CENG
- resul davutoğlu yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 578 kez okundu
- rastgele...
Hava, ceng havası. Bitmez bir ceng, sürekli ve kesif bir ceng var.
Kılıç sesleri, ricatlar, naralar. Ceng, sıcak ve yakıcı.
Tolgalar, serlere ihanet ediyor. Kılıçlar elden düşüyor. Soylular, asalet ünvanlarını marekede bırakıyor. Şeref payeleri utanca dai oluyor.
Sulh perisi maktul…
Memleketler viran.
Umutlar diyarına kılıçların rehberliğinde gidiliyor. Ölüm ormanına dirilik için revan olunuyor.
Namsız cengâverler savaşla aynılaşmışlar.
Sevgili, kılıçların ucunda... Muharip, her darbede ay yüzlüsünü görüyor.
Orduların üzerlerinde karanlık bulutlar var.
Cengâverlerde coşkudan eser yok. Sanki düşmanları tarafından siper edilmişler. Sömürge diyarlardan devşirilmiş askerlere benziyorlar. Dejenere olmuş İskoçları andırıyorlar. İhanetle mühürlü gibiler.
Kılıçlar da yürekler gibi paslı. Hava ve yer de onlar gibi. Gönüller çevreye kendi renglerini vermişler. Zafer tacının ışığı ortada yok.
Başsız bir ordu… Namdar serdarlar umut fırtınaları estiremiyor. Selahattin efsanesi orduyu dalgalandıramıyor. Baybars’ın buyruğundaki süvariler, Şam arazisinde dörtnala bozkır süvarilerini takip ederken oluşan ışıktan en ufak bir iz yok.
Hava gönüllerle aynı… Gözler hiç kamaşmadı. Mecburi bir harp bu… Cengâverlerde Bedir’de gönüllü kılıç alan ve mağrurane yürüyen Ebu Dücane’yi andıran hiçbir şey görülmüyor.
Zafer perisi umursamaz bir havada. Cenge ilgisiz.
Süsü, gönül verir.
Kılıç şakırtıları yorgun gönüllerin habercisi… Şimşekler çakmıyor zaferin yollarında. Savaşçılardan merdane meydan okuyuşlar duyulmuyor.
Bir ölüm savaşı bu… Yalnız Kenan illerinin ölüm fedailerinin gözlerindeki kararlılık görülmüyor muhariplerde.
Gözlerdeki reng tarife gelmiyor. Sonsuzluk gibi. Sonsuzluk kelama gelmez. Akıl ihata etmediğine boyun eğer.
Harp için gelmediler. Başka hülyaları vardı şimdi kılıç şakırtıları altında bitmeyen zamanla savaşanların. Rüya ülkeler vardı hayal dünyalarında.
Dualarında cennet vardı, başka iklime geldiler.
Orduların sonu görülmüyor. Savaşın rengi daha belirmemiş. Zafer perisi uykuda…
Ceng yıpratıcı. Ordu lime lime… Yaralardan görülmez kanlar akıyor.
Ordunun kalbinde ricat alametleri görülüyor.
Savaş bitmeden zafer perisi uzandığı yerden kalkmaz. Henüz çağrılmadı.
Direnç son haddinde... Sevgileri kadar direniyorlar savaşçılar. Aşkları kadar. Hülyaları, emelleri ve hedefleri kadar sebatkârlar.
Sevgililer habersizler cengden. Rüzgâr savaştan tebessümler götürüyor Bağ-ı İrem’e.
Kanın ismi değişmiş.
Duaları bırakmış savaşçılar. Uzun süren harp, bitim umudlarını yok etmiş gibi.
Kılıç sesleri bile ölgün.
Rüzgâr, sancakları dalgalandırarak ceng erlerinin simalarını kamaştıramıyor.
Sevgililer hülyaların zoraki misafirleri.
Her savaşçı yalnız sanki… Çoklukta bir yalnızlık yaşıyorlar.
Ceng kızışınca her birinin simasına ironik bir tebessüm vatansız bir çiçek gibi kısa bir an misafir oluyor.
Tek umudları savaşçıların; bu coşkusuz harbin bitmesi. Sevgili hayallerinin gerçek olması… Gözlerini terk etmiş baharın tekrar gelmesi.
Ve bu uğursuz medyanı terk edip bahçelere koşmak… Baharlı mekânlara. Beyazlar giymiş prenses misali sevgililere.




cenkler diyarında
bir savaş sahnesi gibi olmuş
edebiyatın yeni baharı Filbahar