EVET, DÜNYAYI KURTARACAĞIM

Kategoriler:

Evet, dünyayı kurtaracağım! İtirazı olan bir adım geriye çıksın!

Kelimeler, her biri aklıma serpilen, havsalama ekilen tohumlar gibi. Ruhumla ve düşüncelerimle beslenip büyüyen, izanımca açı(lı)p serpilen tohumlar. Allah; yaratışı, yarattıklarını iki uçlu kılmıştır. İyi-kötü, güzel-çirkin, cennet-cehennem, dünya-öteki dünya?

...

Arada kalan sadece ‘araf’tır. Ya arafta kalan insan?

...

İnsan, küçük âlem, diğer bir deyişle (küçük) dünya. İnsan, zahiri görüntüsüyle sadece bir kabuktan müteşekkil yaratılmış. Dışı uçsuz âlem, içi dipsiz âlem, insan bir kabuk. Kabuğu delebilenler; içine ya da dışına doğru gayretince ve yeteneğince esriyen, eğ(r)ilen, hatta uzanan bir sonsuzluğun merkezi olmakta. Hangisi daha derin, daha dipsiz ya da daha sonsuz olabilir? İnsanın içindeki âlem mi, dışındaki âlem mi?

İki yol var önümüzde. Görülen ve tutulan somut bir şekille sınırlandırılan insan ve soyutluğuyla, arz ve arşıyla, fezasıyla aklın tavanını zıplatan, haşmetiyle acz içinde bırakan bir dış âlem. Ama içinde hikmeti barındıran ilginç bir paradoks bunun tam tersi olabileceğini gösterebiliyor. İnsan şekille ve somutluğuyla sınırlı haldeyken; Allah’ın âlemlere değil de, kulunun kalbine sığabileceği muştusu. Paradoksun bize anlattığı ilginç bir detay daha var. Sonsuzluğun sonsuzluğunun; sınırlandırılmış, bir anlamda somut olarak sonlandırılmış bir bilincin varlığıyla anlamlanması. Sonsuzluk; sonlu olanın varlığıyla, sonlu olanın bilmesiyle sonsuzluk makamına erişebiliyor. Bilinmese hiç bir anlamı kalmayacak. Sonsuzluğun; sonsuz olduğunu bilme ihtimali yok, bilinci yok çünkü. Paradoks aniden iç içe geçiyor ve tabiri caiz ise bir halka daha ekliyor, bir paradoks daha oluşturuyor. Öyle ki, içindeki dipsizliği içine alabilen dış –uçsuzluk- (âlem-ler) ve dışın uçsuzluğunu içine alabilen iç (insan) –dipsizlik-. Aradaki hikmet farkıysa insanda bulunan bilme kavramı, yani sonsuzluğu kavrayabilen, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan bilinç. Âlem bu bilince sahip değil. İnsan bu bilincin sahibi veyahut emanetçisi olmasının yanı sıra gayretiyle derinleştirebilme, geliştirebilme, olabildiğince sonsuzluğu dolaşabilme ve bu hikmetli esrarı keşfedebilme kabiliyetine sahip bir yaratılmış (âlem). Allah'ın; sığmak, bilinmek, tanınmak bildirisi bu sebepten olsa gerek.

...

Ne kadar ütopiksiniz? Bir ölçme imkânı ya da ölçüm tasnifi veya da ölçüm derecelendirmesi olsaydı nerede olurdu(nuz)? Anlattıklarımdan sonra sıkça karşılaştığım bir tepki ya da ikaz mı demeliyim bilmiyorum. Ne anlatıyorum? İslam’ı. İyi de dünyanın şartları anlattıklarım değil, hayat öyle yaşanıyor ki bütün bunların “yaşamda” yeri yok. Doğruları söylüyor olabilirim ama duymaktan öte dinleyen yani fiiliyata geçirebilecek olan kim? Hem bana ne tüm bunlardan; “dünyayı mı kurtaracağım?” Bu minvalde modern dünya ve modern dünyalılarla uyuşamamamın özeti olan bu ukelaca ve bir anlamda tepeden bakan soru cümlesi benim için ne ifade ediyor?

Her insanın bir duruşu ve dönüşü vardır, tıpkı dünya gibi. Ben bir insanım, her insan bir dünyadır. Öyleyse ben bir dünyayım ve evet ben dünyayı kurtaracağım. Yani kendimi. Bütün hercümerç bunun için. Bu arada oldukça önem arz eden bir durum daha var. Benimle kurtulmasını istediğim başka dünyaların da var olması.

İtiraz sahipleri şimdi bir adım öne çıkabilir.

Kolay gelsin:)

Yoğun, çetrefilli ve paradoksal...Neresinden yakalamalıyım bu yazdıklarınızın, bilemiyorum. Kurtarmayı düşündüğünüz dünyalıların diline daha yakın olabilseniz, sizi anlayacaklar ve sizinle kurtulacaklardır. Araf'ta kalmak en zoru. Kolay gelsin:)

Düşün(dür)mek

Teşekkür ediyorum sevgili Engin kardeşim. Hepimizin hayatını Allah kolaylaştırsın İnşaAllah.

Yeri geldikçe söylediğim bir şeyi yine yinelemek istiyorum. Kimseye akıl vermek, bir şeyler öğretmek gibi bir gayretim yok. Bu haddim de değil zaten. Yazdığım her şey tek şey içindir. Düşün(dür)mek

Müslümanların zamanla meleke haline getirdikleri bir davranış var. Tembellik. Peygamber Aleyhisselam "ümmetinin tamaha düşkünlüğünden korktuğunu" söylerken işaret ettiği yer burası olması muhtemel. Haddinden fazla tembel profilli insan Müslüman kimliğiyle tezat. Hal böyleyken tam tersi bir hareket içerisine giren de yine Müslümanlar. Şu anki yazdıklarım da mutemelen anlaşılmıyor. Konuyla ne alakası var deniliyordur. Şöyle alakası var. Engin kardeşiminin sarfettiği cümle:

"...Kurtarmayı düşündüğünüz dünyalıların diline daha yakın olabilseniz, sizi anlayacaklar ve sizinle kurtulacaklardır..."

Ve benim cümlem:

"...Benimle kurtulmasını istediğim başka dünyaların da var olması."

Yani kurtaracak ben değilim, ne haddime böyle bir şey düşünmek?

Yol gösterici, kurtarıcı taleplerinden mürşid-mürid ilişkisi doğmuştur zaten. Olmaması mı gerekiyordu? Demek istediğim pek tabi bu değil. Ama tek taraflı bir yönlenmeyle devam etmiştir. İki ayakla yürünmesi daha kolay ve gerekliyken, Müslümanlar tek ayakla yürümeyi seçmiş ve aynı yolu o halde yürümeye devam etmiştir. İki dünyayı da ele alabilecek orta yollu bir sistem oluşturamamışlardır. Hem bu dünyayı hem de ahireti birlikte ele alamamışlardır. Sadece uhrevi alana yönelip (uhrevi alanda epey yol almışlar), bu dünyanın geçiciliğini farklı yorumlamış, bu dünya için bir şey yapılmaması gerektiği gibi bir yargı çıkarmışlardır. Bunula birlikte büyük çoğunluk yönlendikleri uhrevi alanın da hakkını verememiştir.

Allah Kuranda 800 den fazla yerde düşünmekten, akletmekten bahsediyor. "Hala düşünmeyecek misiniz?" "düşünenler için ibretler vardır" "akletmeyecek misiniz?" ...

Demek istediğim Müslümanlar uhreviyata yönelmiş, bu kez de düşünmeyi düşünememişllerdir. Ya da "tamahtan" işlerine gelmemiştir.

Şimdi bilinç altında Engin kardeşimin aynı olguyu yaşadığını görüyoruz. Bir kurtarıcı ihtiyacı var ve kurtulmayı bekleyen yığınca insan ortada şaşkınca ve sıkıntı içinde. Gelse de eteğine yapışsak!

İnsan acizdir. Evet, hem de inanılmayacak derecede aciz. Düşünebiliyor musunuz, -tabir bence caiz- bir parazit olarak anne karnına tutunan insan, doğunca bütün dünyaya sahip olmak isteyen bir hırsa bürünüyor. Ölüme doğan, insanın üstlendiği yüke bakar mısınız? Aciz dedim ya, aklı hallaç pamuğuna çevirecek acziyet. Fakat insan öyle özellikler lütfedilmiş ki, bu acziyeti tersine aktıracak derecede. Düşünmek, akletmek, iman etmek.

Sadece hakkıyla düşünün...

Başlığın bu kadar iddialı olduğuna bakmayın. Evet, dünyayı kurtaracağım derken kendimden bahsediyorum. Yazıyı lütfedip okuyanlar da kendine bahsetsin diye. Her insan bir dünya...

Muhabbetle.

Mutmain Muhalif...

Dünyayı kurtarmak ve dünyayı ele geçirmek

İnsan, âlemi bilen bir âlim olup öldüğünde de âlem kabul edilmek yerine âlemin, kendisini bilmesini murat etti. Şöhret ve makam arasında çarmıha gerilmiş o kadar çok nefs var ki dünyayı kurtarmak çok zorlaştı. Rabbim yardımcımız olsun ve bizi kendi rızâsı yolunda mevki sahibi olanlardan eylesin. İşte o zaman dünyayı ele geçirmekten de bahsedebiliriz.

Sevgili Münzevi, Bahsetmek

Sevgili Münzevi,
Bahsetmek istediğim, siz sizinle kurtulmalarını, düşünmelerini istediğiniz dünyalar için sizin pencerenizden değil onların penceresinden bakabilecek olmanız. Eğer siz düşündürtmek istiyorsanız, düşünmesini istediğiniz kişinin yerine koyun kendinizi ve nasıl düşünebileceğinizi düşünün. Zor... Elbette çok zor... Görmeyen bir insana renklerden bahsedebilir misiniz? Elbette evet ama başka yollardan dimi? Ya da duymayan birine kuşlar ne güzel ötüşüyor derseniz sizce bu onun için ne ifade eder? İnşallah anlaşılmışımdır. RaBBim anlayanlardan eylesin...

İSTEMEK

Sevgili Engin,
Anahtar kelime istemek diye düşünüyorum. Görmeyen birine renklerden bahsetmeden evvel renklerin mahiyetini anlatmak icap eder. Duymayan biri için de ses olgusu aynı durumdadır. Hala renkleri görmeden anlamayacağı fikrine sahipse, kendine verilenden fazlasını istiyor ya da Allah'ın takdirinden fazlasını alamıyor demektir. Zira İslam'ı kabul hakka rızayla anlam ve amaç kazanır.

Oysa düşünmek ve anlamak farklı bir boyuttur. Allah bu özelliği bütün insanlığa eşit olarak vermemiştir muhakkak. Ama her insanın kendi izani seviyesi vardır. Ben yazımı herhangi bir kahvehane müdavimi için yazmadım. Ya da manavda pırasa satan biri için. anlamak* isteyen insaların mutat olarak uğradıkları bir merciye yazdım. İstemek diyorum dikkat buyrun. Anlamak istemek' Abese Suresi'nin nüzul sebebini ayrıca surenin kendisini okuyarak daha iyi anlayacağınızı umuyorum. İstemek istemektir.

http://www.kuranikerim.com/mdiyanet/abese.htm

Ha bunun dışında kullandığım dilin sade değil de abartlı olduğunu, anlaşılmadığını düşünüyorsanız, daha fazlasını düşünmek gerektiğini düşünüyorum.

Bir çoğunuz herhangi bir vesileyle duymuşunuzdur bu sözü. Dünyayı mı kurtaracaksın? Evet, dünyayı kurtaracağım cevabı ilk bakışta iddialı olabilir, anlaşılma noktasında girift bir ifade de olabilir. Lakin benim bir başkası için düşünmem ne derece doğru bir yoldur. Hangi insanın yerine koymalıyım kendimi, kendimi bırakıpta? Neyi nasıl düşünmeliyi? Bu noktada yapabileceğim tek şey empati yapmak olabilir. Empati yaptığımda ise anlaşılma noktasında (ortalama bir tahminle) o kadar da karmaşık bulmuyorumn yazımı. Belki daha az uğraştıran yazıları seviyorsunuz. O tür yazıları daha rahat okuyorsunuz. Ama anlamak*ta da gördüğümüz üz're bir çoğunun altında yorum bulunmadığını görebiliyoruz. Yanlış anlaşılmasın yetersiz, gereksiz filan demiyorum. Ama çok çabuk tüketilip geçiyor. Kalıcı olması için vurucu olması gerekiyor sanki. Umarım anlatabiliyorumdur.

Karmaşık yazılara gelince, anlaşılmak önemli bir mevhum ama muhatap ta anlamayı istemeli.

Hikem isteyenedir, ilim isteyene verilir. İsteyen anlar. Ve ben sadece düşümeyi telkin ediyorum, hakkıyla düşünmeyi. İnsanalrın hakkıyla düşünmesini istiyorum. Dünyalarını kurtarmaları için.

Muhabbetle.

Mutmain Muhalif...

İSTEMEK'E DAİR

ANLAMAK istediğim için tüm sorularım ve düşündüklerim. Bu da bizi aynı yolda yolcu ediyor. Belki de siz biraz ilerde ben biraz geride, belki siz arabayla, ben tabana kuvvet, belki siz uçak ile ben gemiyle vs:)
Yani karınca misali biz o yoldayız çok şükür. Siz de diyorsunuz ki yolculuk yalnız sıkıcı olur hep beraber gidelim o yolu:) Gayet güzel bir fikir. Bana da yanınızda yer ayırtın inşallah:)
Muhabbetle.

Ustad,Bediüzzaman said

Ustad,Bediüzzaman said nursi hazretleri rahmetullah buyuruyorki;Hakiki imanı elde eden bir insan kainata meydan okuyabilir.
Meydan okumaksa başarının kesin geleceğine inanmakla olur.İnsan dünyayı kurtarabilirmi?
Elbet ilk duyulunca imkansız gibi gelebiliyor insana ,nasıl olabilir diye..ancak işin inanç yönünden bakılınca her insan zaten bir dünyadır.Hem bu aleme ve hemde ahiret alemine sultan olarak yaratılmıştır.Yine Bediüzzamanın buyurduğu şu satırlar bir insanın en en yüksek bir mertebeye çıkabileceğini veya mahlukatın en değersiz bir varlığı olabiliceğini çok net ifade ediyor.

İnsan ,nuru iman ile alayı illiyyine çıkar;Cennete layık bir kıymet alır.
Ve zulmeti küfür ile ,esfeli safiline düşer;cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.

Alemi kullarına en mükemmel bir şekilde hizmete sunan RABBİ RAHİM her kulunu bir dünya olarak yaratmış ve en mükemmel değerlerle donatmıştır.Ve (düşünmezmisiniz)emri ile düşünceye sevkedip ardından (hiç bilenlerle bilmeyenler bir olurmu)emriylede öğrenmenin ve öğretmenin farzını bizlere sunmuştur.
zaten bilenler bildiklerini yazıp ilmi diri tutmamış olsalardı bu insanlığın halinin perişanlığı kaçınılmaz olurdu.
Yine Bediüzzaman hazretleri ,iman insanı insan eder,belki insanı sultan eder ifadesiyle bir kulun değerini ve görevini en mükemmel bir şekilde ifade etmiştir.

velhasıl bir insan dünyayı kurtarabilirmi .ilk önce mecazi anlamda algılanıyor fakat birazcık manada düşününce gerçek manadaki anlamı hemen insanı sarmalıyor.Evet bir insan dünyayı kurtarabilir. Bu her insan kendi aleminde kendini bulup görevini yapabildiği an, dünyasını ve milyon veya milyar dünyanın zaferini elde etmiş olduğunun kabulüdür..

Son olarak yine Bediüzzamanın ifedesiyle ;İşte insan,Cenabı hakkın böyle antika bir sanatıdır.Ve en nazik ve nazenin bir mucizei kudretidir ki;insanı ,bütün esmasının cilvesine mazhar ve nakışlarına medar ve kainata bir misali musağğar suretinde yaratmıştır..sözleriyle anlayabiliriz..

selam ve duaile...

münzevi hocama

münzevi hocama katılıyorum ve tebrik ediyorum..kalp Allahın varlığını bilmekle ve kabul etmekle nasıl doyarsa beyinde düşünerek hayatta kalabilir..ve insan uçsuzluğu hem kendinde taşır hem de bunun bir parçasıdır..ayrıca akl etmek her müslüman için gerekli ise de vahiy ile aydınlanması gerekir bence..kendini-dünyayı-kurtarma konusuna gelince..bence de herkes önce kendini -dünyayı da böylece-kurtarmalı aslında ideal olanı bu değil belki,zira hz.ebu bekr di sanırım duasında hz.Allahtan vücudunun büyütülüp cehenneme konmasını istiyor ve vücudum o kadar büyüsün ki hiç bir müslüman cehenneme konmasın diyor..keşke onu diyecek kadar büyük imana sahip olabilsek ama şu aşamada ve bu dönemde ancak kendimizi değiğiştirmeye(daim bir iman için olgunlaştırmaya ), düşünmeye anlamaya, kurtarmaya çalışıyoruz..hem bize lütfedilen aklı çalıştırıp düşünen bir insan olabilmek için bütün gayretimizi gösrerirken,hem de kalbimizi allahı zikretmeye alıştırarak yaratanla birlikte olmaya çalışıyoruz heran..kimbilir böylece de gerçekten dünyayı kurtarıyoruz..

Direniş

Sayın leyla-naz,
Ebu Bekir (r.anh) için verdiğiniz örnek kişiseldir. Bu örneği genel anlamda İslami bir söyleyiş haline getirmek farklı ve istenmeyen sonuçlara sebebiyet verebilir. O söz akıl ile değil, cezbe halindeki bir kalp ile söylenmiştir. Sözü ve söyleyeni göz önüne alarak o kısmı O'na bırakıp, başkalarına telkin etmemek gerekir.

Akıl ve kalbi aynı ölçüde yürütmeliyiz. Ne aklımız kalbimizin üzerini ne de kalbimiz aklımızın üzerini örtmeli. Fikrimiz ve hissimiz olabildiğince birbirine yakın harekette olmalı. Biri diğerinden ileri gitmeyen iki koşum atı gibi kullanılmalı. Kişisel tercih ve terbiyeler; bir sitemin temel unsurları haline getirilmemeli, özel ve bir anlamda gizli kalmalıdır.

Bir direnişin, bir karşı koyuşun, bir tepkinin sonucu söylemiş bir söz. Dünya globalleştikçe, diğer bir deyişle küçüldükçe insanların arasındaki mesafeler büyüyor. Bize özgü olmayan bir sistemin içinde gün be gün kayboluyoruz. Her gün biraz daha aslımıza, kendimize yabancılaşıyoruz.
Bize İlahi sistemle emredilenlerin yerine başka şeyler konuluyor ve hiç bir şey demeden ram oluyoruz. Şu an iletişim için kullandığımız teknoloji dahi başkalarının hayatımıza soktuğu ve kurallarını kendilerinin belirlediği bir oyunun levellerinden ibarettir. Düyayı yönetenler işi azıtarak birey birey insanı yönetiyor artık. Buna karşı koyacak olanların en azından dik durması anlamında bir şeyler söylemesi gerekir. Bir tepki üretmeli ve sana karşı direniyorum demelidir. Seni ben yönetiyorum diyenlere, hala içimde "O Nur"dan bir şeyler var diyebilmek gerekir. Bir anlamda dünyayı kurtarmaya cehdetmek bir sorumluluktur. Kulluk görevidir. Popülist veya demagojik yaklaşım değil aksine Müslüman'ın kendine güvenmesinin ve Allah tarafından insana bahşedilenlerin değerini bilmesinin ve kullanılmasının basit bir tezahürüdür. Farkındalıktır vesaire...

Sevgili Engin Kardeşim, görüyorum ki anlama noktasında hiçte anlatmaya çalıştığınız gibi değilsiniz. Güzel temennilerinize bilmukabele, yolculuk birlikte güzel İnşaAllah.

Muhabbetle.

Mutmain Muhalif...

selam ve dua ile

Ebu Bekir (r.anh) için verdiğiniz örnek kişiseldir. Bu örneği genel anlamda İslami bir söyleyiş haline getirmek farklı ve istenmeyen sonuçlara sebebiyet verebilir. O söz akıl ile değil, cezbe halindeki bir kalp ile söylenmiştir. Sözü ve söyleyeni göz önüne alarak o kısmı O'na bırakıp, başkalarına telkin etmemek gerekir.

sayın münzevi yazınız oldukça güzel burdaki yorumunuzada aynen katılıyorum selam ve dua ile

kendi dünyası

kendi dünyası...
olurmu?
olur..
kimin?
insanın.
insanın kendi dünyası... evet, yaşadığı dünya. hisleriyle, sevinçleriyle, fiilleri ile, sevdiği sevmediği ile birlikte yaşadığı, yaşlandığı dünya.kendi dünyası...

başta kendisi ve çevresi için olumsuz davranışlarda bulunanlara karşı "kendi dünyasını mahvediyor", suya sabuna dokunmadan, kıyıda kalıp denizin dalgalarını seyretmeyi tercih edip, kendince meşguliyetlerle uğraşanlar için " kendi dünyasında yaşıyor " gibi bir çok deyimlere malzeme olmuş bir kavram; kendi dünyası...

hani filmler vardır. uzay filmleri. dünyaya saldıran uzaylıların olduğu filmler. çeşitli yollar, silahlar kullanarak dünyayı ele geçirmeye çalışan cani uzaylılar ve bu uzaylıların insanlığı yenerek, dünyayı ele geçirecekleri sırada ortaya çıkıp dünyayı kurtaran bir kahraman.

bunu neden anlattım... filmdeki saldırıya maruz kalan dünyayı, kendi hayatımızla; uzaylıları, sürekli mücadele ettiğimiz şeytan ve nefis ile; dünyayı kurtaran kahramanla da, içimizdeki iman hissini karşılaştırmak istedim.

yazıyı ve yorumları okurken böyle bir sahne canlandı zihnimde :) .

kesse leyla bileğini, mecnun kanardı ...

Yorumlarınız için

Yorumlarınız için teşekkürler arkadaşlar..Burda olmamın nedeni eksiklerimi tamamlamak ve daha iyi ANLAMAKtır..Ancak benim Hz. Ebu Bekr ile verdiğim örnek belki kişisel bile değil hatta gerçek bile olmayabilir..Ancak benim bu kıssadan anladığım ,müslümanlar arasındaki olması istenen merhamet ve karşılıklı duyulan sorumluluktur..Ancak günümüz şartlarnda kapitalizmin körüklediği tüketim köleliği ve bireyselleşme nedeniyle anlamaya zaman ayıramayan ve sorumluluk almaktan çekinen bizler,düşünmemizi istediklerini, istedikleri kadar düşünürek günümüzü geçiriyoruz..böylesine -sonsuz açık olmasına rağmen nefes aldırmayan darlık içinde olan bizle-birey birey ayrıldığımız bir dönemde kendimizi kurtarak belki dünyayı da kurtarmış oluruz diye düşünüyorum..Suya atılan bir taş etrafında uzaklığına göre değişen dalgalar meydana getirirse belki biz de kendimizden başlayarak bir dalgalanmaya -umut edilir ki-neden olabiliriz..Bu ara da akıl ve kalbi bir ara da götürmeye gelince ..Farabi amir organın kalp olduğunu aklın da amir olduğunu ancak ikinci olduğunu söyler..Hatta kalbi ev sahibine aklı da baş kahyaya benzetir..Bu durumda düşünmenin küçümsendiğini asla düşünmüyorum..Zira akıl sahipleri dinle mükellef kılınmışlardır..Aslında temel düsturum inandığınız şeyi aklınızla kavrayıp izah edebilmeniz gerekliliğidir..TEŞEKKÜR ve SAYGILARIMLA..