fadlan yazıları
O İSİMLERİ KİM EZBERLERSE…
fadlan 14 Temmuz, 2008 - 08:05
Özelliklerini tanımadığımız biri karşısında hata yapmamak çok zayıf bir ihtimaldir. Söz konusu şey öteki dünyadaki süresiz yaşantımızı ilgilendiriyorsa razı etmek zorunda olduğumuz varlık yüce yaratıcımız olan Allah’tır. Üstelik O’nu tanımanın ödülü de cennettir.
"Allahu Teâlâ'nın doksan dokuz ismi vardır. O isimleri kim ezberlerse (sayar, manasını anlar ve şuuruna ererse) cennete gider. Şüphesiz, Allah tektir ve tek olmayı sever" (Buhârî, Daavât, 68)
Bu hadis çokça suiistimal edilen bir hadis olarak hep karşımıza çıkmıştır. Aslında hadiste geçen ezber yapma hadisesi çok da yanlış bir mana içermiyor. Bizlerin yanlış algılayış şekli İslami yaşantımızda sıkıntılara sebebiyet veriyor. Ezberlemek yapmamız gereken şeyleri hafızamızda tutmaktır. Zaten bu bilgi olmadan bir şeyler yapmamız mümkün değildir. Öyle ki, bu ezberlediğimiz şeyler Allah’ın isimleri ise bu isimlerin manalarını da öğrenmek zorundayız. Yoksa hafızamıza aldığımız, anlamlarını bilmediğimiz bu isimlerin hayatımıza hiçbir etkisi olmaz.
İÇİMİZDEKİ '' BEN ''
fadlan 1 Mayıs, 2008 - 08:40
İnsan fiilinin faili yani "unutan" demektir. Eninde sonunda Rabbine döneceği haberi verilen ancak buna rağmen eline geçirdiği dünyaya dair kazanımları nedeniyle kendini yeterli gören ve ölçü tanımaz bir şekilde azan insan... Aslında kendini yeterli görmesini sağlayan her şey dünyadaki rahat yaşamının bitmeyeceğini söyleyen şeytanın vesveselerinden başka bir şey değildir. Bunun ise kardeşlerimiz ile ötekiler arasındaki yanlış tercihlerimiz noktasında iyi bir hesap olmadığı açıktır. Kendimizi rahat hissetmemizi sağlayacak olan ve bu sebeple kendimiz için yeterli gördüğümüz dünya geçimliğine dair kazançlar ya da bulunduğumuz konum bizleri hiçbir zaman kardeşlerimizden uzaklaştırmamalıdır. Çünkü kardeşlerimizle asıl ve ebedi olan ikametgâhımızda tekrar ve üstelik Rabbimizin huzurunda karşılaşacağız.
Öyle ki yanımızda bizleri kardeşlerimizden uzaklaştıran hiçbir ayartıcı da olmayacak. Elinde olanı vermeye yanaşmamak Rabbimize döneceğimiz bilgisini unuttuğumuz manasına gelir. Kendi kendine yeterli olduğunu düşünen, böylelikle azgınlaşan kimselerin Rahmani ikazlara vereceği cevap elbette ki futursuzca olacaktır. Çünkü Rahmanın uyarılarına boyun eğmeyen kişinin tek azığı bu dünyada kendisini rahat hissetmesini sağlayacak geçimliğidir. Henüz başkalarını düşünme anlayışı gelişmemiş bu insanlardan geçimliklerini alsanız ondan geriye hiçbir şey kalmayacaktır.
AHİRET BİLİNCİ
fadlan 19 Mart, 2008 - 09:20
1 YER, o [son] müthiş sarsıntı ile sarsıldığında,
2 ve yeryüzü ağırlıklarını1 attı[ğında],
3 ve insan: “Ona ne oluyor?” diye bağırdı[ğında],
4 o Gün yer, bütün haberlerini ortaya dökecek, 5 Rabbinin vahyettiği şekilde.
6 O Gün bütün insanlar, [geçmiş] fiillerini görmek üzere biri öbüründen ayrılmış olarak ortaya çıkacaklar.
7 Ve kim zerre kadar iyilik yapmışsa, onu(n karşılığını) görecek,
8 kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu(n karşılığını) görecektir. (Zilzal Suresi)
Surede, hiç de hafife alınmayacak dehşetli bir günün haberi verilmekte. Üstelik henüz bu dünyadayız ve bu sonla yüz yüze gelmekten kurtulabiliriz. Nasıl olsa hepimizin yanacağı bilgisiyle ateşi hafife almak, ebedi hayattan geriye dönerek yanlışlarımızı düzeltme şansımız olmayacağı için acı pişmanlıklara sebebiyet verebilir. Şunu bilmeliyiz ki ölümünden önce kim ne yapmışsa onun karşılığını görecek. Kur’an, nasıl bir hayatı yaşarsak yaşayalım Allah’ın öteki dünyada günahlarımızı affedeceği tezini çürütüyor. Rabbimiz ölümümüzden sonraki ilk karşılaşma anından bahsederken En’am suresinde bizlerin nasıl bir istekte bulunacağını ve kendisinin de bizlere nasıl bir cevap vereceğini kitabında bildiriyor.
ÖZGÜVEN İÇERİSİNDE YOL ALMAK
fadlan 25 Ocak, 2008 - 09:30
Etrafınızı bulanık görüyorsanız, eşyaları, insanları ve olayları net bir şekilde seçemiyorsanız, büyük bir gürültünün ortasında yaşıyorsunuz demektir. Bu gürültüyü çıkaran, sizin korkularınız, kararsızlığınız, kendinize olan güvensizliğinizdir. Korku içinde kaçan insan güçsüzdür, koştukça dizlerinin dermanının kesildiğini görür. Fazla kaçamadan gücünü tamamen kaybetmiş olan bacaklarının üzerine çöküp teslim olur. Çünkü o kendisinin yönetimini tamamen kaybetmiştir. Hâlbuki kovalayan koştukça güçlenir, kaçanı mutlaka yakalar. Yeter ki korku içinde olmasın, yani kovalıyor gibi yapmasın.(R.Ş.Apuhan) Kendimize olan güvensizliğimiz kaybolursa, korkularımız da kaybolacaktır. Moral ve kişinin kendine güvenmesi başarıya giden yolun en büyük yakıtıdır. Eğer ki bizler kendi düşüncelerimizin gücünü kavrayamaz ve çekimser kalırsak kendi yürüyüşümüzü sürdüremediğimiz gibi toplumumuzun değişim sürecinde de etkisiz kalabiliriz. Özgüvenimizi kazanmak istiyorsak işe önce içerisinde yaşadığımız dünya bizlere miras bırakılmışken onu nasıl kaybettiğimizin bilgisiyle başlayabiliriz. Böylece Rabbimizin çizdiği resmi de daha iyi okuyabilir, anlamlandırabiliriz.
GÖKYÜZÜNÜN ERİMİŞ MADEN GİBİ OLACAĞI GÜN
fadlan 14 Aralık, 2007 - 12:20
Vahyi kuşandığımız iddiasında bulunan bizlerin bu iddiamızı ispat etme gibi bir sorumluluğumuzun olması gerekir. Hiçbir şekilde tehlikeli olana yürümeyen, ondan kaçarak kendilerine inanç kuleleri oluşturan kardeşlerimizin sınavla yüz yüze gelmeleri düşünülemez. Sınava girme / karşı karşıya gelme nezaketi dahi göstermeyen bu kardeşlerimizin cennet adına iyimser hesapların içerisine girmeleri de anlaşılır görünmüyor. Üstelik bu kaçışın fayda vermeyeceği bilgisi de bizlere verilmişken yaptığımız hareketlerin anlamsızlığı da ortadadır. Her nerede olursak olalım ölüm bizi bulacak. Öyle ki iyilikte kötülükte yalnız Allah’ın dilemesiyle olmaktadır. O halde Rabbimizin sözlerini anlamaya çalışmalıyız.
NUH'UN GEMİSİ
fadlan 30 Ekim, 2007 - 08:08HZ. NUH’UN GEMİSİ
Kur’an'da bahsi geçen Hz.Nuh'un Rabbine olan serzenişine kulak verelim.
Nuh-5 [Ve bir zaman sonra, Nûh] “Ey Rabbim!” dedi, “Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulunuyorum,
Nuh-6 ama bu çağrım onları yalnızca [Senden] daha da uzaklaştırdı.’’
Hz Nuh’un mesajı ilettiği toplumun önderlerinin statü sahibi, büyüklenen, zengin bir sınıf olduğu anlaşılıyor. Hz. Nuh’un ilettiği mesajın kendilerinin statüleri için bir tehdit oluşturacağını anlamış olsalar gerek ki, Allah’a kul olmaya davet edildiklerinde bu sözleri işitmemek için parmaklarıyla kulaklarını tıkıyorlar.
Nuh-7 "Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar"
Bu sözleri dikkate almıyorlar. Rahatsızlık duyuyorlar ve bunu belli de ediyorlar. Diyorlar ki ;
İLK GÜNKÜ GİBİ OLMAK
fadlan 4 Ekim, 2007 - 08:00Fulten Oursler "Güneş yüzyılda bir doğsaydı doğuşunu seyretmek için hiç kimse uyumazdı" diyor. Bu sözü duyunca Senaryosu, Endülüslü İslam felsefecisi İbn-i Tufeyl'in Hay bin Yakzan isimli romanından alınan Hay isimli eğitici çizgi film aklıma geldi. Filmde ileride tahtına rakip olabilecek bütün erkek bebekleri öldürmek isteyen zalim bir kraldan kaçan Hay’ın annesi bebeğini bir sepete koyup denize bırakıyor. Kimsenin yaşamadığı ıssız bir adaya gelen Hay’ı yavrusunu yeni kaybetmiş bir anne Ceylan buluyor ve büyütüyor. Filmde dünyadan habersiz ıssız bir adada Hay’ın nasıl Allah’ın varlığını bulabildiği ve ilk kez karşılaştığı olaylar karşısındaki merak ve ilgisi konu ediliyor. Çizgi Film kahramanımız Hay’ın ateşle ilk karşılaşması, onu hayatında ilk kez görüyor olması ve tepkileri çok ilginçti. Başında öylece bekledi sabaha kadar ve şaşkın ama heyecanlı bakışlarla saatlerce onu izledi. Sonra sürekli gördüğü ateşe karşı ilgisi azaldı. İlk kez tanıştığı, farkına vardığı şeylerden heyecanı geçince, faydalanabileceği, hayatını kolaylaştıracak etmenlere dönüştürmeye başladı. Öyle anlaşılıyorki sürekli gördüğümüz, yanı başında bulunduğumuz şeyler zamanla sıradanlaşıyor.
MECNUN'UN DEVESİ
fadlan 20 Eylül, 2007 - 08:03Mecnun Leyla’sının köyüne gitmek için dişi bir deveye bindi. Bir süre yol aldı. Mecnun’un tek derdi bir an önce Leyla’sına kavuşmaktı. Dişi deve ise geride bıraktığı yavrusunu düşünmekteydi ve onun tek derdi ise geriye dönmekti. Mecnun bir an dalıp gitse, elinden yuları gevşetse, deve bunu hisseder ve geriye döner geldikleri köye yani yavrusunun olduğu yere doğru giderdi. Mecnun kendine gelip baktığında, bulundukları yerden çok daha geriye gittiklerini fark ediyordu. Bu yolculuk iki-üç gün böyle sürdü. Mecnun yıllardır yollardaymış gibi şaşırmış kalmıştı. Baktı ki bu yol böyle bitmeyecek, deveden indi ve:“Ey deve!” dedi. “İkimiz de aşığız. Fakat aşklarımız birbirine zıt, birbirine aykırı! Demek ki biz, birbirimizle yol arkadaşlığı yapmaya uygun değiliz. Senin sevgin de, yuların da bana uymuyor. O halde en iyisi ayrılalım!” diyerek deveyi bıraktı. Ve yalınayak yürüyecek de olsa çölü aşıp amacına Leyla’sına kavuştu.
ÖLMEDEN ÖNCE
fadlan 13 Eylül, 2007 - 08:00Çaresi olmayan hastalıklar insanların yüreğini daha bir başka sızlatır. Hele ki çok yakınınızsa, seviyorsanız, değer veriyorsanız, bir şeyleri paylaşmışsanız işin içinden çıkmak bir o kadar zordur. Yüreğiniz parçalanır, çaresizlik bitmeyen bir zamana dökülür, öylece erirsiniz. Benim hayatımda böyle bir sızı, böyle bir renksiz hayat çizgisi oluştuğunda şöyle demiştim "Bir başka kardeşimi kaybetmeye dayanamam, bu son olsun" Belki çok duygusalım, belki gözyaşlarım beni dinlemiyordur, ama ben ölümle ayrılan kardeşlerim kadar yaşarken ölen kardeşlerim için de çok üzüldüm. Rabbimizin kan bağı ile kardeşler ilan ettiği birliktelik kadar O’nun sözlerini paylaşma noktasında onaylattığımız kardeşliklerin de duygusal ruhunu her zaman yaşamışımdır. Uyarılar elbette hoşumuza gitmeyecek. Çağrıldığımız yer cennet Firdevsleri değil cennete gidecek yol üzerindeki engellerle savaş alanı. Tek azığımız ise çaresi olmayan ölümün her an bizlerle yüzleşecek olması. Bugün ölmek ile yarın ölmek arasındaki yaşantımızın bizi ne kadar esir aldığı bilinci yüreğimize söz geçirmişse, artık bizler için bugün ölmek ile yarın ölmek arasında fark yoktur demektir.
MUSA'NIN ASASI
fadlan 11 Eylül, 2007 - 08:15İslami topluluklar içerisindeki fertlerin birçok zafiyetlerine tanık olmuşuzdur. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi mala aşırı tamah gösterilmesidir.Tabiİ bu kardeşlerden birçoğu bu dünya kazançlarına dair aşırı ilgilerinin farkında da olmamaktadırlar. Zaten içinde bulundukları topluluğun pozitif etkisiyle de bu zafiyetleri saklı kalmaktadır. Müslümanlar'daki bu ahlaki zafiyetler çoğu zaman bir öfke sinir anında ,büyük bir anlaşmazlıkta ya da denenme anında ortaya çıkabilmektedir. Çünkü unutmamak lazımdır ki, öfkenin sahtesi olmaz. Tabii ki yıllarca farkına varılmamış bu gizli sorunlar bir anda islama gönül bağlamış kardeşlerini zor durumda bırakabilmekte davaya çok olumsuz zararlar verebilmektedir. Şurası kesindir ki kendisine verdiği zararlar çok daha vahim bir durumdur. Dünya kazançlarına dair bu olumsuz ilginin sınav sonuçlarımızı olumsuz etkilediği bir gerçektir. Burada yapmamız gereken asıl şey dünyayı içimize almamak, onu yönetmeye çalışmaktır. Kontrolümüzün elimizde olması gerekmektedir. Bir gemi için ,dışında olduğu zaman deniz çok faydalı bir etmendir, fakat içerisine onu almaya başlarsa bu geminin yok olması, batması anlamına gelir. Bizim de dünya kazançlarına karşı ilişkilerimiz bu düzlemde olmalıdır. Unutmayalım bu tarz olumsuzluklarda asıl zararı kendimiz görürüz. Yani öteki dünyamızda geri dönemeyeceğimiz, düzeltemeyeceğimiz sorunlarla karşılaşabiliriz.Bu konuları Taha suresindeki birkaç ayetle işleyebiliriz. Allah diyor ki;








Son yorumlar
1 saat 48 dakika önce
9 saat 43 dakika önce
9 saat 53 dakika önce
10 saat 8 dakika önce
10 saat 9 dakika önce
10 saat 45 dakika önce
1 gün 5 saat önce
1 gün 22 saat önce
2 gün 3 saat önce
2 gün 4 saat önce
2 gün 5 saat önce
2 gün 6 saat önce
2 gün 15 saat önce
2 gün 18 saat önce
3 gün 7 saat önce