EN BAŞTAN
- suphibayram yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 76 kez okundu
- rastgele...
Selamun aleykum
Benden isteyeceğiniz hiç bir şey “çok” olamaz.
Şöyle bir arkama yaslandım,52 senenin özgeçmişi nasıl yazılır diye düşündüm.
Kafamda yaptığım hazırlıkta,gelebilecek sorularınıza, birşeyler vermek amacıyla cevap vermeyi,bu cevaplarımı biraz ders niteliğinde yazmayı düşünmüştüm.Şimdi bu düşündüğüm formatı muhafaza etmekle birlikte yanlışı ile doğrusu ile yaşanmış bir hayat profili çizip sizlere yanlışı doğrudan seçme imkanı vermeye çalışacağım. En baştan.
17 şubat 2008 pazar sabahı kar yağıyor. Gene böyle soğuk ama karsız bir 2 Ekim sabahı 1955 senesinde Merzifon ilçesinde dünyaya gelmişim. Havza müftüsü olan dedemin babası Sıtkı hoca Kur'an da "subh" diye geçen "seher vakti" manasına gelen suphi ismini kulağıma Mustafa ile beraber okumuş. Eskilerin bildiği edep ve eğitim, isim koymada da kendini gösteriyor. Zira sadece bir Mustafa ismi koymak, bazı kötü nitelemelere takı olur diye devamlı kullanılacak bir isim koymak daima edebten olmuştur. Bu sayede bana "Ulan Suphi" gibi veya daha başka hakaretler olmuştur ama diğer ismimi kimse böyle bir sıfatla beraber kullanamadığı için edep muhafaza edilmiştir.
Babamın memuriyeti (...) onu Diyarbakırlara sürüklemiş beni de dedemin yanına bırakıp gitmişler.
Yedi yaşıma kadar Merzifon'da kalmışım.Bu arada ben üç yaşlarında iken babamın dedesi havza müftüsü Yusuf Sıtkı Bayram (arama yaparsanız çıkar) vefat etmiş.
Ve ben onun oğlu Safi dedemin ve babaannnemin yanında 7 yaşıma kadar kalmışım.
Rahmetli Safi dedem benim hayatımda çok önemli bir yer tutar. Ben onu hep namaz kılarken hatırlarım, çok Kur'an okur, sürekli tebessüm eden beyaz sakallı bir ihtiyarcık.
Ve ben bilhassa o namaz kılarken sırtından inmeyen, karşısına geçip sürekli şaklabanlık yaparak onu güldürüp namazını bozduran yaramaz torun.Daima onun peşinde, tuvalete gitse bile kapıda bekleyip “Dede daha bitmedi mi?” diye rahatsız eden geceleri dedesi ile yatan yaramaz. Dedemin bana hiç kızdığını hatırlamam çok kızınca sadece “teres” derdi, manasını hala bilmem. Ve dedemin hatırası Namaz.. O namaz kıldıkça bende onun yanında yerimi alıyorum. Ve o kıldığım namazlardaki çocuk saflığı ve masumiyeti ile aldığım tadı hala hatırlıyorum. Bu nasıl bir tad... Allah (c.c.)‘ı tanımaktan veya bilmekten dolayı değil, oyun anlamında ama dedemin namaz esnasındaki sessizliği, vakarı, ciddiyeti...
Selam verdikten sonra benim sanki iyi bir iş başarmanın sevincini kalbimde duyarak iç geçirmem, hiç unutmadığım tad. Tabi ne zaman kafam eserse o anda da yaramazlık zavallı dedem mutlu perişan.
Tekne oruçlarını unutmayım. Kıyametleri koparıp kendimizi sahura kaldırtabildiğimiz günler de tuttuğumuz oruçun adı. Hiç alakası yok zaten sabahtan koşmaya başlar, susayınca çeşmeden gurk gurk diye suları içer (çocukluğumda yaz günleri) sonra da öğlen olunca afiyetle babaannemin hazırladığı yemeği yer orucumuz bitirirdik.
Bu oruçların bende bıraktığı unutulmaz tadı,büyükler gibi bir ibadet yapmanın büyümüş mükellefiyet havası daha sonra ayrıldığımız bu ibadetlere hasretle tekrar sarılmamıza sebep oldu. Ben namaz la oruçla tanışıyordum, Onlar ne tatlı şeylerdi.
Elimin yanındaymış da haberim yokmuş. 7 Yaşında namaz artık düzenli kılınabilmeli,oruç on yaşında bir çocuk tarafından eksiksiz tutulabilmeli. Bu zemini doğduğundan itibaren hazırlamalı anne babalar.
Dedelerin ve babaannelerin, çocuğun hayatındaki yeri için bir yazı hazırlamak lazım. Belki bu fikrimi yazar üstad’lara söylersek güzel bir eğitici yazı hazırlarlar.
Yedi yaşım da ver elini Diyarbakır. Bu arada bir erkek bir kız kardeşim daha olmuş. İşte kardeşlerin dediler. Bu hayatımda hala devam eden çok garip bir duygu verdi bana. Sanki anne ve baba onların, dede babaanne benim.İki kardeşim daima bir oldular, annemin babamın sevgisiyle ayrı gayrı olmadı, çok güzel oyunlarda kurardık ama sessizce de bu duygu devam etti aramız da. Beni sever ve çok sayarlar ama hala abi demezler.
Siz siz olun sakın çocuklarınızı ayırmayın. Tavuklar bile kendi yavrularını kendileri büyütür. Çocuğunuzun önüne koyduğunuz model kendiniz olun. Müslüman ve müslüman ca yaşayan.
Yedi yaşımda önümdeki model değişti, okula da başlayınca daha değişik bir dünyanın içinde buldum kendimi. O sessiz sakin namazın yemek içmek kadar gerekli olduğu, aksatılmayan ortamından, birden bire okul ve oyunla dolu bir hayat. O zamanın behrinde insanların namaz kılması örtünmesi diye birşeyler yok. Sonradan anlatacağım bir anekdotta bunu anlayacaksınız.
Yakınımız da bir cami inşaatı var. Bilenler bilir, Ofis cami. Babam her nekadar ibadetlerini yapamasa da bizleri yazın Kur’an kursuna gönderirdi. Biraz aşina olsam bile Kur’an okumamı, tam hatırlıyamıyorum 8-9 yaşlarıma rastlar. Orta okulda din dersi hocamız, öldüyse Allah (c.c.) rahmet etsin. Bizlere sıra üstünde namaz kılmayı ve kısa sureleri ezberletti. Ama ben evde kimse namaz kılmadığı için olacak, namazı terk ettim. Ancak dedemler gelirse veya yaz tatillerin de babamla beraber Cuma'ya giderdik.
Hatta dedemlerin bizde kıldığı ramazanlar da sabah namazı cami de dopdolu teravih kılıp oruçlu çok güzel günler hatırlarım. Böyle bir ramazan ayı sonunda dedemler gittikten sonra ben namazımı bırakmadım devam ettim. Evde benden başka kılan yok. Babam annem seviniyor. Birgün ben namaz dayken komşu geldi. Beni namaz kılar görünce “Aaa Suphi namaz kılıyor diye” hayret nidaları çıkarınca ben utandım ve namazı tekrar bıraktım. Çocuğun namazı neden kılması gerektiğini bilmeli.
Namazsız günlerim babamın emekliliğinde de devam etti biz Merzifona yerleştik. Lise sonu orada okudum sonra kursa gittim. İmtihana girdim, iktisat dahil eğitim fakültelerine girmeye hak kazandım. Hatta puanım Eğe tıpa yedek kayıt yaptıracak kadar yüksekti. Bu arada bir piyango bilet gişesinde çalışmaya başladım. Bir gün babam elinde formlarla geldi. Beni İzmir'e yolladı. Bir sene okuduktan sonra ben de artık bir baba mesleğindendim.
Evliliğim tamamen görücü usulü ile oldu. Ben hanımı nikahta gördüm. Aslında biz çok yakın akrabayız, benim halam onun dayısı ile evli ama ben onu hatırlamıyorum. Benden üç yaş küçüktür.
Görücü usulü evlenmekten hiç bir sıkıntı duymadım. Ebeveynlerin bu seçimleri yaparken tam bir “denklik” kurmak için nasıl ince eleyip sık dokuduklarını anladım. Anneme babama yedi yaşıma kadar ayrı olmama ve bunun getirdiği psikolojik rahatsızlıklara rağmen hiç itiraz etmedim. İşime gelmese de itiraz etmedim. Onların ve dedemin bana veremediği dini eğitim den ziyade kazandırdıkları “Sosyal zeka” hayatımı yönlendirdi. Bu zeka herşeyi meta, rakamlarla ölçmek yerine; İnsana kulluk borçlarını yerine getirmeyi, anne babayı, akrabayı, müslüman kardeşini gözetmeyi vaaz ediyor. Bir arkadaşınıza rastlıyorsunuz, hiç görüşemiyoruz diyor. Cevaben; hiç vaktim yok diyorsunuz.
Halbuki vakit ayırmamıştınki zaten. İşte bu Matamatiksel zekanın misalidir. Kendimizi yalnızlaştırmak, ferdden topluma giden dinimizin, ferd ve toplum olarak üzerimize düşen Ferman’ı yapmadığımız anlamına gelir.
Neden bahsediyorduk nereye geldik.
Neyse; çiftlerin denkliğinin dışında ailelerin de denkliklerini aradıklarını bunun da çok önemli olduğunu belirteyim. Birbirini beğenmeye hiç karşı değilim, çiftler birbirini görür beğenir karar verirler. Ama anlaşmak için beraber dolaşmalara dinimizde cevaz yok biliyorsunuz.
1985 senesine kadar 3 tane çocuğumuz oldu. En küçüğü kız. Son çocukta olan rahatsızlıktan sonra artık ailemizin sayısı kesinleşti. (Tabi “gelin” duymasın).
Tekrar namaza başlamam 82 senesinde oldu. Yeni tayin olan bir abimin inanç noktasında eksiği bulunmayan (elhamdulillah) “kaçağı” yakalayıp seccadenin üstüne koyması gecikmedi. Hemen peşinden hanım da namaza başladı ve örtündü.
Örtü...
Üzerinde tarih boyunca kanın,gözyaşının eksik olmadığı islamın görünen yüzü,islam sancağı. Erkeklerin sıfatında izi bile olmayan, hanımların ben islamım diye salladıkları “İslam sancağı.”
Erkekseniz, haşemayla denize bile girersiniz, keçi sakal bırakır, küpe takar, saç uzatırsınız. Kim bilir ki sizin dindar olduğunuzu. Ama bir başörtülü hanımsanız, ailenizde bile “kendine itiraz kültürü” edinmiş akrabalar tarafından tacize uğrar, baskıya maruz kalırsınız, adeta itilirsiniz. Ama siz biliyorsunuz “akraba” ile ilgili Allah (c.c) fermanını. Bir yandan bu sancağı taşır bir yandan “ömür boyu davet” görevinizi yaparsınız.
1994 senesine kadar her çeşit bürokratik, hiyerarşi, demokratik vs’lik baskıyı yemiş bir müslüman olarak yaşadık. Meslekteyken çocukları imam hatipe yolladım, bu iş o tarihte olmaz birşey, öğretmenler evimin kapısına dayandı. Çocuklarımı yobaz yetiştiriyorum diye. Allah cc hikmeti çocuklarım okadar başarılı ki Türkiye çapında resim 3.sü bile olabiliyorlar. Elhamdulillah biri Hacettepe Kimya'yı bitirdi, yüksek lisansı tamamladı, doktora yapıyor ve de çalışıyor. Okuyanlar evliliği geri plana atıyor galiba daha bekar. Ortanca oğlum Makina mühendisi oldu, evlendi çalışıyor.(Ben de bu arada dede adayıyım belirteyim).
Ah benim sevgili kızım ne gözyaşları döktü başörtüsü yüzünden. Yazarken bende tutamıyorum kendimi. Orta üçten sonra imamhatipi bıraktı. Ama liseyi dışardan bitirdi. Hafız oldu, bir sene başka bir kursa imam hatip seviyesinde, şimdi de İstanbul'da İlahiyat seviyesinde yatılı eğitim alıyor.
Hakkı hukuku gözeten, kendi için istemediğini başkası için de istemeyen, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği, dini yaşayan bir ailenin, her yerde rastlanan, bilinen portresidir bu görüntü. Ama senin mücadelen şeytanın safında Allah (c.c.) karşı ise, zaten biz senden olmazsak ağzımızla kuş da tutsak senin için farketmez. Çünkü biz sen gibi şeytanlara, tağutun uşaklarına düşmanız. Senin bu dünyadaki kazanımlarını paylaşmak niyetinde değiliz, sadece Allah (c.c.) fermanı ve Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vessellem)‘in yolunda öz yurdumuz Ahirete doğru yolculuk yapanlarızBurda olandan bir şey istemiyoruz.Bizim payımız Ahirette. Size de pay var(!)orada.
1994 senesinde emekli oldum. Yerleştiğim yerde bazı arkadaşlarla beraber toptan gıda mobilyacılık, makina tamiri gibi işlerde çalıştım. Şimdi artık sürekli bir işim yok. Kimi zaman Kur’an okuyarak yeni tanıştığım internette beğendiğim sitelerle, çevremde arkadaş sohbetleri ile vakit geçiriyorum. Bunun dışında oğlumun yanına misafir oluyoruz. Günlerimizi geçiriyoruz hanımla. Bu yaza başka şehirlerde yaşıyan arkadaşlarımızı ziyaret gitmeyi planladık. Allah (c.c) nasip ettiği ‘bir’ mevsimde Hac yapmayı istiyoruz.
Biraz uzunca olan bu enbaştan hikayemi; İsim koyma, namaz, oruç, evlenme, ana babaya itiraz, başörtüsü ana başlıklarında yazmaya çalıştım. Ama satır aralarında da birşeyler var. Onlarda çok önemli. Hayatınızı yaşarken taklidi, mukallit, herkesler öyle yapıyor gibi değil. Müslümanlığa özel yaşayın. Namaza törenle hazırlanın. Namazı törenle kılın.
Necip Fazıl Kısakürek üstadın dediği gibi;
“Her zerresi yanacak gibi susadığı zaman önüne bir bardak veya sürahi su çıkarılınca onu içer içmez” bu muydu gaye “diye bir küçük hüsran doğar adamda.”
“Bir oruç gününün akşamı iftarın lezzeti içinde, oruç tadının daha büyük olduğunu hissedin”
Ey şiddet anımı sukunete dönüştüren,
Yalnızlığımı paylaşan,
Ağladığımda hıçkırığımı duyan,
Sustuğumda sesim, coştuğumda nefesim olan Rabbim.
Geceleri uyutmasan uyuyamam,
Sabahları uyandırmasan uyanamam,
Yürütmesen yürüyemem,
Biliyorum sen oradasın ama dilemesen gelemem.
Ey yüceler yücesi,
Ey hasretin ta kendisi,duy beni.
Sesime kulak ver ve beni kendinden başkasına müptela kılma!
Beni bu dünya gurbetlerinde perişan etme.
Bahtına düştüm sultanım…
Ümit Meriç
En Baştan böyle, sonunu Allah cc hayır etsin.Kazancım dualarınız olacak.








Son yorumlar
1 saat 23 dakika önce
9 saat 18 dakika önce
9 saat 28 dakika önce
9 saat 43 dakika önce
9 saat 44 dakika önce
10 saat 20 dakika önce
1 gün 5 saat önce
1 gün 21 saat önce
2 gün 3 saat önce
2 gün 4 saat önce
2 gün 5 saat önce
2 gün 6 saat önce
2 gün 14 saat önce
2 gün 18 saat önce
3 gün 7 saat önce