EMİNE _PİŞİREN yazıları
SAHİLDEKİ CESET(-4-)
EMİNE _PİŞİREN 11 Temmuz, 2008 - 08:00Şaziye ablanın bakışlarında farklı bir ifade yerleşmişti. Buna sevindim. Ağlaması kesilmişti. Küçük kedi yavrusu imdadımıza yetişmişti. Mezar taşları arasından geçerken gözlerim o yavru kediyi aradı. Az ileride gördüm onu.
Küçük tekir kedi yavrusu bir güzel yalanıyordu. Mezar taşında bir mermere çıkmış, oturmuştu. Tüylerini temizlemekteydi. Şirin bir şeydi. Elime alıp sevesim bile geldi.
Şaziye ablanın yanına vardığımda gün ısısını eni konu yitirmişti. Kollarımı kavuşturdum. İçim titremişti. Bu ürperti birazda kanımda düşen açlık kan şekerine de bağlı olabilirdi. Yanına oturduğumda,
“Ablacığım istersen bize gidelim. Üşüdüm biraz. Mezarlıkta fazla kaldık, diye düşünüyorum. Ne dersin, gidelim mi?” diye sordum.
O hemen ayağa kalktı. Ve üzüntüyle konuştu:
SAHİLDEKİ CESET(-3-)
EMİNE _PİŞİREN 10 Temmuz, 2008 - 08:00
Şaziye ablanın hıçkırıkları içime dolan ayazlar gibiydi. Volümü gittikçe artmaktaydı. Her sorduğum ve soracağım soru onu daha da duygulandırdığı kesindi. Sustum. Ağlayıp, duygularını bulunduğumuz ebedi sükut mekanında akıtmasına izin verdi bu suskunluğum. Bir elim sırtını ufak dokunumlarla teselli eder gibiydi.
Gün sıcaklığını yitirmişti. Gökyüzüne doğru ince bir sızı gibi uzanan serviler siyaha bürünmüşlerdi. Tam karşımda bir mezar taşı dikkatimi çekmişti. Daha doğrusu üzerinde yazılı siyah harfler…
Gözlüklerimde sis vardı. Okuyamadım. Öne doğru uzandı başım. Servilerin gölgelendirdiği bu çıplak mermerleri okumakta eni konu zorlandı gözlerim. Şaziye ablanın hıçkırıkları kesilmişti. Burnunu çekiştiriyordu. Çantamdan kağıt mendil çıkartıp ona uzattım.
“Teşekkür ederim canım, seni de üzdüm. Ama insan eski bir tanıdığa tesadüf edince... Elinde...”
ELLERİM HALA SICAKTI
EMİNE _PİŞİREN 9 Temmuz, 2008 - 08:02
Semt pazarı hemen evimin yüz metre ötesine kurulmuştu. Öğle güneşi sıcaklığını hafif, hafif esen İda’nın rüzgarına bırakmıştı. Yeleğimi giyip dışarı çıktım. Pazar çantamı almadım. Alacağım bir kaç kg patates, domates, salatalık için o tangır mangır ses çıkartan arabayı taşımayı lüzum bile görmemiştim.
Pazarın hemen girişinde Küçük kuyu’lu zeytinci kadın oturmaktaydı. Güler yüzlü bir ifadeyle;
-"Ayy, siz yaşıyor musunuz efendim? Bir kaç hafta sizi gözlerimiz aradı. Hayırdır?!."
Özlem demek her insanda her ortamda varmış. Gülümsedim ona.
-"Yok bir şey. Haklısın, cuma pazarında ve market alışverişleri yaptım. Şimdi de alacağım şeyler pek fazla değil hani. Siz nasılsınız?"
SAHİLDEKİ CESET(-2-)
EMİNE _PİŞİREN 7 Temmuz, 2008 - 08:03Bir ağustos sıcağında Üsküdar’da kurulan semt pazarını dolaşmak için Kapı ağzındaki evimden çıkmıştım. Güneş tepemdeydi sanki. Cuma pazarını bir şey almadan dolaşıp durmuştum. Zaman zaman kumaşlara dokunan parmaklarım oldu tabi ki, ama alma duygularıma engel olmak zor olmadı. Kira verilecek, çocuğun okul masrafları ve diğer borçlarımız aklıma gelince Cuma pazarından erken ayrılmıştım. Biraz sahile doğru adımlarımı hızlandırdım.
Salacağa doğru uzandı bakışlarım. Yıllar önce bir hayli tatlı anılara tanık olan çay bahçesine on dakikada varmıştım. Tahta sandalyeye oturduğumda alışkanlık işte çantamda ki, sigaram ve çakmağım çay gelmeden önce masada hazırdı.
Kız kulesi tam karşımda nazlı gelin gibi suyun üzerinde durmaktaydı. Her seferinde kayıkla oraya gitme arzusu içimde beslenir, dururdu. Garson yanıma yaklaşıp, “ bir şey alır mıydınız efendim?” dediğinde sıçradım! Dalmıştım çünkü.
GÜL VERENİN ELİNDE GÜL KOKUSU KALIR
EMİNE _PİŞİREN 3 Temmuz, 2008 - 08:01
"Herşeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla!"
Oscar Wilde
OLMAZ OLMAZ DEMEYİN!..
Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin gelin-kaynana sorunlarına tanık olursunuz. Hiç kimseyi zorunlu olarak sevemeyiz ama, birlikte yaşadığımız kişilere saygımızı göstermeliyiz.
Örf ve adetlerine hala önem veren Japonya ve Çin’de dahi bu dava gündemdedir. Bu hafta ise, okumuş olduğum bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.
HADDİNİ BİL!..
EMİNE _PİŞİREN 30 Haziran, 2008 - 08:10Her gün bir başka anısı bir başka başarısı belleğimden aklıma sızıyor. Geçen hafta, İzmir’de yaşayan bir arkadaşıma gitmek için, Akçay’dan hareket ettim. Dört saatlik yolculukta neler düşünmedim ki. Hatta bazen kendime de, “Aşırı tepki mi veriyorum?” gibilerinden sorular sorup, çuvaldızı batırdığım da oldu…
Daha sonra, “Ben susayım, o sussun, biz susalım, peki unutalım mı yaşananları?” Vefasız mı olalım? Nankörlerden mi olalım? Çocuğumuza sahip çıkıyoruz, köpeğimize bir kelam edene, “Hadi bu köpeğin hatırı yoksa sahibinin de mi hatırı yok?” diye kuyruğumuzu dik tutan lafları cımbızla çekip, çıkartıp, yüzlere, “Şakk!” diye vurmasını da çok iyi biliyoruz…
Ee, hadi o ismi eksik olsun adını anımsamak dahi istemediğim yazarın ortaya çıkarttığı aslı astarı olmayan sözlere ne demeli? O sözler bize Cumhuriyeti kazandıran, Türklüğümüzle gurur duymamızı sağlayan ruhu şad olsun, Mustafa Kemal Atatürk’e söylenmiş...
KADIN RUHU...
EMİNE _PİŞİREN 27 Haziran, 2008 - 07:59Havada yalancı baharı tetikleyecek bir sıcaklık vardı. Tüm asaletiyle asırlara meydan okuyan efeler diyarı Edremit’i kucaklayan Kaz dağları ise, açık bulutsuz mavi gökyüzüne dokunmaktaydı. Tepelerini bembeyaz bir yorgan gibi kar örtmekteydi. Yeşil zeytin ağaçları bu örtü diplerinde uyumaktadırlar sanki.
“Aşk gibi, sevda gibi huysuz ve tatlııı kadınnn...Huysuz ve tatlııı kadınnn!..”
Kulağıma tv den gelen TSMüziği korosunun bu tatlı sesi yankılanınca, gülümsedim. Hiç de huysuz değiliz! M. Ö’de M. S’da biz kadınları anlatan, yazan çok şair çok yazar ve çokkk düşünür var olmuş ve gelmiş geçmiştir. Hatta Kazanova bile tarihe imza atan bir sözünü ölüm anında fısıldadığını biliyor muydunuz?
ELİNE NE GEÇTİ?
EMİNE _PİŞİREN 25 Haziran, 2008 - 08:13Daha önce yazdığım yazının ses getirmesi üzerine ikinci yazımı yazma gereksinimini duydum. Eleştirilere açık olan karakter rengim, beni daha da ileriye koşturmaktadır. Bu yazım beni yenileyen, yorum yaparak katkılarda bulunan her insana teşekkürümdür.
2004 senesinde Edremit körfezinden Eskişehir’e doğru yola çıktığım zaman, yaşadığım bir anımı yazmadan da geçemeyeceğim. Özellikle , “Tabakhaneye Bok Yetiştirmek!” amacı ile trafik kurallarını iplemeyip hız yapan sürücülere yönelik bir hikaye bu! Keyifli okumalar.
“ Bursa otobanının o süt kaymağı gibi yollarında ki km hızım 150’yi göstermekteydi. Yani bu hız bir şey değildi. Tabi bana göre. Ama o ne! Önüme sağdan bir zıp çıktı geçmesin mi? Bu bir Şahindi. Ve beni sağlamış önüme geçmişti. Baktım arka camında bir yazı var.
“ SIKIYSA GEÇ BENİ!”
SAHİLDEKİ CESET(-1-)
EMİNE _PİŞİREN 25 Haziran, 2008 - 07:49Bir kuşluk vaktinde körfeze uzanan bakışlarım, olağan üstü bir harekete dikkat kesilmişti. Havada keyifsiz martıların çığlıkları kulaklarıma değerken, baktığım o noktaya ilgim artmıştı. Sonbaharın ılık esintisine güvenmeyip, üzerime beyaz el örgüsü tiftik kazağımı giyindim. Terası acele terk ettim.
Sahile uzanan ayaklarım tedirgindi. Yüz elli adımda kumsala vardığımda martıların sayısını saymak ne kelime! Kumsalda gördüğüm nesneye üşüşüyorlardı. Her biri yerdeki nesneye konup bir gaga darbesi ve sonra tekrar havalanıyordu. Çığlıkları kulaklarımı ayaza çalarken, ilgi odağım olan nesneye yaklaştım. Ve olduğum yerde dona kaldım!..








Son yorumlar
2 saat 20 dakika önce
10 saat 15 dakika önce
10 saat 25 dakika önce
10 saat 40 dakika önce
10 saat 41 dakika önce
11 saat 17 dakika önce
1 gün 6 saat önce
1 gün 22 saat önce
2 gün 4 saat önce
2 gün 5 saat önce
2 gün 6 saat önce
2 gün 7 saat önce
2 gün 15 saat önce
2 gün 19 saat önce
3 gün 8 saat önce