HAYIR HAYIR!!!

Kategoriler:



Hayır hayır doğrusu siz yetimi kerimleştirmiyorsunuz*

Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.
M.Akif Ersoy

Sen şahsında unuttuğumuz bütün kimsesizlere…
Ne kadar azlığımın farkındaysam o kadar seni hissediyorum demektir.

Seni ancak yalnızlığımdan korkmaya başlayınca anladım. Korkularım, umarsızlığımın bedeli olunca gecelerin seni hiçe saydığını anımsadım...her şeyin eksiğine sahip bir yaşam sunulmalıydı belki de “samimi” olabilmem için. Yarım tebessüm yarım mutluluk ve yarım huzur, bazılarının yarım bıraktığı sözü söyleme özlemi bitirilmemiş –anne sedası...Yokluk uyurken üstünü örtecek elde degil elbet elin dokunuşundaki merhamette. Ah küçüğüm, biliyorum inanmıyorsun artık –senin annen gökyüzünde masalına. O kadar gafilim ki, oyuncaklar benim ellerimde oynayan sen degilsin. “Biliniz ki dünya hayatı bir oyun bir eğlence bir süs ve aranızda övünme mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir...( hadid 20 ) kapılmışım ve seni tek başına bırakmışım...

Oysa ki en güzel örneğim bile varken bu unutuşumun bahanesi neydi?hani Beşir bin Akrabe ‘nin babası şehit olunca ağlayışını duyan alemlerin efendisi:

–Ey sevgilicik ne diye ağlıyorsun ,sus ağlama senin baban ben annende Aişe olsa razı olmaz mısın?

Babasız büyüyen ve altı yaşında iken annesiz kalan fahri kainat efendimizin amcası vefat ettikten sonraki hüznü titretiyor tüm bedenimi...manevi kansere yakalanan kalbimi bu düşünce biraz olsun dürtüyor hasta kalbim kabul ediyorum. peygamberimin rikkatinden nasiplenmeyen bu yürekle nasıl senin kimsen olabilirim. kim bilir kaç tanesin ve kaçın kimsesiz.“ne var ki bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı, artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır...(bakara 74) ey habibim, hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı şayet ibret nazarıyla dolaşmış olsalardı düşünebilecekleri (hissedebilecekleri)kalpleri,işitebilecekleri kulakları olurdu. gerçek şu ki gözler kör olmaz, lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur (hacc 46)

Annesizlik babasızlık ve hatta yurtsuzluk bu denli çoğalırken feveran etmeyişimizi nasıl açıklayacağız o çetin günde. hayır hayır doğrusu siz yetimi kerimleştirmiyorsunuz (fecir17) keşke bu hale lakayd kalan tek ben olsaydım da senin bir kimsenolsaydı. halbuki mümin,“kainatta hastane koğuşlarını gezen bir doktorun merhametli hissiyatıyla yaşar (o.Nuri Topbaş)” bütün erişebildiklerini tedavi edip sıkıntısını gidermeye çalışmaz mıydı?yalnızca insanlara değil bütün mahlukata deruni merhamet duyan bir mümin ve bu merhametten doğan hizmet. Yok bahanem yok kaçmam için sebep affet küçüğüm tövbem için bile yok yüzüm.yoksa asıl güçsüz ben miyim?bilmiyor muydum muhabbetle dolan kalblerin hizmet faziletine dair ideal davranışlarını...

İşte Marufi Kerhi hz...Evine alıp baktığı kimsesiz hastasının her türlü vazifesini görüp geceleri dahi uyumadan ona hizmet etmek için çırpınıyordu. ancak bir gün uykusuzluğu had safhaya ulaşınca gayri ihtiyari uykuya daldı.uyuduğunu gören hasta ise sitem ediyor ve kendi kendine :

-Ne biçim derviş böyle,zaten böylelerinin sadece adları vardır,her işleri riyadır.bu yüzden şu adı derviş olan benim halimi düşünmeden uyuyor tabii karnını doyurup uykuya dalan kimse sabaha kadar inleyen bir hastayıi nasıl anlasın” ...diye söyleniyordu.

Marufi kerhi hz ise elbette duydu hastanın söylediklerini ama duymamış gibi yaptı.ancak hanımı dayanamayıp bu hastanın çok nankör ve edebsiz olduğunu en önemlisi de nankörlere iyiligin kötülük oldugunu bu adamında artık evden çıkması gerektigini söyledi.marufi kerhi hz ise mütebessim bir şekilde:

-Ey hanım onun söylediği sözler seni niye incitir,kızmış ise bana kızmıştır.onun nahoş sözleri bana hep hoş gelir. Görüyorsun ki çok acı çekiyor, zavallı bir an bile uyuyamıyor. Hem bilmelisin ki, asıl şefkat ve merhamet böyle kimselerin cefasına katlanabilmektir…kıssayı nakleden şeyh Sadi öğüdünü şu şekilde tamamlıyordu :

“Muhabbetle dolan kalp affedici olur, eğer sen yalnız kuru bir suretten ibaretsen öldüğün zaman cismin gibi ismin de ölür. Eğer kerem sahibi ve ehli hizmet olursan ömrün cesedinden sonra fedakarlığın ve gönüllere girdiğin kadarıyla devam eder. görmez misin ki Kerh’de bir çok türbe var. Fakat Marufi kerhi’nin türbesinden başka ziyaretçisi bol olan yoktur”.

Aşk ikliminde beslenen yardımlarımız, hizmetlerimiz olsun sana ey yetim ey kimsesiz. Senin kimsen olmaya çalışmak ertelediklerimden, ertelediklerimizden olmasın. Manevi rahatsızlıklardan arınan kalplerimiz olsun ki zayıf ve güçsüzlere hizmetimiz kalbimizde mekan bulsun inşallah.

...

* fecir 17

samimiliğinizi tebrik

samimiliğinizi tebrik ederim duyguları ifade etmek zordur çoğu zaman hele bazıları hiç ifade edemez.bunlardan biri olan ben okurken çok duygulandım.insanın kendini sorgulayabilmesi çok güzel birşey.teşekür ederim...

hizmet dilde mi?

yazınızı okuduğum da aklıma dilimiz de hizmet fakat acaba gerçkten o menbaa erişebilnişmiyiz....
mü'min kainatta hastane koğuşlarını gezen bir doktorun merhametli hissiyatıyla yaşar...bu cümlenin sırrına erebilmektir aslında mesele...şu anda hangi doktor hastalrının arasında o hissiyatla dolaşıyor ki bizler o hissiyatı taşıyabilelim...
gerçek ve doğruları yansıtmak açısından öyle dokunaklı olmuş ki yüreğinize sağlık kardeşciğim...ortak dertleirmiz iafde biçiminiz etkileyici...sırra mazhar oalabilme duasıyla...
muhabbet-i daim....