GURBET DAİM SAKLI DURUR BU TENDE

Kategoriler:

İnsanın aklına gurbet düşünce, gönlüne de kıvrak bir sızı yerleşir nedense. Hem öyle silinip gitmez de hemen, saplanır sanki bir paslı bıçaktan ders almış gibi. Bir bumerang misali ne kadar atmaya çalışırsan çalış zihninden bu dipsiz meseleyi; o eninde sonunda dönmesini bilir, pişkin bir yüz ifadesiyle hem de.

Gurbet; insanın vatanından ayrı düşmesi, memleket bildiği topraklardan yaban kalması şeklinde tasavvur edilir hep. Doğrudur; ayrılık, ayrı düşmek, özlem hep gurbetle özdeşleşen kelimelerdir ve sevilenden, sevgiliden bir ayrı oluş vardır hikâyenin özünde. Ama bundan ibaret de değildir hani. Çünkü insanın var oluşunda zaten bir gurbet vardır. O, dünyaya geldiğinde başlamıştır bu gurbetlik.

Evinden, yani cennetten ayrılmış ve zoraki bir yolculuğun ilk adımlarıyla dünyaya ulaşmıştır. Bu geçici ikamet yerinde hep eve dönüş planları yapmış; buna bazen muvaffak olmuş, bazen de hüsrana uğrayarak gözündeki hicran yaşlarıyla kaderine razı olmuştur.

Gurbet; belli bir acıyı sahiplendiği, insana kendisiyle baş başa kalarak eksik ve fazla yönlerini gösterdiği için de doğal bir olgunlaşma vesilesi sayılabilir aslında. Çoğu yetkin eserler gurbet ürünleri olarak ortaya çıkmakta ve bu ürünler geniş kalabalıklar tarafından kabul görmektedir. Ayrıca sabırla insanı törpüleyip cesaretle güçlendiren yanını da gurbetin faydalı ve insanı yetiştiren öğretmen tavrına yorabiliriz.

Katlanmak zor gurbete; hele onu bir hayat tecrübesiyle sabit kılmak ömrün en hararetli yerine daha da zor olsa gerek. Anadan, babadan, yardan ayrı atılan adımların; alınan nefeslerin hesabı askerin şafak sayması gibi taze dururken her an zihinlerde gülmek ağır bir yük gibi gelir dudaklara.

Yemekler tuzsuz, suratlar mutsuz, bedenler ruhsuz kalır ve insanoğlu gurbetin ezeli bir gediklisi olarak ona katlanmak ya da yenilgiyi kabul ederek mağlubiyet hırkasını sırtlanmak arasında bocalayıp durur.