Eyüp YILDIRIM yazıları
EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -3-
Eyüp YILDIRIM 26 Ağustos, 2008 - 08:00
O Resulünü hidayet ve hak din üzerine gönderdi ki, hak dini öteki bütün dinlerin üstüne çıkarsın; bundan hoşlanmasalar da…(Tevbe 33)
Bütün bu ayetlerde “din” kelimesi, en geniş anlamıyla insanların inanç-eylem boyutlarında topyekûn yaşama biçimlerini, hayatları boyunca izlemek üzere benimsedikleri yolu-yordamı ifade edecek kapsamda kullanılmıştır.”(2)
Bütün bu anlamların bileşkesi şudur: Din=Hayat tarzı. İlahi veya beşeri kaynaklı hayat tarzı. Bu anlamda herkesin bir dini var. İnanan-inanmayan herkes, bir din/hayat sahibidir. Bu anlamda insanlara hayat tarzı sunan, insanların hayatını tanzim etme iddiasını taşıyan her ideoloji, her izm de bir dindir. Adının din olmaması bu gerçeği değiştirmez.
EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -2-
Eyüp YILDIRIM 8 Temmuz, 2008 - 08:05
Bir Müslüman’ın tavrı şu ayette var olan tavrın tam tersi olmak zorundadır: “Onlar ki, [fıtratlarına] yerleştirildikten sonra Allah’a karşı taahhütlerini bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar.” (Bakara 27) Birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırmak… Bam telinin koptuğu nokta… Modern insanın en vahim hatası budur. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparıp ayırmak… Hiçbir mümin; beden-ruh, dünya-ahiret, kadın-erkek, geçici-kalıcı, hayat-ölüm vb. çift kutuplu olan hiçbir şeyi birbirinden ayırma lüksüne sahip değildir. Hayatın hiçbir alanında parçalayıcı bir bakış açısını benimsememelidir. Her mümin, ferdi tevhidi, düşünce ve duygu dünyasında gerçekleştirmelidir. Ferdî, içtimaî, siyasî, iktisadî, kevnî alanların hepsinde. Tavrımız parçalamaktan yana değil, birleştirmekten yana olmalıdır. Bu bir zorunluluktur.
Konuyu doğru bir şekilde kavramak için “din” kavramını mercek altına almak gerekmektedir. Arapça sözlüklerde “din” kelimesinin başlıca şu anlamlara geldiği kaydedilmektedir.
EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -1-
Eyüp YILDIRIM 25 Haziran, 2008 - 08:15
“Artık kavga kaderle insan arasında değil, insanla kelimeler arasında.” (Cemil Meriç)
“Tasavvur, istikamet açısıdır.” (Mustafa İslamoğlu)
Nice zamandır düşüncelerimiz (içinde yaşadığımız su) bulanık bir durumdadır. Suyu bulandıranların tek amacı, insanların doğruyu açık-seçik görmelerini engellemektir.
Her kelime, insanlara dış ve iç dünyayı gösteren birer gözlüktür. Gözlüklerimiz sunî ve sentetik boyalarla boyandı/boyatıldı. İnsanı/eşyayı ve hayatı istedikleri gibi görmemizi isteyenler, kelimelerimizi muhtelif boyalarla boyadılar. O boyaların arkasında gördüğümüz dünya, hakikat değil ne yazık ki. Hakikat sürekli kaçırılan bir gelin. Kaçırılan ve saklanılan. Aldanmanın en tehlikesi, insanların gördüklerini hakikat zannetmesidir. Şüphesiz her kaçırma bir amaca matuf: Egemenliği pekiştirmek. Sentetik kelimelerin arkasında yatan çıplak gerçek budur. Egemenlik, dil ile sağlanır. Önce zihinler esaret altına alınır, sonra bedenler. Bedenler; zihinlere, zihinler; kelimelere, kelimeler; anlamlara esirdir. Ülkeleri işgal eden, değiştirme teşebbüsünde bulunan ve toplum mühendisliğine kalkışanlar önce dilden başlarlar/ başladılar. Konfüçyüs”ü burada hatırlamanın tam zamanıdır:”Bir ülkeyi değiştirmek mi istiyorsunuz? “Dilini değiştirin.”
TECESSÜS (MERAK)
Eyüp YILDIRIM 14 Mart, 2008 - 09:30
“Ben kimim? Kendini Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi” (C. Meriç)
“Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan, mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan; uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat, hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.” ( Cemil Meriç)
Tanpınar: “Biz önce kelimeleri, sonra anlamlarını öğreniriz.”der. Acıyı önce öğrenir ve sonra yaşarız. Ölümü önce öğrenir ve sonra ölürüz.
Tecessüs de bunlardan biri. Biz tecessüsün mahremiyet değil, araştırma anlamının merak yönü üzerinde kuyu kazacağız.
Tecessüs (merak)… Tecessüs duygusunun, birçok şeyin ata ve anası olduğunu söylesek abartmamış oluruz şüphesiz.
TARAFSIZLIK BÜYÜK BİR SAFSATADIR
Eyüp YILDIRIM 26 Şubat, 2008 - 09:30
Tarafsızlık, TDK sözlüğünde; tarafsız olma durumu, yansızlık, bîtaraflık olarak tarif edilmektedir. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe sözlüğünde de; tarafsız olma hâli, hiçbir tarafı tutmama, bîtaraflık, taraf tutmama şeklinde manalandırılmaktadır.
Fikret Başkaya : “ Tarafsızlık, büyük bir safsatadır.” der. Haklıdır Başkaya bu söyleminde. Ercüment Özkan da : “ Bîtaraf olan bertaraf olur.” der. Şüphesiz Özkan da sonuna kadar haklıdır.
Tarafsızlık -olsa bile- hem iyi bir hâl değil, hem de imkân dâhilinde olan bir şey değildir.
İyi bir hâl değildir. Çünkü insanların tarafsızlıkla kastettikleri şey, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, hak ile bâtılın, adalet ile zulmün ortasında kalmak, iki şeye eşit mesafede durmaktır. Bu durum, istenebilir bir durum değildir. İstenebilir bir durum olmadığı gibi mümkün de değildir. Öyle ya, yukarıda zikredilen unsurların tam ortasında nasıl durulabilir. İyi ve kötüyle de ünsiyet kurabilme özelliğiyle muttasıf bir varlık olan insan nasıl ortada durabilir? Böyle olunca, iyilik ve kötülük bir mıknatıs gibi insanı kendisine çekecektir.
KİMLİK
Eyüp YILDIRIM 19 Şubat, 2008 - 09:30
Kimlik nedir? Nasıl oluşur?
Kimlik verilmiş bir şey mi, yoksa kazanılması gereken bir şey mi? Kimliği oluşturan unsurlar nelerdir? Bu ve benzeri sorular Âdem’den beridir sorulan, üzerinde düşünülen derin ve kadim sorular…
Sosyal bilimleri bir futbol sahasına benzetirsek, bilimsel olguları da meşin yuvarlağa benzetebiliriz. Her oyuncu, oyunculuğu nispetinde topu kaleyle buluşturabilir.
Kimlik topunu tekmeleyen çok oyuncu geldi-geçti.Her insan, bir oyuncudur bu sath-ı dünyada. Biz de kendi görüşümüzü açıklamaya çalışacağız. Sözü dolandırmayacağız.
Ben kimim? sorusuna verilen cevap kimliği oluşturur. Kimlik, verilmiş bir şey olmayıp sonradan emek verilerek elde edilen bir kazanımdır. Bu nedenle, insana doğuştan peşin olarak verilen dil, ırk, renk ve cinsiyet, kimliği oluşturmada belirleyici olamazlar. Çünkü bu saydıklarımda alın teri söz konusu değildir. Kimlik, peşin olarak verilen değerlerin üzerinde kurulur.
ÂDEM ( ا د م ) OLMAK
Eyüp YILDIRIM 11 Şubat, 2008 - 09:30
Âdem ( ا د م ) Olmak…
Âdem ( adam ) olmak, bir iddiadır. Her iddia da bir ispat/bir bedel ister. Âdem olmanın bedeli, Arapça yazılışında âdeta simge hâlinde gösterilmiştir.
Bu yazılışı mercek altına aldığımızda, bu hakikati daha yakından görürüz. Âdem bir elif ( ا ), bir dal ( د ) ve bir mim ( م ) harfinden oluşur. Birçoğumuzun bildiği gibi bu harfler, Âdem kelimesinde namazın simgesidirler.
Elif ( ا ); kıyamı, dal ( د ); rükûyu ve mim ( م ) de secdeyi imler. Bu basit yazılımın bize gösterdiği hakikat şudur: Ey âdemoğlu! Âdem olmak istiyorsan, kul olmak zorundasın. Allah’ın karşısında esas duruşa geçmek zorundasın.
Kıyam, rükû ve secde… İşte insan(âdem) olmanın anahtarları… Allah karşısında esas duruşa geçmek, eğilmek ve secdeye gitmek… İblis, bunları yapmadığı için şeytan oldu. Sureta insan olanlar da bunlardan kaçındığı için âdem olamıyorlar/olamayacaklar…
ÖRTÜ
Eyüp YILDIRIM 25 Aralık, 2007 - 09:30
Örtü…
Kalplere perde
Güneş, kalplerde erimede
Kılıçlar şakırdıyor
Savaş mı var?
Örtü…
Meydanlarda siren sesi
Avlularda
Çatılarda
Gören kalp mi var?
“BU ZAMANDA” SÖYLEMİ ÜZERİNE BİR DENEME
Eyüp YILDIRIM 17 Aralık, 2007 - 09:35
Bir bu zamanda muhabbetidir gidiyor… Ağzını açan bu zamanda diye başlıyor konuşmasına. Bu zamanda böyle olur mu, şöyle olur mu türünden yakınmalar… Türban( nam-ı diğer başörtüsü) yasağı olur mu bu zamanda? Bu zamanda düşünce özgürlüğü kısıtlanır mı hiç? Bu zamanda herkes istediği biçimde giyinebilmeli… Hangi çağda yaşıyoruz? 21. yüzyılda yaşıyoruz efendim… Olur mu böyle şeyler?
Bu ve benzeri söylemler sık sık karşılaştığımız söylemler… İçinde yaşadığımız çağı yüceltme, eskiyi kötüleme adına yapılan söylemler... Eski olan her şey kötüdür, yeni olan her şey iyi! Oysa iyinin ve kötünün zamanının olmadığını biliyoruz.
21. yüzyıl, bu çağ, bu zaman dediğimiz şey nedir? Bu çağı, bu zamanı diğer zaman ve çağlardan ayıran şey nedir? Hiçbir şey aslında. Adına modernleşme dedikleri birtakım teknolojik sıçramalar dışında.
BAYRAK
Eyüp YILDIRIM 10 Aralık, 2007 - 09:35
Bayrağını özenle pencereye astı. Karşı evdeki bayraktan daha büyüğünü almıştı. Almışken iyisini almalı, asmışken iyisini asmalıydı. Dün akşamdan kalan asma düşüncesini; ancak şimdi gerçekleştiriyordu. Şimdi asmasa, tekrar akşama kalacağını biliyordu.
Kahvaltısını yapmış, eller cepte, omuzlar biraz çekik sabahın ayazında işine doğru yürüyordu. Bir ara, ne çok köpek var burada diye düşündü. Sanki her yerdeki köpekleri toplayıp toplayıp buraya getirmişler. Bereket ki saldırmıyorlar. Ne de açlar. Şu çöpler de olmasa.









Son yorumlar
10 saat 7 dakika önce
3 gün 10 saat önce
3 gün 14 saat önce
4 gün 44 dakika önce
4 gün 8 saat önce
5 gün 12 saat önce
6 gün 13 saat önce
6 gün 17 saat önce
1 hafta 11 saat önce
1 hafta 16 saat önce
1 hafta 3 gün önce
1 hafta 5 gün önce
2 hafta 12 saat önce
2 hafta 1 gün önce
2 hafta 2 gün önce