HECELİ KELÂM MELEKESİ / AFAZİ ya da APHASIA
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- 495 kez okundu
- rastgele...
WEB sayfası "Kork-ma!" sözcüğüyle açıldı. İmre Kadızade, sözcüğü izleyen sinyalin eski Türk İstiklâl Marşının ilk notaları olduğunu bu defa hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek şekilde tanıdı. Kalbi çarpmaya, kasıklarından yükselen sıcaklık başına yürümeye başladı. Bir iki saniye içinde yüzünün kızaracağını, ellerinin titreyeceğini biliyordu.
Bir nota, bir kelime, ya da bir şeklin eski Türkiye nostaljisini uyarmaya yettiğini düşündü. Modernist formatını değiştirmeye yetmeyen güçsüzlüğüne kahretti. Urallar'ın ilgisini kaybetmek istemiyor, bir yandan da onun bir Salik olduğunu, eriştiği mertebenin böylesi duygusallıklara kapılmayacak kadar gelişmişlik anlamına geldiğini umuyordu. Eski Türkiye'nin yaşamını dayanılmaz kılan olumsuzluklarını hatırlamaya, kendisini özlem duygularından kurtarmaya çabalarken, Salik'in "işte, burada!" dediğini duydu, "Bakın!"
KOA.TIP.MER.@Washington DC www. Aphasia Yavaş İlerleyici Afazi Sendromu Sinonimteri: Mesulam sendromu, de-mans olmaksızın yavaş ilerleyici afazi.
Tanımı: İsimlendirme bozukluğuyla başlayan, yıllar içinde diğer lisan fonksiyonlarının etkilenmelerinin eklendiği, bu süreler içinde kognitif fonksiyonların göreceli olarak korunduğu bir afazi sendromu.
Etyolojisi: Dejeneratif beyin hastalığı.
Etkilenen Serebral Alanlar: Makroskopik ve radyolojik olarak sol silviyan fissür ve etrafının atrofisi, mikroskopik olarak aynı bölgenin klasik demans bulgularına uymayan dejenerasyonu.
Eşlik eden nörolojik bulgular: Genellikle yok.
Klinik seyir: Yavaş ilerleyici biçimde afazik tablonun tamamlanması, son dönemde demansiyel bulguların ortaya çıkması.
Bakınız: İkna etmek, kandırıp yaptırmak, teşvik etmek, sevk etmek, davet etmek, sebep olmak (fizk.) tesirle elektrik cereyanı hasıl etmek, indüklemek, (mant.) netice olarak vücuda getirmek, istidlal etmek; inducible, ikna edilir, teşvik edilir, Bak., subversion: Altüst etme veya olma, harabiyet, tahrip, yıkma, yıkılma, bozulma, ifsat, fesat, komplo.
Son kelime yanıp sönmeye başladı, "Komplo! Komplo! Komplo!" Ardından ekranı baştan başa kaplayan S.O.S., onun ardından da eski Türkiye bayrağının ay-yıldızı göründü. Dört yapraklı bir yonca figürü ay-yıldızm etrafını sararken, Akıl-Ah-lâk-Adap-Adalet sözcükleri belirip kayboldu.
"Bakınız: Alternatif Tıp Merkezi www ONARIMCILAR" dedi Priz Ali'nin sesi, "Bakınız: InducedAphasia! Türkiye deneyimi!"
İmre Kadızade, suçüstü yakalanmış gibi oldu. Saldırı karşısında nasıl bir tavır sergilemesinin doğru olacağını, Salik'in beklentisini düşünüyor, Urallar'la göz göze gelmekten çekiniyordu. Yan gözle General'e baktı. Yaşlı adam oyununa dalmıştı, kendileriyle ilgilenmiyordu.
"YÜCE PİR! Heceli kelâm melekesi!" diye üniedi Salik Ural-lar,
"'Ferde nazaran hatta aynı şahsın muhtelif hayat safhalarına göre değişen heceli kelâm melekesine 'Phasie' denir. îster sözlü ister yazılı olsun, kelâmı alakadar eden herhangi bir bozukluğa 'Aphasie' umumi ismini vermek âdet olmuştur!'
Diker-Tuksavul ikilisinin kitapları böyle başlardı. 1937 basımı. Hiç duymuş muydunuz? Bunama yok, beynin kortikal lisan alanlarında ya da bağlantılarda zedelenme yok, buna karşın sesli ya da görsel materyallere ait izlenimler Mağdurda çağrışım yapmıyor. Celbedilmiş Afazi. Ya, VASILLAR MECLİSİ'nin Türkiyeli Mağdurları moronlaştırmak komplosu? Onu duymuş muydunuz?"
"Hayır, yani evet," diye kekeledi kadın, "Induced Aphasia'yı duymuştum ama ikinci kısmını değil. Yani, moronlaştırmak saçmalığını duymadım!"
"ONARIMCILAR" dedi Salik Urallar, PC ekranına işaretle, "VASILLAR MECLİSİ'nin Türkiyeli Mağdurları moronlaştırmaya karar verdiklerini yayıyorlar. Uygulamayı Psikolojik Savaş Ünitesi yapmış."
"Yani, şimdi, siz, Wernicke alanının lezyonlar, kanamalar filan dışında, başka yollardan, Psikolojik Savaş Ünitesi'nin keşfettiği yöntemlerle, dejenere edilebileceğini mi, söylüyorsunuz? Bu teorik olarak mümkün mü?"
Urallar, omuzlarını silkti, "Ben söylemiyorum, onlar öyle iddia ediyorlar," dedi, "Teorik olarak mümkün mü, sorusuna gelince, lisan, malum, serebrumun özel alan ve bağlantıları tarafından ortaya konan bir fonksiyonlar bütünü. Nöropsikolojik açıdan bakıldığında, uzun bir tarihsel gelişme sürecinde -ki bu 'kültür' oluyor- yaratılan kodlama sistemi. ONARIMCILAR'a göre, kodlama sisteminin dejenerasyonu, açık ya da kapalı kafa travmalarının ötesinde, iletilen mesajların tutarlılığına bağlı. İletilen mesajlar çelişkiliyse, tutarsızsa, kodlama ve anlaşılma görevi yapan Wernicke alanı dejenere oluyor. Duyulanları, söylenenler, phasie, biçimine dönüştüremiyor. Wernicke alanının primer işitme korteksiyle arasındaki bağlantı mükemmel, işitme fonksiyonları yerinde de olsa, Mağdur, söyleneni almıyor, çünkü kodlama sistemi çelişkili mesajlarla altüst edilmiş veya oluşması büsbütün engellenmiştir. Bu durumda beyin formatlanamaz veya formatlanmayı reddedip, amneziye sığınabilir."
"Beyinde bir hasar yoksa, buna karşın kodlama sistemi çalışmıyorsa, bu bir çocuk ya da ön-insan tablosu. Öyle değil mi? Wernicke'nin çalışmamasının bir telmihi de anne/doğa'dan ayrışamama; anne/doğanın himayesinde doğa güçleri tarafından sürüklenme durumu!"
"Bilinç demek, lisan demekse; lisan, insanın oluşumunda ve gelişiminde, bireysel varoluşunda, efendim, 'us'lanma sürecinde, belirleyici Öğeyse; insanın ve insanlığın tarihinin mutlak bilinçsizlik kutbundan, mutlak bilinç kutbuna yönelmesi lisanın gelişmesine koşutsa, bütün bunlar doğruysa, haklısınız. Bu tablo ön-insanlıktan çıkamama ya da ön-insanlığa geri dönüş tablosu."
"Bütün meseleler dönüp dolaşıp ön-insan tanımına geliyor," diye mırıldandı Kadızade, düşünceli düşünceli.
"Eh işte, şimdi, tabii lisan, doğumdan sonra biyolojik faktörün otomatik olarak işlerlik kazanmasıyla oluşmuyor. Konuşma, tekrarlama ve isimlendirme... Bunların gelişmesi için bebeğin konuşma içinde yer alan sesleri duyması ve anlaması gerekiyor. Pepeleme aşamasındaki bebek, işitsel, görsel ya da bedensel uyaranlara yetişkinlerin ses formatında, alfabelerinde yer almayan birtakım seslerle tepki verir. Bda, bda, bda, nqia, nqia gibi anlamsız sesler!"
Kendi çıkardığı sesler kendisinin komiğine gitti, gülmeye başladı Urallar.
"Bunu ben hep çalmasını bilmeyen birisinin bir saksofondan çıkardığı rastgele seslere benzetmişimdir," dedi, "Bilirsiniz işte, ses çıkmasına çıkar da, müzik değildir! Müzik olması için ille de 'nota' dediğimiz yüksekliği, şiddeti ve tınısı tanımlanmış, formatlanmış sesler gerekir. Nasıl ki, müzikle gürültü arasındaki fark, müzik sesini meydana getiren titreşimlerin düzenli, diğerlerinin düzensiz olmasıdır, konuşma ile pepeleme arasındaki fark da konuşmayı meydana getiren hecelerin, kelimelerin, düzenli kullanımı, diğerlerinin rastgele, düzensiz olmalarıdır. Biyolojik olarak sağlıklı bir bebek, formatlanmış uyaranları yorumlama görevini üstlenen özel kortikal alanların ve bunlara bağlı subkortikal ve kortikal yolların gelişmesiyle birlikte düzenli uyaranları düzensiz uyaranlardan ayrıştırmaya başlıyor. Pepeleme aşamasını geride bırakıyor, taklit ve tekrar, ekolali aşamasına geçiyor. Yetişkinlerin o uzun tarihi gelişim sonucu düzenledikleri, anlamlı kabul ettikleri sesleri, heceleri, sözcükleri ve nihayet cümleleri ayrıştırmaya ve aynen taklit etmeye çalışıyor."
"Ya uyaranlar düzensizse?" Yüksek sesle akıl yürüttü Talip Kadızade, "Ya ekolali aşamasındaki bebeğe sunulan format her an değişiyorsa? 'A' sesi, meselâ, bir 'A bemol' bir 'A diyez' gibi sunuluyorsa? Heceleri oluşturan seslerin yerleri değişiyor, anlamlar kayıyorsa?"
"Uyaranlar düzensizse, tarihi gelişim kesintiye uğramış yani 'kültür' bütünlüğünü kaybetmiş demektir. ONARIMCILAR, böyle bir durumda beynin isimlendirme fonksiyonunun zedeleneceğini, bebeğin ekolali aşamasında takılıp kalacağını iddia ediyorlar," dedi Salik, "Sonuç, bitmeyen bir ayrıştırma ve taklit etme çabasına mahkûmiyet! Uyaranları yorumlama görevini üstlenen özel kortikal alanların gelişebilmeleri için, uyaranların formatlanmış gelmeleri lâzım. Düzenli olmaları lâzım. Spesifik olmaları lâzım. Anlamlı, bütünlüklü olmaları lâzım."
"Kemanınızın tellerini 'ses' kabul ettiğiniz notaları verecek şekilde akord edeceksiniz ki, konçerto çalabilsin! Kemanın keman olabilmesi için keman gibi düzenlenmesi lâzım!"
Kürşat Urallar, gerisini getirdi, "Beynin, insan beyni gibi düzenlenmesi lâzım ki, düşünce üretebilsin! însan beynini tavşan beynini algıladığımız gibi mekanik olarak algılayamayız. insan beyni, kendi kendisini oluşturuyor çünkü. Kendi kültürünü, formatını oluştururken, oluşturduğu kültür, format tarafından da oluşturuluyor, insan beynini lezyonlar sonucu bozulan bir organ olarak değerlendirmek, modenist bir yaklaşım olur. İnsan beyni nesne değildir, insan, beyniyle ben ve öteki ilişkisi geliştiremez. Çünkü, kendi beynimizi kendimiz inşa ederiz, Talip Kadızade. Lakin, isimlendirme fonksiyonun yerleşmesi için uzunca bir süre isimlerin tekrar tekrar duyulması lâzım. İsimlerin ait oldukları nesnelere defalarca dokunmamız, dokunumsal izlenimleri almamız lâzım. Konuşacağımız lisana ait sembolleri öğrenmemiz ve bellekte tutmamız lâzım. Kodlama sistemi dejenere edilirse, fonoloji, leksiyon, morfoloji, sentaks hatta semantik oluşamaz, sonuç, bilerek isteyerek davet edilen afazidir. Diyorlar" Ekranı işaret etti, "Alternatif Tıp Merkezi'nin yaymaya çalıştığı bu."
"Evangelista!" dedi Kadızade, "Evangelista, Mağdurların ekolali aşamasına takılıp kaldıklarını söylüyor. Anacılığın baskın olduğu bilinçsizlik döneminden çıkamadıkları, ön-insan hüviyetini aşıp bireyselleşemedikleri için, bağımsız düşünme ve soyutlama yetisini kazanamamışlar! Yaşayakalmanın yolunu Eu-ro-Amerikalıların keşfettikleri çalışma rutinini taklit ve tekrar etmekte bulmuşlar. Doktor Maria, Eski Türkiye'nin neo-faşizme, uzlaşma yönetimine esir düşmüş olmasını da böyle açıklıyor!"
"Eh, ekolali aşamasındaki bebekten siyasi ilkeler, teoriler, idealler geliştirmesini, efendim kendi ideolojisini oluşturmasını bekleyemezsiniz!" dedi Salik, "İçgüdüleri neyi emrediyorsa, onu yapacaktır."
Kadın, duyduklarını sindirmek ister gibi, bir süre sustu. "Kim bunlar?" dedi, kendi kendine konuşur gibi, "Kim bunlar? ONARIMCILAR, kimler?"
"Hackers," dedi Kürşad Urallar, ciddiye almadığını belirten bir ifadeyle,
"KOALİSYON muhalifleri. Marjinaller. Bilgisayar Korsanları. Rastlamamış olmanız tuhaf. Ara ara sisteme girerler böyle." Lâfı değiştirdi,
"Şimdi, tabii afazilerde lisan yetersizliğinden çok daha önemli ve çok daha ciddi olan şey, genel entelektüel kapasitenin belirgin düşüklüğü oluyor. Lisan ve bilinç ayrılmaz bir bütün çünkü. Bilincin ve lisanın içeriğini ve düzeyini sosyo-kültürel etkileşimler ve çeşitli uyaranlar belirliyorlar. Entelektüel yetenek, bu içerik ve düzeyin bir özeti olarak lisana yansıdığı gibi, lisan da entelektüel yeteneğe yansıyor. Bundan lisanı küçülterek ya da dejenere ederek, entelektüel yeteneği sakatlamanın mümkün olduğu sonucuna varıyorlar."
"Psikolojik Savaş Ünitesi. Psikolojik Savaş Ünitesi, bunları yapabiliyor?"
"ONARIMCILAR'ın iddiası bu," dedi Salik, yüzünü buruşturarak, "Yaklaşık iki yüz yıllık bir komplodan bahsediyorlar. Üç ayaklı bir komplo"
"Bu yüzden mi, PC'de?" Kadızade, eliyle yanma sönme işareti yaptı.
"Başka şeyler de var," dedi Salik Urallar, "Yakında onlara da rastlarsınız. Bu piyasanın en gözüpek teröristleriyle çalışıyorlar, Haşhaşiler'le. İddia ettiklerine göre, iki yüz yılı aşkın bir süre, Mağdurların beyinleri çelişkili mesaj bombardımanına tabi tutulmuş, bunun neticesinde özel kortikal alanlar uyaranları yorumlama görevini yerine getiremez olmuşlar."
"Bir an için böyle bir komplonun başarılı varlığını kabul edelim, bana söyler misiniz, Salik Urallar, TSVHR programlarına milyarlarca dolar ödeyen VASILLAR MECLİSİ neden böyle bir işe kalkışsın? Mağdurları ıslah etmek için onca çabayı gösteren VASILLAR MECLİSİ değil mi?"
"Dolu bir disket düşünün, Talip İmre. Yeni bir mesaj kaydetmeden önce eskisini boşaltmanız, tekrar formatlamanız gerekmez mi? YENİ DÜNYA DÜZENİ sekiz bin yıllık insanlık tarihini yeniden yazıyor. VİRD'in başarılı olması İçin eski formatı silmesi lâzım. ONARIMCILAR'ın iddialarına göre Psikolojik Savaş Ünitesi eski formatları silme işlemini, Mağdurların anlamları üzerinde toplumsal mutabakat olan kelimeleri farklı manalar çağrıştıracak bağlamlarda kullanmalarını sağlamak suretiyle yapmış. Yani, çelişkili mesajları kabul ettirmiş. Kodlama sistemi böylece altüst edilmiş veya oluşması engellenmiş. Beyin formatlanamaz olmuş ya da formatlanmayı reddedip, amneziye sığınmış. Her iki durumda da SON HAKİKAT'e yer açılıyor. Ve ekonomik bir yolla. Dünya savaşı riski olmadan."
"Anlıyorum."
"ONARIMCILAR, Wernicke alanına üç ayrı yöntemle saldırıldığını iddia ediyorlar. Bunlardan birincisi, sözcük anlamlarının konfüzyon yaratacak şekilde kaydırılmasıymış. Sıkça kullandıkları bir örnek var, eski Türkiye'nin 'hak' formatı. 'Hak' kelimesinin Türkiyeli Mağdurların zihinlerindeki geleneksel tasarımının, 'bâtıl' formatının zıddı olarak, doğru, gerçek, adil, harcanmış emek karşılığı vacip ve lâzım kavramlarından oluştuğuna, yalansız olma durumunu içerdiğine dikkat çekiyorlar. Bir de, 'dalavere' kelimesi var ki, el altından yürütülen kötü iş, anlamında. Psikolojik Savaş Ünitesi, önce, kötü iş kavramını ele alıyor ve Kapitalist Ahlâk uyarınca yeniden tanımlıyor: Kötü iş diye bir iş yoktur, başarısız iş vardır. Böylece, Mağdurların bir kısmı, servetini dalavereyle, emek sarf etmeksizin edinmiş, sonuçta başarılı olmuş, birisinin meselâ mülkiyet 'hak'kını, gönül rahatlığı ile savunurken diğerleri neden bahsedildiğini anlamaz oluyorlar ve yabancılaştırıyorlar."
"POSTMODERNİZM'in aşmak durumunda olduğu ben ve Öteki sendromu."
"Evet! Ben ve öteki böylece karşı karşıya geliyorlar. Ancak, aynı 'ulus'a aidiyet şeklindeki inançları, onları marjinal de olsa bir diyalogu sürdürebilmek gayretine itiyor. Böylece, bir araya geldiklerinde birbirlerini daha fazla incitmemek için 'hak' kelimesini kullanmamaya özen göstermeye başlıyorlar. Sonuçta, 'hak' kelimesi, kendisine ilişkin tüm diğer bilgi, düşünce, tasarım ve tasavvurlarla birlikte dilden ve dolayısıyla bilinçten düşüyor. Diğer taraftan, ben ve Öteki arasındaki diyalog da işlevsel olmaktan çıkıyor.
ONARIMCILAR'a göre yöntemlerden birisi bu. İkinci cephede, özel kortikal alanlarda kodlanmamış kelimelerin sirkülasyonunun artırılması var. Bilimde, sanatta, günlük yaşamda, her alanda, her gün yüzlerce kelime seli var. Bunlar, yabancı lisanlardan alındıkları için, gürültü olarak nitelendirilebilecek düzensiz uyaranlar. Mağdurların formatı bunları tanımıyor, yorumlayamıyor. Ancak, gürültü sistemli bir şekilde artırılıyor, böylece bir yandan Mağdurun tanıdığı formatlar bastırılırken, diğer yandan kendi yeni formatlarını üretmesini engelliyor. Sonuç, çevreden gelen sesli ve yazılı uyaranların Mağdurda hiçbir izlenim uyandırmadığı bir boşluk, silinmişlik oluyor. Böylece, dışardan izlendiğinde sadece yabancı dil bilmeme sorunuymuş gibi görünen suskunluk, aslında büyük bir şaşkınlık ve amnezi, bellek kaybı. Bu karmaşa ve bellek kaybı, celbedilmiş afazinin varlığıyla açıklanıyor. Mağdur, çevresinde olup biten hiçbir şeyi yakalayamamakta, her şey uçar gibi cereyan ettiği için, içinde bulunduğu durum hakkında da düşünce oluşturmamaktadır. Duygusal açıdan kararsızdır. Bütünüyle edilgendir. Kendisini iyileşmek için tıbbi ya da cerrahi bir girişim beklemekten başka çaresi olmayan bir hasta gibi hissetmektedir."
"Sivil toplum örgütlerinin tedavi amacıyla devreye girdikleri aşama bu olmalı, öyle mi?"
Salik Urallar, buna cevap vermedi. "Üçüncü taktik, Mağdurun zihninde karşılığı olan bir kelimeyi, çağrışım yapmayan bir başka kelime ile değiştirmek suretiyle düşürmek esasına dayanıyor," diye sürdürdü,
"Örneğin, 'Beytüllahm' gibi bir kelime, bir özel isim, 'Bethlehem' kelimesiyle ikâme edildiğinde, tektanrılı dinlerin mukaddes bildikleri Davud, Süleyman ve İsa Paygamberlerin doğdukları bu Ürdün şehri, Wernicke'deki karşılığı ile buluşamayacak, şehre ilişkin tüm bilgi, düşünce, tasarım ve tasavvurlar, bir daha geri gelmemek üzere kaybolacaklardır. Olmayan bir format dillendirilemeyeceği için 'Beytüllahm,' şehri, Mağdurun gündeminden düşecek, hiç olmamış gibi olacaktır."
"Soyadı Kanunu!" dedi İmre Kadızade, birden, "Soyadı Kanunu. Eski Türkiye'de sülâleler de böyle 'düştü!' insanlar, genlerinin izini süremez oldular, çünkü Soyadı Kanunu'yla birlikte yeğenler amcalar dayılar, her biri bir başka soyadı aldı, izlerini kaybettirdi. Bizde bile iki soyadı var: Kuran ve Kadızade. Yoksa, komplonun bir parçası da bu muydu? insanları genlerinden kopartmak yani! Olabilir mi? Niçin olsun?"
"En iyi genlerin yaşayakalmasını sağlamak için tabii!" dedi Urallar, "Aileleri parçalayacaksınız ki, birey yaşama şansı bulsun! Bakın, sülâle ve ailelerde hiç istenmeyen bir vericilik vardır. İnsanlar, kendilerini diğerlerinin esenliği için feda etmeye şartlandırılmışlardır. Anlıyorsunuz değil mi, Talip İmre?
Geçmiş yüzyıllarda sürekliliğin, bütünlük ve anlamlılığın taşıyıcısı olarak hak etmediği bir korumacılığa mazhar olan kültür, Wernicke alanında hapsedilmiş bir formatlar bütünü olarak statükocudur, dondurucudur. Değişime direnç gösterir, gelişmeyi engeller. Her türlü farklılaşmayı, 'doğru'dan sapma, sapkınlık olarak görür, engelleme ve yaptırımlarla karşı karşıya bırakır. YENİ DÜNYA DÜZENİ'nin POSTMODERN kodlama sistemini büsbütün reddedip, amneziye sığınabilir, afazi celbedebilir. KUTSAL KOALİSYON'umuzun tecrübesi, Mağdurların her şeye rağmen anadillerini korumak için direnmeleri şeklindedir, insanları doğru olana ikna etmek kolay olmuyor, kelimelerin kendi zihinlerindeki formatlarını savunmaya devam ediyorlar. Bu da anlaşılır bir şey. Yirmibirinci Yüzyılda beynimiz, üç milyon yüz bin yıl önce evrimleşen atalarımızın beyninden farklı değil çünkü. Doğru'yu ancak KOALİSYON YOLU'nda, hocalarımıza "MUTLAK TESLİMİYET'le muhafaza edebileceğiz. '90'lı yılların Türkiyesi'ni hatırlarsınız, insanlar radyoda, televizyonda, evde, mümkün olan her yerde kendi kodlarını haykırıyorlardı. Sonuç, malum"
"Biz buna 'Konuşan Türkiye' diyorduk," diye mırıldandı İmre Kadızade, "Demokratikleşme süreci."
"KOALİSYON'un işi çok zordur," diye sürdürdü Salik, "MUTLAK BİLİNÇ'e giden YOL çok çetindir. Düşünsenize, Modernizmin öteki'ne tahakküm dizgesini daha iyi bir özne-nesne hatta özne-özne ilişkisine dönüştürmeyi amaçlıyorsunuz. POSTMODERNİZM'in amacı doğrultusunda ve ekolojik denge kaygısıyla, her şeye ben yani özne payesi verecek dönüşümü gerçekleştirme savaşı veriyorsunuz, insanlığı ıslah etmeye, modernizmin bencil hoyratlığını aşmış, kendi öznelliğinin hiçbir parçasını kendi dışına yansıtarak nesnelleştirme gereksinimi duymayan, kendi öznelliğini ötekinde yaşayabilen bireyler yaratmaya uğraşıyorsunuz. Ve karşınıza istenmeyen formatlar, kodlama sistemleri dikiliyor. 'Merhamet' diye bir format çıkıyor meselâ, bencillere karşı geliştirilmesi gereken kini yok etmekle tehdit ediyor! Ancak, tüm zorluklara karşın, YÜCE PİR'in planı 1950'den beri adım adım yürüyor. KOALİSYON İletişim Uzmanları, yeni formatları sistematik olarak yaymaya devam ediyorlar. Özünü KOALİSYON formatında bulan Tekleşmiş Bireylerin sayısı her gün artıyor!"
İmre Kadızade, karların arasında kaybolan Remzi'yi düşünüyordu.
"Remzi X, kortikal lisan alanları böylece boşaltılmış birisi mi? Bana bunu mu söylüyorsunuz, Salik Urallar?"
"Ben, Remzi'nin total afazi olduğunu düşünmüştüm," dedi Urallar,
"Konuşma çıkışı hiç yok ya da tutuk, anlaşılmaz. Duyarak anlama hiç yok ya da minimal düzeyde. Okuduğunu anlama hiç yok ya da minimal düzeyde. Tekrarlama kaybolmuş. İsimlendirme hiç yok. Dominant hemisferin silviyan fissürle komşuluk gösteren ve lisan kortekslerini içeren yaygın alanlarının dejenerasyonu. Global afazi."
"Rehabilitasyon umudu yok muydu?"
"Yirminci Yüzyılda olsaydık, anlama fonksiyonlarının geliştirilmesine yönelik çaba gösterilir ve vizüel aksiyon tedavisi denenirdi Talip İmre. Sonucu belirsiz ve masraflı bir süreç. Afazik olmayanlarımızı ıslah etmenin KOALİSYON'a kaça mal olduğunu düşünürseniz! Ekonomik Aklın Yol'unun bu olamayacağını görürsünüz."
"Uyutulacak mı, yani?" diye mırıldandı kadın.
"Yoksa bu sizi üzer mi, Talip İmre?"
"Hayır," dedi kadın, "Hayır. Ölümün bir mühendislik problemi olduğunu biliyorum. Ölüm bir mühendislik problemidir. Gezegenin, çevrenin ya da bedenin ölümü bir mühendislik probleminden ibarettir."
"Güzel!"
"İnsan bedeninde trilyonlarca hücre, insan hücresinde on binlerce molekül var. DNA'nın şifresi çözüleli elli yıldan fazla oldu. Hangi hücrenin hangisinin yanına, hangi molekülün nereye gelmesi gerektiği de biliniyor. Nanobotlara hasta parçacıkları onarmak, DNA'nın gösterdiği yerlere yerleştirmek kaldı."
Uzun bir sessizlik oldu.
"Geçmişinizde saçaklılık var, öyle değil mi Talip İmre?" diye sordu Salik Urallar, "Fuzzy'diniz?"
"Evet, öyle," dedi kadın, "Afaziye yakalanmadığım için şanslıyım. Af Örgütü ıslah olmak talebimi kabul etti. Ancak, mahkemem devam ediyor."
"Öyleyse, sizi araştırmalarınızla baş başa bırakayım," diye ayağa kalktı Kürşad Urallar, "Size mahkemede iyi şanslar dilerim."
"Sağ olun, Salik Urallar. Umarım sizi düş kırıklığına uğratmadım."
Salik, ziyanı yok der gibi başını salladı, hızla uzaklaştı. İmre Kadızade, ekrana döndüğünde ONARIMCILAR'ın kendisini beklediklerini gördü. Ne zamandan beri orada olduklarını merak etti.
ALTERNATİF TIP MERKEZİ www. ONARIMCILAR. Cdbedilmiş Afazi Yirminci Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ;sayıları misli görülmemiş hızla artan yaşlılar Vasıllar'a sorun teşkil etmeye başladılar. Teknolojik gelişmelerin tıbba sağladığı Sonografi, Elektroansefalografi, Pozitron Emisyon Tomografi gibi yardımcı tanı yöntemleriyle birbiri ardından keşfedilen mucize ilaçlar, bir yandan insanların ömürlerini uzatırken., öte yandan daha önceleri yakalanmaya zaman bulamadıkları illetleri açığa çıkardılar. Başarılı müdahalelerle bedenleri yenilenen insanlar, başta demans olmak üzere, Alzheimer, afazi gibi beyin hastalıkları nedeniyle üretim-dışı, âtıl kaldılar. KOALİSYON'un gizli kayıtlarında "canlı cenazeler" olarak nitelendirilen bu kesimin bakım masrafları, toplumsal fonlarda "rasyonel gerekçesi bulunamayan" drenaja neden oldu. YÜCE PİR'in 1990-2000 arasındaki on yılı "Beyin Dekadı" ilân ederek, beyin-davranış ilişkilerini inceleyen yüzlerce merkez kurdurmasının asıl nedeni budur. KOALİSYON'un yarı resmi yayın organları olan News-week, Scientific American, National Geographic Magazine dergileriyle işbirliği yapan KOALİSYON İletişim Uzmanları, konuyu saptırmayı, yaşlılardan ve Mağdurlardan uzaklaştırmayı başarmışlardır. 1992 yılı sayılarını beyin-düşünce ve beyin-dil ilişkilerine ayıran dergiler, afaziyi, "savaşların ve çağdaş yaşamın kompleksitesine paralel olarak hızla artan kapalı ve açık kafa travmalarını izleyen bilinç bozuklukları" şeklinde takdim etmektedirler. Bellek kaybı ve afazi kapalı kafa travmalarının rastlanan sonuçlarından olmakla beraber, meselenin aslı afazinin VASILLAR tarafından bilinçli olarak celbedilmeye devam ediliyor olmasıdır."
"Yeni bir şey var mı?" General, yerinden kalkmış, başına dikilmişti.
"Yok," dedi İmre Kadızade, omuzundan bakan adama, "Batı Cephesinde yeni hiçbir şey yok, Paşam."
SCHÖREDINGER’in KEDİSİ [KÂBUS]
ALEV ALATLI
Alfa Basım Yayım Dağıtım
Sf, 137-150
Ekim 2001, 15. Basım









Son yorumlar
10 saat 23 dakika önce
3 gün 10 saat önce
3 gün 14 saat önce
4 gün 1 saat önce
4 gün 8 saat önce
5 gün 13 saat önce
6 gün 13 saat önce
6 gün 18 saat önce
1 hafta 11 saat önce
1 hafta 16 saat önce
1 hafta 3 gün önce
1 hafta 5 gün önce
2 hafta 12 saat önce
2 hafta 1 gün önce
2 hafta 2 gün önce