EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -3-
- Eyüp YILDIRIM yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 553 kez okundu
- rastgele...
O Resulünü hidayet ve hak din üzerine gönderdi ki, hak dini öteki bütün dinlerin üstüne çıkarsın; bundan hoşlanmasalar da…(Tevbe 33)
Bütün bu ayetlerde “din” kelimesi, en geniş anlamıyla insanların inanç-eylem boyutlarında topyekûn yaşama biçimlerini, hayatları boyunca izlemek üzere benimsedikleri yolu-yordamı ifade edecek kapsamda kullanılmıştır.”(2)
Bütün bu anlamların bileşkesi şudur: Din=Hayat tarzı. İlahi veya beşeri kaynaklı hayat tarzı. Bu anlamda herkesin bir dini var. İnanan-inanmayan herkes, bir din/hayat sahibidir. Bu anlamda insanlara hayat tarzı sunan, insanların hayatını tanzim etme iddiasını taşıyan her ideoloji, her izm de bir dindir. Adının din olmaması bu gerçeği değiştirmez.
Ali Şeraiti de “dine karşı din” diye realize ederek küfür/şirk dini ile İslam dininden bahseder. (3)
“Küfr, bir şeyin üstünü örtmektir. Buna göre küfr, dinin yok edilmesi ve dinsizlik demek değil, o dini hakikatin yerine bir başka dinin ikame edilmesidir. Şirk, tanrısızlık demek değildir; zira müşriklerin bizden daha çok tanrıları vardır. Müşrikler, tanrıya inanmayanlar değil, birden çok tanrıya inanan ve tapan kimselerdir. Öyleyse onları, dinî inançları ve duyarlılıkları olmayan kimseler olarak nitelendirmek mümkün değildir. Zira onların bir değil pek çok tanrıları vardır ve onlar, tapındıkları tanrılarının, kendilerinin ve evrenin yazgısı üzerinde etkili olduklarına inanırlar… Demek oluyor ki şirk bir dindir; hatta insanlığın tanıdığı en eski din şekillerinden biridir; “ (4)
“Tarih; din ile dinsizliğin, Allah’a inanıp birlemekle Allahsızlığın savaş sahnesi değildir. Geçmişte dinsiz veya dine karşı olan toplumlar, egemen güç ve sistemler olmamışlardır. İnsanların büyük hak peygamberleri, ‘ müşrikler ‘ ve kâfirlerle savaşmışlardır. Şunu unutmayın ki, müşrikler ve kâfirler bütünüyle dinlidirler. Yani dinleri vardır onların. Müşriklerin bütün peygamberlerden daha çok ilahları olmuştur.(5)
Bütün bunlardan din denilen şeyin gerçekte hayat tarzı olduğu anlaşılmaktadır. Böyle olunca, din dışı diyen bir insan gerçekte hayat dışı demektedir ki bu da abes bir şeydir. Çünkü insanların ürettiği her türlü bilgi, bir hayat tarzının/dinin ürünüdür. Edebiyatta da durum böyledir. Böyle olunca konuları dinî ve din dışı diye ayırmak saçmalıktan öte bir şey olmayacaktır. Parçalı bir zihne sahip insanların algısında dinî konu ayrıdır, din dışı konu ayrıdır. Gurbet, ayrılık, hasret, özlem, beşeri aşk vb. temel insanî konular din dışı konulara girerken; Allah aşkı, ahiret özlemi, peygamber sevgisi, peygamber kıssaları, dünyanın fenalığından şikâyet vb. temalar da dinî konu olmuş oluyor. Hiç kimse bunun bir sınırı yok mu diye sormayı akıl edemiyor.
Bu tasavvura sahip olan insanlar için; bir dünya bir de ahiret işi vardır. Aynı anda hayat parsellenmiştir. Hayat parsellenince edebiyat da parsellenecektir/parsellendi. Böylece bir anda Âşık Tarzı Edebiyatı oluşurken bir yandan da Tasavvuf Edebiyatı oluştu.(!) Birileri beşeri aşktan, ayrılıktan, özlemden, gurbetten bahsederken din dışı bir edebiyat oluşturuyordu; birileri de metafizik konulardan bahsedince dinî bir edebiyat oluşturuyordu.(!) Oysa bu bir parçalamanın ta kendisiydi. Gerçekte böyle bir ayrımı yapmanın imkânı yoktur. Çünkü çocuğunu öpen bir baba gerçekte cennetlik bir iş yapmaktadır. Bu meyanda birçok örnek sıralanabilir. Böyle olunca işlenen temalara bakarak farklı kategoriler ortaya atmak; ancak parçalı bir akla sahip insanların yapabileceği bir iştir ki, böyle yapılmıştır.
Gurbet duygusu çok insani bir duygudur. Özlem, sevgi, hasret insanî duygulanımlardır. Bunlar aslında günah değildir, yasak da değildir. Böyle bir şey olabilir mi? Bu vb. temel insanî duygular din/hayat dışı mıdır? O halde parçalamak, bölmek, koparıp ayırmak neden? Tek cevap: Tasavvur
İnsanîlik, islamiyetin zeminidir. İnsanî olan, aynı zamanda İslamî ‘dir de. Ayrılık, dinin/hayatın dışında değil, içindedir. Gurbet, özlem, hasret, anne-baba sevgisi, iyilik, ölüm vb. temaların hepsi hayatın/dinin tam kalbindedir. Dinî veya din dışı gibi bir ayrım yapılamaz. Böyle bir ayrımı yapanların ve kabul edenlerin zihinlerinde/tasavvurlarında büyük bir problem vardır. Bu ayrım ve parçalama, parçalı bir zihnin ürünüdür.
Sonuç olarak; dinî ve din dışı gibi bir ayrım yapmak imkân dışıdır. Çünkü üretilen her şey bir dinin /inancın/hayat tarzının ürünüdür.
Dipnot:
1. Mevdudi, Kur’an-ı Keirm’de Dört Terim, İdeal Kitapları ( Çeviri: Cahit Koytak), 1999, İstanbul ( S. 136-152 )
2. Mevdudi, Kur’an-ı Keirm’de Dört Terim, İdeal Kitapları ( Çeviri: Cahit Koytak), 1999, İstanbul ( S. 136-152 )
3. Şeraiti, Ali, Dine Karşı Din, Bilge Adam ( Çev. Ali Aydın), 2005, Van
4. Şeraiti, Ali, Dine Karşı Din, Bilge Adam ( Çev. Ali Aydın), 2005, Van, s. 46-47
5. Şeraiti, Ali, Kendini Devrimci Yetiştirmek, İhtar Yayıncılık, 2002, İstanbul, s. 13-14




Her Şey Dinin İçindedir
Sayın Eyüp Yıldırım,
Bu güzel çalışmanız için size teşekkür etmek ve kutlamak isterim. Oldukça yerine ve gerekli bir tespit/eleştiri yazısı. Yazı dizisi olması, yorumla katılmak için sonuncu bölümü beklememi gerektirdi. Açıkçası Mustafa İslamoğlu'nun aklına hayran olmamak elde değil, ki siz de oldukça güzel değerlendirmişiniz. "Tasavvuru milimetre kayanın ameli kilometre kayacaktır" Hep düşündüğüm ama bu kadar sağlıklı irdeleyemediğim bir olguyu kafamda netleştirmeme sebep oldu yazınız.
Hayatı parçalayanlar; rahatlamaya ihtiyaç duyduklarında vicdani bir arınma ritüeli olarak belirledikleri "din" odasına girip geri çıkarlar. Din orada, o odada kalır. Hayatın merkezinde olması gereken din, arada kafa yapmak için kullanılan bir eylem haline getirilir.
Parçalama işlevini üzerinde sürdürdükleri her alan gibi edebiyat da bundan nasibini alacaktır. İnsani duygular sanki din dışı gibi ya da dinin, bu hissedişleri bu duyguları yasakladığı gibi bir algı oluşturulur. Oysa Müslüman da sever / aşık olur. Temel mesele, buradaki anlatışın İslam'ın adabına uygun oluşudur demez hiç kimse. Aslında iki taassubun arasındayız. Biri eskiden günümüze süregelen/gelenekselleşen dini taassub, diğeri modern dünyanın "sonuna kadar özgürlük" diye dayattığı taassub.
Seyyid Kutup, modern dünyayı cahiliyet devriyle özdeşleştirdikten sonra diyor ki. "Modern dünya cahiliye devrinden daha da feci cahiliye dönemidir." Bunun nedeni günümüz dünyasının, cahiliye zamanına göre dinden daha çok sapmalar yaşadığından olduğu muhakkak.
Köklü bir şirk ya da dinden uzaklık için, bu dindışılığın üzerine köklü bir eğitim almak gerekir.
Ama Müslüman her yaptığı iş gibi edebiyatı da İslami bir filtreleme mekanizmasıyla yorumlamayı öğrenmelidir. Her şey gibi edebiyat da dinin dışında değildir/olamaz.
Muhabbetle.
Mutmain Muhalif...
Parçalarımızı Bütünlemek
Yazı dizinizin tamamını okudum, emeğinizin hayırlı tesirlere vesile olmasına duacıyım. Ufuk açıcı bir çalışma.
Değindiğiniz gibi insanlığın en büyük sorunlarından bir bu parçacı/lı zihinlerin tasavvur sorunu. Her birimizin hayatına hücum eden, özellikle pompalanan bir illet.
Mustafa İslamoğlu ekonomiye dair de değindiğiniz konuya paralel olarak; müslümanları ekonomik çalışmalardan uzak tutmak için, faizle işlemeyen çalışmalarda dair, faiz ibaresini kullanarak bazı alanlardan bizim mahrum bırakılmaya çalışıldığımızı dile getirmişti. Ama elbette ki burada aldatmak gibi aldanmak da bir sorumluluk. Mesailerimizi verip, kafa yorum, çıkış yolları üretmeliyiz. Edebiyat alanında da benzer bir sorunla karşı karşıyayız. Birileri kasti olarak bu ayrışmayı ortaya atıp, körüklüyorsa biz kısım müslüman kardeşlerimiz de bu parçalı tasavvuru kanıksayıp idamesini sağlayan çalışmalar yaparak ister istemez bu süreci besliyorlar.
Evet "Dine Karşı Din"in gereğini muhatabımızın dinin gereğini yaptığı kadar bizler hakkını veremediğimizden hala bu durumdayız.
İslamın hayatmızın her alanını kuşatıcılığını idrak edemediği için idrakini sürekli yamamaya çalışmanın bunalımı yaşıyor insanlar.
Okulda bir sosyoloji tartışmasında hristiyan bir arkadaş benim okula başörtülü gelmemin yasaklanmasına karşı olduğunu söylüyor. Fakat tartışma sorusu okullarda dua/ibadet etmenin sebestiyetine gelince, tam aksine okulların ibadethane olmadığını, bilim yuvası olduğunu savunuyordu. Bu; kendisinin dua tasavvuru, pazar günleri kiliseye hapsedilmiş bir din idraki göz önünde bulundurulursa; şaşırılacak bir şey değil elbette...
Fakat başörtüsünün serbestiyetinin yaptığı açıklamayla örtüşmediği kendisine hatırlatıldığında, ben okullarda tüm kültürel motiflerin özgürce taşınması taraftarıyım diyebiliyor. Bunun da dini bir emir olduğu kendisine söylenip, yasakçı zihniyetle aynı paralellikte bir akıl yürttüğü kendisine söylendiğinde de kafası karışıyor. İslamın muhtaç olduğumuz oksijenden öte kuşatıcılığını anlamakta zorlanıyor haliyle.
Ama aynı kafa karışıklığına benim kalbim temiz diyen müslümanlar da düşmüş durumda. Duayı bile fiil haliyle karşımıza getiren din tasavvurlarda nasıl da bulandırılmış.
Her parça işlevini en güzel ait olduğu bütünün içinde gerçekleştirdiğine göre Rabbim edebiyatın da hakkını bu bütün tasavvurundan hareketle vermeyi nasib etsin, selam ve kardeşlikle...
Tek kişilik gizli empatik kale! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri...
Sesini yükseltme sözünü yükselt...
Hz. Peygamber İslam dinini
Hz. Peygamber İslam dinini tebliğ ettiği vakit ona koşulsuz iman edende vardı şüpheler içinde çırpınıp doğruyu sonradan akledip tabi olanda; ama birde inandığı dava uğruna bilerek reddedenler vardı. Bunların en zalimi olan Ebu Cehil. Aslında Allah'ı içden içe kabul ediyordu ama kafirliği izin vermiyordu buna. O öyle bir kafirdiki Allah'ın birliğini bile bile hayır kabul etmiyorum deyip davası uğruna baş kaldırarak helak olmayı tercih ediyordu. Yani bile bile ateşleri avuç avuç yudumluyordu. Şimdiyse ebedi bir azapla cayır cayır yanıyor. O koyu bir kafirdi.
Birde cahilliğinden kabul etmeyenler vardı. Hz. Peygamber'in amcası vefat ettiği vakit bir diğer amcası olan Ebu Leheb. "Çağırın onu benim yanıma" deyip Efendimiz Aleyhisselama, "Yeğenim ben Müslüman olursam bana ne var" diye soruyor. Hz.Peygamber Aleyhisselam onun nereye varmak istediğini anlayıp biraz düşünüyor planını bozmak için "Herkese ne varsa sana da o var amca" deyip onun oyununu bozuyor. Zira onun iman etmeyeceğini bildiği için güzel aklıyla onu alt ediyordu. Eğer Cennet var demiş olsaydı o zaman atalarıyla aynı soydan geldiği için kendine pay çıkaracaktı.
Geçtiğimiz günlerde yaşadığım bir olayı paylaşmak geldi içimden. Bir tanıdığımla sohbet ederken bana dediki, bir miktar param var bankaya faizle yatırıcam. Bir anda farkında olmadan büyük tepki vermişim "Olamaz. Hayır!" dediğimi hatırlıyorum. Çok şaşırmıştı. "Sakin ol ya!" dedi ve yüzüme onay almak ister gibi derin derin baktı. Ben bunu farkedince, "Hayır olamaz Rabbi'miz buna müsade etmiyor. Ayetle emredip yasaklamış ve sen yapamazsın" diye devam ettim. "Yok ben yaparım dersen seni zorlayacağım yok dinimiz zorlamayı yasaklamıştır. Gerisini var sen düşün". "İyi de" dedi "Ben o zaman gelen faizle elektrik su parasını öderim o zaman günah olmaz yani devletten geleni yine devlete geri öderim" deyince. "Asla!" dedim "Buna ne gerek var ne faizi al ne de onu devlete geri öde. Ben faizin ismini bile yazamam. Yani haşa sümme Rabbim sen böyle emretmişsin ama benim canım böyle yapmak istiyor demek oluyor öylemi. Bilerek ben uçurumdan atlamak istiyorum diyorsun." Bir süre devam ettik benim maksadım onun akledip doğruyu kendinin görmesiydi. Biraz durdu ve "Evet" dedi "Haklısın yapmamalıyım."
Burda vurgulamnak istediğim davasına sahip çıkan var birde çıkıyormuş gibi davrananlar var. Bir çok doktor, profsör, eğitimci biliyoruz medyanın elinde oyuncak olan ve bunlar en önemli üniversitelerde sözüm ona talebe yetiştiriyorlar. Buna ancak yazık diyebilirim.
Yazar Abdurrahman Dilipak'ın çok sevdiğim bir yönü var. Hiç bir ortam veya kurumda asla kıravat kullanmıyor. Onun birde sürekli dillendirdiği bir sözü var diyorki. "Çocuklar okuldan kaçın çünkü öğrenecek hiç bir şey yok." Doğruyu öğretecek insan yok. Malesef gerçek bu hayatımız böyle. Yani "Akletmez misiniz?" emrini uygulayıp akletmek gerekiyor.
Günümüzde yazıkki genelde Allah'la ilişkiler hep dolaylı yollardan yapılıyor. Kendine şah damarından daha yakın olan Vekile yabancılaşıyor insanlar ve Allah'dan kopuk bir ruh ne halde olur bunu yazmaya dahi gerek yok zaten görüyoruz. Kul en değerli bir varlıkken kendi kendini harcayıp en değersiz olup perişan oluyor. İnsanın Allah tasavvuru yanlışsa Allah demiş olur mu? Kısaca insan Allah tasavvurunu düzeltmeden kendini düzeltemez..
Bir dip not olarak.. Enel hak. Hallac-ı mansur.. Sanıyorum açıklamaya gerek yok..
Verimli paylaşımınızdan dolayı teşekkürlerimi sunarım..
Selam ve dua ile...