<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <title>Eyüp YILDIRIM's blog</title>
  <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/blog/2730"/>
  <link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.anlamak.com/xbtu/blog/2730/atom/feed"/>
  <id>http://www.anlamak.com/xbtu/blog/2730/atom/feed</id>
  <updated>2007-12-23T18:34:00+02:00</updated>
  <entry>
    <title>&quot;TEKNOLOJİ - MODERNİZM - BİZ&quot; İLİŞKİSİ</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/teknoloji-modernizm-biz-iliskisi" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/teknoloji-modernizm-biz-iliskisi</id>
    <published>2008-11-03T08:04:00+02:00</published>
    <updated>2008-11-03T11:27:23+02:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p>Teknoloji, Yunanca tekno (sanat) ve logie (bilmek) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur. İnsanoğlunun gereklerine uygun yardımcı alet ve araçların yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yetenektir. Diğer bir ifadeyle bilimsel bilginin üretimde kullanılması ile ilgili gelişmişliktir. Teknoloji ayrıca, bir sanayi dalıyla ilgili üretim yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgidir. (Bkz: <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Teknoloji">--></a>)</p>
<p>Teknolojik aletlerin insanoğlunun ihtiyaçları neticesinde ortaya çıktığı bilinen bir vakıadır. İlk insanla birlikte hayatın kolaylaştırılması ve tabiatın denetim altına alınabilmesi amacıyla çeşitli araç ve gereçler üretilmiş; bu üretim, insanoğlunun elde ettiği birikimle birlikte adına modern çağ denilen zaman diliminde had safhaya ulaşmış ve önümüzdeki yüzyıllarda gelişimini hız kesmeden devam ettireceğe benzemektedir. </p>
<p>	Her iklimin insana sunduğu, kendine has özellikler taşıyan meyvesi vardır. Yaratıcının tabiata dercettiği bu hakikatin insana göstereceği birçok işaret bulunmaktadır. Teknolojiye bağlı teknik aletler de belli bir kültür ve medeniyet dairesinin/ikliminin ürünüdür.</p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p>Teknoloji, Yunanca tekno (sanat) ve logie (bilmek) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur. İnsanoğlunun gereklerine uygun yardımcı alet ve araçların yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yetenektir. Diğer bir ifadeyle bilimsel bilginin üretimde kullanılması ile ilgili gelişmişliktir. Teknoloji ayrıca, bir sanayi dalıyla ilgili üretim yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgidir. (Bkz: <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Teknoloji">--></a>)</p>
<p>Teknolojik aletlerin insanoğlunun ihtiyaçları neticesinde ortaya çıktığı bilinen bir vakıadır. İlk insanla birlikte hayatın kolaylaştırılması ve tabiatın denetim altına alınabilmesi amacıyla çeşitli araç ve gereçler üretilmiş; bu üretim, insanoğlunun elde ettiği birikimle birlikte adına modern çağ denilen zaman diliminde had safhaya ulaşmış ve önümüzdeki yüzyıllarda gelişimini hız kesmeden devam ettireceğe benzemektedir. </p>
<p>	Her iklimin insana sunduğu, kendine has özellikler taşıyan meyvesi vardır. Yaratıcının tabiata dercettiği bu hakikatin insana göstereceği birçok işaret bulunmaktadır. Teknolojiye bağlı teknik aletler de belli bir kültür ve medeniyet dairesinin/ikliminin ürünüdür.<!--break--> Üretim tarzını, formunu ve amacını belirleyen kültür ve medeniyetin ta kendisidir. Kapitalist dünyanın üretim tarzı farklı bir düzlemde gerçekleşirken, sosyalist dünya görüşünün üretim tarzı farklı bir düzlemde gerçekleşebilir durumdadır. Müslüman bir toplumun üretim anlayışı ve biçimi diğer dünya sistemlerinden daha farklı olur/olması beklenir. </p>
<p>	Bizim burada üzerinde özellikle durmak istediğimiz husus; Müslümanların farklı bir kültürün ürettiği bu teknoloji bombardımanı karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiği konusudur. Gerçi, bu hususta yüzyılın başında kafalar hayli yorulmuş ve başını Mehmet Akif’in çektiği; batının bilimini alalım, kültürünü bırakalım anlayışı; yüzyılın sonlarına doğru İsmet Özel ve Rasim Özdenören gibi Müslüman düşünürlerce, batının ne bilimini alalım ne de kültürünü; bilimini alırsak, bu bilimin üretildiği arka plan olan kültürü de zorunlu olarak almak durumda kalırız noktasına getirilmişse de hâlâ bir çözüm üretilememiştir.  </p>
<p>	Çünkü hepimiz, genelde batının ürettiği teknolojik ürünleri istesek de istemesek de kullanmak durumundayız. Hepimiz araba/uçak/trene binmekte, telefonla konuşmakta, televizyon izlemekte, bilgisayar/internet, evimizde çamaşır makinesinden ütüye kadar bilumum elektronik aletleri kullanmaktayız. İster, batının bilimini alıp kültürünü almayalım, diyelim; ister, ne bilimini ne de kültürünü alalım, diyelim. Sonuç değişmemektedir. Çünkü içinde yaşadığımız hayatın şartları ile geçmişin şartları arasında alet kullanma bakımından müthiş farklılıklar oluştuğundan asgari düzeyde de olsa bu ürünleri kullanmak mecburiyeti içindeyiz. O halde burada, almayalım ya da kullanmayalım gibi bir çözüm gerçekçi gözükmemektedir.  Çünkü hem alıyoruz ve hem de kullanıyoruz. Zihnimizin bir köşesinde karşıt olma gibi bir fikrin bulunuyor olması dua yerine geçebilir ve bize bir zarar vermez. Sorun şu: Bu ürünleri almak ve kullanmak sakıncalı bir durum mudur? Bu durum karşısında, hayata Müslüman’ca bakan insanlar(bizler) ne yapmalı(yız.)? Alıp kullanmalı mıyız diye bir soru sormuyorum; zira böyle bir soru manasızdır. Çünkü bu yazıyı bile bir bilgisayarın üzerinden yazmaktayım. </p>
<p>	Hemen, televizyon izlemenin, arabaya binmenin, internet kullanmanın, çamaşır makinesini kullanmanın ne kötülüğü olabilir diye düşünebiliriz. Araba kullanmak bir Müslüman’ın kişiliğini nasıl etkileyebilir? Televizyon izlemek insanın üzerinde ne tür tahribatlar yapabilir? Cep telefonu kullanmanın ne zararı olabilir? Örnekler çoğaltılabilir. Mesele durumun kötü olup olmadığı değildir. Mesele bu teknolojiyi üreten zihniyete teslim olup olmama meselesidir. Konuyu içinde yaşadığımız dünya sistemini göz önünde bulundurmadan düşünmek bizi sağlıklı yollara çıkarmayacaktır.</p>
<p>	Şu anda dünya üzerinde yürürlükte olan bir sistem var. Bunun adı, Yeni Dünya Düzeni. Buna Kapitalist sistem ya da serbest piyasa sistemi de denmektedir. Hatta asıl adı bu. Bu sistem(kapitalist sistem) 14. yüzyılda İtalyan site devletlerinde boy vermiş, daha sonraki yüzyıllarda merkezi Hollanda’ya, oradan Londra’ya ve 2. Dünya savaşından sonra New York’a taşınmıştır. Sermayenin belli çevrelerin/holdinglerin/ çok uluslu şirketlerin elinde bulunduğu, zenginlerin sürekli zenginleştiği, fakirlerin sürekli fakirleştiği, zengin-fakir arasındaki gelir dağılımı arasındaki farkın daima büyüdüğü bir sistem. Üretim-tüketim kısır döngüsü içinde dönen, daima sermaye birikimine dayanan ve bunun sonucunda sömürgeleşmenin çok sofistike yöntemlerle yapıldığı bir sistem. </p>
<p>	Bahsettiğimiz teknolojik ürünlerin bu kafa yapısına sahip insanlarca üretildiği bilinmektedir. Sorunun başladığı yer tam da burasıdır. Yoksa teknolojik ürünler bizatihi ne kötüdür ne de iyidir. Onları iyi veya kötü yapan arkasında duran zihniyettir. Mirası tam anlamıyla çözüme kavuşturmak için sıfırı, namaz vakitlerini tespit etmek için saati bulan Müslüman zihinle; saatli bomba ve en vahşi savaş araçlarını üreten zihin doğal olarak aynı değildir.</p>
<p>Teknoloji,  maddi anlamda insanlığa bir sıçrama yaşatarak, insanlığı modernizm denilen heyulaya getirmiştir. Maddi anlamdaki ilerlemeler, ilerlemeci tarih felsefesine bakılarak her alana teşmil edilir duruma getirilmiştir. Oysaki durum aksi yönde gelişmiştir. Teknoloji, insanlığı ahlâkî açıdan ileriye götüremeyip, durduğu yerde saydırmış hatta yer yer insanlığından etmiştir. Konuya bu açıdan yaklaşmak gerekmektedir? Kim teslim olacak? Teknoloji, insan olma durumumuza/insanlığımıza/ahlâkımıza ne katmaktadır? Ya da bizden neleri götürmektedir? Önemsenmesi gereken nokta burasıdır kanaatimce. Tabii bunu söylerken geçmişi yüceltme ve aklama, teknoloji bağlamında modernizmi tahkir gibi bir tavrı benimsiyor değilim. Zamanı esas fail kabul etme gibi bir niyetim ve düşüncem bulunmamaktadır. </p>
<p>	Teknoloji ve buna bağlı olarak gelişen modernizmi tahkir ederek geçmişi temizleme gibi bir derdim yok. Neden yok? Çünkü tarihe genel bir bakış yönelttiğimizde insanların zamanlarından şikâyet ettiklerini rahatlıkla görebilmekteyiz. Sanıldığı gibi, bu şikâyet çağımıza has bir şey değildir. Alper Tunga Destanı’ndan, iyiliğin ve erdemin etinin çürüdüğü, dünyayı kötülüğün kapladığı feryatları duyulur. İmam Gazali, birtakım iyi nitelikli insan davranışları saydıktan sonra, nerde şimdi böyle insanlar diyerek iyi nitelikli davranışlara sahip insanların kalmadığından dem vurur. Fuzuli, selam verdik rüşvet değildir diye almadılar, diyerek çağından yakınır. Bağdatlı Ruhi:</p>
<p>“Bir devrde geldük bu fena âleme biz kim<br />
 Âsâr-ı kerem var ne beşerde ne melekte<br />
Agyar vefâdan dem urur yâr cefâdan<br />
Âdemde vefâ olmaya var ola köpekde ”</p>
<p>diyerek zamanından şikâyet eder. Kaldı ki, bu tür söylemler olmasa da gönderilen her peygamberin yok olan insanlığı yeniden ikame etme göstergesi olarak okumak durumundayız. Zira peygamberler, doğru yoldan sapan insanları doğru yola çekmek için gönderilmişlerdir.</p>
<p>Bu şikâyet günümüzde de modernizm eksenli olarak devam etmektedir. Tehlikeli Oyunlar kitabında Oğuz Atay ‘insanlığın öldüğünü’ haber verir.” Nihayet insanlık öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre,’yahu insanlık öldü mü?’ diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde,’insanlık öldü mü?’ ya da ‘insanlık ölür mü?’ biçiminde büyük başlıklar yayımlamakta yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir…”</p>
<p>	Görüldüğü gibi zamandan ve insanlığın öldüğünden şikâyet hem geleneksel toplumda hem de modern toplumda sık sık görülen bir olgudur. Geleneksel dönemde zamandan/felekten dem vurma çağımızda teknoloji/modernizm eksenli olarak devam etmektedir. </p>
<p>	Geleceğimiz nokta yine insanın kendisi olacaktır. Yaratılan her şeyin ekseninde/merkezinde olan insan, kendi gücü oranında bütün yapıp-etmelerin faili ve baş sorumlusu konumundadır. Bütün sorunların kaynağında insan olduğu gibi, çözümünde de insan bulunmaktadır. Sorun nedir sorusuna, insandır cevabını rahatlıkla verebileceğimiz gibi, çözüm nedir sorusuna da insandır cevabını vermek durumundayız. Paradoksal gibi görünse de gerçek budur. </p>
<p>	Sorun; teknolojiyi üreten zihin, ben bunu ürettiğim zaman benim insanlığıma ne katacak sorusunu değil de, ben bundan ne kadar kazanç/kâr elde edebilirim sorusunu sorarsa; üretilen teknolojiyi kullanan zihin de, ben bunu kullandığım zaman benim insanlığıma ne katacak endişesini taşımayıp da kazanç olarak karşı tarafa yardımcı olup olmadığını düşünmeden hareket eder ve bu değirmene su taşıdığının farkına varmadan yaşarsa ortaya çıkacaktır. Esasında bunu üreten için sorun yoktur. Zira istediği budur. Ahlaki bir kaygı sahibi değildir. Bu kaygının taşınmadığı, üretim için tüketim, tüketim için üretim, sermaye birikimi için üretim mantığının taşınmasından, nükleer-biyolojik-kimyasal silahların üretilmesinden, insanlığın kaderinin bir düğmenin ucuna bağlanmasından, bütün bunların üretilmesi için insan hayatı için gerekli olan tabiata verilen zararlardan anlaşılmaktadır. </p>
<p>	Teknoloji, insanlara bir şey verirken karşılığında mutlaka maddî ve manevî bir şeyler alır. Burada sadece, petrolden üretilen bir kaşık deterjandaki zararlı maddeyi gidermek için bir ton su harcamak gerektiğini hatırda tutalım. Bu bir alış-veriştir. Araba verirken bazen kişinin hayatını alır karşılığında. Cep telefonu verirken insanın sağlığını, apartman yaptırırken komşusunu, televizyon ve internet verirken, aile içi sıcaklığını alır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Üreten zihni göz önünde bulundurduğumuzda, derinliğine düşünülürse teknolojik ürünlerin birçoğunda durumun bu olduğu görülecektir.</p>
<p>	Durum buysa, aksi yönde-insanın merkeze alındığı- bir üretim mümkün müdür? Böyle bir soruya rahatlıkla olumlu bir cevap verilebilir. Bunun için çok uluslu şirketlerin gücünü aşmak gerekmektedir. Suyla çalışan otomobil üretmek mümkündür ve nitekim üretilmiştir de. Ancak uluslar arası dev şirketlerin palazlanmasına imkân tanımadığı için bu tür güzel-insan ve doğa dostu- girişimlerin önü tıkatılmaktadır. İnsanların amaçları, araçlarını da belirleyici konumdadır.  O halde ne yapmalı?</p>
<p>	İnsan; sürekli insan, tabiat, hayvanlar, teknoloji, kitap vb. varlıklarla diyalog halinde olan bir varlıktır. Bu tek yönlü değil, çift yönlü bir ilişkidir. Özne-nesne ilişkisi değil, özne-özne ilişkisidir. Batılı bir akılla yaklaşırsak bütün teknolojik ürünleri cansız sınıfına sokar ve öyle muamele ederiz. Fakat esasında bu mümkün değildir. Düşünmek gerekir: İnternet mi bizi yönlendiriyor, biz mi interneti yönlendiriyoruz? Televizyon mu bize yön tayin ediyor, biz mi televizyona yön tayin ediyoruz? Araba mı bizi yönlendiriyor, biz mi arabayı yönlendiriyoruz? Apartman mı ilişkilerimizi belirliyor, yoksa apartmanda ilişkileri düzenleyen biz miyiz? </p>
<p>	Şimdi, yukarda sorduğumuz soruya dönebiliriz. Burada dikkat etmemiz gereken bir husus var: Teknoloji, iç dünyamızın zenginleşmesi yolunda herhangi bir katkıda bulunmuyor. Teknolojiyi, servetin yerine rahatlıkla koyabilmek mümkündür. Servet/dünya ile kurduğumuz ilişki ne ise, teknoloji ile de aynı ilişki türünü geliştirebiliriz. Malın/servetin; iyi bir kul, kötü bir efendi olduğu, herkesin ifade ettiği bir hakikattir. Teknoloji de öyledir. Öyle ki, bazı yerlerde bu iki şey, aynı şey oluvermektedir. Teknoloji malına da, sahip olup ait olmamayı becerebilirsek sorun çözülmüş demektir. Şair bize yol açıyor:</p>
<p>Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!<br />
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!<br />
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!</p>
<p>Kalbe, eve ve şarkıya döndüğümüz an sorun kendiliğinden çözülecektir.</p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -3-</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/edebiyatta-din-disilik-ne-demektir-3" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/edebiyatta-din-disilik-ne-demektir-3</id>
    <published>2008-08-26T08:00:21+03:00</published>
    <updated>2008-08-26T06:29:00+03:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <category term="edebiyat" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-2/edebiyatta-din-disilik-2.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200"><em><strong>O Resulünü hidayet ve hak din üzerine gönderdi ki, hak dini öteki bütün dinlerin üstüne çıkarsın; bundan hoşlanmasalar da…(Tevbe 33)</strong></em></p>
<p>	Bütün bu ayetlerde “din” kelimesi, en geniş anlamıyla insanların inanç-eylem boyutlarında topyekûn yaşama biçimlerini, hayatları boyunca izlemek üzere benimsedikleri yolu-yordamı ifade edecek kapsamda kullanılmıştır.”(2)</p>
<p>	Bütün bu anlamların bileşkesi şudur: Din=Hayat tarzı. İlahi veya beşeri kaynaklı hayat tarzı. Bu anlamda herkesin bir dini var. İnanan-inanmayan herkes, bir din/hayat sahibidir. Bu anlamda insanlara hayat tarzı sunan, insanların hayatını tanzim etme iddiasını taşıyan her ideoloji, her izm de bir dindir. Adının din olmaması bu gerçeği değiştirmez.</p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-2/edebiyatta-din-disilik-2.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200"><em><strong>O Resulünü hidayet ve hak din üzerine gönderdi ki, hak dini öteki bütün dinlerin üstüne çıkarsın; bundan hoşlanmasalar da…(Tevbe 33)</strong></em></p>
<p>	Bütün bu ayetlerde “din” kelimesi, en geniş anlamıyla insanların inanç-eylem boyutlarında topyekûn yaşama biçimlerini, hayatları boyunca izlemek üzere benimsedikleri yolu-yordamı ifade edecek kapsamda kullanılmıştır.”(2)</p>
<p>	Bütün bu anlamların bileşkesi şudur: Din=Hayat tarzı. İlahi veya beşeri kaynaklı hayat tarzı. Bu anlamda herkesin bir dini var. İnanan-inanmayan herkes, bir din/hayat sahibidir. Bu anlamda insanlara hayat tarzı sunan, insanların hayatını tanzim etme iddiasını taşıyan her ideoloji, her izm de bir dindir. Adının din olmaması bu gerçeği değiştirmez.<!--break--></p>
<p>	Ali Şeraiti de “dine karşı din” diye realize ederek küfür/şirk dini ile İslam dininden bahseder. (3)</p>
<p>	“Küfr, bir şeyin üstünü örtmektir. Buna göre küfr, dinin yok edilmesi ve dinsizlik demek değil, o dini hakikatin yerine bir başka dinin ikame edilmesidir. Şirk, tanrısızlık demek değildir; zira müşriklerin bizden daha çok tanrıları vardır. Müşrikler, tanrıya inanmayanlar değil, birden çok tanrıya inanan ve tapan kimselerdir. Öyleyse onları, dinî inançları ve duyarlılıkları olmayan kimseler olarak nitelendirmek mümkün değildir. Zira onların bir değil pek çok tanrıları vardır ve onlar, tapındıkları tanrılarının, kendilerinin ve evrenin yazgısı üzerinde etkili olduklarına inanırlar… Demek oluyor ki şirk bir dindir; hatta insanlığın tanıdığı en eski din şekillerinden biridir; “ (4) </p>
<p>“Tarih; din ile dinsizliğin, Allah’a inanıp birlemekle Allahsızlığın savaş sahnesi değildir. Geçmişte dinsiz veya dine karşı olan toplumlar, egemen güç ve sistemler olmamışlardır. İnsanların büyük hak peygamberleri, ‘ müşrikler ‘ ve kâfirlerle savaşmışlardır. Şunu unutmayın ki, müşrikler ve kâfirler bütünüyle dinlidirler. Yani dinleri vardır onların. Müşriklerin bütün peygamberlerden daha çok ilahları olmuştur.(5)</p>
<p>	Bütün bunlardan din denilen şeyin gerçekte hayat tarzı olduğu anlaşılmaktadır. Böyle olunca, din dışı diyen bir insan gerçekte hayat dışı demektedir ki bu da abes bir şeydir. Çünkü insanların ürettiği her türlü bilgi, bir hayat tarzının/dinin ürünüdür. Edebiyatta da durum böyledir.  Böyle olunca konuları dinî ve din dışı diye ayırmak saçmalıktan öte bir şey olmayacaktır. Parçalı bir zihne sahip insanların algısında dinî konu ayrıdır, din dışı konu ayrıdır. Gurbet, ayrılık, hasret, özlem, beşeri aşk vb. temel insanî konular din dışı konulara girerken; Allah aşkı, ahiret özlemi, peygamber sevgisi, peygamber kıssaları, dünyanın fenalığından şikâyet vb. temalar da dinî konu olmuş oluyor. Hiç kimse bunun bir sınırı yok mu diye sormayı akıl edemiyor.<br />
Bu tasavvura sahip olan insanlar için; bir dünya bir de ahiret işi vardır. Aynı anda hayat parsellenmiştir. Hayat parsellenince edebiyat da parsellenecektir/parsellendi. Böylece bir anda Âşık Tarzı Edebiyatı oluşurken bir yandan da Tasavvuf Edebiyatı oluştu.(!)  Birileri beşeri aşktan, ayrılıktan, özlemden, gurbetten bahsederken din dışı bir edebiyat oluşturuyordu; birileri de metafizik konulardan bahsedince dinî bir edebiyat oluşturuyordu.(!) Oysa bu bir parçalamanın ta kendisiydi. Gerçekte böyle bir ayrımı yapmanın imkânı yoktur. Çünkü çocuğunu öpen bir baba gerçekte cennetlik bir iş yapmaktadır. Bu meyanda birçok örnek sıralanabilir. Böyle olunca işlenen temalara bakarak farklı kategoriler ortaya atmak; ancak parçalı bir akla sahip insanların yapabileceği bir iştir ki, böyle yapılmıştır.</p>
<p>Gurbet duygusu çok insani bir duygudur. Özlem, sevgi, hasret insanî duygulanımlardır. Bunlar aslında günah değildir, yasak da değildir. Böyle bir şey olabilir mi? Bu vb. temel insanî duygular din/hayat dışı mıdır? O halde parçalamak, bölmek, koparıp ayırmak neden? Tek cevap: Tasavvur</p>
<p>İnsanîlik, islamiyetin zeminidir. İnsanî olan, aynı zamanda İslamî ‘dir de. Ayrılık, dinin/hayatın dışında değil, içindedir. Gurbet, özlem, hasret, anne-baba sevgisi, iyilik, ölüm vb. temaların hepsi hayatın/dinin tam kalbindedir. Dinî veya din dışı gibi bir ayrım yapılamaz. Böyle bir ayrımı yapanların ve kabul edenlerin zihinlerinde/tasavvurlarında büyük bir problem vardır. Bu ayrım ve parçalama, parçalı bir zihnin ürünüdür. </p>
<p>	Sonuç olarak; dinî ve din dışı gibi bir ayrım yapmak imkân dışıdır.  Çünkü üretilen her şey bir dinin /inancın/hayat tarzının ürünüdür. </p>
<p><em>Dipnot:<br />
1.	Mevdudi, Kur’an-ı Keirm’de Dört Terim, İdeal Kitapları ( Çeviri: Cahit Koytak), 1999, İstanbul ( S. 136-152 )<br />
2.	Mevdudi, Kur’an-ı Keirm’de Dört Terim, İdeal Kitapları ( Çeviri: Cahit Koytak), 1999, İstanbul ( S. 136-152 )<br />
3.	Şeraiti, Ali, Dine Karşı Din, Bilge Adam ( Çev. Ali Aydın), 2005, Van<br />
4.	Şeraiti, Ali, Dine Karşı Din, Bilge Adam ( Çev. Ali Aydın), 2005, Van, s. 46-47<br />
5.	Şeraiti, Ali, Kendini Devrimci Yetiştirmek, İhtar Yayıncılık, 2002, İstanbul, s. 13-14</em></p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -2-</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/edebiyatta-din-disilik-ne-demektir-2" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/edebiyatta-din-disilik-ne-demektir-2</id>
    <published>2008-07-08T08:05:17+03:00</published>
    <updated>2008-07-08T08:33:24+03:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <category term="edebiyat" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-2/edebiyatta-din-disilik-2.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">Bir Müslüman’ın tavrı şu ayette var olan tavrın tam tersi olmak zorundadır: “<em>Onlar ki, [fıtratlarına] yerleştirildikten sonra Allah’a karşı taahhütlerini bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar.</em>” (Bakara 27) Birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırmak… Bam telinin koptuğu nokta… Modern insanın en vahim hatası budur. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparıp ayırmak… Hiçbir mümin; beden-ruh, dünya-ahiret, kadın-erkek, geçici-kalıcı, hayat-ölüm vb. çift kutuplu olan hiçbir şeyi birbirinden ayırma lüksüne sahip değildir. Hayatın hiçbir alanında parçalayıcı bir bakış açısını benimsememelidir. Her mümin, ferdi tevhidi, düşünce ve duygu dünyasında gerçekleştirmelidir. Ferdî, içtimaî, siyasî, iktisadî, kevnî alanların hepsinde. Tavrımız parçalamaktan yana değil, birleştirmekten yana olmalıdır. Bu bir zorunluluktur.     </p>
<p>Konuyu doğru bir şekilde kavramak için “din” kavramını mercek altına almak gerekmektedir. Arapça sözlüklerde “din” kelimesinin başlıca şu anlamlara geldiği kaydedilmektedir. </p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-2/edebiyatta-din-disilik-2.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">Bir Müslüman’ın tavrı şu ayette var olan tavrın tam tersi olmak zorundadır: “<em>Onlar ki, [fıtratlarına] yerleştirildikten sonra Allah’a karşı taahhütlerini bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar.</em>” (Bakara 27) Birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırmak… Bam telinin koptuğu nokta… Modern insanın en vahim hatası budur. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparıp ayırmak… Hiçbir mümin; beden-ruh, dünya-ahiret, kadın-erkek, geçici-kalıcı, hayat-ölüm vb. çift kutuplu olan hiçbir şeyi birbirinden ayırma lüksüne sahip değildir. Hayatın hiçbir alanında parçalayıcı bir bakış açısını benimsememelidir. Her mümin, ferdi tevhidi, düşünce ve duygu dünyasında gerçekleştirmelidir. Ferdî, içtimaî, siyasî, iktisadî, kevnî alanların hepsinde. Tavrımız parçalamaktan yana değil, birleştirmekten yana olmalıdır. Bu bir zorunluluktur.     </p>
<p>Konuyu doğru bir şekilde kavramak için “din” kavramını mercek altına almak gerekmektedir. Arapça sözlüklerde “din” kelimesinin başlıca şu anlamlara geldiği kaydedilmektedir.<br />
<!--break--><br />
1. Üstün gelme/ baş eğdirme; sulta/ hâkimiyet/ buyruk sahibi olma; baş eğdirmek ya da buyruk altına almak amacıyla güç kullanma; baskın bir gücün ya da başkalarının kuvvet yoluyla buyruğu altına alması; kul, köle, tebaa durumuna sokması… vb. </p>
<p>2. İtaat kulluk/ kölelik, hizmet, birinin buyruğunda olmak; kuvvet ve üstünlük karşısında baş eğip birbirinin hükmü altına girmek… </p>
<p>3. Şeriat, kanun, yasa, yol, mezhep, millet, âdet, izlenen örnek…</p>
<p>4. Ceza (karşılık), mükâfat, kaza (yargı), sorgulama, hesaba çekme...(1) </p>
<p>O halde, vahye göre din ne demektir?  “Terimin Kur’an mesajı içinde, bir anlam çeşitliliğinden çok, bir anlam derinliği, bir anlam örtüsü ortaya koyan dört boyutunu şöyle sıralayabiliriz. </p>
<p>1. Mutfak egemenlik (hâkimiyet), üstün sulta; külli otorite.</p>
<p>2. Bu otoriteye karşı gösterilen ya da gösterilmesi istenilen itaat, boyun eğme.</p>
<p>3. Böyle bir ‘otorite-itaat’ ilişkisinin sonucu ya da gereği olarak ortaya çıkan yahut </p>
<p>Böyle bir ilişkinin kurulması ve sürdürülmesi için vazedilmiş olan ve dolayısıyla uyulması, izlenmesi gereken fikri ve amelî düzen; düşünce ve davranış dizgesi; düşünce, inanç ve eylem bütünlüğü gösteren topyekûn dünya görüşü; küllî bakış açısı ve onunla uyum içinde bütün bir hayatı, tüm yapıp etmeleri kucaklayan genel davranış tarzı; yol, yordam; yasalar ve ilkeler bütünü; yasalar ve ilkeler dizesi…</p>
<p>4. Ve nihayet, böyle bir düzene, genel düşünme ve yaşama biçimine, yasalar ve ilkeler dizesine uyup uymamak noktasında kulların ve bu düzenin vazıı olan yüce otorite tarafından değerlendirilmesi; hesaba çekilmesi; yapılıp- edilenlerin sorgulanması; uygun karşılıklarla (ceza), mükâfat ya da îkabla değerlendirilmesi. Kısacası, yargı ve bunun sonucu olarak menfi ya da müspet karşılık anlamında ceza…</p>
<p>Şimdi de bu anlamları içeren ayetlerden ikişer- üçer örnek vermek gerekirse;   </p>
<p>“<em>Allah yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir. O, Hayy (diri) olandır. O’ndan başka İlah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisine halis kılanlar olarak O’na dua edin. Âlemlerin Rabbine hamdolsun.</em>” (Mümin 64–65)   </p>
<p>“<em>Dedi ki: Ben dini yalnızca O’na halis kılarak Allah’a ibadet etmekle emronuldum. Ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emronuldum. De ki: “Ben dinini yalnızca O’na halis kılarak Allah’a ibadet ederim. Siz, O’nun dışında dilediklerinize ibadet edin.</em>” (Zümer 11–12–14–15) </p>
<p>“<em>Ve yüzünü hanif olarak dine çevir, sakın müşriklerden olma! diye bana emredildi.</em>” (Yunus 104–105)</p>
<p>“<em>İşte biz Yusuf için böyle bir düzen hazırladık; yoksa kralın dinine (yasalarına) göre kardeşini(başka türlü) yanında alıkoyamazdı.</em>”(Yusuf 76)</p>
<p>“<em>Sizin dininiz size benim dinimde bana.</em>” (Kafirun -6)</p>
<p>“<em>Yoksa onlara din konusunda Allah’ın izin vermediği şeyi vazeden ortakları mı var?</em>” (Şura 21)</p>
<p>“<em>Din (yargı, ceza) mutlaka vaki olacaktır.</em>” (Zariyat 6)</p>
<p>“<em>Dini (yargı ve cezayı) yalanlayanı gördün mü?</em>” (Maun 1) </p>
<p>“<em>Din günün sahibidir.</em>” (Fatiha 3)</p>
<p>“<em>Firavun dedi: Bırakın Musa’yı öldüreyim de, o rabbine yalvarsın bakalım. Gerçek şu ki, ben onun sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.</em>” (Mümin 26)</p>
<p>“<em>Allah katında din islamdır.</em>” (Al-i İmran 19)</p>
<p>“<em>Kim ki İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki, bu ondan kabul edilmeyecek ve bu kimse ahirette kaybedenlerden olacaktır.</em>” (Âl-i İmran 85)</p>
<p>(Devam edecek)</p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -1-</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/edebiyatta-din-disilik-ne-demektir-1" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/edebiyatta-din-disilik-ne-demektir-1</id>
    <published>2008-06-25T08:15:43+03:00</published>
    <updated>2008-07-08T08:33:47+03:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <category term="edebiyat" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-2/edebiyatta-din-disilik-2.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">“<em>Artık kavga kaderle insan arasında değil, insanla kelimeler arasında.</em>” (Cemil Meriç)<br />
“<em>Tasavvur, istikamet açısıdır.</em>” (Mustafa İslamoğlu)</p>
<p>Nice zamandır düşüncelerimiz (içinde yaşadığımız su) bulanık bir durumdadır. Suyu bulandıranların tek amacı, insanların doğruyu açık-seçik görmelerini engellemektir.</p>
<p>Her kelime, insanlara dış ve iç dünyayı gösteren birer gözlüktür. Gözlüklerimiz sunî ve sentetik boyalarla boyandı/boyatıldı. İnsanı/eşyayı ve hayatı istedikleri gibi görmemizi isteyenler, kelimelerimizi muhtelif boyalarla boyadılar. O boyaların arkasında gördüğümüz dünya, hakikat değil ne yazık ki. Hakikat sürekli kaçırılan bir gelin. Kaçırılan ve saklanılan. Aldanmanın en tehlikesi, insanların gördüklerini hakikat zannetmesidir. Şüphesiz her kaçırma bir amaca matuf: Egemenliği pekiştirmek. Sentetik kelimelerin arkasında yatan çıplak gerçek budur. Egemenlik, dil ile sağlanır. Önce zihinler esaret altına alınır, sonra bedenler. Bedenler; zihinlere, zihinler; kelimelere, kelimeler; anlamlara esirdir. Ülkeleri işgal eden, değiştirme teşebbüsünde bulunan ve toplum mühendisliğine kalkışanlar önce dilden başlarlar/ başladılar. Konfüçyüs”ü burada hatırlamanın tam zamanıdır:”Bir ülkeyi değiştirmek mi istiyorsunuz? “Dilini değiştirin.”</p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-2/edebiyatta-din-disilik-2.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">“<em>Artık kavga kaderle insan arasında değil, insanla kelimeler arasında.</em>” (Cemil Meriç)<br />
“<em>Tasavvur, istikamet açısıdır.</em>” (Mustafa İslamoğlu)</p>
<p>Nice zamandır düşüncelerimiz (içinde yaşadığımız su) bulanık bir durumdadır. Suyu bulandıranların tek amacı, insanların doğruyu açık-seçik görmelerini engellemektir.</p>
<p>Her kelime, insanlara dış ve iç dünyayı gösteren birer gözlüktür. Gözlüklerimiz sunî ve sentetik boyalarla boyandı/boyatıldı. İnsanı/eşyayı ve hayatı istedikleri gibi görmemizi isteyenler, kelimelerimizi muhtelif boyalarla boyadılar. O boyaların arkasında gördüğümüz dünya, hakikat değil ne yazık ki. Hakikat sürekli kaçırılan bir gelin. Kaçırılan ve saklanılan. Aldanmanın en tehlikesi, insanların gördüklerini hakikat zannetmesidir. Şüphesiz her kaçırma bir amaca matuf: Egemenliği pekiştirmek. Sentetik kelimelerin arkasında yatan çıplak gerçek budur. Egemenlik, dil ile sağlanır. Önce zihinler esaret altına alınır, sonra bedenler. Bedenler; zihinlere, zihinler; kelimelere, kelimeler; anlamlara esirdir. Ülkeleri işgal eden, değiştirme teşebbüsünde bulunan ve toplum mühendisliğine kalkışanlar önce dilden başlarlar/ başladılar. Konfüçyüs”ü burada hatırlamanın tam zamanıdır:”Bir ülkeyi değiştirmek mi istiyorsunuz? “Dilini değiştirin.”<br />
<!--break--><br />
Dile hâkimiyet, hayata hâkimiyetin yegâne anahtarıdır. Dil, hayata giden bir yoldur.<br />
Bu girizgâhtan sonra asıl konumuza girebiliriz. Edebiyat kitaplarımızda, edebiyat tarihi kitaplarında herkesin diline pelesenk olmuş iki kavram vardır: Dinî konu, din dışı konu. Bir ayrım, bir parçalama. Neden? Böyle bir şey olabilir mi? Bu kullanımlar kasıtlı mı? Yoksa iğfalin getirdiği bir gafletin eseri mi?<br />
Derinlemesine bir bakışa hazır mısınız?</p>
<p>Önce kavramlardan başlamak gerekir. Üzerinde konuşmamız gereken iki kavram söz konusu burada. Edebiyat ve din. Özellikle üzerinde duracağımız kavram din kavramı olacaktır. Edebiyatın hem öznesi hem de nesnesi insan ve hayattır. Buraya kadar herhangi bir sorun yok. Din… Netameli bir alan. Birçok alanda olduğu gibi, bu alanda da zihinler paramparça…  Din ne demektir? Modern insanın din algısı, din tasavvuru neye karşılık gelmektedir? Bunu irdelemekte fayda vardır. İslamoğlu’nun güzel ifadesiyle: “Tasavvurda milimetrik sapma, hayatta kilometrelik sapmalara neden olur.” İşte sorunun başladığı nokta tam da burasıdır. Tasavvur ve algı. </p>
<p>İnsanın tasavvuru ve algısı; hayata, hâdisata, tabiata, eşyaya bakışının tek belirleyicisidir. Tasavvur aklın temel ölçüsüdür. Tasavvuru bozuk olanın, aklı, düşüncesi ve hayatı da bozuk olacaktır.</p>
<p>Din nedir? Bu konuda farklı tasavvurlar söz konusudur. Din dendiğinde, ortalama insanın/ aydının zihinde şöyle bir tablo ortaya çıkar: “Bir yaratıcıya iman, bireyin hayatıyla sınırlı kalan adetleşmiş ibadetler, ritüeller, törenler, tütsüler, büyüler, mucizeler, kerametler, ağaçlara ez bağlamalar, türbe ziyaretleri, cenaze merasimleri, mistik bir yaşam… vb. şeylerdir.” Genel algı üç aşağı beş yukarı böyledir. Bunun karşısında daha farklı ve adına modern denilen bir hayat algısı vardır. Bu algı da şöyledir: “Sadece aklın merkezde olduğu, bilimin ve tekniğin kutsandığı, bilimin hayata değil, tekniğe dönüşmüş hâli olan araba-tramvay-uçak-internet-televizyon vb. makinenin odakta olduğu, kadın erkek birlikteliğinin bulunduğu, her türlü serbestlik,(!) demokrasi özgürlük palavraları, deniz-kum-su üçlüsü vb. kavramlar etrafında oluşmuş-güya dindışı bir hayat.” Yukarıdaki algı dinî, aşağıdaki dindışı… Biri dinî alanla ilgili, diğeri din kapsamının dışında(!)…</p>
<p>Parçalı bir hayat algısı ve tasavvuru insanların çoğunu saran büyük bir bela konumundadır. Parçalı algı ve tasavvur, yamuk bir algı ve tasavvurdur. Bu yamuk tasavvur her türlü sosyal bilime uygulanmaktadır günümüz dünyasında. Var olan manzara da bunun kanıtlayıcısıdır. Yamuk bir tasavvurdan da başkası beklenemezdi. Çünkü yamuk bakış açıları yamuk tasavvurların eseridir.</p>
<p>Gerçek, acaba ortalama insanın algısında olduğu gibi midir? Din denilen şey acaba yukarıdaki yamuk algıda olduğu gibi midir? Hayat ikiye bölünebilir mi? Bir Müslüman’ın bu konudaki tavrı ne olmalıdır? Hakikatin kaynağı olan vahiy bu konuya nasıl yaklaşmaktadır?</p>
<p>(Devam edecek)</p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>TECESSÜS (MERAK)</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/tecessus-merak" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/tecessus-merak</id>
    <published>2008-03-14T08:30:47+02:00</published>
    <updated>2008-03-15T23:36:53+02:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/merak-tecessus.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">“Ben kimim? Kendini Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi” (C. Meriç)</p>
<p>“Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan, mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan; uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat, hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.” ( Cemil Meriç)</p>
<p>Tanpınar: “Biz önce kelimeleri, sonra anlamlarını öğreniriz.”der. Acıyı önce öğrenir ve sonra yaşarız. Ölümü önce öğrenir ve sonra ölürüz.</p>
<p>Tecessüs de bunlardan biri. Biz tecessüsün mahremiyet değil, araştırma anlamının merak yönü üzerinde kuyu kazacağız. </p>
<p>Tecessüs (merak)… Tecessüs duygusunun, birçok şeyin ata ve anası olduğunu söylesek abartmamış oluruz şüphesiz.</p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/merak-tecessus.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">“Ben kimim? Kendini Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi” (C. Meriç)</p>
<p>“Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan, mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan; uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat, hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.” ( Cemil Meriç)</p>
<p>Tanpınar: “Biz önce kelimeleri, sonra anlamlarını öğreniriz.”der. Acıyı önce öğrenir ve sonra yaşarız. Ölümü önce öğrenir ve sonra ölürüz.</p>
<p>Tecessüs de bunlardan biri. Biz tecessüsün mahremiyet değil, araştırma anlamının merak yönü üzerinde kuyu kazacağız. </p>
<p>Tecessüs (merak)… Tecessüs duygusunun, birçok şeyin ata ve anası olduğunu söylesek abartmamış oluruz şüphesiz.<!--break--></p>
<table style="float: right">
<tr>
<td>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6315246411134974";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
google_ad_format = "250x250_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
google_color_border = "FFFFFF";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "000000";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "000000";
//--></script><script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></td>
</tr>
</table>
<p>İnsan, tecessüs sahibi bir varlık. Merak eder, araştırır. Bir hikâyeye merak feneriyle dalarız. Bir romanın karanlık yerlerine merak feneri ışık tutar. Merak feneri, bizi ellerimizden tutar ve arkasından sürükler. Bir filmi, bir diziyi izleten de bu duygudur.</p>
<p>Zeng Ho’ya ve daha nicelerine dünyayı dolaştıran bu his olmuştur. Ay’a, ilkin bu his ayak basmıştır. Bir tekerleğin etrafında dönen bu his olmuştur. Bilgisayarın her bir parçasına bu duygunun kokusu sinmiştir. </p>
<p>İskender’i Makedonya’dan Yunan’a, Yunan’dan İran’a yönlendiren bu his olmuştur. Arşimet, tecessüsün kollarında can verdi. Aydın, tecessüse âşık. İlim âşıklarına binlerce kilometrelik yolları aşındıran, saçlarını tavana bağlayarak uykuyla savaşan âlim ve bilginleri kelimelerin ve cümlelerin sihirli dünyasına bu his sürüklemiştir. </p>
<p>Gözü; bir köyü, bir kasabayı, bir şehri, bir ülkeyi aşamayan küçük insanların konuşmaları bu hissin ucuna bağlanmıştır.</p>
<table style="float: right">
<tr>
<td>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6315246411134974";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
google_ad_format = "250x250_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
google_color_border = "FFFFFF";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "000000";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "000000";
//--></script><script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></td>
</tr>
</table>
<p>Elektrik tellerinin, lambalarının içinde titreyen bu histen başkası değildir. </p>
<p>Tecrübe, şahsidir; çünkü tecessüs (merak) de şahsidir. Aynı zincirin halkası olan âdemoğlu, dünya musibetlerine sürtünme suretiyle bilenen altın değerindeki sözlere kulak asmadı/asmıyor. Çünkü kendi de yaşamak, kendi de tatmak arzusunda.</p>
<p>Acaba ne var? sorusu asıl soru. Herkes bu esasa bağlı. Herkes bu çengele takılı. Kalbinde bu çengelin takılı olmadığını kim iddia edebilir? Çengelin yönünü, boyutunu, şeklini mevzu bahis etmiyoruz. Mevzu, çengelin ta kendisidir. </p>
<p>Çengelin yönünü boyutunu ve şeklini düşünmek bir kalp sahibi olanların işi.</p>
<p>Soru şu: Bir kalbiniz var mı?</p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>TARAFSIZLIK BÜYÜK BİR SAFSATADIR</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/tarafsizlik-buyuk-bir-safsatadir" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/tarafsizlik-buyuk-bir-safsatadir</id>
    <published>2008-02-26T08:30:36+02:00</published>
    <updated>2008-02-26T11:45:56+02:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/tarafsizliksafsatadir.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="130"><br />
Tarafsızlık, TDK sözlüğünde; tarafsız olma durumu, yansızlık, bîtaraflık olarak tarif edilmektedir. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe sözlüğünde de; tarafsız olma hâli, hiçbir tarafı tutmama, bîtaraflık, taraf tutmama şeklinde manalandırılmaktadır.</p>
<p>	Fikret Başkaya : “ Tarafsızlık, büyük bir safsatadır.” der. Haklıdır Başkaya bu söyleminde. Ercüment Özkan da : “ Bîtaraf olan bertaraf olur.” der. Şüphesiz Özkan da sonuna kadar haklıdır.</p>
<p>	Tarafsızlık -olsa bile- hem iyi bir hâl değil, hem de imkân dâhilinde olan bir şey değildir. </p>
<p>İyi bir hâl değildir. Çünkü insanların tarafsızlıkla kastettikleri şey, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, hak ile bâtılın, adalet ile zulmün ortasında kalmak, iki şeye eşit mesafede durmaktır. Bu durum, istenebilir bir durum değildir. İstenebilir bir durum olmadığı gibi mümkün de değildir. Öyle ya, yukarıda zikredilen unsurların tam ortasında nasıl durulabilir. İyi ve kötüyle de ünsiyet kurabilme özelliğiyle muttasıf bir varlık olan insan nasıl ortada durabilir? Böyle olunca, iyilik ve kötülük bir mıknatıs gibi insanı kendisine çekecektir. </p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/tarafsizliksafsatadir.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="130"><br />
Tarafsızlık, TDK sözlüğünde; tarafsız olma durumu, yansızlık, bîtaraflık olarak tarif edilmektedir. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe sözlüğünde de; tarafsız olma hâli, hiçbir tarafı tutmama, bîtaraflık, taraf tutmama şeklinde manalandırılmaktadır.</p>
<p>	Fikret Başkaya : “ Tarafsızlık, büyük bir safsatadır.” der. Haklıdır Başkaya bu söyleminde. Ercüment Özkan da : “ Bîtaraf olan bertaraf olur.” der. Şüphesiz Özkan da sonuna kadar haklıdır.</p>
<p>	Tarafsızlık -olsa bile- hem iyi bir hâl değil, hem de imkân dâhilinde olan bir şey değildir. </p>
<p>İyi bir hâl değildir. Çünkü insanların tarafsızlıkla kastettikleri şey, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, hak ile bâtılın, adalet ile zulmün ortasında kalmak, iki şeye eşit mesafede durmaktır. Bu durum, istenebilir bir durum değildir. İstenebilir bir durum olmadığı gibi mümkün de değildir. Öyle ya, yukarıda zikredilen unsurların tam ortasında nasıl durulabilir. İyi ve kötüyle de ünsiyet kurabilme özelliğiyle muttasıf bir varlık olan insan nasıl ortada durabilir? Böyle olunca, iyilik ve kötülük bir mıknatıs gibi insanı kendisine çekecektir. <!--break--><br />
<table style="float: right">
<tr>
<td>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6315246411134974";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
google_ad_format = "250x250_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
google_color_border = "FFFFFF";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "000000";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "000000";
//--></script><script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></td>
</tr>
</table>
<p>	Tarafsız olduğunu iddia etmek, solda sıfır olduğunu iddia etmektir. Böyle bir konumda olmanınsa varlık ve yokluk bağlamında değeri aynıdır. Tarafsız olduğunu iddia etmek, varlığa bir hakarettir. </p>
<p>	Bu durum adalete aykırı, adalete zulümdür. Zira yapılması gereken kötüye karşı iyinin, çirkine karşı güzelin, bâtıla karşı hakkın, zulme karşı adaletin tarafını tutmaktır.</p>
<p>	Taraf tutmalı insan. Adaletin tarafını tutmalı. Ki, doğası itibarıyla taraf tutar ve tutmak zorundadır da. Bu manada taraf tutmak, adaletsiz davranmak değil, adaletli davranmak demektir. İnsan olmanın gereğidir taraf tutmak. Bu yönüyle tarafsızlık gayr-i insani bir kavramdır ve insan fıtratına da aykırıdır.</p>
<p>Tarafsız olduğunu iddia eden insan, ölçüsüz ve ilkesiz insandır. Bir tarafı olmayanın hiç tarafı olmaz. Hiç tarafı olmayanın hiç ölçüsü olmaz. Ölçüsü olmayanın yönü, yönü olmayanın istikameti, istikameti olmayanın hedefi, hedefi olmayanın menzili olmaz.</p>
<table style="float: right">
<tr>
<td>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6315246411134974";
google_ad_width = 125;
google_ad_height = 125;
google_ad_format = "125x125_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
google_color_border = "FFFFFF";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "000000";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "000000";
//--></script><script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></td>
</tr>
</table>
<p>Aslolan hakkın tarafını tutarak adaleti ayağa kaldırmaktır. Tarafsız olduğunu iddia eden kişi, zalime de mazluma da eşit mesafede durup adaletli davrandığını düşünerek büyük bir yanılgıya düşmektedir. Oysa tarafsız olmak, erdem değildir. Erdem, kim ve ne olursa olsun mazlumun ve adaletin tarafında/yanında yer almaktır, tarafsız kalmak değil.</p>
<p>Yukarıdaki söylemler, tarafsızlığın olduğu varsayımı üzerine söylenmiş şeylerdir. İnsan, ünsiyet kurabilen bir varlıktır. Tabiatı icabı durum budur. Böyle bir tabiata sahip varlığın taraf tutmadan durması mümkün değildir.</p>
<p>Tarafsız olduğunu iddia etmek, yer çekimi kanunu inkâr ederek havada kalacağını iddia etmekle eşdeğerdir. Böyle bir şeyse mümkün değildir.</p>
<p><em><strong>Bu yönüyle tarafsızlık, büyük bir safsatadır!<br />
</strong></em></p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>KİMLİK</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/kimlik" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/kimlik</id>
    <published>2008-02-19T08:30:26+02:00</published>
    <updated>2008-02-19T07:48:38+02:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <category term="yaşamak" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/kimlik.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">Kimlik nedir? Nasıl oluşur? </p>
<p>Kimlik verilmiş bir şey mi, yoksa kazanılması gereken bir şey mi? Kimliği oluşturan unsurlar nelerdir? Bu ve benzeri sorular Âdem’den beridir sorulan, üzerinde düşünülen derin ve kadim sorular…</p>
<p>Sosyal bilimleri bir futbol sahasına benzetirsek, bilimsel olguları da meşin yuvarlağa benzetebiliriz. Her oyuncu, oyunculuğu nispetinde topu kaleyle buluşturabilir.<br />
Kimlik topunu tekmeleyen çok oyuncu geldi-geçti.Her insan, bir oyuncudur bu sath-ı dünyada. Biz de kendi görüşümüzü açıklamaya çalışacağız. Sözü dolandırmayacağız.</p>
<p>Ben kimim? sorusuna verilen cevap kimliği oluşturur. Kimlik, verilmiş bir şey olmayıp sonradan emek verilerek elde edilen bir kazanımdır. Bu nedenle, insana doğuştan peşin olarak verilen dil, ırk, renk ve cinsiyet, kimliği oluşturmada belirleyici olamazlar. Çünkü bu saydıklarımda alın teri söz konusu değildir. Kimlik, peşin olarak verilen değerlerin üzerinde kurulur.</p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/kimlik.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">Kimlik nedir? Nasıl oluşur? </p>
<p>Kimlik verilmiş bir şey mi, yoksa kazanılması gereken bir şey mi? Kimliği oluşturan unsurlar nelerdir? Bu ve benzeri sorular Âdem’den beridir sorulan, üzerinde düşünülen derin ve kadim sorular…</p>
<p>Sosyal bilimleri bir futbol sahasına benzetirsek, bilimsel olguları da meşin yuvarlağa benzetebiliriz. Her oyuncu, oyunculuğu nispetinde topu kaleyle buluşturabilir.<br />
Kimlik topunu tekmeleyen çok oyuncu geldi-geçti.Her insan, bir oyuncudur bu sath-ı dünyada. Biz de kendi görüşümüzü açıklamaya çalışacağız. Sözü dolandırmayacağız.</p>
<p>Ben kimim? sorusuna verilen cevap kimliği oluşturur. Kimlik, verilmiş bir şey olmayıp sonradan emek verilerek elde edilen bir kazanımdır. Bu nedenle, insana doğuştan peşin olarak verilen dil, ırk, renk ve cinsiyet, kimliği oluşturmada belirleyici olamazlar. Çünkü bu saydıklarımda alın teri söz konusu değildir. Kimlik, peşin olarak verilen değerlerin üzerinde kurulur.<!--break--><br />
<table style="float: right">
<tr>
<td>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6315246411134974";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
google_ad_format = "250x250_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
google_color_border = "FFFFFF";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "000000";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "000000";
//--></script><script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></td>
</tr>
</table>
<p>Bu zemin üzerinde inşa ettiğimiz bina, kimliğimizi oluşturur. Âlemlerin Rabbi, her insanın içine, kimliğini oluşturma potansiyelini yerleştirmiştir. </p>
<p>Ben kimim? sorusuna “ Ben Âdem’im/Müslümanım.”( Âdem’in Arapça; elif, dal ve mim’den oluştuğunu unutmayalım. Elif; kıyamı, dal; rükûyu, mim de; secdeyi imliyordu.) cevabını veren, doğru cevabı vermiş ve bunun içini hakkıyla dolduran her kişi de kimliğini hakkıyla inşa ve ihya etmiş demektir.<br />
Ben kimim? sorusuna “ Ben Türk’üm, ben Arap’ım, ben Kürt’üm, ben erkeğim, ben kadınım vb.” cevabını veren ise kaybetmeye aday olduğunu göstermiştir. Böyleleri, zemini bina zannetmiş ve aldanmışlardır.</p>
<p>Alın teri ve emekle ördüğümüz/inşa ettiğimiz binanın pencerelerinden hayata bakmaktır kimlik. Kim binasını daha sağlam inşa ederse bakış açısı daha derinlikli, ufku daha geniş olacaktır. Böylelerinin dürbünlere ihtiyacı olmayacaktır.<br />
Kimliğimizle, beşer taifesi içinde ya Âdem olup mutmain bir kalbe sahip olacağız ya da adem olup kaybedenlerden olacağız. Üçüncü bir yol yoktur.</p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>ÂDEM  ( ا د م )  OLMAK</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/adem-olmak" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/adem-olmak</id>
    <published>2008-02-11T08:30:36+02:00</published>
    <updated>2008-02-12T17:49:48+02:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <category term="yaşamak" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/ademolmak.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">Âdem ( ا د م ) Olmak…<br />
	Âdem ( adam ) olmak, bir iddiadır. Her iddia da bir ispat/bir bedel ister. Âdem olmanın bedeli, Arapça yazılışında âdeta simge hâlinde gösterilmiştir.<br />
	Bu yazılışı mercek altına aldığımızda, bu hakikati daha yakından görürüz. Âdem bir elif ( ا ), bir dal ( د ) ve bir mim ( م ) harfinden oluşur. Birçoğumuzun bildiği gibi bu harfler, Âdem kelimesinde namazın simgesidirler.</p>
<p>	Elif ( ا ); kıyamı, dal ( د ); rükûyu ve mim ( م )  de secdeyi imler. Bu basit yazılımın bize gösterdiği hakikat şudur: Ey âdemoğlu! Âdem olmak istiyorsan, kul olmak zorundasın. Allah’ın karşısında esas duruşa geçmek zorundasın. </p>
<p>	Kıyam, rükû ve secde… İşte insan(âdem) olmanın anahtarları… Allah karşısında esas duruşa geçmek, eğilmek ve secdeye gitmek… İblis, bunları yapmadığı için şeytan oldu. Sureta insan olanlar da bunlardan kaçındığı için âdem olamıyorlar/olamayacaklar…</p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/ademolmak.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">Âdem ( ا د م ) Olmak…<br />
	Âdem ( adam ) olmak, bir iddiadır. Her iddia da bir ispat/bir bedel ister. Âdem olmanın bedeli, Arapça yazılışında âdeta simge hâlinde gösterilmiştir.<br />
	Bu yazılışı mercek altına aldığımızda, bu hakikati daha yakından görürüz. Âdem bir elif ( ا ), bir dal ( د ) ve bir mim ( م ) harfinden oluşur. Birçoğumuzun bildiği gibi bu harfler, Âdem kelimesinde namazın simgesidirler.</p>
<p>	Elif ( ا ); kıyamı, dal ( د ); rükûyu ve mim ( م )  de secdeyi imler. Bu basit yazılımın bize gösterdiği hakikat şudur: Ey âdemoğlu! Âdem olmak istiyorsan, kul olmak zorundasın. Allah’ın karşısında esas duruşa geçmek zorundasın. </p>
<p>	Kıyam, rükû ve secde… İşte insan(âdem) olmanın anahtarları… Allah karşısında esas duruşa geçmek, eğilmek ve secdeye gitmek… İblis, bunları yapmadığı için şeytan oldu. Sureta insan olanlar da bunlardan kaçındığı için âdem olamıyorlar/olamayacaklar…<!--break--></p>
<table style="float: right">
<tr>
<td>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6315246411134974";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
google_ad_format = "250x250_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
google_color_border = "FFFFFF";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "000000";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "000000";
//--></script><script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></td>
</tr>
</table>
<p>	Âdem olduğunu söyleyen her kişi, önce esas duruşa geçecek, sonra eğilecek, sonra secdeye kapanacak ve insanlığa( er kişiliğe) adımını atacaktır. Burada eğilmek, alçalmanın değil, yücelmenin işaretidir. Bunlar da semboldür ve bunların da içinin hakkıyla doldurulması gerekir. Her kıyam, rükû ve secde ferdî hayatta doğruluk ve dürüstlüğe, güvene, şefkate, vicdana, merhamete, sevgiye vb.; cemiyet hayatında da dayanışmaya, yardımlaşmaya, kardeşliğe, adalete, özgürlüğe vb. değerlere karşılık gelmelidir. </p>
<p>	İçi boş bir kıyam, bir rükû ve bir secdenin de bir anlamı ve karşılığı olmayacaktır. Âdem iddiası, hayat boyu ispat edilmesi gereken zor bir iddiadır. Hatta dünya hayatını âdemleşme veya âdemleşememe serüveni olarak da adlandırabiliriz. Kimi, iddiasını ispatlayacak, kimisi böyle bir iddianın farkına bile varamayacaktır.</p>
<p>	Görünen o ki, birçoğu bu iddiayı kaybetmekle karşı karşıyadır. Rabbimizin birçok ayetinde de belirttiği gibi insanların birçoğu akıllarını kullanmamaktadır.</p>
<p>	Âdem ( adam-insan ) olma meselesi, söylem planında kolay, eylem planında zor bir mesele olarak karşımızda hayatiyetini sürdürmeye devam ettirmektedir.</p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>ÖRTÜ</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/ortu" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/ortu</id>
    <published>2007-12-25T08:30:33+02:00</published>
    <updated>2007-12-25T17:38:44+02:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="şiir" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/ortu.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200"><br />
Örtü…<br />
Kalplere perde<br />
Güneş, kalplerde erimede<br />
Kılıçlar şakırdıyor<br />
Savaş mı var?</p>
<p>Örtü…<br />
Meydanlarda siren sesi<br />
Avlularda<br />
Çatılarda<br />
Gören kalp mi var?</p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/ortu.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200"><br />
Örtü…<br />
Kalplere perde<br />
Güneş, kalplerde erimede<br />
Kılıçlar şakırdıyor<br />
Savaş mı var?</p>
<p>Örtü…<br />
Meydanlarda siren sesi<br />
Avlularda<br />
Çatılarda<br />
Gören kalp mi var?<br />
<!--break--></p>
<table style="float: right">
<tr>
<td>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6315246411134974";
google_ad_width = 125;
google_ad_height = 125;
google_ad_format = "125x125_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
google_color_border = "FFFFFF";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "000000";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "000000";
//--></script><script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></td>
</tr>
</table>
<p>Örtü…<br />
Kabuk, vecde gelmez<br />
Öfke, seccadeye<br />
Kine kurban var<br />
Kan mı akıyor ırmaklar?</p>
<p>Örtü…<br />
Vicdanlarda kararmış yapraklar<br />
Sözlerde pandora<br />
Ses verin<br />
Promete mi var?</p>
    ]]></content>
  </entry>
  <entry>
    <title>“BU ZAMANDA”  SÖYLEMİ ÜZERİNE BİR DENEME</title>
    <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.anlamak.com/xbtu/bu-zamanda-soylemi-uzerine-bir-deneme" />
    <id>http://www.anlamak.com/xbtu/bu-zamanda-soylemi-uzerine-bir-deneme</id>
    <published>2007-12-17T08:35:46+02:00</published>
    <updated>2007-12-23T18:34:00+02:00</updated>
    <author>
      <name>Eyüp YILDIRIM</name>
    </author>
    <category term="düşünmek" />
    <category term="yaşamak" />
    <summary type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/buzamanda.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">Bir bu zamanda muhabbetidir gidiyor… Ağzını açan bu zamanda diye başlıyor konuşmasına. Bu zamanda böyle olur mu, şöyle olur mu türünden yakınmalar… Türban( nam-ı diğer başörtüsü) yasağı olur mu bu zamanda? Bu zamanda düşünce özgürlüğü kısıtlanır mı hiç? Bu zamanda herkes istediği biçimde giyinebilmeli… Hangi çağda yaşıyoruz? 21. yüzyılda yaşıyoruz efendim… Olur mu böyle şeyler?</p>
<p>Bu ve benzeri söylemler sık sık karşılaştığımız söylemler… İçinde yaşadığımız çağı yüceltme, eskiyi kötüleme adına yapılan söylemler... Eski olan her şey kötüdür, yeni olan her şey iyi! Oysa iyinin ve kötünün zamanının olmadığını biliyoruz.</p>
<p>21. yüzyıl, bu çağ, bu zaman dediğimiz şey nedir? Bu çağı, bu zamanı diğer zaman ve çağlardan ayıran şey nedir? Hiçbir şey aslında. Adına modernleşme dedikleri birtakım teknolojik sıçramalar dışında.</p>
    ]]></summary>
    <content type="html"><![CDATA[<p><img src="http://www.anlamak.com/xbtu/anlatmak/resimler-1/buzamanda.jpg" align="right" style="border-left: 10px solid #FFFFFF" width="200">Bir bu zamanda muhabbetidir gidiyor… Ağzını açan bu zamanda diye başlıyor konuşmasına. Bu zamanda böyle olur mu, şöyle olur mu türünden yakınmalar… Türban( nam-ı diğer başörtüsü) yasağı olur mu bu zamanda? Bu zamanda düşünce özgürlüğü kısıtlanır mı hiç? Bu zamanda herkes istediği biçimde giyinebilmeli… Hangi çağda yaşıyoruz? 21. yüzyılda yaşıyoruz efendim… Olur mu böyle şeyler?</p>
<p>Bu ve benzeri söylemler sık sık karşılaştığımız söylemler… İçinde yaşadığımız çağı yüceltme, eskiyi kötüleme adına yapılan söylemler... Eski olan her şey kötüdür, yeni olan her şey iyi! Oysa iyinin ve kötünün zamanının olmadığını biliyoruz.</p>
<p>21. yüzyıl, bu çağ, bu zaman dediğimiz şey nedir? Bu çağı, bu zamanı diğer zaman ve çağlardan ayıran şey nedir? Hiçbir şey aslında. Adına modernleşme dedikleri birtakım teknolojik sıçramalar dışında.<br />
<!--break--><br />
<table style="float: right">
<tr>
<td>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6315246411134974";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
google_ad_format = "250x250_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
google_color_border = "FFFFFF";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "000000";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "000000";
//--></script><script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></td>
</tr>
</table>
<p>Büyük yıkımlar geçmişte de vardı, çağımızda da var. Firavunlar, Nemrutlar geçmişte de vardı, çağımızda da… Müstazaf insanlar geçmişte de vardı, çağımızda da var. Saltanatlarının yıkılacağını düşünen ve bu nedenle dine ve peygamberlere savaş açan müstekbir takımı geçmişte de vardı, çağımızda da var. Putların arkasına sığınarak güç devşiren azmanlaşmış güruhlar geçmişte de vardı, günümüzde de var. Biz ıslah edicileriz deyip, insanların canına okuyan zalim insanlar geçmişte de vardı, günümüzde de var. Hırsızlık, kumar, yalan, aldatma, hile vb. kötülükler geçmişte de vardı, günümüz de var. İyilik geçmişte de vardı, günümüzde de var.</p>
<p>Hülasa geçmişte olan her şeyin iki misli ve belki daha fazlası günümüzde mevcut. İyilik hariç. Onca insan hakları, özgürlük, demokrasi palavralarına rağmen.<br />
Demokrasi denir, milyonlarca insan hunharca katledilir. Özgürlük denir, küfrün özgürlüğüne yelken açılır. İnsan hakları denir, başörtüsüne geçit verilmez, Afrika’da insanlar açlıktan kırdırılır, atom bombasına yem edilir insanlar. Nükleer, kimyasal-biyolojik silahlar yapılır daha güvenli bir gelecek adına. İnsanlık; kurşuna dizilir dağlarda, köylerde, şehirlerde. İnsanlık, darağacına çekilir demokrasi, insan hakları, özgürlükler tiyatrosunda.</p>
<p>Ve hepsi bu zamanda yapılır. Ve bu zamanda olur mu böyle şeyler, diyoruz hâlâ. Olur efendim, bal gibi olur, olacaktır da. Sahi “bu zaman” dediğimiz nasıl bir şey ki?<br />
Zaman ki günahsızdır, zaman ki dilsizdir. Günahkâr olan insandır. Zamanı kokuşturan da insanlardır, gül kokutan da. </p>
<p>Hâsıl-ı kelâm, “bu zamanda” söylemi idrakleri bağlayan bir safsatadır.</p>
    ]]></content>
  </entry>
</feed>
