Öznur Babur yazıları
İNAN CESUR / BİR ARKASI YARIN ROMANI
Öznur Babur 22 Temmuz, 2008 - 08:00Zamansız bir mekânda yürüyordum. Karşıma neyin ya da nelerin çıkacağını bilmiyordum elbet. Ayaklarımı sarı pabuçlarımdan çıkarıp -ki sarıyı aslında hiç sevmem- ıslak kumlara oturduğumu çok iyi hatırlıyorum. Belki de pantolonumun o kısmı hala ıslak olduğundan. Hava karanlıktı ama o lacivert devasa su bolluğunun içinde -görüyorsunuz ki belleğim hala yerinde, güzel cümleler kurabildiğime göre- feri kaçmış iki ateş topunu net olmasa da seçebiliyordum. Ürktüm önce, ama ne de olsa ben bir yazarım değil mi, hikayenin nereden çıkacağı belli olmaz, ayağa kalktım.
Ateş topunun kıyıya yaklaştığını görüyordum, ışığını vermekten o gece ısrarla kaçınan cimri aydan medet ummadan gözlerimi iyice açtım, zaten gözbebeklerim bunu kendiliğinden gerçekleştirdiler,evet, yanılmamıştım. Gördüğüm her neyse bana doğru geliyordu. Gereksiz cesareti bir yana atıp tam sıvışacakken nerden geldiğini anlamadığım bir sesin adımı çağırdığını işittim. Tüm bunlar korkunç bir kabus olmalıydı, çünkü hiçbir sağlam kalbin buna dayanabileceğini zannetmiyordum. Hastalıklı olan zaten çoktan göçerdi öbür dünyaya.
ZİNCİR
Öznur Babur 21 Mayıs, 2008 - 08:10Ak pak olmaya geldim. Giydim sitaremi üstüme, yalınayak kızgın kumlardan geçtim. Şems kavuran çöllerden geçtim. İplik iplik ayrılan karadan, beyzadan geçtim. Yürek ummanlarından geçtim. Zincire vurdun boynumu, uykuma düş oldun. Zincir zoruyla, düş korkusuyla, can havliyle geldim.
Sök mührünü kalbimin. Sözlerin dere olsun, yıkasın kirlerimi...
"Var" dedin, "nedir?"
Var olmaktır, dedim.
"Yok" dedin, "nedir?"
Yok olmaktır, dedim.
"Nedir bunun ortası?"
Kaybolmaktır, dedim.
"Kaybolana ne gerek?"
Yol gösteren gerek.
"Kim gösterir yolu?"
Zinciri elinde tutan.
RENKLER
Öznur Babur 1 Mayıs, 2008 - 08:00
gizli bekleyişin son adımları
ucunda ölmek var çile tadında
başıysa sona bağlanmış bir düğüm
bir tür çaresizlik haritasında
gölgelerin düellosu var bugün
kimbilir kimlerin havsalasında
yaşamak ölümün bir ton açığı
ağlaşan gölgelerin arkasında
bir başlangıç bir bitiş ki bu oyun
tek silahsa renklerin oltasında
yağmur kuşağı sonunda bir küp
altın olsa renge muhtaç kalmada
galipsiz cenklerin kahramanları
cesaret renklerini kuşanmada
MERAKÂVER
Öznur Babur 14 Mart, 2008 - 09:05
Kimliksiz kalan ruhlar gibi, yazıya dökülmemiş hayatlar vardır. Kendimize yabancı kaldığımız ama bizden gayrısının bize tanıdık geldiği hayatlar... El yordamıyla bulduğumuz, ışıksız gecelerin nezdinde , ne saman kağıda döktük içimizi ne yıldızlar yaktık esved içremize. Yine de uzaktan yakın eyledik başka yaşantıları ve merak ettik neydi "acaba"ları, neydi havsalayı yoran, saçlarına ak düşüren, kopartılmaması istenen; kare kare yaşamların efsunu neydi? Hangi taşın altında saklıydı gizemli kapının anahtarı? Cümleler miydi başka hayatları akla tanıdık yapan? Oysa cümleler döküldüğü ağza göre değer almazlar mıydı?
Şimdi iç sesin ve kulağı titreştiren dış sesin, seni, senin kelimelerinle bana tanıttı diye, tanıdım mı seni? Hiçbir lugatın sığdıramayacağı kadar doluysa tanımın, ne kadar bilebilirim ki seni? Tanıdığım an, yok olmaktan korkarım. İnsan bile bile güneşe yürür mü ki?
Ama hep, içimdeki o merak... Bilme, tanıma arzusu. Oysa merak sadece kedileri değil, cümle canlıyı öldürebilecek güçteymiş.
TERCÜME-İ HÂL
Öznur Babur 12 Mart, 2008 - 09:00
hâl budur, hâlim budur, kimsesiz, hâlim budur
gönül kapı kapatmış, hâl budur, hâlim budur
eşiklere dayanmış, kapılar hep kapanmış
gönül yâre izinden, yangınlara boyanmış
bir kanun taksimiyle, efkârın içlisiyle
kim ki bu derdi duyan, sorgu suale dalmış
kapattım gözlerimi, susturdum şu dilimi
her ne yazılan varsa, gözyaşına bulanmış
düş şimdi ellerimden, kalem denen ey cisim
karan yazmaya yetmez, hâli anlatan resim
ANLAMLANDIRMA UĞRAŞI
Öznur Babur 6 Mart, 2008 - 09:00
Zaman kavramını çok seviyorum, düşündükçe içinde eriyecek, yok olacak,felsefesiyle zihnimi yoracak kadar. Her şeyi zamana hapsediyorum, her şey zamanın esiri. Alemde ne varsa hepsi zamanın çemberinde
devr-i daim halinde. Hep bir dönüş varsa niçin başımız dönmüyor, yerçekimi ayaklarımızı bağladığından olsa gerek.
Hep bitirdiğimiz noktadan başlayıp, başladığımız noktada bitiriyorsak , bu dairesel hareketin ister istemez bir parçasıysak , son durak nerede, nerede biter bu yollar, bu zaman dilimleri? Bittiği an nefes de durur mu, akan kan damarda kurur mu, yorulur mu ruhlar ölüme yatar mı? Tam zaman kilitleyince kapılarını, bitince dünyayla bağı, zamansızlık başlar mı? Kimin havsalası kaldırabilir bu ağır yükü? Düşünüp de beyin hücresi ölmeyen canlı var mıdır? Zamansız, sonsuz bir hayatın içinde olma düşüncesi kimlerin uykularını kaçırır, kimleri yatağından kaldırır? Cinnetin eşiğine getirir mi kimseyi?
AYNADAN GEÇMEK
Öznur Babur 27 Şubat, 2008 - 10:10aynaların sırrına eren var mı âlemde
sırrı, sırla donatan paslı bir çerçeve
yoktan haber vermeyen,olanın habercisi
ayna beni gösteren, her ne varsa cismimde
Ben düştüm yollara, cebimde aynalarım. Ne bir "Aynalı Baba"m ne Mevlâna düsturum var. Kimsesizliğin sesi kulakları tırmalarken, bir arayış içinde, kalpten kalbe yol bulan bilinmez bir iklimde... Hangi kayıp şehir ki sulara gömülmeyen, göklere yazdıran adını, silinmez yıldızdan harflerle.
Ben ki, ilim rehberim, aynaya vakıf olan bilinmez bir yerdeyim. Ey kayıp şehir, söyle, devir hangi devirdir, kalbi sürur eyleyen müjdeci haber nedir? Buldum şimdi kendimi, ejderin diyarında, aynadan çıkan yolum, aynanın divanında.
BİR BEBEK, BİR MECNUN
Öznur Babur 22 Şubat, 2008 - 09:30
Mevsimin yeşile koştuğu zamandı. Ağacından yeni yemiştim o açık mor erikleri. Elim, ağzım meyve şekeriyle yapış yapışken koşmuştum, tepesinde arıların cirit attığı pirinç başlıklı bahçe musluğuna. Ellerimi yıkayıp buz gibi suyu avuçlarımın arasından içerken, bahçeye yeni giriyordu minibüs. İçimdeki çocuksu merakla hemen minibüsün yanında bitivermiştim. Kendilerine özgü değişik kıyafetleri içinde sırayla inmişlerdi minibüsten. Beyaz elbisesi içinde iri yarı bir Arap, karısı ve sonradan dadı olduğunu öğrendiğim müthiş güzellikte yeşil gözlere sahip bayan ve üç çocuk inmişti; İki Arap karası ve bir Alman sarısı. Alman sarısı bir çocuk, civciv sarısı saçlı, gök gözlü bir oğlan çocuğu.
Benim şaşkınlığım süredursun, Kuveytli zengin misafirlerimiz çoktan dedemin evinin ikinci katına pansiyoner olarak yerleşmişlerdi bile. Kalacakları iki haftanın malî getirisini biz küçük zihinlerimizde, kendi temeli zayıf matematiğimizle hesaba vururken , büyükler kazancın ne kadar olacağını çoktan hesaplamışlardı. O zamanlar da her şey planlanırdı ve elbette planları hep büyükler yapardı.









Son yorumlar
10 saat 39 dakika önce
14 saat 47 dakika önce
1 gün 8 saat önce
1 gün 13 saat önce
4 gün 8 saat önce
6 gün 10 saat önce
1 hafta 1 gün önce
1 hafta 2 gün önce
1 hafta 3 gün önce
1 hafta 3 gün önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 6 gün önce
1 hafta 6 gün önce
1 hafta 6 gün önce
2 hafta 15 saat önce