Meryem Rabia Taşbilek yazıları

KUŞ BAKIŞI / Bosna / 4

Kategoriler:

İnsanlar yine yanılıyor!

Kuş bakışını yüksekten bakmak anlamıyla sınırlandırıyorlar.

Belki de bunu kasıtlı olarak böyle değerlendiriyorlardır diye düşünmeden edemiyorum.

Gerçi benim düşüncemin ne önemimi var!

Kimim ki ben?

Topal bir “Hüdhüd” belki de... Ara sıra gevezelik eden ama genellikle insanların bakmaya tenezzül etmediği hayatın kör noktalarına kanlı gözlerini dikmiş, sonbaharın karşısında buruşan, yapayalnız bir heykel gibi çoğu zaman hareketsiz, bu meydan çeşmesinin yanına sinmiş, toplu taşıma araçlarının ve çocukların seslerine bekçilik etmek gibi bir göreve kendi kendini atamışcasına bir itinayla çevreye kuş bakışları atan ve topal yalnızlığında kendini avutmaya çalşan bir Hüdhüd...

İnsanlar gelmek bilmeyen sabahı sanki sırtlarında bir tufan gibi taşıyorlar! Bu meydan daha tan ağırmadan aklı ağrıyan binlerce topuk tarafından arşınlanıyor her sabah... Birilerinin telkin ettiğinin peşinde bir ömür tüketip, umduğunu bulamayanlar ya da aramaktan yorulanlar, durağan bir hayattan bunalıp başına iş arayanlar, kaybolanlar, ardlarında merak edenleri olanlar ve olmayanlar, bekleyenler, bekletenler, beklediği gelenler... az da olsa aradığını bulanlar, belasını bulanlar, fiyatı olanlar, değeri olanlar... Savaş sonrasında silkelenip kendine gelenler, hepten kaybedenler, kaybedecek bir şeyi kalmadığını düşünenler, yeniden başlayanlar, yarası kabuk bağlayanlar, hala kanayanlar, kaybettiklerinin izini sürenler, aradığını bulmaya çalışanlar, neyi araması gerektiğini arayanlar, aşıklar, maşuklar, yalnızlar, gezginler, bezginler, satıcılar, alıcılar, modern hırsızlar, evsizler... Envai çeşit insanın hikayesi görünmez, duyulmaz bir lisanla yazılıdır bu kaldırımlarda...

“KÖPRÜLER ÜSTÜNDE ŞAŞIRDIĞIM BİR AN; YÜREĞİN ARAFTA ATIYORDU"

Kategoriler:

Ruhumda tınısı susmamış bir yolculuğun geç kalmış notları/Yol Düşüşleri 2-3

-ba
ayakları kırılmış bir Albatros gibi uçuyorum
kırıldıkça çoğalan çiçeklerle dolu uçurumlardan…
acısı hafiflesin diye kanatlarımın…
-ba

Açık-kapalı bir çok kapı arasına sıkıştığım bir demde alıp başımı gitmek istedim… Hayati kararlar vermem gereken bir arifede… Ve gittim… Tüm kışların kapıya dayandığı bir “Aralık”tan, giderek çoğalan, ruhumun soğuyan ve daralan kanallarından bir inşirahlık nefesin ardına düşerek… Topal bir duaydı benimkisi. Sızılarımın dinmesi ve yüzümde iğreti durmayan bir tebessümle geri dönebilmek için.

“Yüreğim arafta atıyordu…
Ayaklarıma bakıyordum, dönecekler mi diye…”
Yol Düşleri/ Cemal Şakar

BİR GÜL TOHUMU EKMELİ KÜLLERİMİZE/BOSNA-1

Kategoriler:

Acısı Dinmemiş Bir Yolculuğun
Geç Kalmış Notları

O köprüde bir başkalık vardı diye ağlıyor yaşlı adam. O köprüde bir başkalık vardı, bu benim Mostar’ım değil! Teselli sözcükleri aramak içimden gelmiyor. Çünkü biliyorum ki karşımdakinin acısının üzerinde her teselli sözcüğü eğreti duracak. Yeri doldurulamayacak bir çok şeyini yitirmiş, vakarı acısıyla bütünleşmiş, sarsılmış ama yıkılmamış bir çınar gibi karşımda duran adam için ne söylesem yavan. Susuyorum, ağlayarak ve yumruk yaptığım parmaklarımı gizliden gizliye dişleyerek eşlik ediyorum acısına. 12 yakını katledilmişliğin acısını içimde nereye yerleştireceğimi bilemeden.

Gariptir ki; saat 15:52 de Mostar yerle bir edildikten sonra; köprüyü yakından gördüğüm, ayak bastığım ilk anda, yani “tamir” edildikten sonra, ben de bu köprüde bir başkalık olduğunu hissetmiştim. Eskiden de bir başkaydı elbet. Fakat artık yalancı bir edayla, hiçbir şey olmamış gibi, akan onca kanın ardından olağanca beyazlığıyla gerçeklikten uzak öylesine bir yeri doldurulmuşluk, kanıma dokunmuştu gördüğümde.

SUDAN ÇIKMIŞ BALIK SENDROMUNUN MUTLU VERSİYONU

Kategoriler:

"Ben nerede yağmur yağarsa orada şemsiye kırmanın kitabıyım"
Mevlana İdris

Sokaklarda gözlerimize kurşunlar sıkılırken; bilincim sürekli benliğime yağmuru aşılıyordu.

***

Çocukluğumdan beri hiçbir zaman şemsiye taşıma alışkanlığım olmadı. Hatta basit bir alışkanlık sahibi olmamaklık değil benimkisi. Ne zaman yağmur yağsa, tercihen sağanak makbulümüzdür, ben heyecanla dışarı çıkar saatlerce yürürüm. Ta ki iliklerime dek ıslanıp, artık üzerimdeki elbiseler ağırlaşıp, üşümenin şidddeti üşütmeye meyledinceye dek. Öyle ki eğer bir sebepten dolayı dışarı çıkamadıysam başta annem olmak üzere ev ahalisi hasta olup olmadığımı sorar, endişeyle. Eğer yolda yakalandıysam ve ıslanmamın sonunda eve dönme imkanım yoksa, hatta önemli bir görüşmeye gidiyor olsam bile bu beni yağmur altında yürüme tutkumdan vazgeçiremez. Bir şemsiyenin altına ancak sevdiğim birine eşlik etmek için girebilirim. Fakat bu genelde şemsiye sahibi yoldaşımın benim içimde düğümlenen yağmurda yürüme hevesimi; çocukça yansıttığım yüzümden okuyup, şemsiyesini kapatmasıyla sonuçlanır. Sonrası malum; benim için tasvir edilemeyen bir güzellik...

YERİNİ YADIRGAYAN EŞYALAR GİBİ

Kategoriler:


“Balkonlarınız çok yüksek sizin baş döndürüyor,
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor...”

Birhan Keskin

Dünyalar savaşının şehrin can damarlarına doğru aktığı, o görünmez tufanın hergün yeniden ve yeniden vurup geçtiği bir şehirin gettolarından, baş döndüren yüksek balkonlarına ve gözden kaçan karanlık kuyularına bakıyorum. Dünyayı değiştirme isteği eşyayı anlama istidadını çiğnediğinden beri, içimizde fokurdayan mağma, yüreklerimizi ısıtacağı, kirlerimizi yıkayacağı yerde, yuvalar yıkıyor.

Türkiyede sadece ulaşabildiğim istatistiklere yansıyan kısmıyla her yıl 5-14 yaş arası 50 çocuk intihar ediyor. Hemen her ülkede çocuk intiharları toplam intihar oranlarının % 10’unu geçiyor.

DİYALOG ÇALIŞMASINA EN ÇOK MÜSLÜMANLAR ARASINDA MUHTACIZ!

Kategoriler:

Maide 48 (Medeni 112) Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.

İnsanlar tarih kitaplarında, akaid kitaplarında geçen mezhep ve benzeri farklılıkların tıpa tıpı olarak, şablonik ayrımlarla karşımıza çıkmıyorlar. Elbette bu eserler vesilesiyle bizden evvel vuku bulan olaylardan, genelde insanların, özelde müslümanların düştüğü gafletten ve fertlerin yaşantılarından haberdar olup, ibret almaya çalışacağız. Fakat Allah’ın ellerimizi bulaştırmadığı fitnelere dillerimizi bulaştırarak, politik ayrılıkları dilden dile, bin yıldan da öteye taşıyarak bizden sonrakilere miras bırakmak yerine; müşterekliklerimizde buluşup farklılıklarımızı Rabbimizin rızası doğrultusunda nasıl birlikte hayır yolunda kullanabiliriz bunun ardına düşmeliyiz. Zalimlerin tek bir millet gibi çalıştığı bu asırda atomlara ayrılan bu ümmetin bilincini tekrar nasıl birlik olmaya sevkedebiliriz bunun üzerine kafa yormalıyız diye düşünüyorum. Zira dinler arası diyalogdan çok müslümanlar arası diyaloğun eksikliğini yaşıyoruz.

ALTERNATİF EĞİTİM METODLARI

Kategoriler:

Bilgece yap. Yani koruyarak. Yani için titreyerek. Yani yıkılmasın diye. Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan. Yılmadan, bilgece ve tutkuyla. Önce yap, sonra açıklarsın."(İ.Özel)

Çocukluğumda ebeveynlerimin tüm kardeşlerimle birlikte bizlerin terbiyesinde kullandıkları farklı otantik metodları şimdilerde anımsadıkça yüzümde ılık rüzgarlar estiren tebessümler beliriyor. Yine o günleri özlediğim demlerden birinde; ailemden birkaç kesiti sizinle de paylaşmak istiyorum.

Babam öğretmenlikten kalan vakitlerde toprakla meşguliyete olan düşkünlüğünü anneannemin Bursa'daki asırlık Osmanlı evinin bahçesine zaman ayırarak gidermeye çalışırdı. Hala da öyledir ya... Babamın kuvveti, anneanemin hayat tecrübesiyle birleştiğinde bahçemizin güzelliğine doyum olmazdı. Kokulu sarmaşık güller, leylaklar, zambaklar, envai çeşit çiçek, sebze ve meyva ağaçları... Tabi bir de yeni filizlenmelerinden itibaren o kadar ağaç arasından çocukluk aklıyla boy ölçüşmeye kalktığım kavaklar var.

SONLU İÇİNDE SUNULAN SONSUZ

Kategoriler:

Sonlu içinde sunulan sonusuzu göremeyen gözlere...

Kıymet verdiğim bir atesit dostumla vaktiyle muhabbet ederken kendisi din'in ve bilhassa İslam'ın afyon olduğuna inandığı söylemişti. Ben de kendisine afyon dediği dini yıllardır yaşantıma ve tefekkürüme yansıttığım halde böyle bir etkisini veyahut yan etkisini görmediğimi, kendisinin benim üzerimde görüp görmediğini sormuştum. Ki böyle bir ithamda bulunan dostum zaman zaman sağlıklı düşünme istidadını tatile gönderecek şekilde alkol de kullanıyordu. Kendisine bir dost tavsiyesi olarak; aslında sarhoş eden şeyleri denemekten uzak durmadığına göre bir de benim afyon olmadığına dair kefilliğimle yıllardır uzak durduğu İslami yaşantının da bir tadına bakmasını latifeyle yoluyla tavsiye etmiştim.

Aşağıda sizinle bugünlerde okuduğum Bosna Hersek Eski Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç'in 1983-84 yılları arasında hapishanede tuttuğu 13 defterin aslına uygun şekilde toplanmasıyla oluşan Özgürlüğe Kaçışım adlı Klasik Yayınları vesilesiyle bize ulaşan eserinde dizin dışındakileri de tarayarak oluşturduğum Ateizm'e, İmana'a dair bazı aforizmaları paylaşmak istiyorum.

NE MUTLU KALBİNE SEN DÜŞENE

Kategoriler:

Ne Mutlu Kalbine Sen Düşene ve
Ne Mutlu Senin Kalbine Düşene!

Ne Mutlu Senin Gönlüne Düşene!
Ne Mutlu Gönlüne Sen Düşene!

Ey en Sevgili'den lütuf Sevgili!.. Dudaktan dökülen sözle, kalemden süzülen satırların, sadra doğan muhabbetle olan sıcak bağını hesaba katarak, kelâmımın Senin katındaki aczi altında ezilerek şunları diyebilirim ki; Sen latîf olan Allah'ın, yerini kimsenin dolduramayacağı, paha biçilmez bir lütfusun bize. Sen lütufların en yücesisin, en güzelisin Sultânım! Bizi, Sen'in ümmetin olmakla şereflendiren Allah Teâlâ'ya, yarattıkları adedince hamdolsun!..

Hazret-i Sevban kadar sevemesem de Sen'i, muhabbetine tâlip, muhabbet duyduklarının dostu olma yolunda tökezleye tökezleye gelmekteyim Sana doğru.

"İÇİMDE ELMANIN DİŞLENİŞİ"

Kategoriler:

"Durur ve dikkat kesilir

Nedir yanıltan onu?

Nedir bu kulaklarından hiç gitmeyen uğultu?

Nedir ya, gazabı onu yere çalanın?

Bir vakitler o zincire vurulmuş insanın

İç dünyası hep zincir şakırtılarıyla dolu"

diye mırıldanıyordu Nietzsche ben yanından geçerken...

Ve elbette ne Kunta Kinte'den ne de İzara'dan bahsediyordu, içimizdeki zincir seslerinden bahsederken... Bir vakitler zincire vurulmuş olan "insan" kurtulmanın yollarını aşındırırdı. Bu uğurda feda edilen parmakların, hayatların açıkta kalan ruhlarında asla zincir sesleri asılı kalmazdı... Bileklerinde zincirlerin olmayışı insanın tutsaklık anlayışını ve kurtuluş mücadelesini gölgeledi... Anladım ki; özgürlük kisvesine bürünmüş bu tutsaklığın bağımlısı olmuş insanlardı bahsettiği...

İnsan; müşterek varlığımız, mavi toprağımız gök yüzü altında, esmer anamız yeryüzü üzerinde olduğundan daha huzurlu oldabiliyor bazen. Göğün altında, topraktan biraz soyutlanarak, sade bir kalem ve kağıt eşliğinde tam da dip gürültümü dinlemeye koyulmuşken işte Nietzsche yapacağını yaptı yine ve dip gürültümdeki bazı sesleri ayırdedebilmem için, içimde çözülmeyi bekleyen bazı zincirlerimin hala ve belki de her daim olacağını düşünmeye sevketti beni. İlhami Çiçek de geçtiğim maviliklerden birinde gölgelenirken; "Korkunç kalabalık bir adamdı dünya." diye diye kalemini bir taşa sürtüyordu. Evet hala birşey kaybetmedi dünya korkunç kalaba(lık)lığıyla, kafası karışık bir adam olmaklığından. Her birimiz yeryüzünde bu korkunç kalabalığa farklı tonlarda bir ses vererek korkunçluğunu daha da çoğaltıyoruz. Bu yüzden bazen susmak gerek.

İçeriği paylaş