ETİKETSİZ YAZILAR - I
- Kadir POLAT yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 955 kez okundu
- rastgele...

Okuma üzerine hepimizin kattığı anlamlar değişim göstermektedir.
Okuma ibadeti; içeriğini dolduran soyut ve somut evreler ile bir kutsal yolculuk serüveni taşımaktadır.
Okuma…
Okuma bir faaliyettir. Bu faaliyet neticesi ortaya çıkan eylemi –ikra’ya- cevap olarak yapabilmişsek ne mutlu.
Kimse İbrahim’i bir okumayı tek referans olarak gösterme cesaretini kendinde bulamaz.
Günümüzde yapacağımız böyle bir okuma Donkişot’ça bir cesaret barındırır. Hepimizin bildiği gibi Donkişotluğu cesaret olarak nitelemez literatür. Bizler bununla kalmayıp daha da ileri giderek cesurluğa Donkişotluk sıfatı vererek literatürü nitelemeye çalışma gayretinden de geri kalmıyoruz.
Hatta mistisizm kokusu taşıyan bir eylemin faili olmak, bize daha kolay, kutsal ve rahatlatıcı bir olgu olarak karşımıza çıkabiliyor.
Burada bizleri yanılgıya iten ise akıl süzgecinden geçmeyen ve kiraya verilen bir akılla yapılan hareket olma olasılığıdır.
Birey yaptığı yanlış eylemler bile kendine ait olması gereklidir. Bir başkasının söylemleriyle düşünüp tartmadan yapacağı şeyin cevabını veremez. Ancak ona yaptıran en iyi cevabını bilir.
Evrensel kıstasın (KUR’AN) terazisine vurulmadan yapılacak faaliyet mutlaka eksik olacaktır.
İşte tam burada Kur’an’ ın kuşatıcılığı devreye girer.
Okuma faaliyeti ona göre bir anlam ve değer taşır, yoksa cümlelerle dolu bir heybe ve bunun taşıyıcısı….








"Evrensel kıstasın
"Evrensel kıstasın (KUR’AN) terazisine vurulmadan yapılacak faaliyet mutlaka eksik olacaktır."
El-hakk!!!
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
Net ve anlaşılır
Yazınız oldukça net ve anlaşılır. Aklınıza, gönlünüze sağlık. Keşke daha uzun olsaydı diye geçirdim içimden...Kaleminize kuvvet.
Saygılar
bilgi
İnsanın kendi nefsini tanıması onun bilge olması için yeterlidir
hz.ali
yazınızı okuyunca
yazınızı okuyunca aklımda var olan soru geldi...ilk vahiy neden ikra?.dinle olması daha mantıklı gibi diye düşünürdüm ama işte benim aklım...acziyetim...
beni İLAHİ aşka ulaştıracak bir Şems'e hasretim
Yazınızı ve yorumları okuyunca
Kadir bey,
Muazzam bir pastayı kapının ucundan gösterip kapıyı yüzümüze kapatmışsınız gibi geldi.
Keşke biraz daha detaylı, bilgili ve doyulmaz olsaydı.
"Kısa" kelimesini çok zaman düşünmüşlüğüm vardır. Neye ya da kime göre kısa. İnsanız işte, illâ ki bir şeylerle kıyaslayacağız, öyle değil mi? "Kısa"ya yeterli gelen his kısa, "Uzun"a yeterli gelen his de uzun olsa gerek. Bu nedenle ben de yazınızın kısa olduğunu hissettim. Biraz daha uzun ve detaylı olsaydı üzerinde konuşacak bir şeyler çıkarırdım; ama bu haliyle hangi dala basacağımı bilemediğimden ağaca çıkmamayı -affınıza affınıza mağruren- yeğledim...
Engin beyin yorumunu çok beğendiğimi itiraf etmeliyim. İlk emir "Oku!", neden "Dinle!", "Gör!", "Düşün!", "Tanı!", "Bil!" ya da "Yaşa!" değil? (Bu arada anlamak* ana kategorilerine dikkatinizi çekmek isterim. İnce, derin, zarif ve harikulâde bir düşünce. MaşaAllah.)
Bu meseleyi dikkatle düşüneceğim. Bana katılan olursa sevinirim.
etiket meselesi
yazının etiketi; okuyucuya yüklemiş oldugu manadır, okuma neticesindeki hislerin karmaşasıdır.. yazmış oldugunuz yazı okuyucuya hiç bir şey katmıyorsa vermiyorsa yüklemiyorsa etiketsizdir.. lakin; insanlarda okuduktan sonra iz bırakıyorsa başlıgınız beyhude bir başlıktır.. yüregine saglık başlık harici güzel olmuş kardeşim...
"Oku"mamız fiili bir duaysa yorumumuz da aminimiz olsun.
Nedenini tam manasıyla tasvir edemesem de bir diğer kardeşimin yorumunun aksine ilk önce başlık dikkatimi çekti diyebilirim. Zira günümüzde birçok insan yazının mahiyetinden çok yazanın etiketine bakarak yazıya itimad ediyor. Yazar kardeşimizin bu başlığı takdir etmesindeki gaye bu olmasa bile; okumanın Yök'ün tekelinde algılandığı bir toplumda etiket sahibi olmadan böylesi fikriyatları kağıda nakşetmeye çalışmaya yakışır bir başlık olmuş. Ünsanların "Oku" emrinin hakkını etiketli şahıslardan çok daha iyi verbileceğine, "Bu faaliyet neticesi ortaya çıkan eylemi –ikra’ya- cevap olarak yapabileceğine." dair şahsım adına bir gönderme yakalayabiliyorum bu başlıkta.
"Kimse İbrahim’i bir okumayı tek referans olarak gösterme cesaretini kendinde bulamaz." demişsiniz. Belki bir çoğumuz diyerek bu erdemli fiiliyatın olabilme ihtimaline bir açık kapı bırakmalıyız. Bu yazı da bunun fiili duası olsun biz de amin diyelim...
Oku emri âmâları da, ümmîleri de kapsadığına göre kainatı hecelemek, tefekkür etmek, anlamak*'ın ana başlıklarındaki tüm eylemler bunun birer yolu olsa gerek...
Rabbim okumanın ve bu vesileyle edindiği tefekkürün hakkını verenlerden, ilmiyle amil olanlardan, halinden başkalarının da hayırlar okuduklarından eylesin hepimizi...
"Oku"mamıza vesile olduğunuz için teşekkürlerimle...
...
dilsizmütercim;
Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri...
Sesini yükseltme sözünü yükselt...
Bu Bir Düzeltmedir.
Etiket konusunda yazdıklarınız taltif mahiyetinde.Teşekkür ederim.
Ayrıca eksik olan bir konuyu etiketlemişsiniz bunun içinde ayıca teşekkürler.
DÜZELTME..
"Kimse İbrahim’i bir okumayı tek referans olarak gösterme cesaretini kendinde bulamaz". Yerine kardeşim Meryem Rabia Taşbilek'in belirttiği cümle daha uygundur.
Birçoğumuz un yaptığı bir yanılgıdır bu İbrahim’i bir okumayı tek referans olarak gösterme cesareti.
..........................................................
Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.yunus 100
"ikra" kelimesinin anlamı üzerine
Yazınızdaki nitelikli düşünceler için teşekkürler...
Engin bey " ilk vahiy neden ikra?.dinle olması daha mantıklı gibi diye düşünürdüm "diye bir yorum getirmiş ve bunu maalesef acziyeti olarak betimlemiş. Oysa ben pek çok müfessirin yakalayamadığı bir noktayı yakalaması sebebiyle kendisinin mütevazılık örneği taşıdığını düşünüyorum. Çünkü "ikra" kelimesi okumak anlamında değil tebliğ yani müşahede edilenin yorumlanması anlamındadır. Nitekim ümmi bir peygambere oku emrinin gelmesi uygun düşmeyeceği gibi Müddesssir sûresinde yine tebliğe ilişkin ibarelerin bulunması da ikra kelimesinin tebliğ anlamına bina edilmesinin daha uygun olduğuna delalet etmektedir.
Nitekim W. Montgomery Watt da ikra kelimesini "Duyur" anlamında tercüme etmekte ve oku anlamının sonraki müslümanlar tarafından verildiğini iddia etmektedir.
Saygılarımla...
W. Montgomery Watt'ın
W. Montgomery Watt'ın yorumunun zorlama bir yorum olduğunu düşünüyorum. İkra'nın belki de içinde böyle bir anlamı barındırıyor olmasına rağmen, ilk anlamı kelmenin her anlamıyla okumadır. Fikri, zihni, kalbi, tarihi, siyasi, ekonomik, kültürel vb.( Kaynak: Mustafa İslamoğlu)
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
"ikra" kelimesinin anlamı üzerine
Doğru düşünme ve doğru yorumlamak için söylemi kendi dönemi içinde tahlil etmek gerekir. Âyetlerin tefsirinde de temel hareket noktası, âyetin o döneme ne söylediğini anlamak ve sonra o ifadeyle neyin kastedildiğini belirleyebilmektir. Bu nedenle ben "ikra" kelimesinin oku anlamında olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu anlamın açmazları olduğu gibi bizi ışığa götüren bir çıkış kapısı da bulunmamaktadır. Mesela Kur'an'da huri kelimesi siyahı tam siyah ve beyazı tam beyaz kadın anlamındadır. Cennettte hurilerin verileceği ile kastedilenin böyle bir kadın olduğunu düşünürsek ve her dönemin kendine göre farklı bir kadın tasviri olduğunu da dikkate alırsak ortaya hiç de basit olmayan bir problem vücuda getirmiş oluruz. Âyette anlatılan Arabın beğendiği kadındır. Kastedilen ise herkese istediğinin verilecek olmasıdır. Çünkü Kur'an, ilk indiği toplumun kültürünü kullanmak zorundaydı. Saygılarımla..
İkra ve Alak üzerine, okumak ve işitmek-duyurmak
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
İkra kelimesi, âyetteki alak kelimesi ile birlikte ele alınmalıdır diye düşünüyorum. Alak kavramı kan pıhtısı, yumurta akı gibi bir sıvı şeklinde tefsir edilirken, alaka kelimesi ile aynı kökten olması sebebi ile de alaka kurmaklıktan bahsediliyor. Yaratan Rabbinin adı ile oku, o sizi alak'tan yarattı... Burada okumak alaka kurmak şeklinde ele alnırsa, okumak varlığı, hayatı, islâmı ve her şeyi okumak, anlamak , alaka kurarak an-lamak mânâsındadır. Gönül Tanrı'nın insandaki uzantısıdır, ve Tanrı'nın insandaki yeridir, eski türklerde bu böyledir,Kutadgu Bilig'de Yusu Has Hacip, "akıl ,şefkât dolu bir gönüldür" der.
Allah(c.c), bir kutsi hadiste ,"Ben inanan kulumun kalbine sığarım." demektedir. Burada merkez kalptir, zaten Türklerin, akılile gönlü aynı şey saymaları ve aklı , gönlün varlık âlemine baktığındaki hâli sayması bunun göstergesidir.Türklere, İslâm öncesi dönemde art niyetli olarak bakan,Türklere şamanist diyen oryantalistler ile ahmak türkçüler dışında kalan insaflı yabancı ve yerli tarihçiler,düşünürler bunları ifade etmektedirler.Ayrıca Kutadgu Bilig gibi bir eser elimizde mevcuttur.
Bu açıklamadan sonra, bir de Mevlânâ'nın, o dönemlerde yazma âdâbı gereği her esere besmele ile başlanırken, ne için Mesnevi'ye besmele ile başlamayıp ,ilk önce farsça "Bişnev(dinle-işit)" ile başladığı hususunu belirtmek isterim.Bu oldukça önemlidir, çünkü işitme olmadan nefs gelişimi, insan olmaklık ,kemâle ermek mümkün gözükmemektedir.İşitme diğer duyulardan farklıdır bu mânâda,hikmetin başlangıcı için dinlenilmesi gereklidir.İkra'nın duyur ile olan bağı oldukça önemlidir.
Saygılarımla...
"İkra" Kelimesinin Anlamı Üzerine Bir Hatırlatma
Es-Selâmü alâ men ittebea’l-Hüdâ
Bu fakîr, "ikra" kelimesinin anlamına dâir yapılan yorumları okuyunca, düçar olmaktan kendini alamadığı teessürünü siz değerli kardeşleriyle paylaşmak ister…
Bir zamanlar dillerde pelesenk olmuş bir söz vardı; Ağzı olan konuşuyor...
Özür dileyerek belirtmek isterim ki, "ikra" kelimesinin anlamı üzerine çalakalem yapılan yorumlar, bu söylemi doğrular mahiyette bir infiâl ve teessür uyandırıyor.
Bir kardeşimiz; "İlk vahiy neden ikra?. Dinle olması daha mantıklı gibi diye düşünürdüm ama işte benim aklım... Acziyetim" diye görüş belirtirken, diğer bir kardeşimiz, bu tespiti destekleyen şu cümleleri serdediyor; "Engin beyin yorumunu çok beğendiğimi itiraf etmeliyim. İlk emir "Oku!", neden "Dinle!", "Gör!", "Düşün!", "Tanı!", "Bil!" ya da "Yaşa!" değil?"
Neden? Neden? sorularının hafsalamızda ve yüreğimizde meydana getirdiği sarsıntıların şokunu henüz atlatamamışken, bir balyoz da aşağıdaki satırlardan geliyor;
Engin bey "İlk vahiy neden ikra?. Dinle olması daha mantıklı gibi diye düşünürdüm" diye bir yorum getirmiş ve bunu maalesef acziyeti olarak betimlemiş. Oysa ben pek çok müfessirin yakalayamadığı bir noktayı yakalaması sebebiyle kendisinin mütevazılık örneği taşıdığını düşünüyorum. Çünkü "ikra" kelimesi okumak anlamında değil tebliğ yani müşahede edilenin yorumlanması anlamındadır. Nitekim ümmi bir Peygambere "Oku!" emrinin gelmesi uygun düşmeyeceği gibi Müddesssir sûresinde yine tebliğe ilişkin ibarelerin bulunması da ikra kelimesinin tebliğ anlamına bina edilmesinin daha uygun olduğuna delalet etmektedir.
Nitekim W. Montgomery Watt da ikra kelimesini "Duyur" anlamında tercüme etmekte ve oku anlamının sonraki müslümanlar tarafından verildiğini iddia etmektedir.
Bu satırları okuyunca, ister istemez, Hucurat Suresi 16. âyet geliyor hatırıma...
"De ki: Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz?"
Ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ihtârı düşüyor yâdıma;
"Kim Kur’ân'da görüşüyle söylerse ve bunun üzerine isabetli olsa dahi, hakikaten o hata etmiştir."
Ardından Fil Hadisesi ile ilgili âyet-i celîle geliyor aklıma...Elem tera keyfe feale rabbuke bi-eshâbil fîl "Görmedin mi Rabbin, fil sahiplerine ne yaptı?"(Fil Suresi:1)
Düşünüyorum... Kur’an ayetlerine mantık çerçevesinde bakan kardeşlerim, acaba Peygamber’in doğumundan 52 gün kadar önce meydana gelen Fil Hadisesi ile ilgili bu âyet için ne buyururlardı? Görmedin mi? Rabbin, fil sahiplerine ne yaptı?" Görmedin mi?
Dostlar...
Takdir edilmelidir ki, sıradan bir kitabın başka bir lisâna tercümesi için dahi, o lisâna yeterli derecede vukûfiyet gerekir,
Hal böyle iken, Kelâm-ı Kadîm’in ve Murad-ı İlâhî’nin hakkıyla anlaşılması, ve "şu, şudur" şeklinde görüş serdedebilmek için, en azından usûl , âlet, bedi, beyân, meanî, kelâm, fıkıh ilimlerine, ayetlerin esbâb-ı nüzûlüne, nâsıh-mensûh’una, muhkem ve müteşâbih’ine i’rab ve i’cazına dâir Ulûm’ul-Kur’ân’a vâkıf olmayı gerektirir.
Bu ilimlere vakıf olan müfessirîn dahi, kılı kırk yaran hassasiyetlerine rağmen, yanlış ma'na vermekten Allâh’a sığınırlarken, kıyâmete kadar bâki kalacak olan yegâne kurtuluş kitabı Kur’ân-ı Kerîme, O’nun yüce kelimelerine,-ondört asırlık ilmî mîrâsın hilafına-indî ve zannî yaklaşımlarla, mantık nokta-i nazarından ma’na vermeye kalkışmak, gâfilane bir şecaatten, başka bir şey olmasa gerek...
"De ki Ey Habibim: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer/9)
"Allah'tan ancak âlimler hakkiyla hasyet ederler, korkarlar" (Fatir/28)
"Eğer bilmiyorsanız zikir (Kur’an) ehline sorunuz." (Nahl/43)
Mü’mine düşen, W. Montgomery Watt gibi müsteşriklerin dümen suyuna girip, tehlikeli sularda dolaşmak değil; bilmiyorsak ilm ehline sormak ve Allah’tan hakkıyla korkan ulemânın nurlu yoluna tâbi olmaktır.
Ve’s-selâm.
evet arkadaşlar lütfen
evet arkadaşlar lütfen azcık ciddiyet. sözü uzatmak istemem ama kuran bu ,lafzı değil gavlı değil kelam-ı ilahii ... kelam kelam neysede heleki muradı ilahi olması iyice bi temkine sevkediyo insanı bu demek midir ki üstünde mulahaza etmeyelim elbetteki hayır ama az daha ciddiyet ,temkin,tedbir,tadarru,havfiyet,haşyet..... vede istiaze.
kemter 'e
Birer kılavuz niteliği taşıyan değerli fikirlerinizi beyan ettiğiniz ve Kur’an noktasında gösterdiğiniz hassasiyetten dolayı rabbim razı olsun.Teşekkürler.
Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.yunus 100
kemter Âmîn... Âmîn...
kemter
Âmîn... Âmîn... Âmîn...
Allah ümmet-i Muhammed'den râzı ola..
Kur'ân'ın kılavuzluğunda,Sırat-ı Müstakîm üzre sâbit kadem kalabilmemiz; Kur'ân'ın râzı ve şefaatçi olduğu zümreye dâhil olabilmemiz niyazıyla...
Teşekkürler...