FİL SÛRESİ ÜZERİNE DENEME
- Adem Toprak yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 699 kez okundu
- rastgele...
1. Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine ne yaptı?
2. Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
3. Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.
4. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
5. Ve onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.
Bir hitap ki “Görmedin mi” şeklinde; Peygamberimize (s.a.v) söylenen bir hitap. Oysa Peygamberimiz bu hadiseyi görmemiş;, fil vakası vukuu bulduktan 50 gün sonra dünyaya teşrif etmişti. Fakat görür gibi olmuştu; çünkü bu sûre indiğinde, bu hadisenin şahitlerinden sayılacak kişiler hala yaşıyorlardı. Herkesi hayrete düşüren, kalpleri hakka çeviren, Kabe’nin bir sahibinin var olduğunu gösteren o hadiseye dair şiirler bile söylenmişti. Abdullah b. Ez-Ziberâ şöyle demişti:
Mekke deresinden defolun. Çünkü eskiden beri onun haremine ilişilmez. O, haram kılındığı geceler, şira yaratılmamıştı! Yaratılmışlardan ona taarruz edecek bir aziz yoktur. Habeş komutanına sor; ne gördü? Bilmeyenlerine de bilen haber verecektir; altmış bin kişi yerlerine dönemediler,onların hastası olan Ebrehe ise döndükten sonra yaşamadı ,öldü.
Hz. Aişe (r.ah)’ın dediğine göre, Allah Teala’nın, Ebrehe’nin ordusunun fillerini çekenlerden iki kişiyi, kötürüm ve kör olarak, aleme ibret timsali Mekke’de dilenci olarak bırakması da bu hadisenin ibret verici yönünü gözler önüne seriyordu.
Yemen meliki Ebrehe, hakkı unutmuş ve hakkı unuttuğu için, Hak’da ona kendini unutturmuştu. Bu, vahyin öğütlediği bir gerçekti. Evet, Ey iman edenler Allah’ı unutan ve bunun neticesinde Allah’ın kendilerine, kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın ayeti tecelli ediyordu Ebrehe ve ordusunun üzerinde. Hakkı unutmak, adaleti, gerçeği, saadeti, ebediyeti unutmak ve ennihayet Allah’ın da yüce kitabında buyurduğu gibi, kişinin kendisinin, kendisine unutturulması gibi korkunç bir tehlikeyle karşı karşıya bırakıyordu zübde-i alem olan insanı . Belki tüm sıkıntılarımız, buhranlarımızın kaynağı buydu. Allah’ın kitabında “ Dikkat edin!Kalpler Allah’ı anmakla mutmain olur.” ayeti belki de buna bir işaretti.
Ebrehe unutmuştu kendisinde ki gücü ona bahşedeni, gücün hakiki sahibini ve neticede Allah, unutturmuştu ona kendini,kudretini, hakikatini ve dar-ı dünya da elde ettiklerinin sadece bir emanetçisi olduğunu. Öyle ya insan kalbi ancak böyle habis bir haldeyken, Allah’ın beytini yıkmaya karar verebilirdi. Bir büyüğüm şöyle demişti. “ Kalp bir bakıma toprak gibidir. Ne ekersen oradan o çıkar. Zülüm ekersen kötülük, hakkaniyet tohumu ekersen iyilik çıkar. İnsan, yaptığı her fiiliyle, kalbine bu iki tohumdan birini ekerek yaşadığını unutma.” Ebrehe, Hakkı, onun kudretini, yüceliğini unutmakla, zulüm tohumunu kalbine ekmişti bile. Ve bu tohumdan Ebrehe’nin kalbinde hasenâtın filizlenmesini beklemek, yerinde bir davranış olmazdı. Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalip, uyarmıştı Ebreheyi, Ebrehe, Abdulmuttalib’e, kavminin şereflisi olduğu için, bir isteği olup, olmadığını sorduğunda, Abdulmuttalip, “Benden habersiz sürüne kattığın iki yüz devemi geri vermeni istiyorum.” demişti . Ebrehe ise “ Ben seni görünce, gözüme büyük görünmüştün fakat bu sözü söyleyince gözümden düştün. Ben, senin ve atalarının dininin beytini yıkmaya gelmişken, sen buna aldırış etmiyorsun da, sürdürdüğüm iki yüz devenden bahsediyorsun.” diye karşılık verdiğinde, Abdulmuttalib, Ebreheye, gayet keskin ve düşündürücü bir ikazda bulunmuştu. Ben, o develerin sahibiyim, O beytin ise bir rabbi vardır; ona karşı yapılacak zulmü, engelleyecek O’ dur. Ebrehe ise büyük bir gafletle “ O beni engelleyemez.” diyordu. Abdulmuttalip’de “ Ben , ona karışmam, işte sen; işte o.” şeklinde son kez uyarmıştı Ebreheyi. Abdulmuttalip, çetin bir azabın geleceğini sezmişti. Kavmine, Mekke’den çıkıp, dağların tepeliklerine ve aralıklarına çekilmelerini emretmiş ve Kabe’nin kapısının halkasını tutarak şöyle demişti:
Ey Allah’ım kul, göçünü, ailesini sakınır esirger. Sen de hilâlini esirge. Buraya konmuş,, tehlikeye maruz kalmış olanları sakın. Onların haçları ve kuvvetleri, senin kuvvetine asla üstün gelemez. Beldelerin toplumlarını ve fili, senin yakınlarını yağma etmek için çektiler, getirdiler. Tuzak kurarak, cehaletleriyle senin sığınağına kastettiler. Yüceliğini nazar-ı itibâra almadılar. .Eğer, sen onları bizim Kabemize bırakacak olursan, o da senin bileceğin bir iştir ve ancak katında bildiğin bir hikmete dayanır.
Ebrehe ve ordusu üzerine “Keşke o sabahı görmeseydik de bu azaba düçar olmasaydık.” diyerek nedamet duyacakları sabah doğmuştu. Ebrehe ve ordusu Mekke’ye girmeye hazırlanıyordu. Fillerinin en büyüğü olan “Mahmud” adında ki fili Mekkke’ye doğru sürmek istediler fakat, Alllah’ın beytini yıkmak düşündükleri kadar kolay olmayacaktı. Fil Mekke’ye doğru çevrildiğinde ilerlemiyor, Yemen istikametine çevrildiğinde koşuyordu. Öyle ki fili sersem etmek için şarap içirip Mekke ‘ye doğru sürmek istediler ama nafile! bir sahibi vardı her şeyin onu unutmuşlardı, varı, yok saymışlar, fakat varı yok saymakla var olanın yok olmayacağının idrakine varamamışlardı. Kördüler, göremiyorlardı bir türlü gerçeği, sağırdılar işitmiyorlardı Abdulmuttalib’in dediklerini. Evet Allah düşünüp akletmeyenleri Kitabında canlıların en şerlisi olarak niteliyor ve onların kör ve sağır olduklarını haber veriyordu. “Allah katında canlıların en şerlisi akledip,düşünmeyen kör ve sağırlardır. Düşünüp akletmek nasip olmadı onlara. Ebrehe ve ordusu filin bu tavrına bir anlam veremiyordu. Olaylar düşündüğü gibi gerçekleşmiyordu Ebrehenin. Kendisi “ O bana engel olmaz.” dediği halde sanki O dediği, Ebreheye engel oluyordu. Sanki bir şey -Allah’ın da bu mubarek surede buyurduğu gibi- kurduğu tuzağı boşa çıkarıyor ve aslında kurduğu tuzağın, kendine olduğunu hissettiriyordu yavaş yavaş… Öyleya zulm etmek, akibeti düşünüldüğünde , kendi kendine tuzak kurmaktı, kendine kötlük yapmaktı.. Allah’ın, kitabında, kullarına zulmetmediği söylemesi, bu hakikate işaretti. Hz. Ali (r.a) nin “Ben ne bir kimseye iyilik ne de kötülük yaptım.” vecizesi ,üzerinde derince düşünülmeye değer bir vecize.. Öyle ya insan ne yaparsa kendine yapardı.
Allah, Ebrehe’nin, ( Kendi düşüncesince) beytine kurduğu tuzağı başına geçirmişti adeta. Kuşlar görünmüştü gök yüzünde ard arda gelen. Ağızları ve ayaklarında taşıdıkları taşları attıklarında insanları delik teşik eden. Ebrehe ve ordusu, Allah’ın buyurduğu gibi kurt ve böceğin yeniği olmuş, delik teşik bir hale gelmiş ekin yaprağı gibi “‘Asf-i m‘ekûl” olmuşlardı. Öyle ki Ebrehenin cesedine de taşlar isabet etmiş ve onu ancak vucudunda ki et parçaları döküle döküle bir kuş yavrusu gibi olana kadar ancak San’a denen yere kadar götürebilmişlerdi. Kalbi parçalanıncaya kadar Ebrehe hala ölmemişti…




Bazı müfessirler taş
Bazı müfessirler taş olayını farklı yorumlasalar da- ki her yorum ayrı bir zengnliktir- almamız gereken ders, her gücün üzerinde bir gücün, her düzenin üzerinde bir düzenin bulunduğudur. Hiç kimse Allah yokmuş gibi hareket etmemelidir.
Görmek ifadesi, Hz. Peygamber her ne kadar görmemişse de duymuş şeklinde açıklanmış...Böyle açıklanırsa ayetin bize bakan tarafı ne olacak acaba? Biz de görmedik zira? Biz de okuduk mu?
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
Asrın idrakine ...
Güzel bir yaklaşımla yorum yapılmış devamını dileriz.
Fil Sûresi ve hüsranda olan insan
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
Adem Toprak'a teşekkür ederiz. Mülk , var olan her şey Allah'ındır. Her şey O'ndandır ve O'nun hükmündedir.Allah her şeyin mühletini vermektedir.
Bismillahirrahmanirrahim- Asr Sûresi
1 Yemin olsun zamana/çağa/gündüzün iki ucuna/sabah namazına/ikindi vaktine/Asrısaadet'e ki,
2 İnsan, gerçekten tam bir hüsran içindedir!
3 İnanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanlar, birbirlerine hakkı önerenler, birbirlerine sabrı önerenler müstesnadır.
Sadakallahülazim...
Saygılarımla...