İMPARATORUN YOLCULUĞU // LA MARCHE DE L'EMPEREUR

Kategoriler:

Vahşi yaşam belgeselleri ile ün yapan ödüllü belgeselci, fotoğrafçı ve kameraman Luc Jacquet, Antarktika’nın acımasız buz çöllerinde, dünyanın barınılması en imkansız bölgesinde İmparator Penguenler’in peşine düşüyor...

İMPARATOR KOLONİSİ
Dünyadaki 40’a yakın İmparator kolonisinden ancak 4 koloni üzerinde araştırma yapılabildi. Bağımsız bir keşif seferi yapılmadan sadece bir tanesi ulaşılabilir durumdaydı. Bu, Adelie’deki Fransız bilim merkezi Dumont d’Urville’e birkaç yüz metre uzaklıkta yaşayan Geological Headland Archipelago kolonisiydi...

İMPARATORLARIN YOLCULUĞU...
Milyarlarca yıl her kış, Antarktika’nın acımasız buz çöllerinde, dünyanın barınılması en imkansız bölgesinde gerçekten olağanüstü bir yolculuk gerçekleşiyor... Binlerce İmparator Penguen, güvende oldukları derin mavi okyanustaki evlerini terk ediyorlar. Donmuş karaya tırmanarak, kıtanın iç tarafındaki ıssız bölgeye doğru yola çıkıyorlar...

Antarktika’nın o bölgesi; çok soğuk, çok uzak ve bir canlının yaşaması için imkansız bir yer… Tek sıra halinde bu bölgeye ulaşmak için yürümeye başlarlar. Şiddetli tipiden önlerini görmekte zorlanarak, saatte 250 km esen fırtına ile mücadele ediyorlar... İmparator Penguen, üremenin, soyunun hayatta kalmasının o müthiş içgüdüsü ile cesareti ve kararlığı ile yılmadan yoluna devam eder...

Geleneksel yavrulama alanlarına her zaman yanılmadan ulaşırlar. Coşkulandırıcı kendilerine özgü seslerinin eşliğinde anlaşılması güç, karmaşık dansları ve zarif hareketleri ile ritüel kurlarını yaparlar. Sonunda, tek eşli olan İmparator penguen, eşini bulur ve birleşir... Günler kısalır ve hava şartları giderek sertleşir.

Başarı ile tamamlanan çiftleşmenin sonrasında, yumurta üretmek dişi penguenin vücudundaki besin deposunun tamamına yakınını tüketmiştir. Bu kaybını telafi etmek için hemen yiyecek bulmaya okyanusa geri dönmelidir. Dişiler balık dolu denizlere doğru 200 km’lik bir yolculuk yaparlar. Bu yüzden kuluçkaya erkek İmparator Penguen yatar.

Yolculuk tehlikeli ve yırtıcı deniz aslanlarının tehdidi altındadır. Erkek İmparatorlar, dişilerinin gidişinden sonra bebek penguen çıkana kadar değerli yumurtaları pençelerinin arasında saklayarak korurlar. Kış ilerledikçe çok şiddetli tipiler başlar, rüzgar saatte 120-160 km hızla eser. -40°C’lik soğuklara ve kutupların korkunç kışına dayanarak, erkekler yumurtalarla beraber ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalırlar.

Erkek İmparator beslenmeden, itina ile yumurtaları korurlar ve 4 ayın sonunda yumurtlar çatlar. Bebek İmparator yumurtasından yeni beyaz dünyasına çıktıktan sonra, en fazla 48 saat kendisindeki yiyecek rezervinden beslenerek dayanır. Eğer anne İmparator okyanustan yemekle dönmekte geç kalırsa, yeni doğan ölür.

İşte tam bu kritik günlerde dişiler görünür. Dişiler döndüklerinde seslenmeye başlarlar ve erkekler de onlara karşılık verir. Eşler birbirlerini çiftleşme sırasında öğrendikleri seslerinden tanırlar.

Aileler tekrar biraraya geldiklerinde, görevler tersine işler. Anneler yeni doğanlarla beraber kalırken, eşleri beslenmeleri gerektiğinden hemen okyanusa dönerler. Yetişkinler balık avlarken, bebek penguenler her zaman var olan yırtıcı dev denizkuşlarının tehdidi altındadır.

Havalar ısınırken, kalın buz tabakası sonunda kırılmaya ve erimeye başlar. Bebek İmparator Antarktika’nın derin mavi sularına tereddütle gerçekleştirdikleri ilk dalışlarından sonra yetişkinler zorlu yolculuklarına devam ederler.

Filmin Künyesi
İmparatorun Yolculuğu
La Marche de L’Empereur / Journey of The Emperor
Yönetmen: Luc Jacquet
Senaryo: Michel Fessler, Luc Jacquet
Görüntü Yönetmeni: Laurent Chalet, Jérôme Maison
Kurgu: Sabine Emiliani
Müzik: Emilie Simon
Yapımcı: Yves Darondeau, Christophe Lioud
Yapım: 2004, Fransa
Tür: Belgesel
Süre: 85 dk.
Dağıtımcı: Chantier
web: www.luc-jacquet.com

Kaynak: Muhtelif internet siteleri.

Teşekkür ediyorum,filmi

Teşekkür ediyorum,filmi kısa ve öz anlatan bir yazı olmuş.

Penguenler bizim için hususi hayvanlardan sayılırdı.(Panda, kanguru da öyle her zaman diğer hayvanlardan ilginç gelmiştir).Onları mevzu eden bir film izlemek hakikaten farklı ve anlamlıydı.

anlamak* ne için?

Feride hanımın yaklaşık bir buçuk cümleyle geçtiği bu filmi daha da değerlendirmek gerek. Öncelikle meseleyi kültürel açıdan ele alalım...

Bizler, yani Türkçe düşünüp bir şeyler anladığını düşünen kişiler olarak karaladığımız kağıtlardan ve göz gezdirdiğimiz sayfalar yardımıyla etrafımızdakilerden daha aydın olmaya gayret ediyor ve kimi karanlık hususları aydınlatabileceğimizi öngördüğümüzü var sayarak yolu gösteren olma çabasıyla yaşıyoruz. Trajik olanı şu ki, bu uğurda Dünyayı neredeyse hiç tanımıyor, tanımayı da arzulamıyoruz. anlamak* başlıklarında sıralanan #dinlemek #görmek #düşünmek #tanımak #bilmek #yaşamak eylemlerinin ancak pek azını hayata geçirerek aydınlıkta olduğumuzu düşünüyoruz.

Bu belgesel film bize Dünyanın kapılarını yeniden aralayan ve Allah'ın yeryüzünü nasıl kusursuz yarattığını şu haylaz insanoğluna anlatmak için nasıl da uğraştığının en büyük kanıtı. Okuyan bilir, Kur'an-ı Kerim'in muhtelif yerlerinde "... hiç düşünmez misiniz?" ibaresi geçmektedir. Bu soruyu "... hiç eylemez misiniz?" şekline de çevirebiliriz, kanaatindeyim. Zira biz (aynı lisanı konuşan "biz") artık eylemiyoruz, eylememeyi tercih ediyoruz.

Şu cihandaki acziyetimizi bize her an daha da gösteren Rabbimin dediklerini anlamayı bırakıp kısır ve kör cümleler içinde yaşamayı tercih ediyoruz.

Muhtemelen bu dediklerimi kimse üzerine almayacaktır. Eh, eşref-i mahlukatız işte. Enine de baksan çamur, boyuna da baksan...

"Bir lisan, bir insan; iki lisan iki insan" sözü var ya hani, bizim bunun gibi filmleri anlayabilmemiz için öncelikle izlemeyi, heyecan duyarak izlemeyi tercih etmemiz gerekiyor; ama nerede...

Ben bu siteyi açıldığı yıldan bu yana takip ediyorum. Bunun gibi aktivitelere insanların nasıl duyarsız kaldığını anlamakta hâlâ zorlanıyorum.

Editörlere de başından beri diyorum: "Bunların yerine biraz ABD-İsrail komploları, dolandırıcılık ve mafya çeteleri, Sabetaycılık, Başörtüsü, Futbol, Televizyon, Yemek üzerine bir kaç yayın yapın bakın insanlar nasıl da hararetle konuşuyor."

Yurdum insanı işte. Al birini vur ötekine.

Not: Esasında filme dair epeyce notum vardı; ama hevesim kaçtı, yazmayacağım.

İçimizi ısıttınız.

Bunu belirtmeliyim.

Bu site dışarıdan ilk bakışta kimilerine göre hiçbir dünyalık (geçim) kaygısı olmayan , süslü cümleler kurmak için kendini zorlayan ,sadece boynu fular’lı eli pipolu insanlar topluluğu gibi görünse de asla böyle bir gurup cemaat değildir. Yeri geldiğinde inandığı değerler uğruna her şeyini sonuna kadar büyük bir sabırla taşıyacak insanlar olduğunu söylemek çok iddialı bir söylem olmasa gerek.

Gelelim filmimize

İçimizi ısıttınız.

Bu kışın soğuk günlerinde böyle bir yapıt izlettirdiğiniz için öncelikle teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Teşekkürler anlamak ailesi…

Film

Yaşanılası şu evrende insan gibi bir (halife) yaratık olduğumuz için peşinen borçluyuz.
Yoksa hangimiz bu şartlara insan gözüyle baktığımızda tahammül edebiliriz diye düşünmekten kendimizi alı koyamıyoruz.

Sabır

Sabrın her nevini bulunduğu şartlar itibarı ile taşıyan bu mübarek canlıların taşıdığı sabır sorumluluğunu taşıyabiliriz.

Beşeri bir kurgu olmayan, ilahi bir senaryo işlenilen bu izleti de yaşanılan sabır olgusunu bir tefsir alimi “asr süresi” tefsirinde onu alıp götürmez mi?

Aşk.

Aşkın binlerce tarifi yapılmıştır, ve yapılmayada devam edecektir. Aşk tarifi yapılırken sadakat-özveri-başkasına tercih etmek kendini-hakkel yakinlik-fena fi hali vb. çok şey söylenmiştir.
Bu filmdeki yaşanılası aşk bir dervişi ağlatmaz mı?
Bu filmdeki yaşanılası aşk bir aşk yazarını sarhoş etmezmi?
Bu izlenilesi filmde ki aşk evet evet aşk Leyla ve mecnuna ayakta alkışlattırmaz mı?

Yusuf Bey Notlarınızı merakla bekliyorum.
“Esasında filme dair epeyce notum vardı; ama hevesim kaçtı, yazmayacağım.” Umarım bu kararınızdan vazgeçip değerli düşüncelerini sizi takip eden insanlarla paylaşma inceliğini gösterirsiniz…. saygılarımla.

Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.yunus 100

İmparatorun Yolculuğu'nu

İmparatorun Yolculuğu'nu daha evvel izlemiş ve bu film üzerine bir yazı yazmıştım fakat sitedeki teknik problemlerden ötürü yazı silinmişti. Bu yazıyı sizlerle paylaşmak isterim. Paylaşmadan önce Yusuf Bey'in düşüncelerine de katıldığımı belirtmek isterim. Malesef az katılımım sonucu söylediğiniz bazı şeyleri üstüme aldım. Düşüncelerinizde son derece haklısınız. İnsan 'düşünebilmeli'... Allah, insana aklı boşuna vermemiş değil mi? İnşaallah her birey düşünebilmek ve anlamak adına adım atmaya cesaret eder ve bu adımları sürekli kılar.

ALAY-I İLİYYİN, ESFEL-İ SAFİLİN ARASINDA İNSAN

Gerçeği görebilmek, doğruyu yakalayabilmek, birçoğumuzun usanmadan ‘anlam’a hızla koştuğu, birçoğumuzun da arkasına bakmaya bile cesaret edemediği bir yol. İnsanın en önemli özelliği hiç şüphesiz düşünebilme yetisinin olması. Algılayabilme, düşünebilme, anlayabilme... İnsan bunlar sebebiyle diğer canlılardan daha üstün, daha değerli.

Kalabalık bir meydanda ezilip, büzülen bir çocuk misali çok fazla karmaşıklığın yaşandığı, kendinden uzaklaşıp kaybolmaya yüz tutmuş ülkemde, insan da değerini yitirmeye başlamış durumda. İnsan her geçen gün insan özelliğini kaybedip sadece beşer tarafını yansıtmakta. Düşünmek bizlere özgü değilmişçesine sorumsuzluklarla birlikte birbirini besleyen taklitler, ‘onlar düşünsün, ben yapayım’ misali fikirler, Avrupa’nın üzerimizden hiç çekilmeyen kara bulutları, insanımızı gittikçe avucunun içine almakta ve acımasızca ezmektedir. Kimimiz vahim bir durumda olduğumuzu düşünmemekte, çoğumuz da hiçbir şeyin farkında olmamakta, birçoğumuz da her şeyi görüyor olup bir şeyler yapma ihtiyacı hissetmemekte.

İzlediğim bir belgeselin hayvanların çoğu insandan daha değerli olduğunu bana gösterebileceği aklımın ucundan geçmezdi; ama aşkı, sabrı, sadakati, sevgiyi, fedakarlığı, hasreti, vuslatı gördüm. Hem de çoğu insanda göremeyeceğim gibi gördüm.

“Allah (Celle Celâluhu) insanı alay-ı iliyyin ve esfel-i safilin arasında yarattı.” İnsan,
imanı ve imansızlığı ölçüsünde alay-ı iliyyin’e yani meleklerden daha üst bir dereceye çıkabilir ya da esfel-i safilin’e yani hayvanlardan da aşağı bir dereceye düşebilir.”

Gerçekten filmi izlerken bunları düşünmemek imkansızdı benim için. Bunları bir kez daha idrak ettim. Çevreme baktığımda insandan çok hayvan görüyorum demekle bile çoğu hayvana haksızlık etmiş olacağım; çünkü bu durum hayvanlıktan daha kötü ve korkunç. Doğadaki insan dışında her şey üzerindeki sorumluluğunu eksiksiz bir şekilde yerine getirmekte. Bizler ne kulluk vazifemizi tam olarak yerine getirebiliyor, ne ülkemize, milletimize, kültürümüze sıkıca tutunmayı biliyor, ne de düşünceye yeterince değer verebiliyoruz. Elimizden kaybettiğimiz değerlerle insanlığımız biraz daha kaybediyoruz. Sonra da “Bu güvensizlik, bu şiddet, bu karmaşıklık, ötekileşmiş insanlık neden” diye soruyoruz?

Zamanla karanlığa boyanan dünyaya ışık tutmak adına öncelikle bilgi ve bilince ihtiyacımız var. Doğru bilincin oluşması ve insanlığa yaklaşmaların çoğalabilmesi için her bireyin önce kendi bilincini sorgulaması ve değerlendirmesi neticesinde her bireyin birbirine faydası göz önünde tutulmalı ve unutulmamalıdır ki her insan bir başkasının bilgisine muhtaç. Bilgiyi küçücük beyinlerimize hapsetmekle nice sandığımız benliğimizden kurtulmalı, karşımızda yitmekte olanlara el uzatabilmeliyiz; ancak bunlar ölçüsünde önce bireyde, daha sonra toplumda ilerleme kaydedilebilir.

Zihinleri yormaktan çekinmeyen beyinlere ihtiyaç var, gerçekleri algılayabilen bilinçlere...

Eleştirilerini karşılaştığı her alana saplamaktan korkmayan insanlara.

Bilgileriyle dünyaya ışık tutan insanlara.

Belgeselin özetlenmesi iyi

Belgeselin özetlenmesi iyi olmuş. Çünkü biligasayarda izlerken ses çok kısıktı, tam anlayamıyordum. Teşekkür ediyorum editörlere.

Belgesele gelince...

İnsan, bir ümmettir. Her hayvan toplululuğu da birer ümmettir. Ümmet olmanın gereği olarak, her ümmette gelişmiş bir sosyal örgü söz konusudur. Her ümmet, kendi bireyleri arasında dayanışmaya, yardımlaşmaya, sevgiye, merhamete vb. değerlere dayalı bir organizasyon oluşturur ve bir bakıma da oluşturmak zorundadır. Karıncaları hatırlayalım. Havada V şeklinde uçan göçmen kuşları da hatırlayalım.

Bu neden böyle?
"Allah, yerlerin ve göklerin nurudur. Kur'an-ı Kerim"
" Benim rahmetim, gazabımı geçti.Hadis-i Şerif"
" O, rahman ve rahîmdir. Kur'an-ı Kerim "

Allah'ın rahmeti ve şefkati her şeye sinmiştir. Yere-göğe, dağa-taşa,insana-hayvana....her şeye...

Davranışlarla ortaya çıkan her şeyin kaynağı, bu rahmet ve şefkattir. Penguenlerde de ortaya çıkan budur. Bunu görmek lazım. Bunu görmek ve Allah'a hamd etmenin manevi hazzını yaşamak lazım.

Yukarıda belgeselle ilgili açıklama yapan arakadaşlarıma katılıyorum. Sabır, fedakârlık, aşk, bağlılık, şefkat, acıma, hüzün, kıskançlık...Bütün bunların kaynağı Allah'ın her şeye sinen merhameti ve şefkâtidir.

Öyle ya, kâinatın yaradılış sebebi bile bu aşk, bu sevgi,bu merhamet bu, şefkat değil midir?

Penguenlerin belgeselini izleyen bir insan; ancak Allah'ın büyüklüğünü, ihtişamını, yüceliğini görüp önünde aşk ve şevkle eğilebilir. Bize düşen budur.

Penguenlerin ve diğerlerinin bize ifade ettiği açık hakikat budur.
Allah, her şeyle kendi büyüklüğünü ve rahmetini ortaya çıkarır. Her şey bunun için bir araçtır. Gerisi laf-u güzaftır.

Hamd olsun Rabbime...
Ve's-selam..

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

Aslında bu filmi ilk

Aslında bu filmi ilk izlediğimde çok etkilenmiştim.İkincide daha detaylı izleyebildim tabii.İzlerken şu aklıma geldi:Bu penguenler orada yaşıyorlar.Ve bin türlü meşakkatte yaşıyorlar.Bunun muhakak bir hikmeti var.Alem bizim için yaratıldığına göre acaba bize olan faidesi nedir b penguenlerin yaşamının?

Muhteşem bir film hasılı...Soğukta biraraya toplanıp, topluluğun duvarını oluşturan penguenlerin devamlı değişmesi muhteşem bir olay..."Neşeli Ayaklar" animasyonunu izlediyseniz orada bu sahne şu sloganla daha da etkileyici kılınmıştı:"Soğuğu Paylaşın"...

Böyle bir belgesel filmin

Böyle bir belgesel filmin varlığından haberdar değildim. İzlememe vesile olduğu için anlamak* a tekrar teşekkürler.

Filmin adının İmparatorun Yolculuğu olduğunu öğrenince bunun bir film olduğunu sanmıştım. DVD bana ulaştığında ufak kesitler halinde videoya göz atmıştım. “Herhalde benim izlediğim kısımlar penguenlere denk gelmiş.” diye geçirdim içimden. Ama ortada bir yanlış anlama olduğunu fark etmek çok da uzun sürmedi.

Bana böylesine bir yanlışlık yaşatan isim üzerinde düşünmeden edemedim. Acaba bir belgesele neden böyle bir isim verilmişti? Bunun sebebini yapımcının kendisinden öğrenmek isterdim ama “google”daki aramalarım bir sonuç vermedi. Penguenlerimizin birer ‘imparator penguen’ olması bu isim için yeterli bir sebep olarak görünebilir. Bu durumda akla “Neden bu türe ‘imparator penguen’ denmiş?” diye geliyor.

Penguenlerin hayatta kalma çabalarına tanıklık edince bu soru da kendiliğinden cevaplanmış oluyor. “Yeni yaşam vaadleri” için onca yolu yürümek; dondurucu soğuklara, dinmek bilmeyen kar fırtınalarına katlanmak; aylarca hiçbir şey yemeden, neredeyse hiçbir şey yapmadan bir yumurtaya sahip çıkmak;… Ve daha neler neler… Yazarken ve belgeseldeki zorlukları şöyle bir gözünün önüne getirmeye çalışırken bile bitip tükeniyor insan.

Hani bazen çevrenizde imrenerek veyahut da gıpta ile baktığınız insanlar olur ya; onları tanıdığınız kadarı ile onların yerinde olmak istersiniz de, imrendiğiniz hususu elde edene kadar da başlarına gelmeyenin kalmadığını öğrenirsiniz. İşte penguenler konusunda bende oluşan duygu da buna benzer bir şey oldu. Penguenler sadece smokinli, protokol görünümlü, paytak paytak yürüyüşlü hayvancıklar değilmiş. Eğer gelişimini tamamlamış bir penguen varsa karşınızda, çok rahatlıkla “çok şey görmüş, geçirmiş” bir hayvan olarak bakabilirsiniz ona. Hatta bu zamana kadar hayatta kalmayı başardığı için tebrik dahî edilebilir.

Belgesele dair benden en çok etki bırakan nokta şu oldu: Her şey bir zaman çizelgesi üzerinde seyrediyor. Her şeyin bir zamanı var. Ayıca her şey zamanı gelince gerçekleşmek zorunda. Ne bir an evvel , ne bir an sonra. Tam olarak gerçekleşmesi gereken noktada, eylem ortaya çıkmak zorunda. Oyalanmak yok, boşa vakit geçirmek yok. Bir hedef var ve her şey de o hedef için var.

Hayatta kalmak ve yeni hayatlara da imkan sağlamak için, önlerine çıkan engellere karşı birbirlerine kenetlenmeleri, destek olmaları, yardımlaşmaları da ayrı bir konu. Eşref-i mahlukat dediğimiz insanın türlü bahanelerle birbirinin canını hiçe saydığı, ümmetin tefrikaya düştüğü bir zaman diliminde özlediğiniz bir görüntü ile karşılaşmanın sevincini yaşıyorsunuz. “Keşke bir penguen kadar olabilsek…” diyesiniz geliyor.

"Muhtemelen bu dediklerimi

"Muhtemelen bu dediklerimi kimse üzerine almayacaktır. Eh, eşref-i mahlukatız işte. Enine de baksan çamur, boyuna da baksan..."

Ben eleştirilerinizi üzerine alanlardanım ve Türkçe düşünen insanlar olarak ne yazarsak yazalım kör, kısır cümlelerin içinde hapsolmaktan kurtulamayacağmızı farkettim ki; baştan uyardığınız için teşekkür ediyorum.

Bunca varlık var iken,
Gitmez gönül darlığı...

"İzlemeler"de izlemeyi

"İzlemeler"de izlemeyi öğreniyorum inşallah.

Yorum yazan bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum, çok istifade ettim.

Anlamak.com bu etkinliklerle isminin gereğini icra etmeye çalışan, şahsına münhasır bir site olduğunu izledim ve gördüm.Rabbim hayırlı başarılar lütfetsin.

belgesel

Rahatsızlığımdan dolayı yorumlara biraz gecikmeli iştirak ediyorum.Affola.Öncelikle her karesinde bizleri tefekküre gark eden bu belgeseli bizlere ulaştıran editörlerimize teşekkürü boç bilirim.Ey Rabbimiz şüphesiz sen bunları boşa yaratmadın, bizi düşünen ve ibret alan kullarından eyle duası hep dilimdedeydi kalbimdeydi.Aşkı ve sadakati insanlardan bile üstün yaşayan bu hayvanları izlerken günümüzde adına aşk adına yaşanan rezilliklerden insanlık namına utandım.Herşeyin baş döndürücü bir hızla köksüz ve ruhsuz bir şekilde hemen olverdiği günümüzde sabrın, tevekkükün, beklemenin, görev bilincinin ne kadar önemi olduğunun farkına birkez daha vardım.Göklerin ve yerin bilinmeyen görülüp gözlenmeyen yüzü Allahın elindedir ve var olan herşey hep ona döndürüleceltir....(hud 123) Rahmeti ve Kudreti ile kainatı kaplamış olan Rabbim bizi ibret alan kullarından eyle. amin

Bir söz

Bir söz vardır;
"İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanırmış" der.
Bizler de şehrin sınırları içindeki günlük koşuşturmamız içerisinde geçen şeylerden ibaret sanmaya başlıyoruz hayatı zamanla.Doğayı görmeye görmeye hayatı öylesine basite indirgiyoruz ki tıpkı sanatı bilen biri için değerine paha biçilemeyen bir Picasso tablosunu çöplüğe atabilen kişi gibi hayat, kainat basit ve değersiz bir şey gibi görünüyor bize.

İmparatorun Yolculuğu'nu izlediğimde o sevimli penguenlerin bu konuda bizden ne kadar üstün olduklarını gördüm... hayran oldum ve doğrusu kendimi kınadım. Hiç bir sızlanma ve şikayetleri yok. Hayatı değiştirme plan ve gayretleri yok.
"Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah'a boyun eğerler. (Nahl 49)"
Karınlarını doyurmak için bin bir cefayla geldikleri yolu tekrar katediyor, okyanusa daldıklarında coşku dolu bir şekilde bir lokmanın peşinden koşuyorlar. Yarınlar için bir iki tane de fazladan yanıma alayım demiyor veya diyemiyorlar. Analık-babalık duygularının ise insandan aşağı kalan yanı olmadığı gibi üstün oldukları bile söylenebilinir. Zaten tüm o yolculuk hayata gelecek yavruları adına yapılıyor.

"Biz o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler. (Yasin Suresi 42)" buyurur Allah (cc).

Sanırım fıtratımızda var olan bu durum nedeniyle hayvanlara tepeden bakma ve kendimizi onlardan üstün görme gafletine kapılabiliyoruz. Oysaki bu üstünlüğümüz mutlak değildir.

"Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kateder.(İnsan Suresi-3)

"Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler. (Ankebut Suresi-66)"

"Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir. (Araf Suresi-179)"

İnşallah yaşarken bilenlerden görenlerden olalım. Bu yoldaki gayretlerinden dolayı Anlamak Ekibi' ne içten teşekkürlerimi bir borç bilirim.