EĞİTİM-ÖĞRETİM KİMİN İŞİ?
- Rüstem Budak yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 335 kez okundu
- rastgele...
Çağımızda Okul gelişmenin, yetişmenin ve hayatın temeli haline gelmiştir. İnsan hayatının çocukluk, ergenlik, gençlik ve orta yaşlara kadar okul değişik fonksiyonlarıyla karşımıza çıkar. Türkiye’de özellikle kamusal alana geçmek için tek geçiş noktası olduğu için okul en önemli çıkış yollarından biridir. Eğitim- öğretim ameliyesinin tümüyle havale edildiği okul kurumuna böylesi bir anlam yükleme düşüncesi sorunludur. Aileler çocukları için okul dışında bir eğitim- öğretim süreci düşünmez ve hayal edemez durumdadırlar.
Okulun böylesi etkili kurumsallaşmasına eleştiren 20 yüzyıl aydınlarından Ivan Illıch “Okulsuz Toplum” eserinde bu süreci değerlendirir. Sistemin ve halkın okula yüklediği anlam çok farklıdır. Sistem “kul” merkezli insanlar yetiştirmek isterken, halk nazarında ise mesleki bir atlama taşı olarak kullanmak ve becerilerini yükseltmek istemektedir. “Okul eğitim için sağlanan parayı, insan ve iyi niyeti kendine mal eder. Buna ilave olarak eğitim görevini üstlenen diğer kurumları da engelleme ye çalışır. İş, boş zaman, siyaset, şehir yaşamı ve aile yaşamının bile kendi başlarına eğitimin aracı olmaları yerine, bunların alışkanlıklar ve bilgi bakımından okula bağımlı oldukları peşin kabul edilmiştir.” Okul dışı eğitim alanlarının etkisi ve önemine ne kadar değinilse değinilsin okul dışında eğitim alanları üzerinde gereği durulup, yorumlanmamaktadır. Kurumsallaşmış alternatiflerde bulunmamaktadır.
Okula kutsal bir mabet gibi anlamlar yüklenmektedir. Okula devam etme zorunluluğu çocuğun ve gencin geleceğini şekillendirmede en etkili ve değerli zamanlarını geçirme mecburiyetinde bırakmamaktadır. Bu zorunluluk insanı gündelik yaşamdan kopararak ve onları daha “yabanıl, büyüsel ve son derece ciddi” bir ortamda bulunmaya mahkûm etmiştir. Okulda geçirdiği zamanı dolduracak bilgi, anlam ve gelişmeden çoğu kez yoksundur.“Okul modern proleteryanın dünya dini haline gelmiş ve teknolojik çağın fakir insanları için faydasız kurtuluş vaatlerinde bulunmaktadır.” Okula gitmeyen cahil, beceriksiz, yeteneksiz kabul edilmektedir. Veya okula gidip okulun belirlediği –ki genelde test başarı düzeyi merkezli ölçütlere göre geride kalan öğrencinin önemi ve değeri yoktur. Değer merkezli değil test merkezli bir algılayış ve değerlendirme ile bireysel güç ve yetenekleri keşfedecek insani temelde inşa edecek yaklaşımlardan yoksundur.
Modern çağın savunduğu en önemli argümanlardan olan eşitlik temelinde fırsatlardan faydalanma iddiası karşılığını bulamamıştır. Bulamadığı gibi ayrışma ve sınıfsal temelde oluşumu da beslemektedir. “Zorunlu eğitim, kaçınılmaz bir şekilde toplumu kutuplaştırdığı gibi uluslar arası kast sistemine göre dünya milletleri arasında sınıflamanın oluşmasına da yol açmaktadır” Yazar eğitimin para merkezindeki şekillenişi ile yeni sınıfların oluştuğunu, bu çemberi kırmanın zor olduğunu belirtmiştir. Okulun insanın “çocukluk” “gençlik” gibi kavramlarla insan yaşamını parçaladığını, kişiyi okula hapsederek yaşamın gerçekliğinden kopardığını belirtmektedir. “Gerçek bir eğitimi hayata geçirebilmek için toplumun oluşumuna doğru olan yönelimin önünde en büyük engel, Chicago’da yaşayan zenci bir arkadaşımın ifade ettiği gibi hayallerimizin okullaştırılmış olmasıdır.” Okul bireyselleşmenin yaşandığı, kendini var etmenin heyecanını hissettiği ve eleştirel aklın oluşmasına fırsat verdiği bir mekân olarak tasavvur edilir. Oysa yazar, oluşturulan sistem ve hedeflenen kitle açısından bakıldığında insanları daha derinden ve sistematik bir şekilde köleleştirdiğini iddia eder. Hayaller, umutlar, özgünlükler okulda bir düzen içerisinde bir sisteme göre şekillendirilir.
Bireysel zenginliği yok eden, aklı düzleştiren, eleştirelliği sıfırlayan ve en önemlisi çoğu kez ehliyetsiz öğretmenlerin kontrolünde düşünsel dumura uğrayan çocuklar ortaya çıkmaktadır. Okulların varlığını şekillendiren etkenler vardır:
a- Okul’un maddi imkânları önemlidir. Öğrencileri yönlendirecek sosyal- kültürel alanlar, laboratuvarlar, iş- resim- müzik atölyeleri ve spor salonlarının olduğu ortamların varlığı çok önemlidir. Türkiye’de bu imkânlarla donatılmış çok az okul bulunmaktadır. Okul demek soğuk dört duvardan başka akla gelen bir yoktur.
b- Okulların belli bir ideolojisi vardır. Bu ideoloji siyasi sistem tarafından belirlenmiştir. Bu ideolojinin tartışılması mümkün değildir. Okullarda temelde bu ideoloji için vardır. Bu ideolojinin yaygınlaşması ve toplumsal- bireysel tabanı için kurulmuştur. İnsan şuurunun- özgürlüğü İdeolojinin dar kalıplarına mahkum edilir.
c- Okullar çocukların en önemli muhatabı öğretmenlerle buluştuğu mekanlardır. Öğretmenler çocuk bilincinin yetiştiricisidir. Türkiye’de ki okullarda öğretmenlerin sahip olduğu yeterlilik düzeyi çok düşüktür. Böylesi bir seviyedeki öğretmenlere teslim edilen çocukların düşünce ve hayata hazırlanma yolunda önemli kayıplarla yüz yüzedir.
Okulun varlığı ve yerini yeniden tanımlamamız gerekmektedir. Eğitim- öğretim sürecini sadece ve sadece okula indirgemek sorumluluklarımızdan bizi kurtaramaz. Okulun varlığını tamamlayacak ve hatta onu aşacak bir algı biçimlendirmek gerekmektedir. Bireysel ve sivil alanda alternatifleri ortaya koyarak hem okulların yükü hafifletilmiş ve asli fonksiyonuna döndürülmüş olur, hem de yeni bir medeniyetin inşasına doğru giden yolda katkıda bulunacak çabalar destelenmelidir. Bildiğimiz ve doğru kabul ettiğimiz ve değiştirmekten o kadar çok yanlış algımız var ki ama bir yerden başlamaktan da başka çaremiz yoktur.




Ben eğitimin tamamen
Ben eğitimin tamamen bireysel bir eylem olduğu inancındayım. Çağdaş eğitim, doğrudur köle yetiştirir. İdeolojik köle. Bu bütün dünyada bölye. Devletin umurunda değildir, kişinin iyi eğitilmesi. Öyle olmasa ideolojilerin kurbanı edilir mi genç ve ter ü taze insanlar...
Aile bu işe el atmalı. Her anne baba çocuğunun eğitimiyle ilgilenmeli. Bu eğitim vahiy merkezli bir eğitim olmalı. Başka çıkış yolu yok. Önce tasavvurlar doğru inşa edilmeli, sulara sonra açılmalı...Vahyi merkezde kabul etmeyenler çıkabilirler, kendileri bilirler. Bir'e kul olmayan, çoklarına köle olmaya mahkumdur.
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.