mecit yazıları

ÜÇ GÜL

Kategoriler:

Sufice sezişleriyle hayretten hayrete konulmama sebeb annem için...

Soğuk kış akşamlarında minderime bağdaş kurup da oturunca şöminenin başına, kucağımda beyaz, yumuşak tüylü tavşanım ne hayallere dalardım.

Tavşanımın titrek kalp atışları avuçlarımda.

Annemden uzaklarda, çok uzaklarda ayazlı bir akşam vaktinde taş ocağa sırtımı dayamış ısınmaya çalışırken, az sonra telefonun çalacağını hissediyorum. Yanılmamışım. Annem, sesi tavşanımın titrek kalp atışları gibi. Tutamasam da yüreğimde hissediyorum titrekliğini.

Vurulmuş olmayayım diye can evimden, ben de onun gibi boğulmayayım diye gözyaşı ummanında susuyor. Oysa farkında değil, soluğu bile titrek. Diyemesem de o an içimdekileri, bir evlat anlar annesinin acısını kilometrelerce uzaklarda olsa da, hiç konuşmasalar da. Nasıl anlıyorsa anneler kuzularını, aynen öyledir evlatların anlaması da. Bir kordonla karnında beslenirken annenin, onun duygularıyla da beslendiğimizi kendisi söylememiş miydi bana .

Anlıyorum acısını, bekliyorum o söylesin. Söylenmemiş sözleri söylemesem de kimse adına, bilirim onun söyleyeceklerini, yüreciğini.

KUTEYLA'YI VURDULAR, SEN NEREDESİN?

Kategoriler:

Gazze sokaklarında bir çığlık yükseliyor;
Kuteyla’yı vurdular Bağdat sokaklarında.
İstanbul’a kara yağmurlar yağıyor.
Cenin’de bir Yahudi vurulmayı hak ediyor.

Üşüyor Kurtuba kilise dolu sokaklarıyla,
Üstüne Dımeşk kumaşlarından örtülsün bekliyor.
Yok bir Selahaddin Kudüs’ü kurtaracak.
Yetim Kudüs, köle İşbiliye ve Sevilla.

Yüreğimin yarısını Üsküp’te bıraktım.
Yetmez biliyorum şehitlerini hatırlamaya.
Ve Beyrut’ta kaldı diğer yarısı sadece anmaya.
Lübnan duayla başını eğip arınmada.

İçeriği paylaş