BİR UÇTAN BİR UCA...

Kategoriler:

İçinde bulunduğumuz sistem, insanla idealleri arasına örülen buz gibi bir duvar sanki… Onun standartlarına uyup siz de bir duvar olamıyorsanız, isteklerinizi gerçekleştirmek için size kesinlikle yol vermez. Sistemin kalıplarının içine girmeden onu delip geçebilmek ise bir taşın üzerine ard arda damlayarak, ona şekil veren suyun istikrarında gizlidir. Bu istikrarı sağlama süreci ise birçok hayal kırıklığına sebep olan ve arkası kesilmeyen sancılara gebe bir süreçtir. Sancılara göğüs geremeyenler içlerinde büyüttükleri, umut bağladıkları ideallerini kendi elleriyle boğarlar bir süre sonra…

Etrafımıza şöyle bir dönüp baktığımızda gördüğümüz mutsuz, hayattan mutmain olamamış yüzler bu sürecin bir ürünüdür. Toplumun her kesiminden insan yaşadığı hayatla, istediği hayat arasındaki gerilimi önce kendisine, sonra da çevresindekilere yansıtarak bu zincire bir halka daha eklemekte her geçen gün… ”Babam ve Oğlum” filmindeki o sahneyi hatırlayanlar olacaktır; çocuğun ağzından dökülen ”İnsanlar büyüdükçe hayalleri küçülür mü baba?” cümlesi, malum gerçeğimizle ilgili önemli bir ipucu veriyor bizlere...

Yaşımız ilerledikçe kurduğumuz hayallerin kısırlaştığı varlıklar olarak, hayatın önümüze neler sunacağını bilemeyişimizden dolayı, çocukken en uzak noktaya kilitlenir hayallerimiz... Süpermen olarak dünyayı kurtarma düşüncesi, ergenlikle birlikte bir ideolojiyle dünyayı kurtarma düşüncesine bırakır yerini… Ama istek aynıdır, yeryüzünde adaleti, iyiliği hakim kılmak. Kimi zaman da kahraman olmak...

Ortalama otuzlu yaşlardan itibarense önceden uzağa kilitlenen bakışlar, yanı başındaki imkanları göremeyecek kadar körleşir. Dünyayı kurtarma derdi, paçayı kurtarma derdine dönüşür ve “minareyi çalan, kılıfını da hazırlar…” Yeterli sebepler çoktan bulunmuş, geçmişte yapılan hatalar teker teker tespit edilmiş ve bu hataları arkasından gelecek genç neslin tekrarlamaması için hazırda yığınla nasihat biriktirilmiştir. Buna rağmen kimse kendi sürecini kendisi yaşamadan, kulak asmayacaktır bu kelli felli cümlelere.

Durum okumuş kesim diyebileceklerimizde böyleyken, aynı türden bir başka gerilimde halk arasında kendisini medyanın bitmek tükenmek bilmeyen dürtüklemeleriyle göstermiştir. Kendisine pompalanan hayallerle hayatı arasında sıkışıp kalan insanlar, çelişkilerle dolu soyutlamaların içersine girmiş, kimileri realiteden zihni anlamda el etek çekerek, bir hayal dünyasına dalarken, kimileri de realiteden kurtulamamanın verdiği baskıyla krizler üretmeye başlamıştır.

Peki ne oldu da döneminin sağlam solcuları emek sömürücüsü olarak gördükleri patronların koltuğuna, bir süre sonra kendileri yerleşiverdiler? Kişileri, kuruluşları, hatta kimi zaman ailesini “cahiliye” ilan edecek kadar ileri giden mücahit ve mücahideler (!) bugün birilerine kendilerini kabul ettirme telaşına düştüler? Geçmişin intikamı geleceği garantiye alma çabalarıyla mı alınacaktı?

Şüphesiz bugüne kadar bu konu üzerine birçok değerlendirme yapıldı. Elbette ki geçmişin tamamen kutsanmasını gerektirecek bir durum da yok ortada. Hatalara dair yapılan birçok tespitin doğruluğu da bir gerçek. Fakat bunun sistemle ya da benimsenen ilkeler ve değerlerle bağlantısını kurmaya kalkarsak, büyük bir yanılgının içine düşmüş oluruz. Bu tamamen kişinin iç dinamikleriyle ilgili bir sorun olup, suçu başkasında, geçmişinde, davasında aramasını anlamsız kılan bir durumdur. Yani mesele “tamamen psikolojik” tir. Tarihin bize bunu bütün kanıtlarıyla göstermesini bir yana bırakın, kendi gözlemlerimiz de bize şunu gösteriyor ki; her ifrat tefritini doğurmaya mahkumdur. Bu yüzden “vasat ümmet” tabiri sürekliliğin şifresidir. İnsansa her zaman “uç olan” la imtihan edilir.

Bu toplumsal hareketlerde de kendisini aynı sonuçla gösterir. Tavandan tabana doğru yapılan her müdahale ters teper ve o sıçrayışla siz bir tarafa savrulursunuz, o güne kadar üzerinize giydiğiniz bütün tanımlamalar ise başka bir tarafa.

Peki insana dair kurulabilecek bir çok cümleye zemin olan bu sorunun çözümü olacak mıdır? Elbette ki hayır… İnsan var oldukça, oradan oraya savrulacak, hatta var oluşunun anlamını bu savruluşlarda bulacaktır. “Herkes bulabilir mi?” sorusuna gelince; cevap bir hadis-i şerif de yerini bulmuştur.

”Her amelin bir coşkusu, her coşkunun da bir gevşemesi vardır. Eğer coşku sahibi mutedil ve doğru hareket ederse ondan yana ümitli olun. Eğer ifratı sebebiyle parmakla gösteriliyorsa, onu (bir şey zannedip) hesaba katmayın.”

Sorunun tespiti de, çözümü de bu üç cümlede, psikolojik ve sosyolojik bir gerçek olarak ortadadır.