok acı…İnsanların özgürlüklerinin kısıtlanması nasıl da toplumun tamamındaki bakış açıları ve hayat tarzlarını değiştiriyor…Oysa bunu yapan biraz da Türk milletinin kanında var olan ‘kabullenme’ ve ‘tam teslimiyet hali’.

Bütün bunlara, bütün bu karma karışık duruma, aşağı sakal-yukarı bıyık durumuna nasıl karşı konulması gerektiği de muamma.Çok uzun zamandır devam eden başörtüsü platformlarının mütemadi etkinliği meetingler ne kadar etkili oluyor –bence hiç olsa da- tartışılır.Bu durumu ‘artık karşı koymamız’ gereken bir duruma getirmemek lazımdı.Baştan bir emirle yerine getirdikleri farziyeti korumayı bilmeliydi rastlayanlar.Olmamış, olamamış şimdi o zamanı eleştirmenin de manası yok.Şu anda belki de yapılabilecek en güzel protesto –bence- ‘başını açmamak’, hiçbir kılıf, hiçbir ‘saçma sapan yöntem’ bulmadan, hiçbir şekilde ‘onların istedikleri görüntüye’ bürünmeden, o saflardan çekilmek.Çekilmek ve muhtaç olunan konuma gelmek…Çekilmek ve bütün o istemedikleri yerlerde olmayıp, koskoca bir beyin fırtınasından bunu isteyenleri mahrum bırakmak…Ve hatta çekilip de başka bir ülkede, özgürlüklere kimsenin karışmadığı bir ülkede tüm bu girilemeyen yerlere inadında girip, inadına çok çok yükselmek…Ve ‘bizi’ istemeyenlere neler kaybettiklerini göstermek…Ama tüm bunlar tek tek, fert başına yapmakla olmaz.Bir olmak,topluca, toplumu protesto ederek olur muhakkak.

Asla ‘kolaya kaçan’ gözüyle bakılmamalı belki de doğru yöntem buysa bunu yapanlara.Şimdi durup düşünmek lazım suçlu kim?!Ama bu gerçek bir soru, yazıdan mana çıkararak suçluyu bulmak değil amaç, amacım.Suçlu gerçekten kim??Ben de merak içindeyim!!...

Suçlu aramak gerekmiyor

Suçlu aramak gerekmiyor belki de...Bir şekilde olmalıydı ve oldu...İmtihan sırrı...yokuşu tırmanmak gerekiyor cennete ulaşabilmek için...
Bir şeyler olmalıydı: İman edenler var...İman edenlerin test edilmesi gerekiyor... Küfredenlerin de küfürlerinin hakkını vermeleri gerekiyor...Habil-Kabil meselesi...cennet-cehennem...dine karşı din...

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

Muhakkak olacaktı ve bu bir

Muhakkak olacaktı ve bu bir imtihan.Lakin insan iradesiyle gerçekleşmiş bir imtihan değil mi neticede??En azından suçta ya da imtihanda diyelim payı olan olmalı.Ama iki tarafında o kadar suçları var ki biri diğerine baskın çıkamıyor maalesef...

Değer verip okuduğunuz ve fikrinizi beyan ettiğiniz için teşekkür ederim...

"Ama iki tarafın da o kadar

"Ama iki tarafın da o kadar suçları var ki biri diğerine baskın çıkamıyor maalesef..." diyorsunuz.

Bu cümle tartışılabilir nitelikte bir cümle...Herkes rolünü oynar-oynamalı-oynuyor...Ebu Cehil, Ebu Cehilliğini yapacak...

Müslümanlarda kızdığım nokta şu: Bu ülkede hâkim unsur olarak değil de mahkûm unsur olarak olaylara bakmaları...Söylem şu olmalı: Biz bu ülkede başı açık olarak yaşama hakkı tanıyoruz. Bunu biz tanıyoruz. Onlar bize başörtülü olma hakkı tanıyamazlar. Bu ezikliği üzerimizden atmamız gerekir. Olaya hâkim bir tepeden bakmak gerek. Ellerimizi alınlarımıza koyarak güneşin önünde birilerinin bize gölge yapmasını dileyemeyiz. Gölgeyi bizim yapmamız gerekir. Çünkü bu ülke bizim.

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

Başörtüsünün dinin bir

Başörtüsünün dinin bir emri olup olmadığı tartışılır bir konudur.Ancak yasağın temel hak ve özgürlükler kapsamında olduğu düşünülünce gerçekten içler acısı bir durum çıkıyor ortaya.Ve malesef islamcıların yasağın süregelmesindeki büyük rollerini görmemek elde değil.İslamcıları bir yere kadar anlayabiliyorum; işin içine siyaset bulaşmışsa orda çok da fazla iyi niyet aramak söz konusu değildir.Ancak başörtüsü mağdurlarını anlayamıyorum.Kendilerini üniversite kapılarına zincirleyen kızlarımız neden son yıllarda ortada gözükmüyorlar.Neden "başörtüsü eylemleri" diye bir arama yaptığımızda karşımıza en son 2002 tarihli olaylar çıkıyor?.İslamcı bir parti iş başında olunca başörtüsü Allah'ın emri olmaktan çıkıyor mu???İşte bu noktada türbanın siyasallaştığını üzülerek kabul etmemiz gerekiyor sanırım.

bunca varlık var iken,
gitmez gönül darlığı...

"Başörtüsünün dinin bir

"Başörtüsünün dinin bir emri olup olmadığı tartışılır bir konudur." diyor Fundu Bulut...Bu kabul edilebilir bir şey değil. Açık ve net olan bir şey tartışma konusu olamaz.

Bu konununu siyasallaşmayla bir ilgisi de yok. Bunu söyleyenler olayları çarpıtıyor. Ve's-selam...

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

Başörtüsü dinin emridir

Başörtüsü dinin emridir sorgu sual kabul etmez.Nur Suresi/31 diyerek bu konuyu kapatabiliriz.

Çok doğru bir yere parmak basmışsınız Sayın Eyüp Yıldırım.Hep ezik ve hep geri planda olanları oynadık biz müslümanlar olarak.Lakin hükmedici olmaktır görevimiz.Ben sadece müslüman kesimin de suçları olduğunu düşünüyorum.Hem bu eziklik mevzusunda hem de aşırı tavize meyyal görüntüleriyle.Ben islami keismin çoğunu komleks sahibi olarak görüyorum.Çünkü başkalarına yani İslam-dışı olmaya özenti bitmiyor Türkiye'de...

teşekkürler..

Yoruma ihtimali olan bir

Yoruma ihtimali olan bir delil kati değil,zannidir.Bahsedilen ayette ise örtünmenin yönü belirtilmemiştir.Örtüleriyle yakalarının üzerini kapatmaları emredilmiştir.Cahiliye adetlerine baktığımız zaman arap kadınlarının göğüsleri açık bir şekilde giyindiklerini görürüz.Bu nedenle örtünme aşağıdan yukarıya doğru da olabilir.tabii bu da bir yorumdur;ama daha önce de belirttiğim gibi yoruma ihtimali varsa o delilin katiliğinden bahsedemeyiz.Ayrıca aynı ayette kadınların topuklarını yere vurmamaları da buyruluyor.Fakat hiç kimse başörtüsü kadar bunun üzerinde durmuyor.Neden?

Siyasallaşması konusuna gelince,sorumu yineliyorum;başörtüsü yasağı devam ediyor olmasına rağmen kendilerini üniversite kapılarına zincirleyen kızlarımız neredeler?Neden hiç tepki vermiyorlar?

soruyla bitirdim ama cevap beklediğim için değil.Bu konudaki önyargıların farkındayım ve bu konuyu burada tartışmanın hiç kimseye bir fayda sağlamayacağını düşünüyorum.
selametle...

bunca varlık var iken,
gitmez gönül darlığı...

Bir Kur'an ayetini

Bir Kur'an ayetini tartışmaya açmak ve bunun üzerinden yorumları devam ettirmek yanlış ama ayette "baş örtüsü" lafzı geçiyor ki bu da demektir öncelikli olarak baş örtüecek ondan ayrı örtülmesi gerekenler de ayetin geri kalanında belirtilmiş.Lütfen yoruma açık değildir İslam.Bu kadar insanın yanlış yorumlayıp başını örtmüş olması şaşkınlığa şayan deği mi??

Bu konuyu tartışmak

Bu konuyu tartışmak niyetinde değilim.Zaten, İslam yoruma açık değildir, dediğiniz anda bitmiştir.Fakat meal okurken çevirilere dikkat etmek lazım,'hımar' kelimesi başörtüsü değil genel anlamda örtü manasına gelir.Herhangi bir arapça türkçe sözlükte kelimenin ne anlama geldiğini bulabilirsiniz.

bunca varlık var iken,
gitmez gönül darlığı...

Bu arada bu kadar insanın

Bu arada bu kadar insanın aynı sigayla gelen topuklarınızı yere vurmayın emrini ciddiye almaması da şaşkınlığa şayan değil mi?

bunca varlık var iken,
gitmez gönül darlığı...

Çarpık bilinç

Oğuzhan Özdemir
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi

Ben Funda hanımın dediğine katılmaktayım.Nur Sûresi 31. âyette karşılaştırmalı olarak birçok Kur'ân mealine bakarsanız "başlarınızda örtülerinizi, göğüslerinizin üzerine salınız..." Şimdi, soralım, Allah ne emrediyor ve nasıl emrediyor? Emir, göğüslerinizin üzerini kapatın ve ziynet yerlerinizi kapatın, şeklinde. Kimse bu âyete dayanarak Allah kadınların başını örtmesini emrediyor diyemez.Öyle bir emir var değil çünkü. Ayrıca, "namazı kıl" ,"orucu tut", "zekâtı ver" gibi birçok kesin emirlere karşılık "şöyle şöyle yaparsanız sizin için daha hayırlı olur", "şöyle yapın..." gibi âyetler de vardır. Allah başınızı örtün demiyor, İranlı kadınlara bakın, devlet bir islâm cumhuriyeti ,ayrıca baş açık gezmek yasak ama ne için başlarını birçoğu yarım örtüyor? İmam Cafer aksini mi söylemiş?
Funda Hanımın kadınların göğüslerini açtığı rivayetini biraz bilgisi olan herkes o dönemler için bilir,ayrıca ayaklarını yere vurarak ziynetlerini belli etmemeleri söylenmektedir, çünkü göğüzler meydanda ve sallanmaktadır. Bu ciddi bir meseledir, durum aynen böyledir, kimse kusura bakmasın ama bu böyle.Şimdi siz kalkıp âyette başınızı örtün mü deniyor diyorsunuz? O dönemde erkek ya da kadın farketmiyor herkes uzun bir örtü-çarşaf alır vücuduna baştan aşağıya dolardı, güneşten korunmak adına. Zaten giyim cahiliye döneminde de ,islâm gelmeden önce de öyle,farklı değil. Başlarınızdaki örtülerinizi açık olan yerlerinizi kapatacak şekilde örtün diyor.Birtakım terbiyesizler meal yazmışlar ve başınızı örtün diye belirtmişler arapça aslında böyle bir yazı var değilken,ben böyle meal gördüm,var. Bu düpedüz dinin kurumsallaştırılarak içerisinin boşaltılmasından kaynaklanmakta,öz ,derinlik ve hikmet yok olmaktadır.
Örtünmeyi sürekli baş örtüsü olarak ele alınca, başını örtmeyen her yerini açabilir şeklinde bir algı kırılması yaşanıyor ve kapanmak isteyen örtü mü örteceğim diye soruyor.Halbuki islâmda örtünmek kadının vücud hatlarını belli etmeyecek şekilde boydan aşağıya kapanmasıdır, eller ve ayaklar haricinde. Birçok insan tanırım,başları,elleri,kolları da açıktır, ama asla göğüs, ve diğer yerlerini açmazlar.Kapanmanın baş örtüsü üzerinden yanlış bir bilinç ile algılanması nedeni ile başını örtmeyen sahilde bikinisine kadar açılıyor. Bu saçmadır, başını örtmeyip vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde tüm vücudunu örten bayanlar vardır. Bu kadar da olmaz yani.
Eğer saçın bir önemi var ise erkek neden kapatmıyor arkadaş? Kadının göğüsleri ve diğer edep yerleri ile erkeğinki aynı mı? Erkeğin edep yerleri farklı biyolojik yapısından ve daha birçok sebepten dolayı.Peki saç eğer hayâ gerektiren bir edep yeri, ziynet ise erkek neden örtmüyor, bu kadar mı sığ bir tanrı inancı olur? Tanrıyı zannetmekten başka...
Kurân-ı Kerîm yoruma kapalı ise nasıl oluyor da tefsirler oluyor da bunlar, işaret, rivayet,dirayet ve ismini hatırlayamadığım bir tür daha olarak ayrılıyor.Yoruma kapalı imiş...Selefi misiniz siz? "Allah'ın eli onların üzerindedir..." gibi âyetler, zahirilerin dediği, selefilerin dediği gibi mi kabul edilecek? Allah'ın eli mi var, varsa nasıl? söyler misiniz yoruma kapalı müslümanlar. Bırakın bu sığ şeriatçılığı ,klasik müslümanlığı... Muhammed İlkballer, Ali Şeriatiler islâmî düşüncenin olması gerektiği şekilde sürekli inşa edilmesi ve yorumlanması için daha onlarca islâm düşünürü gibi hayatlarını harcadılar. Biz bir tane adam çıkaramadık hiçbir alanda... Bir de neyi tartışıyoruz.
Soruyorum bayanlara? Kurân'da Cuma Sûresinde ey îmân edenler diyor...bakınız : "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. " Peki niye kadınlar cumaya gitmiyorlar ve bir tane farz değil onlara deniyor. Peygamber cumaya gitmenin gereklerini sayıyor, erkek olmak demiyor, akıldan,yaştan bahsediyor. Ayrıca hadis olsa yüzlerce hem de, nasıl Kur'ân ile çelişir, ben Allah2ın dediğini tasdik eder ve uyarım. Peygamberim de öyle yapar. Niye böyle? Çünkü islâm dini kurumsallaştı ve bir taklit dini oldu, erkek egemen bir din oldu ve bir takım kimseler kadınlar gitmesin ,farz değildir dedi. Peygamberim camisinde kadınların da olduğu biliniyor. Sayın Fatma hanım bu âyeti de yoruma kapatıyorum. Siz cumaya gidiyor musunuz? Funda Hanım, sizlere âyette yazanları söylüyor yorumlamadan,asıl siz yorumluyorsunuz, baş örtün demezken Allah, dedirttiriyorsunuz. Allah, Kurân'da eski dönemlere ait bir şey söylese ve bugün için baksak, demek ki o günün şartlarında insanlarda ve dönemde bulunan özellikleri bizim de taşımamız gerekecek. Bize dese örtünüzü şöyle örtün ey erkekler,biz gömlek ya da kazak giyemeyeceğiz, örtü giyeceğiz, niye o zaman örtü var ya erkeğin üstünde, âyet de ona işaret ederek emri gösteriyor ya, biz de öyle yapacağız.Aynen bu mantık sizinkisi. Siz gidip Kur'ân'da yazan ve bugün aksi islâmdır denen şeylere bakın asıl.
Eyüp Bey siz de, beliniz ile dizaltı arası örtünmeniz gereken yerlerden sonra başınızı da lütfen örtün, çünkü saç eğer edep yeri ise, erkeğin de saçı var, hiç farklı değil, örtün ve devam edin. Bence tüm bunlar dine karşı dindir Ali Şeriatî'nin dediği gibi.
Ve son bir şey daha...âyette yazmıyor diye kadınlar örtmesin, buna hakları yok gibi densiz saldırıların da karşısındayım.Çünkü bir kadının başını örtmesi takva göstergesidir, kimse bunu yadırgayamaz,desteklenmelidir. Fakat kimse de bu âyete dayanarak yok efendim kadının saçının bir teli gözükse yetmiş bin yıl yanar falan gibi farz olduğuna dair hüküm de bulunarak kadınları karalayamaz. Ne kadınlar biliyoruz biz edep ve hayâlarını.İki şekilde de yapılamaz, bunu da belirtmek isterim.
Saygı ve Sevgilerimle.

"Birtakım terbiyesizler

"Birtakım terbiyesizler meal yazmışlar ve başınızı örtün diye belirtmişler arapça aslında böyle bir yazı var değilken,ben böyle meal gördüm,var." diyorsunuz Oğuzhan Bey...

Bence öncelikle üslubunuza dikkat etmeniz gerekiyor...

"Eyüp Bey siz de, beliniz ile dizaltı arası örtünmeniz gereken yerlerden sonra başınızı da lütfen örtün, çünkü saç eğer edep yeri ise, erkeğin de saçı var, hiç farklı değil, örtün ve devam edin. " demişsiniz.

Kadın ile erkek, birbirine eş olarak yaratılmışlardır. Bir çift ayakkabı gibi. Sağ ve sol ayakkabı. İkisi de ayakkabı ama ikisi de birbirinin yerine geçmez. Siz sağ ayağınıza, sol ayakkabıyı geçirirseniz, hem ayağınıza hem de ayakkabıya zülum etmiş olursunuz.

Sayın Oğuzhan Bey! Siz kadın ile erkeği birbirine karıştırıyorsunuz efendim. Benim saçlarım benim saçlarımdır, bir kadının saçı da , bir kadının saçıdır. Aynı şeyler değildir.

Kadın çocuk doğurur, erkek doğurmaz. Kadın, görünür; erkek, görür. Evet, kadın ile erkek arasındaki en büyük farklardan birisi de budur. Kadının görünmesine karşılık, erkeğin görmesi.

Kadın, cazibe merkezidir. Erkek öyle mi? Bu yüzden kadının tesettürü ile erkeğin tesettürü farklıdır.

Dinin kurumsallaştığı yer yer törenselleştiği doğrudur. Ama bu konuda değil. Hemen bunu dine karşı dinle nasıl suçlayabiliyorsunuz?

Konuyu çok çetrefilleştirmişsiniz. Her konudan bir cümleyle her şeyi karıştırmışsınız. Elbette sorgulayıcı bir akılla meselelere yaklaşmak gerekiyor. Ama sizin yaptığınız gibi değil. Bu konuda söz söylemeden önce konuyla ilgili biraz araştırma yapıp öyle gelmek lazım.

Söylediğiniz her söz boşlukta kalıyor. Söylüyorsunuz ama neye ve kime dayanarak söyladiğinizi ifade edemiyorsunuz.

Ali Şeriati acaba sizin gibi mi düşünüyor?

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

İslam'da Örtünme Yabancı

İslam'da Örtünme
Yabancı erkeklere karşı kadının örtünmesi İslam dininin kesin hükümlerinden biridir. Bu hükmün İslam’a ait olduğunda hiçbir şüphe yoktur.

Kuran-ı Kerim’in ayetlerinde, Peygamber ve Ehl-i Beyt İmamlarının hadislerinde kadının örtünmesinin farz oluşu ve niteliği açıkça bildirilmiştir.

Tüm ilahi dinler, insanın derununda yerleştirilmiş eğilimi esas alarak kadına örtünmeyi farz bilmişlerdir.

İlahi dinlerin sonuncusu ve en mükemmeli olan İslam dini, Allah tarafından insanlığa gönderilen son din olarak giysiyi insanlığa verilen ilahi bir hediye olarak nitelemiş, kadına farz olan örtünmenin ölçülerini tam olarak belirlemiş ve bu vesileyle kadının örtünmesi hususundaki aşırılık ve ihmalkarlıkları dengelemeye çalışmıştır.

İslami örtüde zararlı başıboşluk ve yersiz baskı ve sınırlamalar yoktur.

Batıda yapılan propagandanın aksine kadının örtünmesi toplumsal rolünü yitirmesi, pasif ve uyuşuk bir varlık haline gelmesi anlamında değildir. İslam’da örtü kadının yabancı (mahremi olmayan) erkeklerle muaşeretinde saçlarını ve bedeninin örterek diğerlerine karşı kendisini çekici hale getirmekten sakınması anlamındadır.

İnsandaki cinsel duygunun aşırı derecede güçlü ve hararetli oluşu yüzünden İslam dini örtünme gibi bir takım hükümlerle bu duyguyu dizginlemek ve onun doğru bir şekilde tatmin olmasını sağlamak istemiştir.

Hevesli bakışlardan kaçınmak ve namahreme bakmamak hükmü kadınla erkeğin her ikisine eşit şekilde farzdır. Ancak örtünmenin erkeğe değil kadına farz oluşunun sebebi, genelde kadınların kendilerinin süslemeye ve gösterişe meraklı oldukları içindir. Dünyanın hiçbir bölgesinde erkeklerde doğal olarak böyle bir özenti görülmemiştir. Vücudu teşhir eden ince elbiseler giymek, tahrik edici makyaj kullanmak vb. aşırılıklar hep kadınlarda görülmektedir. Bu yüzden de örtünme emri de yalnız kadınlar için koyulmuştur.

İslam’dan Önce Kadınların Örtünmesi
Tarihi kaynaklardan anlaşıldığı üzere, İslam öncesindeki çeşitli toplumlarda da kadınların örtü kullandıkları görülmüştür.

Ferid Vecdi şöyle diyor:

Lauros Ansiklopedisine göre, Araplar öteden biri örtünme usulüne bağlı milletlerden sayılırlar. Erkekler bile, burunlarının üzerine kadar yüzlerini örttüklerine göre Arap kadınların tesettürlü oluşları akla daha yatkındır. Ancak İslam’dan önce son dönemlerde bazı kadınlar süslenerek hicapsız bir halde dışarı çıkıyorlardı. Bu durum kadın ve erkek arasında karışımın oluşmasına yol açmış ve bunun üzerine Kur’an’da örtünme emrini açıklayan ayetler inmiştir. Kureyş kabilesi ile Hevazin kabilesi arasında vuku bulan Fıcar savaşı da bu görüşü desteklemektedir.

İkd’ul ferid kitabının yazarı ficar olayı hakkında şunları kaydetmiştir:

“İkinci Ficar savaşı Kureyş ile Hevazın kabileleri arasında cereyan etti. Bu olay şöyle gelişti: Ukkaz çarşısında bir kaç Kureyş’li genç, beni Amir kabilesine mensup bir hanımın yanında oturmuşlardı. Kadının yüzü peçeli ve uzunca bir elbisesi vardı. Kadının hareketleri, gençlerin ilgisini uyandırmış bunun üzerine kadından yüzündeki peçeyi açmasını istemişlerdi; ama kadın bunu reddetmişti.

Gençlerden biri, arkadan gelip onun elbisesinin aşağı ucunu bir dikenle elbisesinin yukarı kısmına iliştirdi ve kadın bunun farkına varmadı; oturduğu yerden kalkınca elbisesi katlanarak kısaldığı için arkası göründü. Gençler onun bu durumuna güldüler ve yüzünü bize göstermek istemedi ama biz onun arkasını bile gördük dediler. Bu durumdan rahatsız olan kadın çığlık atarak kendi kabilesi olan Beni Amiri yardıma çağırdı. Halk onun etrafına toplandı ve sonuçta bu iki kabile arasında kanlı bir çatışma meydana geldi. Ficar olayında Peygamber (s.a.a)’in mübarek ömründen yaklaşık on ile on beş yıl geçiyordu.

İslam’ın gelişinden yaklaşık otuz yıl önce, meydana gelen bu olay, İslam’dan önce de Arap kadınları arasında örtünme geleneği olduğunu göstermektedir.

Tahtahavi Sire-i Hişam’a yazdığı notlarda bu konuya değinerek İslam’dan öncede kadınlara karşı göz sarkıntılığı yapmanın kötü bir iş olarak kabul edildiğini vurgulamıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Hicap
Kur’an’da hicabın farz oluşu ve onun sınır ve niteliği hakkında bir çok ayet nazil olmuştur.

1. Ayet:

“Mümin kadınlara da söyle: gözlerini (haramdan) çevirsinler; namus ve iffetlerini korusunlar. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, (kendi) oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bululanlar (cariyeleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan beyinsiz vb. tabi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur suresinde 31)

Bu ayette Allah Teala, ilk önce kadınların erkeklere benzer görevlerini açıklayarak şöyle buyuruyor:

“Mümin kadınlara da söyle: gözlerini (haramdan) çevirsinler; namus ve iffetlerini korusunlar...”

Bundan sonra kadınlara has olan örtünme hükmüne üç cümlede beyan ediyor:

A:< “Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler...”

Bu cümlede geçen örtülmesi gereken ziynetten maksat nedir? Sözü geçen örtülmesi farz olmayan açık ziynetler nelerdir? Bu konuda Kur’an müfessirlerinin çeşitli açıklama ve yorumları vardır.

Bazı müfessirler yüzük, bilezik ve gerdanlık gibi ziynetlerin metal vb. şeylerden yapıldığını göz önüne alarak bunların gösterilmesinin bir sakıncasının olmadığına dikkat çekerek, maksadın bu ziynetlerin takılı olduğu uzuvlar olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da, maksat bizzat bu ziynetlerin kendisi olduğunu ileri sürerek bunların takılı olduğu zaman gösterilmesinin haram olduğunu vurgulamışlardır. Çünkü genelde takılı olan ziynetleri göstermek kadının kendi gövdesinin bazı yerlerini göstermesini de gerektirir demişlerdir.

Bazıları da esasen Kur’an’da “ziynet” kelimesinin takılı süs eşyaları anlamına değil, tabii süsler yani vücudun güzellikleri anlamına geldiğini ve Kur’an’da, takılı süsleri ifade etmek için hülye kelimesinin kullanıldığını savunmuşlardır.

Elbette şunu bilmek gerekir ki bu tefsirler sonuç bakımından bir birinden farklı değillerdir; çünkü bu tefsirlerden hepsine göre kadının örtünmesinin bir farz olduğu bu ayette açıkça belirtilmiştir.

Ehl-i Beyt İmamlarından gelen bazı hadislere göre örtünmesi gereken iç ziynetinden maksat gerdanlık, bilezik ve halhal olduğu ifade edilmiştir.

Yine bu rivayetlere göre örtülmesi farz olmayan ve genelde açık olan ziynetlerden maksat yüzük ve göze sürülen sürme olduğu bildirilmiştir.

B. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler” hükmüdür.

i>< asıl anlamı itibarıyla her örtü anlamına gelir ama genelde baş örtüsü eşarp anlamında kullanılır.

“Cuyup” Ceyb kelimesinin çoğuludur ve Arapça yaka anlamını ifade eder. Bazen de göğüsün üst kısımlarına, yani yakanın yer aldığı kısımlara denir.

Bu emirden anlaşılıyor ki Arap kadınlar, bu ayet inmeden önce, başörtülerinin uçlarını arkadan bağlıyorlardı ve bu da onların boyun ve göğüslerinden bir kısmının görülmesine sebep oluyordu. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim, açık bir şekilde kadının boğaz ve boynunu örtecek şekilde baş örtülerini örtmelerini emrediyor. Bu ayetin nüzul sebebi ile ilgili hadis de yukarıdaki açıklamayı teyit etmektedir.

C<. Kadının örtüsünü çıkarabileceği gizli ziynetlerini gösterebileceği kimseler açıklanmış ve bunların 12 gurup olduğu ifade edilmiştir:

“Kocaları,

babaları,

kocalarının babaları,

oğulları,

kocalarının oğulları,

erkek kardeşleri,

erkek kardeşlerinin oğulları,

kız kardeşlerinin oğulları,

kendi kadınları (mümin kadınlar),

ellerinin altında bululanlar (cariyeleri),

erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan beyinsiz vb. tabi kimseler,

Henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler.”

D.< Ayetin açıkladığı dördüncü hüküm ise şudur: “Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler. Hatta ayaklarındaki halhal sesinin, namahrem erkekler tarafından duyulmamasına bile dikkat etsinler.)

Görüldüğü gibi bu ayette kadınlardan, iffet ölçülerine riayet etme hususunda hatta yabancı bir erkeğe ayaklarındaki halhalın sesini duyurmayacak derecede titiz ve ciddi olmaları istenmiştir.

2. Ayet:<

Ahzap suresinde şöyle buyuruyor:

“Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) “cilbablarını” (dış örtülerini) üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab suresi: 59)

Bu ayette imanlı kadınlara, adi ve ahlaksız kişilerin elinden her türlü bahaneyi almak için nasıl örtünmeleri gerektiği açıklanmıştır ve sonraki ayetlerde ise en ağır ve şiddetli bir dille münafıklar, şayiacılar ve iftiracılar tehdit edilmiştir.

Ayette şöyle deniyor:

“Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) cilbablarını/ dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur.”<

Bu ayette “tanınmaktan” ne kastedildiği konusunda iki görüş söz konusu edilmiştir:

1- O dönemde var olan cariyeler genelde başları açık olarak evden dışarı çıkıyorlardı ve bazen ahlak kurallarını da riayet etmedikleri için başıboş kimseler onların yolunun üzerinde durarak sarkıntılık ediyorlardı.

Bu ayette hür Müslüman kadınların cariyelerden ayırt edilmeleri için tam anlamda örtülerine riayet etmeleri emir olunmuştur

Açıktır ki bu sözün anlamı, başıboş ve azgın insanların cariyelere karşı sarkıntılık yapmalarının meşru olduğu değil, sadece, kötü insanların elinden her türlü bahanenin alınmasının gerektiğidir.

2- Müslüman kadınların örtünme konusuna önem vermelerinin gerekli olduğu vurgulanmak istenmiştir. Yani Müslüman kadın gelişi güzel bir şekilde örtünen ve örtünmesine fazla riayet etmeyen kadınlardan olmamalı, özenle iffet ve tesettürüne önem vermeli ve bu özelliği ile tanınmalıdır.

Ayette geçen “cilbab”tan maksat nedir? Lügat bilginleri cilbab kelimesi için üç anlam zikretmiştir:

1. Baş, boyun ve göğsü iyice örten geniş bir örtü; çadır.

2. Başörtüsü.

3. Geniş elbise.

Bu anlamların birbirinden farklı olmasına rağmen ortak nokta İslam dini gereğince kadının baş ve vücudunun tesettürlü olmasının açıkça ifade edilmesidir.

Meşhur Lügat kitabı Lisan’ul Arap’ta kaydedildiği üzere cilbab’ın başörtüsünden büyük ama çarşaftan biraz küçük bir atkı anlamına geldiği daha güçlü ihtimaldir.

Bu ayette “yudnine” (yakınlaştırsınlar) kelimesiyle, tesettürleriyle kendilerini iyice örtmeleri beyan edilmiştir. Yani kadınlar tesettürlerini boş bırakarak ara sıra vücutlarının görülmesine yol açmamalıdırlar.

Bazıları, bu ayetten, kadınların yüzlerini örtmeleri gerektiğinin de emredildiğini söylemişlerdir. Ancak bize göre bu görüş doğru değildir.

Bu ayetten anlaşılıyor ki tesettür hükmü önceden inmişti, ama bazıları bu hükmü basite alıp ona gereken önemi vermedikleri için bu ayet inerek bu hükme önem verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Buna binaen bu ayette mümin kadınlardan bazıları, geçmiş tutumlarından dolaylı eleştirildikleri için ve bu onlar için ağır ve üzücü olduğundan ayetin hemen sonunda “Allah bağışlayan ve rahmeti süreklidir” diye buyurmaktadır. Yani eğer sizlerden bazılarınız cahillik ve bilgisizliğiniz yüzünden bu işte ihmalkar davrandıysanız Allah’ın sizi bağışlaması için tövbe ederek bundan sonra, tesettürünüzü iyice korumaya çalışın.

Kur’an’da kadınların iffetli olmaları ve yabancı erkeklere karşı tesettürlerini korumalarının gerekliliğini bildiren başka ayetler de Kur’an’da vardır. Biz konunun uzamaması için bu ayetleri nakletmiyoruz. Araştırmak isteyenler Kur’an açısından üstün ve örnek kadınların kıssalarını anlatan ayetlere ve keza Peygamber (s.a.a.)’in hanımlarına verilen emirleri açıklayan ayetlere bakabilirler.

www.caferilik.com


Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

örtünme hakkında

Oğuzhan Özdemir
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi

Eyüp Bey,
Bana bir takım kimselerin açıklamalarını yazmanız gerekmiyor.Yüzlerce açıklama var bu şekilde, ben bu konuda, saçın örtülmesini, yukarıda ifade ettiğim şekilde düşünüyorum, çünkü böyle olduğuna inanıyorum. İbn Hazm da, Güvercin Gerdanlığı'nda, "Allah kadınların ne kadar baştan çıkarıcı ve işveli olduğunu bildiği için, onlara kapanmasını vs. şekilde davranmasını, ve onlara belli şekillerde davranılmasını emretmiştir", şeklinde yazar.Ama ben böyle bir sebebe bağlamıyorum durumu, Allah böyle bir şey demiyor zaten. Erkekler için o zaman kat ve kat gerekli önlemler lazım.Ayrıca da var, evlenemeyen oruç tutsun buyuruyorlar.Ayrıca ,verilen bir kaç ayette görüldüğü gibi, sizin için daha hayırlıdır diyor. Yani hayırsızdır bunu yapın hayırlı olacak değil, hayırlı iken daha hayırlı olacak deniyor.Ama aksi ayetlerde, emredileni yap,et hükmü kesindir,ve zıttı haramdır, kat'i olarak yapılamaz.
Ben kadınların başını örtmesi mevzusunu yukarıda yazdığım gibi düşünüyorum,inanıyorum.Örtünmekten bahsetmiyoruz ayrıca, ben başın örtülmesinden bahsettim, kadının örtünmesinin gerekmediğini falan değil.İbn Hazm ve diğerleri farklı inanır ki İbn Hazm Zahiridir,başkaları Selefidir; diğerleri itikat olarak Eşaridir,bazıları Maturidi'dir,Şii'dir.Ve birçok konuda farklı düşünürler, olabilir.

"Sana her ne kadar fetva verirlerse versinler, sen yine de gönlüne danış." Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v)

Ali Şeriati'ye gelince, kendisi, ateist olan , Cezayir asıllı iki Fransız filozof ve edebiyatçı Jean Paul Sarte ve Alber Camus'yü, "ateistlerdi ama insanlıklarını tamamlamışlardı" diyerek ,genel olarak insan olmaklıktan bahsederken över.("irfan, eşitlik ve özgürlük"te olması lazım,kitap olarak) Yani islâm ile ilintili insan olmaklığı aşmıştır, ona göre birçok müslüman insan değildir, mü'min değildir,hele ki eylemde dil ile ikrar ,kalb ile tasdik ettiğini göstermeyen.Ona göre Kur'ân da direkt eyleme vurgu yapar ki ben de bunu savunurum,-teoriler beş para etmezler eğer eyleme dayanmıyorlar ise-, "Dine Dayanmak" adlı incecik kitabında söylüyor olması lazım. Siz merak etmeyin kendisi oldukça geniştir.Hacc kitabında, Kabe'yi her sene tavaf eden milyonlarca hacı için çok ağır bir itham kullanır. Ben kendisini layıkı ile olmasa da biliyorum.Dine Karşı Din'de, en Yapmalı'da ağzına geleni söyler, bizde diyanet işleri başlkanlığı var ya, onlara göre ters düşebilir söyledikleri,ben de onları sallamıyorum,sistem uşakları, sistem dindarları. Çoğu müslümanın reddedeceği şekilde o genel düşünür,bakar, ve bunu da Kur'ân ve sünnete dayandırır.
teşekkür ederim. saygılarımla...

Sanırım beni çok tutucu

Sanırım beni çok tutucu zannettiniz. Basettiğiniz kişilerin birçoğunu okudum Oğuzhan Bey...Ali Şeriati'yi de bilirim az çok, şunu da bunu da. Ama bu konuda size katılmam söz konusu değildir. Ve's-selam...

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

İlginç...tartıştığımı

İlginç...tartıştığımız meseleye bakın...Funda Bulut Hanım! Siz nasıl anlıyor ve inanıyorsanız öyle yapın. Diğerleri de nasıl anlıyor ve inanıyorlarsa öyle yapsınlar...Genel olarak tesettürün( buna ayakları yere vurmamak da dahil) amacı, kadına kişiliğini kazandırmaktır. Çünkü kadınlar görünür, erkekler görür.Ve's-selam..

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

Eyüp Bey bu konuyu burada

Eyüp Bey bu konuyu burada tartışmak çok da doğru gelmiyor bana.Zaten ben Kur'anın, İslamın, ayetlerin tartışılamayacağı konusunda da hemfikiriz.Yorumlarınızla katkıda bulundğunuz için teşekkür ederim...

Felsefeyle kul, edebiyatla ümmet olunmaz…

“Felsefeyle kul, edebiyatla ümmet olunmaz…”

İçime tam olarak sinmese de beğendiğim bir sözdür. İlk olarak başlığa değinmek itiyorum. Bana göre yanlış bir anlatım olmuştur. İnsanı melekleştirmek ya da meleği insansılaştırmak itikadi olarak bizi yanıltır, yanlışa götürür. Daha güzelini, daha anlamlısını zaten Allah buyurmuş, “ (Başörtülü) Eşref-i Mahlukat”…

Yazılanları okuyunca ben de Sayın Eyüp Yıldırım gibi düşünenlerdenim dedim. Bir kadın kendini ne kadar sakınıyorsa, tesettüre ne kadar riayet ediyorsa değeri o nispette artar. Erkek içinde aynı durum söz konusudur, lakin Eyüp beyin dediği gibi görülen erkekten ziyade kadın olur. Erkekle kadını aynı kıstaslarla değerlendirmek bizi bir yanlışa daha götürür ki, iki eşit olmayanı analiz etmiş oluruz. Kadın ve erkek eşit değil, eştir. Fıtraten her birinin bir diğerine üstünlüğü vardır.

Sanırım Sayın Fatma Canlı’nın anlatmak istediği tam olarak bu değil. Burada anlattığını durumu ben –ben de dahil- Müslümanların samimiyetiyle (samimiyet dereceleriyle) ilişkilendiriyorum. Tam olarak anımsayamıyorum şuan, mazur görün. Ashaptan biri gelip Peygamber Efendimiz (sav)’e; “Ey Allah’ın Resulü, Senin yanındayken her şeyi çok iyi anlıyor ve yapmak için kendimizde haddinden fazla iştiyak duyuyoruz. Ama yanından ayrılınca o istek ve anlayış etkisini kaybediyor” der. “İmanınızda daha samimi olmaya gayret ediniz” diye buyurur Efendimiz (sav). Bu kısım bana göre çok önemli ve anlamlı. Hayatın her anına bu anlayışı yaymayı amaç haline getirebilse Müslümanlar, sanıyorum ki birçok sorunu görebilir ve ortadan kaldırma yolunda önemli bir engeli aşmış olur….

Tesettür simgeymiş! Ne bekliyorsunuz ki? Tesettüre uyan kişi “ben Allah’tan korkuyorum, ona göre analiz edin, yorum yapın” demekte. Ama muhatabının aynı değerleri insani bir ihtiyaç gözüyle görmemesi, bunu farklı yorumlamalarına neden olmakta.

Şimdi buradan farklı çıkarımlar yapanlar çıkacaktır. Sözümüz onlara değil, tesettürlü tarafından baktığımız için öyledir diyorum. Yine Sayın Eyüp Yıldırım’ın dediği gibi nasıl istiyorsanız öyle inanın.

O insanlar şimdi neredeler? Hayatlarını ZORLAMAYLA başka alanlarda devam ettirmek zorunda olan insanlar olarak yaşamaya devam ediyorlar. Ve artık daha dik duramıyorlar, bütün bu aymazlığın arkasında (kim bilir) tahmin bile edemeyeceğimiz daha neler yapabilirler diye. Ve sahip olduklarını kaybetmekten korktukları için yenisini istemeye çekiniyorlar artık. Zira 28 Şubat’ta gördüler ki, yanlarında olanlar dahi bazı çıkarları için saf değiştirdiler. Arkalarında olmayan 99 yüzdeli Müslüman bir ülkede yaşamanın tuhaflığında boğuluyorlar.

Ve son 6 yıldır ikinci bir sebepleri daha var. “Ümit”, seksen küsur yılın ümidi…

Sözümü toparlamam gerekirse, Sayın Fatma Canlı keşke her şey sizin düşündüğünüz, anlattığınız gibi “masumane” olabilse…

Muhabbetle...
Mutmain Muhalif...

Sayın Münzevi

Yorumunuz için teşekkür ederim öncelikle Sayın Münzevi.Dediğiniz gibi her şey benim bkış açım kadar "masumane" değil belki.Ama ben o "masumane" olmayan, ardında bin türlü sebep olan durumların içinde bulunmadım.Çabuk geri çekilenlerdenim velhasıl...İmanda samimiyetten bahsetmişsiniz -ki bu samimiyetin kimde olduğuna da muvaffak olamayız-ama eğer insanlar yani bahsettiğim gibi başını çabuk açan hanımlar ne kadar samimlerdi acaba imanlarında.İmanlarında samimi olanlar bu kadar kolay bir ayetin pratiğinden vazgeçebilirler mi??

Başlık konusunda şöyle bir şey söyleyeyim:Bu başlık hatırlar mısınız bilmem Hakan Albayrak'ın bir yazısının/kitabının adıdır.Buradan esinlendim.Şöyle de bir durum var.Bu kitap ilk evimize girdiğinde ismi hakkında aynen sizin yorumunuzu yaptım, bir de kızdım Albayrak'a...Ama yazımı yazarken duygularımın ayyuka çıkması hasebiyledir zahir, bu başlığı kullanmak istedim.Ama sizinle hemfikirim...