EY ŞEHİR!
- Mükrime Dilekçi yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 356 kez okundu
- rastgele...
Her bir yıldızı sırtına yük diye indirene gecenin ağır kalması tuhaf değil... Belki de bendim geceye külfet olan! Ve yavaş yavaş başını kaldırır güneşin ilk çığlığında uyanan şehir... Sessizlik yırtılırken zamanın canı acımıyordu. Şehir ise gürültüye alışan kulaklarıyla beraber gülümsemişti. Ben de tebessüm ettim.
Ey şehir! Bil ki sen yalın bir addan ibaret değilsin. Sevdiklerimin adını sana verdim. Bu yüzdendir sana her sabah farklı bakışım... Ve bir gün ayaklarımın ucundan kayıp gidersen hiçbir ismi sana bağışlamam. Biliyorum ki bir vakit ben de sana kendi adımı verip gideceğim. Sen adımı hatırında tutmaya çalışıp vefâkar olmaya da çalışma! Yokluk... Yokluğa yakışmayan adımı avuçlarında ne kadar tutabilirsin? Parmakların gevşeyecek ve ardından beni gelen ilk rüzgâra hiç tereddüt etmeden teslim etmeyecek misin? Ölümümden bahsettiğimi zannedip yorma beni! Ölememekten ve dolayısıyla biraz da yaşamaktan söz ediyorum. Ölüm... İki tahta arasında beyaz bir kelime değildi. İki dar sokak arasında kara bir peçeydi belki? Ölüme yakışır mıyım? Yaşamaya sevdalı olduk da âşık mı olduk?
İzdiham, şehrin kokusuna karışırken hangi rayihanın gölgesine çekildiğimizi düşünüyorum. Eski bir plak, yeni bir şey söyleyecekmiş gibi heyecanla şehrin duvarlarını tırmalıyor. Oysa şehir, yeni çıkmış bir şarkının sözlerinde çoktan naralar savurmuştu. Ey şehir! Nerede olduğunun da önemi yok. Biliyorum kabahati yüze vurmak kabahattir. Bu yüzden deniz olsam hiçbir dalgamı vurmazdım yüzüne... Oysa söz, suya düşmüş ve suda arınarak sana gönderilmişti.
Ey şehir! Sen de benim kadar suçlusun. Beni anlamadığın için benden daha da suçlusun. Her şeyi söyledim. Suda yazı kalmadı. Belki de yeni bir sabah yok. Belki de ben suya hiç yazı yazmadım. Söyle artık söyleyeceklerini... Beni sabra emanet ettiysen sabra yalvar ki ellerimi sıkı tutsun. Ben bırakıyorum kendimi... Sen uçurtmalardan bahsediyorsun. Ben ateşin gövdesinde çarmıha gerilmiş kanatlarımdan... Yanımda sadece düşlerimi doldurduğum keselerim var. Hiçbirisi ziynetim değil ki hibe edeyim. Ey şehir! İste düşlerimi önüne devireyim. Ama şimdi, ziyâsını bulmuş bir hikâye anlat! Aksi takdirde güneşin de bir anlamı yok... Eksik bıraktım ruhumu... Sen öğret! Ben konuşmadan ve yazmadan seni karanlığın ortasında dinlerim. Sabah olmadan cümlelerini ikmâl et! Döneceğim kıyı kalmadı. Rabbim yarattı ve ben yıktım. Şimdi Rabbim olmadan kendimi nasıl inşa edebilirim? Ey şehir! Kaldır ellerini ve dua et. Rabbime ulaştığım gün canımı sana seve seve bırakayım. Ben gönül rahatlılığıyla giderken sen de müsterih ol. Çünkü Sevgiliye gidenin ardından ağlanmaz.
02.08.2008




Yüreğinize ve
Yüreğinize ve kaleminize sağlık...
Rabbim "gidişlerimizi" şeb-i aruz eylesin inş...