"HUZUR" ve HUZURSUZLUĞUMUZ

Kategoriler:

Ahmet Hamdi Tanpınar cumhuriyet devrinin en önemli aydınlarındandır. Eserlerinde ele aldığı meseleler halen canlılığını devam ettirmektedir. Eserlerinden ‘Huzur’ okunması gereken baş ucu kitabı olması özelliğini koruyor.

Huzur arayışı insanın hayatı boyunca aradığı yaşam hissi, hali.Tüm insanların ortak arayışını etkileyen o kadar çok faktör var ki insanların çoğu bu hali yaşamadan ölür. Tanpınar yeni kurulan Cumhuriyet devrinde 1937 yıllarında aydınların huzur arayışını yazdığı romanında tarih, medeniyet, hayat, aşk, müzik konularındaki düşünce ve yorumlarını okuyucucuyla paylaşıyor. Millet olarak derin tarihsel dönüşümlerden geçerken çıkış yolunu nasıl bulacaktık? Değişen dünyada modernleşmenin kuşatmasında kimliğimizi nasıl inşa edecektik? Ait olduğumuz dünyadan kopmadan yaşadığımız çıkmazları nasıl aşacaktık?

200 yıllık değişim taleplerinde değişik çevrelerden çözüm teklifleri gelmişti. Hem içerden, hem dışardan gelen bu tekliflerin hiç birinde doğal olarak bütünlük içinde milletin ittifak ettiği çıkış yolu bulunamadı. Bu fikirlerin aktörleri aydınlar, liderler tartışadursunlar bunun bedelini dünya ve milletleri ödüyor. Modernleşme tüm fikirlerin ortak noktasıydı. Değişim herkesin ortak arzusuydu. İslamcısı, gelenekçisi, Türkçüsü, batıcısı modernleşmenin vazgeçilmez odlunun savunusunu yapıyorlardı. Ancak nereye yaslanılarak yapılacağı noktasında ortak noktada buluşulamadı. İslamcı olanlar 1400 yıllık İslam medeniyetinin tecrübe ve birikimini yeniden yorumlayarak, Türkçü olanlar Türk milletinin ırk merkezinde geliştirmiş olduğu tecrübenin öne alınmasını istiyordu. Batıcı olanlar ise gerileyişin kökeninde sahip olduğumuz gelenek olduğu için geçmişin toptan reddi ve batı medeniyetinin kabulü ile mümkün olduğunu iddia ediyorlardı. Bu farklı düşünceler belli bir çatışma alanı yaratmış ve ‘Huzur’suzluğa yol açmıştı. Tam anlamıyla bir huzur tarifi yapmak mümkün değildir. Bunun dinsel, sosyolojik, ekonomik tarifleri mümkündür. Romanda sorgulanan belirli bir kimliğin yakalanmaması, sosyal-kültürel bütünlükten yoksunluk ve bunun toplumu sürüklediği acılardır. Geleneksel değerlerin korunması öte yandan modernleşmenin ıskalanmaması gerektiğini düşünüyor. Yalnız önemli sorun birinin varlığının ötekinin varlığını ne derece etkileyeceğidir. Cumhuriyet tecrübesinde birinin varlığı gelenek ve modernlik birbirinin düşmanı olarak algılanmıştır. Bu konuda yazar şöyle düşünür:

“Evvela siyah tahtayı beyhude yere temizlemiş oluyoruz. Bu inkarla ne kazanacağız sanıyorsun? Benliğimiz kaybetmekten başka.”

Çıkış yolu kendimize mahsus, şartlarımıza uygun yeni bir hayat kurmağa çalışacağız. Hayat bizimdir; ona istediğimiz şekli vereceğiz. Ve o şekli alırken kendi şarkısını yapacak. Fakat fikre, sanata hiç karışmayacağız. Onları hür bırakacağız. Çünkü onlar hürriyet, mutlak hürriyet isterler. Masal bir anda, biz istiyoruz diye teşekkül etmez. O hayatın içinden fışkırır. Hele mazi ile bağlarımızı kesmek, garba kendimizi kapatmak! Asla! Ne zannediyorsun bizi! Biz şarkın en klasik milletiyiz. Her şey bizden devam istiyor.

Ölü kökleri atacağız. Yeni istihsale gireceğiz. Onun insanını yetiştireceğiz.

Hızımızı ihtiyaçlarımızdan, yaşama irademizden alacağız. Zaten hıza değil derse ihtiyacımız var. Bunu da realite bize verir, müphem ütopyalar değil”

‘Huzur’ kahramanı Mümtaz ve arkadaşları tüm bu tartışmalar içinde kimliklerini bulma arayışında idiler. Kültürel mirasına sahip çıkan ve güvenen, bunları yaşamaya ve yaşatmaya çalışan bir taraftan da modern çağın düşünüş ve tavırlarını araştıran ve sorgulayan, belli nisbette yaşama aktarmaya çalışıyorlar. İkinci dünya savaşı tartışmaları etrafında batının düştüğü çıkmaz sorgulanıyor. Suat’ın kimliğinde özdeşleştirilen batı bencilliğiyle, yok ediciliğiyle, kibiri ile toplumu sasıyor ve bunalıma davet ediyor.

Mümtaz ve Nuran aşkında batı romanlarındaki sevgi ilişkilerine benzer durumlar var. Anna Kareinna, Vadideki Zambak, Madam Bovary gibi romanlarda da görüleceği üzere aşk genelde evli olan ama mutluluğu yakalayamamış bir kadın ile sevgi arayan genç arasında yaşanır ve genelde mutsuz sonla biter. ‘Huzur’da da Mümtaz bekar iken Nuran evlenip boşanmış ve bir kız çocuğu olan mutsuz kadındır. Burada şu soru sorulabilir: neden geleneksel kültürde aşk bekar iki sevgili arasında masumane ve saf şekilde yaşanırken modern dünyada bu evlilik gibi kutsal kurumun oluşturulduğu bir ortamda yaşanır? Ayrı bir yazı konusu.

Coğrafyanın insan üzerindeki etkileri tartışılagelmiştir. Medeniyetleri oluşturan temel faktörlerden birisinin coğrafya olduğu bazı teorisyenlerce güçlü şekilde savunulur. “Huzur”da İstanbul insan ilişkilerini şekillendiren, konuşan, insanların arayışlarına rehberlik eden, yol gösteren bir boyutta sunulmuştur. “İstanbul, İstanbul diyordu. İstanbul’u tanımadıkça kendimizi bulamayız.” Kültür ve medeniyet camilere, yollara, türbelere, hanlara sinmiş, yok edilme savaşına karşı direniyor, konuşuyor, haykırıyor. Terkedilmişliğine, unutulmuşluğuna isyan ediyor, kendisine kulak verenlerle hasbihal ediyor. Huzuru dışarıda aramayın huzur ben de dercesine feryat ediyor. Tanpınar bu anlamda Bursa’yı da örnek gösteriyor.

“Huzur” seçkinci bir grup aydın hikayesi diyebiliriz. Büykda da , boğazda köşklerde yaşayan, zengin, belli bir refah düzeyi yakalamış, kültürlü bir çevre içindeki ilişkilere değinilmiştir. Sofralarında rakı eksik olmaz. Milli Türk içeceği gibi sunulur. Müzik olarak klasik Türk müziği ve tasavvuf musikisin dinleyen ayrıca batı müziğine de yabancı kalmazlar. Bir tarafta Dede Efendi, Itri diğer taraftan Wagner, Beethoven. Bu aydınlar yaşadıkları geçiş döneminin acılarını hissediyor, çıkış yolu arıyor, kendi çıkmazlarına çıkış yolu arıyorlar. Bu dönemde halkın ne düşündüğü, nasıl yaşadığı belirtilmemiştir.

Tanpınar Tasavvufu önemser. İstanbul’daki tarikatların, şeyhlerin toplum ve İstanbul üzerindeki etkilerine değinir. Bununla beraber din günlük hayatın gerekleri anlamında belirleyiciliği yoktur. “Fakat Mümtaz artık günlük işleriyle içindeki Tanrı düşüncesini karıştırmak istemiyordu. O, insanda yıpranmamış, sağlam, her türlü tecrübeden uzak, yalnız hayat dayanmak için kuvvet veren memba gibi durmalıydı.” Bir anlamda laik bir tutum sergiliyor. Dini vicdana has bir durum ve işlevi vardır. Din hayata müdahale etmemeliydi. “Hatta zaferlerimizi bile Tanrı’dan bilmemeliyiz.”

İnsan aradığı huzuru yine kendinde bulacaktır. Ancak insan Huzur’u ne kadar taşıyabilir ve koruyabilir. “İnsan ruhunun en az tahammül edebildiği şey, saadettir. Istırabın içinden geçeriz.. tıpkı çalılık, taşlık bir yolda yürür, bir bataklıktan kurtulmağa çalışır gibi ondan sıyrılmağa çalışırız. Fakat saadeti bir yük gibi taşırız ve bir gün farkında olmadan yolun bir ucunda bir köşeye bırakıveririz.” Aliya İzzetbegoviç de din ve ideolojilerin iktidar olduklarında katılaşarak sertleştiğini, zorla taşınan bir yük durumuna geldiğini ve zamanla kendi kendine yabancılaştığını belirtiyordu. Aranan Huzur bulunduğunda neden ondan kurtulmak için fırsat kolluyoruz?

Tam ortasındayken...

Ahmet Hamdi TANPINAR'ın "Huzur" adlı kitabının tam ortasındayken bu yazıyla karşılaşmam, şüphesiz kafamdaki bazı soru işaretlerini siliverdi. Her ne kadar yorsada insanı, yukarıda anlatılan bütün düşünceleri barındırıyor. zaten dili kullanmasındaki mükemmelliği tartışılamaz.

Huzur aynı anda yazarın tamamlanmamış eseri olan "Mahur Beste" ile oldukça ilişkili. Paralel okumalar kapsamına aslında bu yazarımızın da alınması gerektiğini düşünüyorum.

İlerde umarım "Türk Klasikleri" adı altında dünyaya duyurabiliriz bu yazarımızı...

namarie...

Neden Olmasın?

Sayın Rüstem Budak bey,
Titizlikle üzerinde kalem oynattığınız tahlilinizden dolayı şükranlarımızı sunarız sizlere. Bununla da ilintili olarak sayın aydın_akduman beyin Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserlerinin paralel okuma kapsamına alınma önerisi için teşekkür eder ve neden olmasın? deriz.

Zira paralel okumalarda amaç öncelikle bir harekete çoğunluğu dahil etmek ve okunan ismi önemsemeksizin birlikte ortaya fikirler çıkarmaktı. Zamanla katılımcıların önerileriyle şekillenmesini düşündüğümüz okumalar görülüyor ki daha bir ilgi görmeye başladı. İlerleyen okumalarda katılımcılarla birlikte ortak bir isim belirlemek gündeme gelebilir, elbette ki bu katılımcılara bağlı efendim.

Öneriniz için tekrar teşekkürler.

Muhabbetle,

Ve sonunda

En sonunda bitirdim huzuru. huzur'u bitirmiş olmanın verdiği huzur ile huzurun içeriğinin bana yansıttığı huzursuzluğu yaşarken, kendimi sanki büyük bir buhranın içinde hissettim. Bir insan şehrini ve ülkesini ancak bu kadar iyi tanıyabilir. Üstad, büyük adammış...

namarie...