DERİN VE DURU YERDE MUHAFAZA EDİNİZ
- M.Münzevi yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 647 kez okundu
- rastgele...
Görmek düş oldu artık, yaşıyoruz kâbusu,
Yo(ğ)rulduğum kiri temizler ( mi) bir damla su?
Hangi harfe dokunsam solmakta olan bir çiçek gibi boynunu büküyor. Hangi kelimeye el uzatsam hüznün yüreğe değen ateşiyle tutuyor elimi. Kurduğum cümleler henüz sonuna gelmeden dağılıyor. Muhayyilemde toplayıp her şeyi yerli yerine yerleştiriyorum. Yaşamaya gelince hiçbirini bulamıyorum koyduğum yerde.
...
Çocukluğumu da hatırlamasam insanlığımı unutacağım. Ağladığımı s/aklıyor(d)um herkesten, kendimden dahi. Samimi/masumiyet kordon bağım ve hala düşmemiş, duruyor. Geceden ürktüğüm kadar da seviyorum geceyi. Nasılda gizemli ve ürperten bir karanlığı, yok yok güvenli laciverti var. Karanlığın koynunda güvende olmanın anlamını buluyorum içimde. Seviniyorum, gözlerim uykuya inat sevinçle ışıldıyor. Hani kâbuslara gebeydi gece-ler? “Bir sabahı var” olan “her karanlık gece” bu mu diye soruyorum kendime. Karanlık ve aydınlık derin çağrışımlar oluşturuyor havsalamda. Bakabilirsen; gecenin aydınlığı, gündüzünkinden daha çok gösteriyor hakikati. Duyabilirsen; hikmeti sessizliğiyle söylüyor. Gece, yüreğimi gözlerimden yakalayıp cezbediyor benliğimi. Dünyamı keşfediyorum, fethediyorum zihnime attığı düş ağıyla. Küçük ama bana “yetmek”liğiyle kalmayıp iyilik adına her şeye ev sahipliği yapıyor dünyam. Dokunulmaz bir göğü ve akıl almaz toprağı var. Ne ekersen onu biçmiyorsun, “hikmet” bir’e sonsuz veriyor...
Tan ağarırken çiçeklerin üzerinde parıldayan çiyleri sobeliyorum. Ellerimi tenlerine sürünce, her biri şefkatli birer zıpkın gibi ruhuma geçiyor sanki. Kaburgalarımı sarmalayıp, göğsümü genişletiyor, nefesimi açıyorlar. O kadar naifler ki, yüreğimin katılığını çatlatıp çocuk olmayı öğretiyorlar. Gece bütün güzelliğini damıtıp arza yağıyor da o mahmur damlalar süzülüp ruhuma akıyor. Güneşten kaçırmaya ç/alıştığım çiy tanelerini avucuma biriktiriyorum. Çünkü görünce güneşi, ya da d/algın düşüp -en geç- görününce güneşe gelinlik kız edasıyla yok oluveriyorlar ortadan. Geride ne koku ne duman... Çocuk da olsam, bir hikmet kırıntısı elimde/beynimde kal/an...
...
“biz büyüdük ve kirlendi dünya”, diyor şarkının sözü...
Çocukluğumu özlüyorum ayaküstü, oturunca ya da yatınca... Kurduğum bağdaşın genişliği sevgi ve huzuru karşılamıyor. Ayaklarım at gibi –rahvan veya dörtnala- koşturmuyor, bulutlar hiçbir şeye benzeyemiyor artık.
Hüzün içimde onulmaz yaralar açıyor. İyileşsin istemiyorum belki de. Ruhumdan akan bu köhne acının tadı bir başka güzel geliyor bana. Belki de hüzünlenmeyi seviyorum. Çocukluğumdan şimdiye açılan ve durmadan hüzün sızan kesiklerden oluşuyor yaralar. Ben kendime has yöntemlerle acımı yaşamaya çalışırken, insanların tuhaf ve bir o kadar fıtrat dışı yöntemlerle merhemleşmelerine bakıp, bırakın hakikati, hüznü dahi anlayamadıklarını düşünüyorum, üzülüyorum. Kapı pervazının ardına saklanan bir çocuk tavrıyla –ürkek ve korkak- nasıl da mutlu olabildiklerine bakıyorum. Sanki bu (mutlu) “an”ın sonsuzluğu var ve bulunduğum açıdan göremiyorum...
Ama en küçüğünden üzüldüklerinde nasıl da dünyaya lanet okuduklarını görüyorum. Lanet okunulan “dünya” kavramının içinde nelerin olabileceğini düşününce dehşete kapılıyor benliğim. Üzülüyorum... Hüzünleniyorum... Kendim için olduğu kadar da kendileri için üzüldüğümü, hüzünlendiğimi bilmeseler de...
Ben hüzünlenmeyi seviyorum, farkında olduklarım adına, aşkına...
Aradığım “hikmet” mefhumu hep felaket tecellilerinden görünüyor gözüme. Her şeyin hayrı vardır elbet ama her “şey” ne zamandır “şer” oldu? Bütün hayırlardan şer, bütün şerlerden hayır olacak diye bir kaide var da biz mi görmedik, bilmedik? İnsanlık şer hesabına hayır (olması) için mi çalışıyor öyleyse? İyilikten doğan maraz şer ise, aynı şer hayır demek olur bu hesapla. Öyleyse kendinden maraz doğan iyilik en başından hayır olmaz mı? Başka bir deyişle başı iyi olanın sonu kötü olabilir mi?
Şimdilerde göğsüm yumuşamıyor. Yaratılışa, hayata dair, çocukluğumda kalma bir şeyleri arıyorum belki de. Çiy tanesi göremiyorum mesela ve geceler uyumuyor koynumda. Kendi adımlarımdan korkup kaçıyorum ya da bacaklarımı karnıma çekip yattığımda üşüyorum. Çeyrek asır hayattan öğrendiğimi çocukluk mihengine vuruyorum da –zamanemden habersiz- hikmetten zerre kotarıyorum, Şükür...




derin... ama duru.. mu?
paragraflara inmedim daha... başlıkta kaldım, aciz izanımca düşündüm.derin ve duru bir yer... aşağılara inmeden sallandım orda, ve benim derin ve duru bir yerim...
var mıydı?
varsa, neresi?
ilk aklıma gelen, gönlüm oldu... en derin yerim orası... aklıma, düşüncelerime, duygularıma ne gelirse atıyorum oraya...
evet derindi... alabildiğine alabiliyordu.
ama...
duru muydu peki?
neyse...
sallandığım başlıktan bıraktım ellerimi ve düştüm paragrafların rehberliğinde, bir yola... gidiyorum... evet yaşamıştım bunları... anladım. çocukluğuma gidiyorum.paragraflar beni çocukluğuma götürüyor.seviniyorum.aynı duyguları yaşamayı o kadar özlemişim ki... çocukluk :) ... tıpkı bir çocuk gibi seviniyorum ve yine meraklı bir çocuk gibi etrafıma bakınıp, soruyorum:
tüm çocukluklar aynı mı?
rehberim döndü ve bana: bitti. yolculuk bitti dedi ve oturdum sandalyeme usulca ... yazı bitmişti...düşündüm ve kendime göre yonttum - kusuruma bakmayın sayın m.münzevi - ve bu yazıyı çocukluğumda muhafaza etmeye karar verdim...
vesselam...
kesse leyla bileğini, mecnun kanardı ...
çocukluğunu özlemeyenler
çocukluğunu özlemeyenler arasındayım ben de. hastalar kavgalar sorumluluklar ve farkındalıklar.. bir kaç küçük ve hüzünlü, gözleri dolu anıdan başka pek bir şey yok çocukluğumda..zaten her çocuk gibi her şeyin 'en' olanını yaşadığım için çocuk olabildim yazınız için teşekkürler
fonda "karasu" ile
fonda "karasu" ile birlikte
en derine değdi bu yazı ve dupduru bir hüzünle okuttu tekrar tekrar..
"Ben hüzünlenmeyi seviyorum, farkında olduklarım adına, aşkına..."
eyvAllah olsun dua niyetine..
Şükürden aciz(im)...
ebe<> züleylh'aişe
...
Aslında yazıya yorum getir(e)meyecek bir halde yazıyorum.Günlerdir sorguladığım ''ben'' olgusuna dair'di bana ait her şey bu aralar.Ve işte yine öyle bir yazı ;insanın çocuk kalan yanıyla yaşadığı şimdiki an'a ait olan yanına dair bir sorgulama yazısı.O ikilik arasında gidip gelmelerim canlandı bir an'da..
Kafam allak bullaktı.Bir kez daha yüzleştim.Bilmem ki ne desem sadece evet diyorum hayat karmaşık değildir aslında sen baktığın pencereden gördüklerince değerlendirirsin tek neden de budur aslında.
Sonuçta neyi mi kastediyorum yazı adına tebrikler.Sn Münzevi devamını diliyorum öncelikle.Ve eklemek istiyorum ki yazınızın sonunda da dediğiniz gibi
''hikmetten zerre kotarıyorum, Şükür...''
olmalı tüm(ce)lerimiz.Nasıl bir çocukluk yaşarsak yaşayalım bu cümleyi edebilmeliyiz bizden razı olunması için.
Çocukça yaşadığım an'ları değerlendirme fırsatı verdiğini söyleyecek kadar yararlı buldum yazınızı yüreğinize sağlık .
Ve tabi bize yazınızı okuma fırsatı veren çocukluğunuza da bi eyvallah borçluyuz:)
Selametle
keşke hep çocukluğumdaki
keşke hep çocukluğumdaki kadar masum olsaydım....duruluk... büyüyünce dünya kirlenmiyor, dünyaya bakışımız kirleniyor...
içimde bir çocuk var hala... sesi bazen çok cılız gelse de... o beni mutlu eden... beni koruyan... saf bir yanım oldugunu hatırlatan...
tesekkürler... içimdeki çocuğu hissetmeme neden oldugunuz için.
Hangi harfe dokunsam
Hangi harfe dokunsam solmakta olan bir çiçek gibi boynunu büküyor. Hangi kelimeye el uzatsam hüznün yüreğe değen ateşiyle tutuyor elimi. Kurduğum cümleler henüz sonuna gelmeden dağılıyor. Muhayyilemde toplayıp her şeyi yerli yerine yerleştiriyorum. Yaşamaya gelince hiçbirini bulamıyorum koyduğum yerde.
...
Hep böyledir işte ne eksik nede fazla..
Hüzün ,acı,gözyaşı,tebessüm,biraz özlem,azcık sevgi,saf bir duygu,beyaz bir aşk..
Kirlenmemiş eller ve vakti seherde avuçlara düşmüş çiy taneleri.Temiz berrak bir yürek.çöl pınarında yıkanmış cümleler..
Ve sanki yeni dünyaya gelmiş günahsız bir bebek kokusu..
Güzel yüreğiniz İLAHİ aşka doysun.sayın M.Münzevi..Bir anda çocukluğuma düşüverdim hüzünle.Çocukluk işte?ister çok mutlu,isterse en mutsuz bir halde geçsin farketmez.çocukluk her daim mutluluktur ve hep çocuk olsaydım deriz bizler büyüdükce.Derin bir özlemle anarız..Bazan,çığlık çığlığa ağlarken küçücük bir oyuncak,veya saçlarımızı okşayan bir el, anlımıza konan bir buse,veya bir çukulota,küçücük miktarlar,çok büyük mutluluklar yaşatır o minik yüreklere..Bazan kendi kendime derim büyükler çekilsede çocuklar yönetse sevgiden kopmuş bu dünyayı olmazmıydı.Olurdu değilmi hemde en güzel olurdu.Elbetteki bir hayal bir düş bu..Ancak düşte olsa güzel bir düş.
Tan ağarırken çiçeklerin üzerinde parıldayan çiyleri sobeliyorum. Ellerimi tenlerine sürünce, her biri şefkatli birer zıpkın gibi ruhuma geçiyor sanki. Kaburgalarımı sarmalayıp, göğsümü genişletiyor, nefesimi açıyorlar. O kadar naifler ki, yüreğimin katılığını çatlatıp çocuk olmayı öğretiyorlar. Gece bütün güzelliğini damıtıp arza yağıyor da o mahmur damlalar süzülüp ruhuma akıyor. Güneşten kaçırmaya ç/alıştığım çiy tanelerini avucuma biriktiriyorum. Çünkü görünce güneşi, ya da d/algın düşüp -en geç- görününce güneşe gelinlik kız edasıyla yok oluveriyorlar ortadan. Geride ne koku ne duman... Çocuk da olsam, bir hikmet kırıntısı elimde/beynimde kal/an...
Hani bazan birkaç cümle bir kitap dolusu duyguyu anlatır insana.Bu paragraf beni aldı ve....
Daha yeni büyüme çağına varmışken büyükbabın ardında namaza durup anlımızı secdeye koyardık seher vakitlerinde.O meltemin kokusu,o şafağın ağartısı,ve semadan üzerimize gizli gizli yağan Rahmet katreleri vardı.Bizler göremezdik o vakitler ve belkide hissetmeyide bilemiyorduk. Ancak o vakitlerde bizleri saran hikmet kırıntıları kalmış bu gün bizleri yaşatan.Ve hislerimizi terbiye eden..Bu paragraf bana yeniden ne olruduki çocuk olsaydım dedirtti..Olabilirmiyiz desem..?
Ve yeniden korkuyla düşündüm içim ürpererek..Büyüklerin kirlettiği bu dünyaya,hala yine küçük çocuklar gelmekte..Peki ya onların geleceği.onlarda büyüyüp bu dünyayı kirleteceklermi acaba?Kural böyle geliyoruz ,bir ağaç altında bir miktar gölgelenip sonrada kirleterek terkediyoruz.Kirletenler giderken...onların bıraktığı kirlerde en temiz olanlar dahi kirlenmekten kurtulamıyorlar..Kirletmeden terkedebilseydik ne olurduki...
Birde her insanın içinde yaşı kaç olursa olsun hep bir çocukluk vardır mutlaka..İşte o çocuğa iyi bakalım.Sakın içimizdeki çocuğun ölmesine izin vermeyelim.. Tertemiz ve sevgi dolu bir dünya dileğimle..
İnşirah...üzre kalın...
Ebeden ve daim...
Ağlamadan gözyaşı dökülmeden geçmiş bir çocukluk varmıdır?..?Peki Nerde?