HARF DEVRİMİ
- resul davutoğlu yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 6105 kez okundu
- rastgele...
Bir yazarın harf devrimiyle ilgili yazısını okuyunca çok değişik duygularla bu yazıyı yazmak zorunda kaldım. Mazinin kül edilmesine bir başyazar öyle yaklaşıyorsa, "kelimeler orada kifayetsiz" kalıyor. Düşünce isyan ediyor. Cemil Meriç’i hatırladım. Acaba "sadece uydurukçaya karşı olmada mutaasıbım" diyen Meriç sağ olsaydı, o yazıyı nasıl değerlendirirdi. Fildişi kulesine sığınmakta haksız değilmiş. İçinizin yangınına yüzünü dönüp bakan yoksa, mecburen bir melce ararsınız. O kuleyi seçti. Ama sağ olsaydı, o yazara keskin hançerler misali cümlelerle saldıracağı kesindi. Ne mi yazmıştı yazarımız. Bugüne kadar yazılanları. Onlardan birini okumuşsanız, onu okumuş gibisiniz. Yazıldığı gibi okunmayan dillerde sıkıntı varmış falan filan. Bunları okurken Peyami Safa’nın bir başyazar hakkındaki cümleleri aklıma geldi. Neyse...
Alfabesini değiştiren tek millet var mı? Arnavutlar dışında yok. Onların da değiştirirken doğru dürüst bir yazılı kültürleri yoktu. Yani değiştirmemiş gibiler.
O övünülen hamle, bizi ebkem yaptı. Topal ve güdük... Yahya Kemal, Haşim, Cenap, Mithat Efendi, Fikret hâsılı kelam bütün o dahiler, ustalar ve âşıklar okunabiliyor mu? Hayır.
Kötü kültür var mı? Olamaz. Kötüyse kültür olamaz. Bir yerde kültür oluşmuşsa, demek ki bir kıymeti ve cevheri var. Ama bunu görmek için tarafsız bir nazar gerek. İdeolojik ön yargılarla bakanlar bunu göremezler.
Harf inkılâbı ne için yapıldı. Kültür için mi? Bunun söyleyen cehaletini orta yere serer. O inkılâp kültür için değil, ideoloji ve bu milletin şarkla olan bütün bağlarını kesmek için yapıldı. Bütün inkılaplar zaten buna raciydi. Kıyafette yapılanlar da, medrese, tekke ve dergâhlarda hayata geçirilenler de, kısaca bugün devrim olarak nitelenen bütün yapıların amacı oydu. Bu milletin şarkla bütün rabıtalarını kesmek ve onu garba yönlendirmek. Şarkı mazi yapmak... Peki, başarılı oldu mu bu niyet. Olmadı, çünkü böyle bir şeyin başarılması imkânsızdır. Bir milleti kökünden koparabilmek, asırlarca aktığı mecrasını değiştirebilmek, kanına, ruhuna, damarlarına ve her şeyine işleyen o cevheri, o en kuvvetli ve naifliğine rağmen müthiş mücessemleşmiş elması değiştirebilmek namümükündür. Olanaksız ve gayr-i kabil-i imkândır. Bugün bu gerçek açıkça orta yerde duruyor. Biz sathi bazı gelişmelere rağmen, mazinin o kuvvetli bağlarını atıp veya onlardan kurtulup garplılaşmadık. Kastedildiği şekilde "muasırlaşmadık." Ama kendimizi kaybettik. Muhayyel bir canan için asırlık sevgilimize kıydık. Camiden uzaklaştık. Kiliseye ise yar olmamız imkânsızdı.
Harf inkılâbı bugünkü kültür güdüklüğümüzün en büyük sebeplerinden biri... On asırlık gözlerin nurunu, teri, cehdi, yorulmayı kısaca her şeyi amansız bir darbeyle kesti. Naima’yı meçhule attı. Kâtip Çelebi’yi Kaf Dağı’nın arkasına... Cemil Meriç’in "onun çocuğuyum" dediği Ahmet Mithat Efendi’yi -kim bilir ne amaçla yazdığı- birkaç basit romana indirdi. Medrese’nin son dehalarından ve Tarih-i Hülefası’nı şimdilerde aşk, hayranlık, heyecan, üzüntü ve kederle okuduğum Ahmet Cevdet Paşa’yı ve daha sayılamayacak binlerce, on binlerce dehayı ve aşığı bir anın kararına kurban etti.
Muhteşem kültür abidelerimize amansızca saldırdık. Yok ettik onları acımadan. Kendimizden geçmiştik. Cananımızı katletmekten zevk alıyorduk. Gözlerimize anlamsız bir ışık gelip yerleşmişti. Katlettiklerimizin farkında değildik. Sarhoşluğumuzun ve kayıplarımızın... Bir maziyi gömdük. Bir tarihi. Zenginliğimizi ellerimizle toprağın altına attık. Yokluğa kendimizi gönüllüce duçar ettik. O kültür bizim değil miydi? Kimindi peki. Kim oluşturmuştu? Nefi kimdi? Ya Fuzuli. Nedim veya Sinan paşa... Yalancı bir aşka tutulmuştuk. Kendimizi kaybetmiştik. Heder ettiklerimizin farkında değildik. Öz evlatlarımızı yedik. Göz yaşışız.
Bu katliamla edebiyatı öldürdük. Özellikle şiiri. Şiir yok bugün. Akla gelenin düzensiz, insicamsız, geldiği gibi, rast gele yazılmasına şiir diyoruz. Her kes şair. Cümleler yazın alt alta, kısa, uzun, kopuk veya bağlantılı, anlamlı, fark etmez, nasıl olsa önemli değil, yeter ki yazın. Kelimeler çıksın kaleminizden, cümleler, tamam; siz şairsiniz. Bu ülkede her âşık şair ve her muzdarip... Havassın sanatı avamın elinde oyuncak olmuş. Muhatapları sultanlar olan cümleler adeta çocukların oynadıkları çelik çomaklara dönmüş. Ve sonra "milyonlarca şairi olan ülkemizde niye şiir kitapları bin satmıyor" diye hayıflanıp şaşırıyoruz. Satsaydı şaşırmalıydık. Harabelerin zairleri olmaz. Sorguçlara yakut takılır. Eser alın terinin, emeğin, terin, cehdin ve uykusuz gecelerin çocuğudur. Kumdan evcikleri kimse görmeye gelmez. Bu güdüklük normal. Hazineleri uçurumlardan atan miskinliğe razıdır. Elmasları un ufak eden taşları tacına takmak zorundadır. Acı olan; mağlubiyete söylenilen neşideler. Boynumuzdaki zincirleri millete gösteriyoruz, "bakın gerdanlığıma, kolyeme, süslerime" diye eblehce insanları yoldan çeviriyoruz. Ve anlamsız bakışlarla karşılaşıyoruz. Küçümseyici nazarlarla. Biz de anlam veremiyoruz bu tavra, muhatabımız da bizi anlamakta zorlanıyor. Bir efsaneyi öldürdük. Bir abideyi yıktık. Atlantisi toprağa gömdük. Ve seviniyoruz. Demek biganeyiz. Habersiziz. Cesuruz ama alim değiliz. Ağır inciyi matkapla delen demirciye benziyoruz. Sarrafın eli titrediğinden delmeye cesaret etmediği inciye bakmadan, çırağa fırlattık ve "matkabı kullan" dedik.
Zorluk için alfabe atılmaz. Japonlar üniversitede bile okumakta zorlanıyorlar. Çinlilerin üç bine yakın harf karakterleri var. Alfabe sadece harflerden müteşekkil değil. O mazinin ruhu. Kültürün harcı. Bu inkılâpla kültürsüzleştik. Türedileştik. Ruhsuzlaştık. Çölde gördüğümüz serap için gürül gürül akan pınarımızı taşlarla tıkadık. Ve hala susuzuz. Sarhoşuz ve bitkiniz.
Ah intelijansiya. Bu makûs kaderde ne kadar çok kabahatin var. Abdülhamid gururunuzu sefaretlerin memuriyetleri karşılığında satın aldı. Paris veya Viyana için sırtınızı dönmeyeceğiniz kutsal yoktu. Abdülhamid mayi istiyordu. Şekilsizlik. Kalıpsızlar ona dosttu. Ve hepiniz Said Paşalaştınız. 7 kez sadrazamlıktan ve tam bir beraberlikten sonra Ayestefanos’ta cem’ olan Meclis-i Mebusan’da velinimetinizin azli için yapılan toplantıda ordaydınız. Ve hepiniz Küçük Paşa’yla beraber fütursuzca el kaldırdınız.
Cemal Paşa’nın meddahı ve onun sergüzeşti Zeytindağı’nın muharriri -her devrin adamı olduğunu göstererek- devranın değişmesiyle sonraki kitabının ismini Çankaya bırakacaktı. Alfabe işinin baş kahramanlarından biri bu zattı. İntelijansiyanın bu tavrı Abdülhamid zamanında zararsızdı. Sadece onlara acı veren bir hançerdi. Sultanın vehmini bazen kışkırtarak, bazen de tatmin ederek mahut kesim geçiniyordu. Ama cumhuriyetle durum değişti. Beslemeler fetva makamı oldular. Başlarını sallamaya alışkın olanlar, ummadıkları bir halle karşılaştılar. Sofra rüyaları görenler onlara çağrılır oldular.
Ah intelijansiya susman ve tavırsızlığın nesillere sebep oldu.
Bir gözlük takmışız ve her şeyi ona göre değerlendiriyoruz. Mihengimiz o olmuş. Doğru onun bize söylediği ve yanlış da onun yüzünü buruşturduğu. Debelenmemizin sebebi o. Kampların ve kavganın da.
Sükunet ve selamet için onu çıkarmamız gerekir.









Farkına varabilseydik!
Sevgili dostum açıkladığın gerçekler ne kadar da ruha ızdırap verici. Bu konumda ki bizlerin ne yapması gerektiğide sanırım bu yazıyı okuyan her kimse için aşikar.
Ne olurdu anlayabilseydik mazimizi, mediyetimizi ve kendi değerimizi. Fakat herkes kesb ettiğiyle yaşar ya ne diyelim Allah sonumuzu hayr etsin...
Baki selamlar
Resul efendi,
Bu sitede şu ana kadar okumuş olduğum en güzel, en dolu, en akıllı ve en gerçek yazıyı yazmışsınız. Ağzınıza, aklınıza ve gönlünüze sağlık.
Meseleyi harikulâde cümlelerle izah etmişsiniz. Düşüncelerinize başından sonuna katılıyorum; lâkin -sizin de buyurduğunuz gibi- bu durumu anlama imkânımız çok az. Zira biz yok edilmiş, lime lime edilmiş bir kültürün evlatlarıyız. Atalarımız bu durumu idrak edebilecek kabiliyetteydi; ama onlar da aydın değildi. Aydınlatılmış olduklarını düşünüyorlardı, lâkin değillerdi. Bu zihniyetle harfleri devirdiler. Öyle bir devirdiler ki, tarumar olan zihinlerimiz yeni olana sarıldı, eskiyse eskiciye yok pahasına satıldı; ama demediler zihin ya da zihniyet devrimi yaptıklarını, harf devrimi dediler, geçtiler. Geçmişimizi bizden kesip bıraktılar.
Biz Abdülhamit'e de şunun şurası bir iki yıl öncesine kadar hain damgası vurmuyor muyduk? Doğruyu bildik; ama anlayamadık. İşte bu nedenle belki 100 yıl sonra anlarız ne halde olduğumuzu; ama bunu anlamak acıdan başka ne verir ki? Aziz olanın rütbe-i terk edecek hali yok ya...
Naçizane aklım da çözümü, fildişi kulede buluyor. Duyduğum elemin tarifi yok.
Tekrar tekrar tebrik ederim. Aklı olana hem şairlik, hem yazarlık, hem vatandaşlık, hem de insanlık dersi vermişsiniz. Sağolun.
Atalarımız
"Atalarımız bu durumu idrak edebilecek kabiliyetteydi; ama onlar da aydın değildi" bu cümle kendi içinde çelişkili gibi geldi bana. ikinci boyutu ise devrimler halk tarafından mı yapılır yoksa elit tadro mu? Bunu tartışmak gerekir diye düşünüyorum. Kendinize iyi bakın.
"Kamus, Namustur"
Değerli Cemil Meriç'in "Kamus Namustur" diyerek üzerine basa basa önemini vurgulamaya çalıştığı harf devriminin bizde oluşturduğu uçurumları gaflet uykusunda olanlarımızın kaçta kaçı anladı ki?
Dediği gibi bizler; hafızası alınmış, geçmişinden koparılmış bir milletin çocuklarıyız.
Bunca tutarsızlıklarımız, açmazlarımız, sarhoşluklarımız; sanki yalnızca yüz yıllık bir medeniyetin evlatlarıymışızcasına düşünmek ve davranmaktan ileri geliyor şüphesiz.
"Ah intelijansiya susman ve tavırsızlığın nesillere sebep oldu"
Tanzimattan beri yüzünü batıya çeviren ve "efendisinin ilaçlarını içen ahmak uşak" misali Batıyı taklit eden, onların sahip oldukları altın ayakkabıyı, olmayan ayaklarına oldurmak için parmaklarını kesmek pahasına giymeye çalışan zavallı aydınlarımız, bu medeniyetin evlatlarına göz göre göre kıydılar.
Öyle ki; bugün bunları söylerken bile binbir çekince taşıyan insanlarımızın olduğu şüphesiz bir gerçektir.
Bize miras bırakılan medeniyetin köklerine ulaşmak için, bugün maalesef, hazine ararcasına tırmaklarımızla kazımamız gerekiyor o çorak toprakları, ki asıl olana ulaşabilelim.
Tüm bunlara rağmen birilerinin bu doğruları bilip paylaşabiliyor olması hakikaten sevindirici. Yitirilmeyen, koparılmayan medeniyet kırıntılarına sahip olduğumuzun göstergesi zira...
Yazıya harcadığınız mesai, emek ve özveri için hafızası alınan toplumun evlatları adına teşekkür ediyorum.
duygusal bir yazı
hissiyatın doruğunda kaleme alınmış bir yazı. aşikar. ama çok duygusal bakıldığı kanaatindeyim. harf inkılabını haklı buluyor muyum? hayır. ama bu bu ülkede şiir kitapları neden satmıyor ya da neden şair çıkmıyor ya da neden edebiyatçı yok sorularına cevap olacak izahat değil. eğer farsi bir kültürün izlerini hala taşımıyorsak haklısınız. ki ben bundan dolayı hala muzdaribim. kendi cümlelerimde bile iran dilinin izlerini görmek beni üzüyor. cami ve kilise benzetmeniz çok incitici. ve bu yazılanlar da kendi hislerime kendi tercümanlığımı yapıyor olmamdır. dil eski dil olsaydı ya da alfabe eski alfabe biz fuzuli'yi ya da nedim'i ve diğerlerini anlayabilecek miydik? yine bence hayır. asıl yapılması gereken bence harf inkılabını eleştirmek değil dilimizi ingilizcenin ve diğer avrupai dillerin etkisinden korumak. bu işgale bu amansız istilaya bir son vermek olmalı. değil miydiki doğunun çilesi osmanlıyla başladı. osmanlı değil miydi anadolu insanının sırtına yüklediği zorunluluklarla avrupa topraklarını inşa eden ve yine osmanlı değil miydi ki kendi öz halkını unutup devşirme sistemlerle devşirme kültürler oluşturmaya çalışan. Türk e özgü değerlere Türk gibi sahip çıkmak gerek korumak ve kollamak. kendi fikrimdir ki doğunun makus talihi osmanlının batı politikasının eseridir. anadolu asıl çilesini o zamanda çekmiştir. dilde kültürde kendi özünde olursu sahiplenilebilir. devşirme ya da dayatma kültürü istesenizde koruyamazsınız.
saygılarımla...
Duygusal mı!
Bu yazıya salt "Harf inkilabına" eleştiri penceresinden bakmanın yerinde olmadığı kanaatindeyim. Çünkü yazı salt eleştiri niyetiyle değil, bilakis maziye gömüp ne deree değerli olduğunun farkında olamayıp mahrum kaldığımız fakat azınlıkların unutmayıp hatta batının dâhi istifade ettiği bir hazinenin varlığını ilan etmektir. Yani burada türkçeye bir sitem yok. Ayrıca yazının çok duygusal olduğuna da katılmıyorum. Çünkü çok duygusallık gerçeği yansıtmaz. Oysa Resul efendinin yazdığı yazının gerçeği yansıtmadığını kim iddia edebilir.
Selametle kalın...
Makul karşılamak gerek
Düşünce yaralanan kardeşim,
Bu tip karşılıkları makul karşılamak gerek, zira bu durumun farkına varanlar, bu durumun herkes tarafından farkına varılamayacak bir durum olduğunun kanaatinde olduklarından dolayı ızdırap çekiyor değiller mi?
Eh, Âraf zaten bu durumu niteleyen bir mekân. Ne Cennet'ten haberdar ne de Cehennem'den. Bu nedenle ortalıkta dolanıp bir şeylere kışt demek kolay gelir; lâkin düşlemeye gelince söylenir de söylenir.
Resul efendi, bu durumu zaten öngörmüş ve eserinin dördüncü paragrafının son cümlesiyle ("İdeolojik ön yargılarla bakanlar bunu göremezler.") duruma açıklama getirmiş. Âraftakiler buna elbette ki ideolojik olarak bakmadıklarını söylerler ve derler ki "Biz ne oradanız ne de buradan"; ancak kelamlarına dikkat etmek gerekir...
Diyecek çok fazla söz var; ama "Duygusal" kelimesinin karşısında diyecek daha fazla bir söz bulamıyorum. Bu arkadaşın daha önce bir kaç çapsız yorumu ile karşılaştığım için daha fazla söz söylemeye de gerek duymuyorum.
yusuf ateş
ne kadar kolay değil mi?
oturduğunuz yerden ahkam kesmek. gerçi ahkam dersem ayıp olur zira hükümden gelir. siz hüküm vermemişsiniz. belden aşşağı vurmuşsunuz.
insanı anlatan kelimeleridir. ben sizden cevap beklerdim. ama ışığınız kendinizi aydınlatmıyor ki bana da değsin. çapınız iltifatınızdan bellidir.
kaleminizde gönlünüz kadar ince olsaydı keşke.
sanırım ideolojimide yazımda ki ''Türk'' ibarelerinden anladınız. tebrikler izanınıza hayran kaldım.
sizinle aynı fikirde olmayanlara sizden saygı beklemek hüsran olur. zira sizin kelama saygınız yok.
saygılar.
yalan soyleyen tarih
Harf devrimi bilinçli bir sekilde yapılmıştır.Tek gaye yeni kurulan cumhuriyetin eskiyle baglantısını kesmek.Sıfırdan bir devlet,bir millet üretmek.Buda kısmen başarıldı.Kısmen diyorum zira herşey bitmiş degil.Gençlik yeniden parlıyor,bilmedıgimiz çoğu gerçekler su üstüne çıkıyor yavaş yavaş.
Konuyla ilgili bir yazi
günlüklerin değeri
kazım karabekirin yasaklanan günlüklerinn üzerinde durduğu konuyu resul arkadaşımız guzel diliyle özetlemiş..gönlüne sağlık kardeş..fırsat bulursan kazım karabekirin günlüklerine göz at..
Hamiyetten gözlerim
Hamiyetten gözlerim yaşardı...
Bat Dünya Bat..
Anlayamıyorum... Ne yazdığınızı anlayamıyorum. Belki de kültürsüzlüğümden olacak.. Sadece dilin Yazıya dökülmesinde kullanılan simgeler nasıl kültür olur anlayamıyorum. Bugün benimde kendimce oluşturduğum bir alfabem var. Bu sadece yazıya dökülüşlerde bir kodlamadır. Eski yazarların da gayet tabi günümüz alfabesine çevrilmiş eserleri mevcut. Gerçekten anlayamıyorum. Anlatın bana hadi ? İkna edin beni ? Bir alfabe bir milleti nasıl kültüründen koparabilir ?
BU ÜSLUP BU ŞUUR HEPİMİZE LAZIM
Bir Osmanlı:
ALLAHIM kalmasın dünyada hiç bir gerçek nihan!
ÜSDAT kokan bir yazı.ÜSDAT yani kucağında yaşadığı toplumun üvey evladı...
Harf Devrimi değil Harf
Harf Devrimi değil Harf İnkilabıdır...
Bu inkilaba sadece ''yok etmek'' olarak bakıldığı zaman yazı gerçekten çok ama çok güzel ve yerindedir. Fakat bu inkilap sadece yok etmek için mi yapılmıştır? Eğer cevaplar evet ise bu konu sadece yok etme kadar basit olmaz ve çok derin türlü türlü konulara gebe kalır ve hatta doğurur. Sonra da konu; Harf inkilabından çıkar, Osmanlı'ya, oradan da Arapçaya, Farsçaya, devşirmelere, dönmelere, Türkçe'ye, Osmanlı'nın Türk kimliğine ve bu konuya dahil olmasını istemediğim; unutulmuş, ötelenmiş Türk'e dair bazı şeylerin de ırk eksenli bir tartışmaya dönüşmesine, İslam karşıtı olarak gösterilmesine kadar gider....
Harf devrimi Başkaya'nın
Harf devrimi Başkaya'nın ifadesiyle tarihini en üyük cinayetidir. Bir katliamdır. Bir millettin katliamı...Devrimler, köke kibrit çakmanın adı. Ama fiyaskoyla sonuçlandılar. Yine Başkaya'nın ifadesiyle söylersek iflas ettiler...
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
Devrim sürüyor
Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var;
Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var..
Alfabeden sonra şimidide dilimizi değiştirmeye çalışıyorlar. Kullandığımız yabancı kelimeler, türkçe kelimelerden daha fazla:( üniversitede araştırma yapmak için yabancı dil şart, gerek olmadığı halde:(