ÇOCUKLUĞUM!
- Eyüp YILDIRIM yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 638 kez okundu
- rastgele...
Çocukluğum!
Çocukluğum, bir geçmiş zaman koridoru. Zaman zaman çok dar ve loş olan bu koridora uğruyorum. Pencereler oldukça küçük ve tozlu. Işık sızdırmamaya and içmişler gibi. Dünyaya bu pencerelerden bakıyorum. Hiçbir şey net değil. Her şeye farklı anlamlar yüklüyorum.
Bir adam otobüse biniyor ve sonra iniyor. Otobüs, o adamın ineceği yeri nereden biliyor? Demek ki biliyor ineceğini.
Gittiğim yerler çok uzak geliyor. Ben büyüdükçe yollar kısalıyor. Yollar mı kısaldı, ben mi büyüdüm?
Dedem anlatırdı: Dünyanın her tarafını Urus ( Rus) çevirmiş. Urus ne demek? Gâvur demekmiş. Gâvur, benim hayal dünyamda böcek oluyor. Gregor Samsa’nın dönüştüğü varlık. Dedem, her gâvur deyişinde ben bu böcekleri düşünüyorum. Neden mi? Nedeni yok.
Dedem akşam karanlığında, gaz lambası ışığında masallar anlatırdı. Yedi kardeşi, devleri, Çin-i Mâçin’i… Bunlar benim havsalamda neye denk geliyordu? Henüz elektrik ve televizyon yoktu. Sonra, elektrik ve ardından televizyon geldi. Kendisiyle birlikte birçok şey getirdi, birçok şey götürdü. Bunun bir alış-veriş olduğunu ve karşılıksız olmadığını nereden bilecektim!
Amcamın siyah-beyaz televizyonundaki ufak bir macera filmi korkmama yetiyordu. Acaba ne yapacaktı kötü adam?
İlkokulda karşılaştığım ilk sınavların neye yaradığına dair hiçbir fikrim olmadı! Bu sınavlardaki uğraşmalarım, bataklıkta çırpınan bir insanın çırpınması, rüyada koşamayan bir adamın sonuçsuz çabasına benziyordu.
Okulda dünyanın döndüğünü öğreniyorum. Fakat her sabah kalktığımda dağların yerinde olduğunu görüyordum. Dünyanın döndüğü mü yalandı, dağların yerinde olduğu mu? Ne garip değil mi? Dünya dönüyor ve fakat dağlar, hâlâ yerinde duruyor.
Öğretmen tümleci ve yüklemi anlatıyor. Tümleç; bir kızı anımsatıyor bana. Yüklemse bir erkeği. Bunlar gerçektir, yalan değil, abartı hiç değil. Yüklem ve Tümleç, kim bilir nasıl yakışıyorlardı birbirine! Ben büyüdüm ve onlar da bir cümlenin basit birer unsuru oluverdiler.
Bir şehre gidiyorum. Şehir çok karışık. Çok büyük geliyor bana. Her tarafa binalar dizilmiş. Nereden girip nereden çıktığımı bilemiyorum. Aklım karışıyor. Allah’a şükür ki yalnız değilim.
Uzaktan gördüğüm baraj suyu birikintisi, yere düşmüş gökyüzü parçası oluveriyor gözümde. Nasıl düştü? Başka yerlere de düştü mü acaba?
Gördüğüm kravatlı ve takım elbiseli her insan, gözümde kusursuz bir dev oluyor. Şimdi o devlerden eser yok. Gördüklerim cüceleştiler mi, yoksa zaten cüce miydiler?
Çocukken insanların tek yüzü vardı. Maskeleri hiç fark etmedim. Ben büyüyünce, yüzler de çoğaldı. Sahi ben mi büyüdüm, yoksa yüzler mi çoğaldı?
Sadece gördüğümdür anladığım. Müşahede edebildiklerimin arkasında ikinci bir gözüm olmadı hiç.
Şimdi büyüdüm. Aldanmak, ahh aldanmak! Çocukken aldanmanın kötü olduğunu kim söyleyebilir ki?




Otuzbeş Yaş Şiiri
OTUZBEŞ YAŞ ŞİİRİ
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
CAHİT SITKI TARANCI
Çok sevdiğim bir şiiri Tarancı'nın...
Biraz da ümit ekleyelim mi, ne dersiniz? : )
GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
C.Sıtkı Tarancı
***
Böyle bir yer işte bu 'mavi gezegen'... Gideceği yeri biliyor olsa gerektir ki; otobüs gibi, bir yerlere götürüyor insanı...
İçiniz-miz-deki umut mumu hiç sönmesin.
Sevgi ve esenlikle kalın, teşekkürler...
Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."
Yüreğinizdeki çocuğa selam...
Çocukken hayat insana farklı ve anlaşılmaz gelir.Sonra büyüdükçe anlaşılmaz olan hayatın değil, insanın kendisi olduğunu anlarız.En içten pazarlıksız, artniyetsiz ve masum bakışlı, masum düşüncelidir çocuklar.Bu yazınızla dışarıya çıkmaya bahane arayan içimizdeki çocuğu ortaya çıkartmış olduk...Yüreğinize sağlık...
kalemin...
kalemini kendime böyle daha yakın buldum.
eyvallah...