BİR GECE ÖLÜM..!

Kategoriler:

Son zamanlarda uykuyu çok sever olmuştum. Oysa, aşırı uyku bana çok çok uzak olan bir duyguydu. Sevmek de değildi aslında, unutmak adına demek daha doğru olurdu..Tabi bunun adına unutmak denirse eğer.

Farz ibadetlerimin ardından, önce dualarımı ulaştırıp Rabbi'me, sonra sığınıyordum yalancı ölümün koynuna..Aynı zaman da kendime kızışlarım da bitip tükenmek bilmiyor du bir türlü.Bitmemeliydi de. Çünkü; vakit benim için kıymetine paha biçilmez bir hazineydi. Her ne kadar takvim yapraklarımı koparmamış olsamda,zaman benden her gün yeni bir yaprak alıp götürüyordu acımadan.

O kadar ağır imtihanlar geliyorki üzerime art arda, acizliğimi uykulara çalıp avutuyordum kendimi çaresizce. Aciz kalmak.! Çaresiz olmak.! Tüken(m)işliğin pencesinde çırpınırken, hiç bir şeye muhtaç olmayan bir merhamete Sığınıp,felaha ermek. Sessiz hıçkırıklarla ağlamak delicesine. Kendinle, kendi içine sığınıp, "kendini" "kendinle" hesapla(ş)maktı sessizce .Kapadım gözlerimi... Vakit Gece...!

Sarıp örttüğü zaman geceye and olsun,Parıldayıp-aydınlandığı zaman gündüze,Erkeği ve dişiyi yaratana; Gerçekten sizin çabalarınız (çelişkili, parça parça) darmadağınıktır.(Ley2l. 1.2.3.4.)

Ört siyahlarını üzerime gece, ört gün görmemiş ömrüme. Kıyıp ölümün canına,azad et muştula yüreğimi gizlice. Ayaz düşmüş odamda,çırpınıyor umutlar çatlamış dudağımda,son çare.!

İnadına,inadına ısıtıyorum düşlerimi hala sevda kokan avuçlarımda.

Çarmıha gerildi ruhum "Ah" erişemiyorum. Hüzne vurdu söylencem değişemiyorum. Sus sevdam nolur, ağlama. Alın yazgım neylerim. Gecenin koynunda inleyen azap,damıt zehrini kirpiklerime. Ağla ey göz,ağla ey yürek,ağla çatlarcasına. Yanıp nar-ı aşk ile,dökül "mor" bakışlarımdan sessizce.

Gönlü(mü)n iç çekişlerini teselli edip,sadrımda sabrı büyüt kimseler bilmeden. Topla perişanlığımı Ley'l ömrüm şafağa ermeden.

Hükümsüz bir acı bu, ruhumu siyah(l)a okşayan. Ey Merhamet sahibi! Yüssüz bir dilenciyim ben bu gece, kapında inleyen. İnleyip ağlayan, ağlayıp sızlayan, yaralarım var, durmadan kanayan, derman/sızım.! Kaygılarım var aczimde can çekişen, sevda/sızım.! Ferman diler meczup yürek, aman/sızım.!

''Ey can'' Rahmetine kat beni, çaresizim.!

Ağyarım; sevdi gönül neyleyim,hicrana düştü ömür sürgünündeyim.!

Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.(Ley'l.12)

Bildiğim acılarımın sancısında kıvranırken,bil(me)diğim korkularımı avutuyordum sinemde. Gözlerimi aralayıp usulca, penceremden sızan ay ışığına yönelip baktım öylece. Susgundu gökyüzü, susgundu yer, yaprak bile kıpırdamıyordu . Sönüktü şehrin tüm ışıkları ve sokaklarsa bomboş.

Bir bendim sanki ayakta olan. Birde, zaman ve mekandan ''münezzeh'' Rahmet'in sahibi olan Allah (c.c) vardı. O'hep vardı, ve hep sevendi. Şükür dedim Rabbi'm. Ne çok nimetler ihsan etmişsin bizlere. Layıkmıyız bizler bu nimetlerine.

Gözlerim tıpkı, azgın bir nehir yatağı gibiydi bulanıp kaynayan. Yastığımı ıslatan yaşlarım dudağıma ilişmiş hasret(im)in yağmuruydu sanki yangınımı söndüren.Yorgundum ve bitkin. Gece tükenmek üzereydi..

Andolsun fecre, (1.
On geceye,(2.
Çifte ve teke,(3
(Her şeyi karanlığı ile) örttüğü an geceye,(4

Bunlarda akıl sahibi için elbette birer yemin (değeri) vardır. (5.fecr.suresi.)

Hani hep denilirya "Gecenin en karanlık anı, şafak sökmeden bir önceki andır" diye. Bunun adı umuttu işte. Umutsa Kelamdı.

Her canım yandığında koşardım ona. Belki onlarca dakika basıp bağrıma uslardım körpe yüreğimi suskunca. Veya huzura çıkıp öperdim seccademi anlından. Konuşurdum Rabbim'le ve her cümlenin ardından yeniden doğardım dünyaya.

umudun tüken diği yerde başlarmış umut.. Her ne olursa olsun yaşamalıydı ve yaşatmalıydı insan. Sevmeliydi ve sevdirmeliydi. seven o,sevdiren o, tevekkül edip Rabbe akıbeti beklemeliydi. ''Görelim Mevla neyler, neylerse en güzel eyler'' diye.

Sabah namazının ardından, ağaçtaki yaprakları temaşa etmek, kuş seslerini dinlemek, seherin tertemiz havasını derince solumak ne kadar güzeldi. Oysa,son zamanlarda namazımı kılar kılmaz, o kıymetli zaman diliminin tadını almadan hemen uykuya atıyordum kendimi.
Hatta çok sevdiğim kalemimi almaz, bilgisayarımı açmaz olmuştum. Her şeyden uzak, birkaç gün önce kendi kendime, ''yeter artık'' diyerek her zamanki gibi güne yine erken başlamaya karar vermiştim. Ve bu sabah . Saat tam sıfır sekiz.

Zil sesiyle açtım gözlerimi. Koridorda çalan telefonuma yöneldim ki daha gitmeden, mimareden gelen sesi işittim aynı anda.

''Hakkın Rahmetine kavuşmuştur, cenazemiz kılınacak ikindi namazına müteakiben kaldırılıcaktır''diye.

Bir anda donup kaldım öylece. ''inna lillah ve inna ileyhi raciun'' söyleyip ''ölüm'' dedim.

Ölmek; bir anda tüm sevdiklerinden ve yaşadığın dünyadan vedasız habersiz çekilip gitmek. Gitmekde değil aslında götürülmekdi. Tercihsiz: insan için hazırlanmış yeri ve vakti belirsiz bir mezara gömülüp terkedilmekdi.
Bize ne kadar uzak geliyor değilmi? Hatta, şu anda yazarken dahi belki yılların hesabıda aklımın bir köşesinde görülüyordur kendimce. Sanki, ölüm bana hiç gelmeyecekmiş gibi. Oysa, o bizden hiç ayrılmıyordu. Az önce bir nev-i ölümden uyandım ben. Bu cenaze haberini duymamış olsam, belkide yine hatırlamayacaktım ölümü ve bu günde ondan habersiz yaşayacaktım.

İnsanız zaaflarımız ne kadarda çok .Biz insanlar ne kadar "bi" haber yaşıyoruz gerçekten uzak olarak.Hemen hemen hergün mezarlıkların önünden geçeriz. Yüzlerce, yaşlı genç farketmeyen dikilmiş beyaz mezar taşları görürüz. Ve hiç hız kesmeden her an kaza ve ölüm haberleri izler ve okuruz.

Hep bir sevkiyat vardır dünya hayatından ahiret alemine. İnsan ölümü, hayvan ölümü, tabiat ölümü ve enva-i çeşit ölümler görürüz. Rabbi'miz ölümü her an hatırlamamız için, var olan her şeyi bir öldürüp bir dirilterek bizlere bildiriyor. Ancak; dünya zevki okadar ağır basıyorki, yaşamımızda ölüceğimiz hiç bir hesabımızda yer almıyor.

"Hesaba" katmadığımız "hesaplarım(ız)ın" altında bir gün "hesapsız" kalabileceğim(iz)i bir an olsun düşünemiyoruz bile..

Meslek deriz, iş deriz, kariyer deriz, ev deriz, araba deriz daha neler deriz neler. Ama bu günde ölüm satın alalım dediğimiz hiç olmamıştır. Herşeyden daha çok ölümü hatırlamamız gerekirken ,bizim hatırladığımız en son şey bile değildir ölüm. Oysa bizler her an ölümü kirpiklerimizin ucunda taşıyoruz. Gaflettirki taşıdığımız gerçeğimizden habersiz olarak sürdürürüz hayatımızı. Fakat O, bizleri her an yoklamaktadır beni unutma diye.

Gün içinde ufak tefek, veya büyükce nice kazalar geçiririz. İşte ölüm bizleri hafifice canımızı yakarak yoklamaktadır. Ama bizler yine "geçti şükür" deyerek unuturuz kazalarımızı. Hele kimimizde varki "bu günde yırttık" "az daha ölecektim" "şansım varmış" gibi edep dışı cümlelerle isyana sürükleniriz. Oysa insan ölümden sıyrılabilirmi? Ölümü atalatabilirmi? Ölüm şans eserimidir? Rabbi'm bana mühlet verdi demeyiz.

İnsanız zaaflarımız haddinden fazla. Bir günün on sekiz yirmi saati belki daha fazlası hayatın içinde geçiyor. Ne çok şeyler konuşur ne çok gunahlara banarız farkında olmadan. Gözlerimiz, ellerimiz, ayaklarımız, kendi kendimize ihanet ederiz. Fakat bundan asla haberdar olamayız.

Her gün hiç aksatmadan mutlak dış temizliğimizi yaparız. Saç deriz, traş deriz, elbise deriz ,hele dişlerimiz bir vakit yıkanmasa hemen rengi bulanıp tadımızı kaçırırverir. "Yıkamalıyım" deiyerek geçeriz lağoba başına.

Oysa, gün içinde harcadığımız nefesin ve sarfettiğimiz "malayani" şeylerin hesabını asla yapmayız.Temizlik imanın yarısıdır. Ancak yalnız dış temizlik değil, iç temizlikde imanın kendisidir. Eğer ruhumuz ve kalbimiz arınabilirse, o iç güzellik dışa mutlaka yansıyacaktır. Tevhidin zikredildiği bir ağızda çirkinlik olmayacağı gibi,Kelamın hükmettiği bir kalpde şeytan barınamayacaktır.

Saygı sevgiyi,sevgi muhabbeti,muhabbet aşkı doğurucaktır.. Ve son durak inşAallah (cennet) olacaktır.

Allah'ım! Senden sevgini,ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine bizi ulaştıracak sevgi ve amelleri taleb ediyoruz.. Amin..

buğulandım, görselliğimdi ölüm...

Ölümü hatırlamak, özünü hatırlamaktır...

Temizlik imanın neresinde; Tamda imanın kendisidir.

Yarısına konuştuğumuz herşeyde dışsallık vardır...

Bu yüzden olmalı dışımızı, içimizle karıştırdık. Karıştırdığımız onca gördüklerimiz arasında, hatırdan diil, korkudan asla, ama ölümün yanında diz çükmüş ateşinde ısınıyoruz. Sıcaklığı kıvanını tutmuyor, gördüklerimiz yetmiyor, yetemiyor. Yetkin kıldığımız içselliğimiz hatır'dan sıyrılmış, Zamana yenik düşmüş gidişleri, umar mı?

Dışsallığımı hatırlattın...

Teşekkür ederim var

Teşekkür ederim var olunuz..
Kalbinizin Rahmanın kudret elinde korunması duamla..
Esselam....