FRANSA VE YAHUDİLER, SOYKIRIM ORTAKLIĞI



Tarih kitapları İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Fransa’yı işgâl ettiğini ve Fransa’nın perişan olduğunu anlatır. Mahkeme kararları ise Fransa’nın Almanya’ya Yahudi soykırımında nasıl yardım ettiğini...

Almanya 22 Haziran 1940’ta Fransa’yı yendi ve işgâl etti. İmzalanan ateşkes antlaşmasıyla Fransa’nın kuzeyi, sanayi bölgeleri, kanal bölgesi, Atlantik kıyıları İspanya sınırına kadar General Otto von Stülpnagel’in komutasındaki Alman işgâl kuvvetlerinin denetimine girdi.

Fransızlar övünerek Almanya’ya karşı nasıl direndiklerini anlatsalar da, gerçekte pek fazla direnmediler. Aksine sadık olmaya özen gösterip, hatta sadakati Yahudi soykırıma katılma derecesine vardırdılar. Almanya’nın tayin ettiği 1,200 memur ve subay bütün Fransa’yı müstemleke gibi idare ettiler. Almanya, Fransız firmalarına büyük işler vererek, Paris’in zâten tartışılmaz olan sadakatini tartışılmayacak bir noktaya getirdiler. Hata Fransa Almanya’nın günlük işgâl gideri olan 20 milyon reichmark’ı gönüllü olarak ödedi.

Mart 1942’de Fransa’daki Yahudilerin Doğu Avrupa’daki toplama kamplarına nakli başladı. Almanya’nın Fransız vatandaşı Yahudilere karşı yürüttüğü kampanyalar en çok Fransa’daki Vichy hükûmetinden destek gördü. Paris’teki anti-semitist politikalar sayesinde Almanya Fransa’nın tam işbirliği sayesinde Yahudileri kolaylıkla tespit etti ve yok etti. Almanya, Fransa’nın işbirliği ile 76,100 Yahudiyi toplama kamplarına gönderip, yok etti.

Mateoli Komisyonu 2000 yılında Vichy ve yandaşlarının elindeki Fransız devletinin Yahudi soykırımına katıldığını ve sorumluluk taşıdığını belgeledi. Komisyon raporu Fransız devletinin “zorlama ve baskı olmadan” işbirliği yaptığını ilân etti. Bu rapor “Fransız halkının faşistlere karşı efsanevî direnişinin” büyüsünü yerle bir etti. Ahrlich Meyer’in “Fransa’da Alman İşgâli 1940-1944, Direniş ve Yahudi Takibatı” adlı kitabında, Fransa’nın Yahudi kökenli vatandaşlarını nasıl Alman toplama kamplarına gönderdiği yazıyor.

Haziran 2006’da Fransız devleti ve demiryolu şirketi “İkinci Dünya Savaşı sırasında, Yahudilerin toplama kamplarına sevkinde rol oynadığı için mahkûm oldu” ve tazminat ödemesine karar verildi.

Fransız demiryolu şirketi daha önce de benzer mahkûmiyetler almıştı ve her mahkûmiyetten sonra “Alman işgâli altında kendilerine verilen talimatları uygulamak dışında bir seçenekleri olmadığını” savunarak, kararı bozdurmuştu. Ancak Fransa ilk defa “insanlığa karşı suça ortaklık” nedeniyle mahkûm oldu.

Uluslararası hukuka göre “insanlığa karşı suç işlemek” gibi, “insanlığa karşı suça ortaklık” da ciddi bir cürüm. Hukuk, insanlığa karşı işlenen suçlar söz konusu olduğunda herhangi bir bahaneyi, “şartların getirdiği mecburîyeti” veya “talimatları” gerekçe olarak kabûl etmiyor.

Fransız demiryolu şirketi önce “masûmîyet” tezinde değil, “zaman aşımı” konusunda ısrarcı davrandı. Ama daha sonra savunma “Fransa’da o dönemde Almanya ile işbirliğinde olan Vichy Hükûmeti’nin görevde olması” üzerine kuruldu. Fransız devleti için konu bu kadar basitti; Eğer şartlar gerektiriyorsa ve bunun için talimat verildiyse, soykırım suçuna iştirak edilebilirdi. Hatta Vichy görevde olduğu için, suç da sayılmazdı!

Belgeler aksi istikamette, ama herhâlde en korkuncu olan Fransız siyâsetçi Jean-Marie Le Pen’in daha çok yakın bir zamanda, “Fransa’daki Alman-Nazi işgâlinin hiç de iddia edildiği gibi kötü ve gayri insanî olmadığını” söylemesiydi. “Millîyetçi” Le Pen, açıkça ülkesinin Nazi işgâline uğramasının “çok da kötü olmadığını” söylerken, RTL’de yayınlanan demecinde şunları da iddia ediyordu:

“Fransa’daki Alman işgâlinin görece en az sancılı olduğu doğrudur.Bazı aşırılıklar olmuştur, ama 555.000 kilometrekarelik bir ülkede bunlar yaşanabilir.”

Le Pen daha önce de Le Monde Gazetesi’ne “Gestapo’nun Fransız halkını koruyan bir polis gücü” olduğunu söylemişti. Hatta, “Almanlar iddia edildiği gibi Fransa’da katliamlar yapmış olsalardı, zâten o zaman ihtiyaçları olmayacağı için siyâsî nedenlerle toplama kampları kurmazlardı” demişti.

8 Ağustos 1942 tarihli anlaşma, Alman ve Fransız yetkililer arasında “Yahudi toplama” konusunda görev paylaşımını belirlemişti. Bousquet’in 1947’de mahkemede söylediğine göre, “bu anlaşma ve işbirliği Fransız devletinin hükümranlık haklarını korumayı ve Fransız devletinin devâmlılığını” sağlamıştı.

Bu dönemde Toulouse’da Cheyneau de Leyritz, “Camp de Noe” ve “Camp de Vernet” adlı toplama kamplarını kurdu. Her iki kampa on binlerce insan gönderildi. Söz konusu kampların görevi, Yahudileri Alman toplama kamplarında imha için sıraları gelinceye kadar bekletmekti.

Belgelere göre, Almanya Fransa’ya çok iyi para ödüyordu. Fransız demiryolu şirketi 1942’den 1944’te kadar en az 500.000 insanı 780 sefer ile ölüme gönderdi. Sadece 2.500 kişi hayatta kaldı. Fransa her sefer için 200.000 Frank kazandı. Dahası ölüme gönderilen Yahudilerin mal varlıkları da ciddi boyutlara ulaşıyordu. Dönemin emniyet genel sekreteri Rene Bousquet sıklıkla el konulan malların listesinin yenilenmesini istiyordu.

9 Eylül 1942’de Rene Bousquet bir telgrafla bütün teşkilâtına “elde edilen mücevherlerin, nakit paraların, değerli kağıtların ve diğer menkullerin devlete ait olduğunu” bildiriyordu. Fransızların kurduğu sistem mükemmel işliyordu. Örneğin Recebedou Kampı’nın şefi 24 Aralık 1942’de Bosuquet’e gururla 848,354 Frank değerinde kazanç elde edildiğini bildiriyordu.

Toulouse Emniyet Müdürlüğü, 22 Mayıs 1944’te tanıkları da toplama kamplarına göndermeye başladı. Daha sonra da telgrafta da belirtildiği gibi “konvoylar Alman makamlarına teslim için Almanya’ya yönlendirildiler”.

Fransız demiryolları 8.900 personeli ile gece-gündüz demeden insanları ölüm kamplarına taşıdı. 90’lı yılların ortasından bu yana Paris, Vichy dönemi ile savaştan sonraki Fransız devleti arasında devâmlılık olmadığını savunuyor. Paris bu şekilde işlediği insanlık suçundan yakasını sıyırmaya çalışıyor. Ama demiryolu şirketinin “insanlığa karşı suça ortaklık ettiğinin” hukukî tespiti, devâmlılığı ispat ediyor.

Mahkeme Fransız demiryolu şirketinin “Almanya’nın taleplerinin ötesine geçen bir şekilde” Yahudi taşıdığını ve hatta “hükûmetin yolcuların üçüncü sınıf yolculuk için masraflarını ödemesine rağmen” yolcu vagonu ile değil, “hayvan naklinde kullanılan vagonlarla” taşıdığını tespit etti.

Danny Leder, Avrupa Birliği’nin Irkçılığı ve Yabancı Düşmanlığını Gözleme Merkezi (EUMC) tarafından hazırlanan rapora dikkat çekiyor ve raporda “Fransa’daki Yahudiler için günlük hayatın zorlaştığı” tespitine dikkat çekiyor.

Fransa bugün hem Vichy hükûmetini hem de o dönemdeki soykırım işbirliğini yok sayıyor. Fakat “herkesin tarihi ile barışması” gerektiğine göre ve Fransız siyâsetinin temelinde “devletin devâmlılığı ilkesi” bulunduğuna göre, bu faciayı da bu rezâleti de yok saymanın kimseye bir faydası yok. Nasıl Almanya işlediği soykırım suçunu kabûl ederek büyüdü ise –en azından Chirac’ın kanaati bu yönde- Fransa da üzerine düşeni yapmalı.

Aslında anti-semitizmin ve Paris’in Yahudi soykırımına yardım ve yataklık etmesi, sadece olağanüstü savaş şartlarına bağlı bir anormali olarak görülemez. Araştırmacı Uri Avnery’nin tespitlerine göre, Yahudi düşmanlığı Fransa’da yeni veya bir döneme özgü bir olgu değil.

Örneğin bugün de ırkçı Jean-Marie Le Pen Fransa’da Yahudiler ile Müslümanların arasını daha da açmak için çaba harcıyor. Chris Marsden 26 Nisan 2002’de yazdığı bir makalede, “Yahudi soykırımı tarihin bir detayıdır” diyen Jean-Marie le Pen’in, ülkesinde istemediği Müslüman nüfusu baskı altına sokmak için her fırsatta sertlik yanlısı Yahudiler ile işbirliği yaptığını savundu.

Fakat Fransa’da gerçekleşen Yahudi düşmanı eylemlerin ve saldırıların arkasında Kuzey Afrikalı göçmenlerin bulunduğu yönünde bir tespit bugüne kadar mümkün olmadı. Mabedlere, mezarlıklara ve kişilere yönelik gerçekleşen saldırılar, Yahudi sporcuların aleyhine tezahüratlar, genel olarak Kuzey Afrikalı göçmenlerin hanesine yazılsa da, bu durum pek gerçekçi görünmüyor.

Bernard Schmid’in yaptığı ve “Fransa’da Yahudi Düşmanlığı” başlığını taşıyan araştırması var. Schmid’in tespitlerine göre, Fransa Avrupa’da “Yahudi düşmanlığında en önde” olan ülke. Sadece Temmuz 2004’te Fransa’da 510 saldırı oldu. Fransız basınına göre hepsi Müslümanların suçu. Ancak eylemcilerin çoğu Fransız vatandaşıydı. Diğer taraftan 1980-1992 zaman aralılığında kaydedilen 317 saldırıdan 288’inin failleri “aşırı sağ Fransız örgütlerine” üyeydi.

Yahudi Ajansı (Jewish Agency) imzalı ve Fransa’da yapılan bir araştırmaya göre, 33.000 Fransa Yahudisi güvenlik nedeniyle İsrail’e yerleşmeyi düşünüyor. Paris, İsrail’in Fransa’daki Yahudileri “kanatları altına” almaya çalışmasına tepki gösterse de, gerçekte bunun gerekçelerini ortadan kaldırmak için de bir adım atmıyor.

UEJF adındaki bir Yahudi örgütünün 15-24 yaş aralığındaki Fransızlar arasında yaptığı bir kamuoyu araştırması, Fransızların ‰’unun Yahudiler ile sorunu olmadığını ve ‡’sinin Yahudi düşmanı saldırıları tasvip etmediğini gösteriyor. Aynı verilere göre Fransızların ’i Yahudiler ile sorunu olduğunu ve ’ü Fransa’daki Yahudi düşmanı saldırıları tasvip ettiğini izah ediyor. Hâlbuki Magrep asıllıların •’i Yahudilerin Fransa’da özgürce kendi dinî simgelerini taşımalarına izin verilmesi gerektiğini söylüyor.

Fransa, İsrail’i Süveyş Harekâtı ve Cezayir’in işgâlinde başarıyla kullandı ve İsrail’i “barbar denizinde bir ada” olarak gördüğünü gösterdi. Ama aynı Fransa hiçbir zaman İsrail’in yeminli düşmanları Humeyni ve Saddam’ı desteklemekten de kaçınmadı. Bununla birlikte 11 Eylül Saldırılarından bu yana Fransa, “Avrupa’nın tek düşmanı” olarak kabûl ettiği “İslâm” olgusuna karşı yine Yahudi kartını oynuyor.

Kaynak: Hakimiyet-i Milliye

Açıkçası Fransa'nın

Açıkçası Fransa'nın Cezayir'de yaptığı soykırım anlatılsa çok daha manidar olurdu.

Yahudi soykırımı gibi bir olayın vukuu bulduğunu da şahsen inanmıyorum. Bir çok kaynakta bu durumun yahudiler tarafından israil devletini kurmak için kurgulanan bir düzen olduğu da yazılı. yahudi mantığına bakar isek, bu çok daha mantıklı geliyor bana. yahudi neslini ari, saf, temiz hale getirmek ve özellikle israili kurmak için bu senaryoyu yazıp, oynayıp, oynatıp, izletip ve sonunda dünya insanlığına "bu bir soykırım" diye kabul ettirmeleri hiç te imkansız değil.

Müslümanlar kaç asırdır emperyalizm, israil ve müttefikleri tarafından soykırıma uğruyor? Ve düşünmek lazım, bu olayı bu şekilde anlatmak Müslüman adabına uygun mu?

Mutmain Muhalif...