Alper Sarı yazıları
YOKSULUN YÜZÜ
Alper Sarı 7 Temmuz, 2008 - 08:10İlk kez mi ayrı düşüyorduk seninle? Mesafelerin farkına usul usul varıyorduk yeni. Belki de tarifini bize yaptırmıyordu hayat. Bundan kekeliyorduk. Zihnimize yarım uyaklar düşüyordu geceleri; belli belirsiz hüzünleniyorduk.
Sen oradaydın, her zaman ki yerinde işte. Denizden kelimeler yapıyordun ben ve martılar bu dile aşina diye. İşimizi kolaylaştırıyordun. İyi ki vardın. Teşekkür ediyordum. Bulutların söze girmesini istemiyorduk bu yüzden. Olsun. Konuştukça güzelleşiyorduk.
Bir sabah erkendi tanışmamız. Yüzünü ilk kez görüyordum. Şaşırmıştım. Bu şekilde hayal etmemiştim çünkü. Islaklık yoktu yüzünde. Ağlamamış gibiydin. Beni gördüğüne sevinmedin mi yoksa. Seni çok özlemişim. İlk kez görüyordum oysa. Bende. Seni gördüğüme sevindim.
GURBET DAİM SAKLI DURUR BU TENDE
Alper Sarı 5 Şubat, 2008 - 09:25
İnsanın aklına gurbet düşünce, gönlüne de kıvrak bir sızı yerleşir nedense. Hem öyle silinip gitmez de hemen, saplanır sanki bir paslı bıçaktan ders almış gibi. Bir bumerang misali ne kadar atmaya çalışırsan çalış zihninden bu dipsiz meseleyi; o eninde sonunda dönmesini bilir, pişkin bir yüz ifadesiyle hem de.
Gurbet; insanın vatanından ayrı düşmesi, memleket bildiği topraklardan yaban kalması şeklinde tasavvur edilir hep. Doğrudur; ayrılık, ayrı düşmek, özlem hep gurbetle özdeşleşen kelimelerdir ve sevilenden, sevgiliden bir ayrı oluş vardır hikâyenin özünde. Ama bundan ibaret de değildir hani. Çünkü insanın var oluşunda zaten bir gurbet vardır. O, dünyaya geldiğinde başlamıştır bu gurbetlik.
Evinden, yani cennetten ayrılmış ve zoraki bir yolculuğun ilk adımlarıyla dünyaya ulaşmıştır. Bu geçici ikamet yerinde hep eve dönüş planları yapmış; buna bazen muvaffak olmuş, bazen de hüsrana uğrayarak gözündeki hicran yaşlarıyla kaderine razı olmuştur.
ÇİRKİN AŞIK HEP AYNASINDADIR AŞKIN
Alper Sarı 25 Ocak, 2008 - 09:00
Bugün derin bir yalnızlığa araladım kapılarımı. Kendimi kapısı olmayan bir kafeste hissediyorum. Zamanın hükmüne boyun eğmek demek ağzımda ekşi bir tat bırakıyor, kalbim bir mengenenin insafında yaşıyor. Oysa o kadar güzel şeyler oluyor ki yaşamın her anında mutlu olmamak yetersiz kalıyor. Güneş her gün güler yüzünü göstermese de doğmaktan usanmıyor; mevsimler dönmemek ve hayatı yenilememekten bahsetmiyor; kuşlar yine hep aynı umut şarkılarını besteliyor ve nefes insandan bir an olsun ayrılmıyor. Yani bütün bir kâinat insana dil beste ve emre amade iken nasıl oluyor da insan mutsuz bir gün geçirebiliyor?
Duygusal açıdan yüklü bir donanım potansiyeline sahip olan organizma her an bir his karmaşasının ortasında kalabiliyor. Nasıl nefret okyanusları kuşatacak hale gelebiliyor; işte aşkta aynı oranda dağları hiç edebiliyor. Bütün bu duygu demetini kucaklayan insan bu demeti şifalı bir suyla sulamaz ve sonsuz bir saksıya oturtmazsa böyle eşikte kalabiliyor. Ne bir adım ileri, ne bir adım geri… Ama insanı bunu yapamıyor diye suçlamak ve onu yetilerini kullanamadığı için aşağılamak, onun kabiliyetlerini hafife almak olur ki bu büyük bir haksızlıktır. Çünkü o diğer hiçbir canlıda olmayan bir kalitenin toplamıdır. Onda akıl ve his denen iki mücevher bulunur ki bu hazine onu hayatın zirvesine oturtur. Ama her insan bu yeteneklerini olumlu bir şekilde işleyemez ve kendini gerçekleştiremez. Bu durumda da çoğunun zaman toprağı akim kalır ve mahsul toplayamayan çiftçi misali tarlasından eli boş döner.









Son yorumlar
2 gün 7 saat önce
2 gün 10 saat önce
2 gün 21 saat önce
3 gün 4 saat önce
4 gün 9 saat önce
5 gün 10 saat önce
5 gün 14 saat önce
6 gün 7 saat önce
6 gün 12 saat önce
1 hafta 2 gün önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 6 gün önce
2 hafta 10 saat önce
2 hafta 1 gün önce
2 hafta 1 gün önce