AŞK UYANDIĞI ZAMAN
Mahmut Sayar 17 Kasım, 2008 - 08:43- Mahmut Sayar yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 106 kez okundu
Yedi kat göğü dürüp, aşk diye sundukları gündü...
Acıydı senden önce ve yazıktı gönlüm sen gitmeden önce. Habersiz gelip kurulmak yoktu kalbime, ardına bakmadan gitmekte yoktu kurduğumuz hiçbir hayalde. Gökyüzüne taşınacak, bulutların üstünde bahçeli evimizde yaşayacaktık hatırlasana... Sen bana Mecnun diyecektin, ben sana Züleyha, Varaka gibi yiğit olacaktım ben, Nevbahar gibi güzel olacaktın sen, Tahir gibi bakmak bana, Şirin gibi gülmek sana yakışacaktı... Olmadı, keşke olsaydı...
Şehirlerim griye boyandı şimdi, gözyaşlarım kanıma, kanım gönlüme bulaştı. Hâlbuki zor değildi o kadar, hiç yoksa sevmek vardı uzaktan uzağa... Yalnızlık şiirleri yerine hasret şiirleri yazmak, geceyi değil gündüzü resmetmek, hüzün yerine ümit şarkıları dinlemek. Başını omzuma bırakacaktın, sevdiğin şiirleri fısıldayacaktım, bir şehri bir dünyaya katık edecek, öteler için sözleşecektik. Ulaşılmaz hayallere inat, ulaşılır hayalleri seçecektik... Olmadı, olmadı ya keşke olsaydı...
ŞAİR VE DÜŞÜNÜR SEZAİ KARAKOÇ SEMPOZYUMU
Naciye Uçar 14 Kasım, 2008 - 09:22- Naciye Uçar yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 83 kez okundu
(15 Kasım 2008, Cumartesi, Topkapı Eresin Otel)
AÇILIŞ, (10.00 - 10.30)
I. OTURUM, GİRİŞ (10.30 – 11.30)
VAHDETTİN IŞIK (Başkan)
TURAN KARATAŞ (Bir entelektüelin portresi)
HAMİT CAN (Karakoç’un hatıraları ışığında hayatı)
SAADETTİN ACAR (Sezai Karakoç’u düşünmek)
II. OTURUM, ŞİİRİ ETRAFINDA, (11.40 – 12.50)
ALİ HAYDAR HAKSAL (Başkan)
MEHMET CAN DOĞAN (S.Karakoç şiiri ve ikinci yeni)
HAYDAR ERGÜLEN (Taha’nın kitabı’nda ikinci yeninin belirmesi)
HAYRİYE ÜNAL (Karakoç şiirinin etkileri)
ALİ AYÇİL (Bir şairi bir şiirden okumak)
NECİP YILMAZ (Sürgün özülke şiiri üzerine bir deneme)
TELEFON REHBERİ
Naciye Uçar 14 Kasım, 2008 - 08:05- Naciye Uçar yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 71 kez okundu
Şuana kadar hiç dikkatinizi çekti mi telefon rehberlerinizin hayat taşıdığı… Herkesin bir hayat hikâyesi olduğu gibi onlarında onlarca beklide yüzlerce hayat hikâyesi vardır. Her numara bir hayat taşır. Acısıyla tatlısıyla kayıtlıdır defterlerimizde. Var oldukları müddetçe yaşarlar içimizde, yok oluşları ise parmaklarımızın birkaç hareketine bakar…
Bir gün açtı telefon rehberini, amacı bir arkadaşını aramaktır. Belki de mazide kalmış bir dostu… O an bir isme takılır gözleri, gayri ihtiyari ve dalar uzaklara hem de çok uzaklara. Hatırladığı bir çocukluk arkadaşıdır. Ev ödevlerini birbirlerine hatırlatsınlar diye alınmış ev numaraları....
O esnada sınıfın en çalışkan çocuğunu hatırladı, oldu olası sevmezdi onu, kaşları çatılmıştı. Bir gün öğretmeni çok güzel bir kalemle gelmişti sınıfa ve soruyu bilen ilk kişiye bu kalemi hediye edecekti. Kendi kalemi ağaçtan yapılmış klasik tahta kalemlerdendi, öğretmenin getirdiği ise çıtçıtlı dedikleri atlas kalemlerdendi ve onlardan çok az kişide vardı. Öğretmenin sorduğu soruyu biliyordu ama tam cevap verecekken o çocuk kolunu tutmuştu ve kendisi cevaplamıştı.
anlamak.com KÜÇÜLÜYOR
anlamak 12 Kasım, 2008 - 12:43- anlamak yazıları
- 11 yorum
- devamı...
- 461 kez okundu
Değerli anlamak üyeleri,
Belki de hayatta ilk kez bir şeyler karalarken yazmak istemiyor, yazdıklarımızı beğenmeyip cümlelerimize silbaştan başlıyoruz. Üzüntümüz ve tedirginliğimizi nasıl anlatırız bilmiyoruz; ama görev bize düşüyor.
Her ne kadar tercih etmesek de anlamak.com, epeyce büyük bir site oldu. Eh, bu da teknik kimi sorunları beraberinde getirdi; ama şükür dostlarımızın yardımıyla tüm sorunların üstesinden gelmeyi başardık ve 5 yılı aşkın zamandır anlamak* için çalışır olduk.
Bu esnada site editörleri olarak olabildiğince prensipli davranıp mümkün mertebe ortalarda görünmemeye gayret ettik. Tabi bu arada okuduklarımızı, izlediklerimizi sizlerle paylaştık. Kimi zaman "Paralel" aktiviteler yapıp okuduklarımızı ya da izlediklerimizi aynı anda tattık. Tüm bunlar hakikaten leziz tatlardı.
Tabi yalnızca güzellikler yaşamadık. anlamak.com vesilesiyle bazı zamanlar üzüldük; ama yine de prensiplerimizden vaz geçmedik. Yalnızca güzellikleri hatırlayıp yolumuza devam etmeye gayret ettik.
YOL DÜŞ(ÜŞ)LERİ/BOSNA/5
Meryem Rabia Ta... 10 Kasım, 2008 - 08:12- Meryem Rabia Taşbilek yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 161 kez okundu
Ruhumda tınısı susmamış bir yolculuğun geç kalmış notları/Yol Düşüşleri-5
İlk yaz meyveleri gibi olgunlaşmadan…
Sonra kırılıp döküldük…
Yol Düşleri
Meydandaki sebilin yanında bir müddet durup, etraftaki kuşlara birkaç parça ekmek ufalıyorum. Ekmek kırıntılarını yiyişlerini izlemeye koyuluyorum. Bir yandan da, tramvayda tanıştığım teyzeyle geçirdiğim zamanı tefekkür ediyorum tebessümle...
Savaş sırasında önce İngiltere’de bir camide birçok Boşnak muhacirle birlikte kalmışlar daha sonrasında Almanya’ya geçmişler. Tramvaydan indikten sonra birlikte katedralin yakınındaki evine gidiyoruz. Birlikte mutfağa giriyoruz. Ben haşlanan yumurtaları soyuyorum, Rahime teyze aldığı tavuğu temizliyor. Kışa rağmen limonata bile yapıyoruz. Bazen gülüyoruz bazen savaşa dair anlattıkları hasebiyle birlikte ağlıyoruz. Birbirimizi anlamıyorsak anlatabileceğimiz başka bir yol bulmaya çalışıyoruz ve de buluyoruz. İçimden bunun sandığımızdan çok daha kolay olduğunu daha bir kuvvetli hissedip, içten içe tekrarlıyorum bu kanaati. Bir ara Türkiye’den bahsediyorum, okulumdan nasıl ve neden atıldığımdan. Dostlarımın birkaçının bu şehirde okumaya geldiklerinden… “Onları da topla yine gel” diyor Rahime teyze. Henüz geldiğimden haberlerinin olmadığı söylüyorum, gülüşüyoruz. Sonra kızı Morgiyana geliyor, tanışıyoruz. Ve çok ilginç bir tevafuk; aynı gün Türkiye’den hem de memleketim Bursa’dan oğullarının bir misafiri geliyor. Öyle bir tevafuk ki; Saraybosna'ya adımımı atar atmaz tramvayda bir teyzeyle tanışıyorum ve çehresindeki temizliğe itimad edip evine gidiyorum, aynı gün memleketim olan Bursa’dan bir misafirleri daha geliyor. Rabbim hakkındaki hayretim artıyor haliyle…
GÜN GECE ''DÜŞ'' PEŞİME....
Selçuk Köroğlu 7 Kasım, 2008 - 08:09- Selçuk Köroğlu yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 304 kez okundu
Gecedir !
Renkler hızla kirleniyordu bilincimde.
İkametgahını siyahtan alan ,nihayetinde acıda, hissiyatın karamsarlığında olan rengin selamı ile gün gece.
Siyahın son deminde, düşlerin geceye saplanan noktasında ,mahremiyetini 'ince'den ,sessizliğini geceden alan pusatsız bir gürültüyle diyorum.
Gün gece!
Dip gürültüsü 24.10...
---- İnce düşünmek 'ateş-kızmızı'. Düşler bekliyorum tarifi mümkün olmayan renk cümbüşünde. Nedensiz bir siyah-beyaz karşılaştırmasında kaçkın olmuşken siyaha , rengimi söylüyorum 'Düş' peşime!..
Saatlere düşüyorum peşin sıra, sonra düşler, düşüyorum.
Düşmülüğüm düşkünlüğümderdir geceye .
DEĞERE DAİR
Mahmut Sayar 5 Kasım, 2008 - 09:42- Mahmut Sayar yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 130 kez okundu
Ne var ki, ne zaman içimde buna dair bir kıpırtı, bir mevcelenme hâsıl olsa, kimi zaman kalemimi, kimi zaman defterimi yahut karalayacak bir kâğıt parçasını, bazen bilgisayarımı (klavyemi), bazen kalbimi-özümü, bazı demde benliğimi-hissiyatımı, hemen çoğu zaman samimiyetimi, bazı an kendimde yazacak mecali, bazen yazma cür’etinde bulunma istidadını, bazan da bana ilham kaynağı olacak hatıraları, o güzel günlerden bir kareyi bana yardım eder vaziyette bulamıyorum hemen yanı başımda. Çaresiz bakınıp duruyorum etrafıma şaşkın şaşkın... Bakıyor ve sonra gülüyorum kendi bimecal, aciz halime ve duyguları dile getirmekten olabildiğince uzak kelimelerin ben gibi bîçâre, aciz, aç biilaç kalışına. Ve yine yöneliyorum duygu yoğunluğunun yaşandığı, hissedildiği; gönül tasının kaynadığı, kaynayıp kabına sığmadığı, kalb çanağının dolup taştığı ama bir o kadar da dıyk-ı elfazın çekildiği, kelime kıtlığına maruz kalındığı böylesi durumlarda en çok başvurduğum mısralara:
"Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel olduğunu, kelimelerinse kifayetsiz." -O. Veli-
YALNIZLIĞIN SUSKUN ÇIĞLIĞI
hüseyin özbay 5 Kasım, 2008 - 08:02- hüseyin özbay yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 112 kez okundu
Damarlarıma şırınga ile vurulmuş yalnızlık. Kanımda dolaşan ince bir sızıdır Bütün vücuduma yayılırken sessiz, sedasız. Ben üşürüm hasretin doruklarında, bir kum fırtınasına dönüşür yokluğun, gönlümün çöllerinde. Söyle sen giderken ben yokluğunda nasıl mutluluğu avuçlarım. Benim yalnızlığım senin suretindir duvarlarımda, içimi eriten mum ışığında tutuşan sensizliktir. Yalnızlık, yokluğunun tırnaklarımla kaldırımlara kazıdığım ismidir. Yalnızlık, suskunluğun ateşten gömleğidir ve yar giderken susmanın en acı bedelidir.
Şimdi acı bir ağıta dönüşür türküler.
Akar gözyaşım seller gibi
Yanar yüreğim küller gibi
Kanar ellerim güller gibi
Susar sazımda türkülerim
Geceler hasreti tetikler, ay düşerken saçlarıma yorgun bir şarkı gibi. Sigara küllerinde biterken ömrüm, karanlığın sesi duyulur ruhumun dehlizlerinde. Hayallerim kar taneleri gibi erirken, yağmur sonrası bir akşam vaktinde. Saatleri sensizliğe ayarladım, suskunluğa kilitledim dilimi. Anahtarını sende bırakmışım, kilitlediğim kapıların.
İÇİME AŞK KAÇTI
GülnazEliaçık 4 Kasım, 2008 - 08:29- GülnazEliaçık yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 164 kez okundu
Mihrabına geldim ey aşk!
Tut beni harf harf
Kıblesiz bir aşkla recmetme beni. Üç harfe sığdır ömrümü, felaha çıkar gönlümü. Kapından çevirme beni, Taptuk misali. Kırk yıl, gönlüne yüz sürmeden kapına odun taşımaya hazır bu yürek, Yunus misali. Aşkının dervişliğine kabul et beni.
Gece.
Suskun çığlıklar bastırıyor kör karanlığı. Bir mum misali aydınlat karanlığımı. Nurunu saç damla damla suretime. Alma beni senden, verme beni bana. Hep sende kalayım ben. Rükûlarda sevdim seni ben. Kıyamlara sığdıramadım gönlümü. Secdelerde boşalttım ömrümü. Bir hüzün yükledim heybeme. Karşılığında seni verdim ben! Üstü sende kalsa ne çıkar, alacağımı aldım ben.
Aşkın iç ceplerine bak, beni bulmak istersen. Dar vakte saklanmış iki sarı lira gibiyim ben. Darlığını ferahlatmak adına binlere bozuldum. Tümlüğümün işe yaramazlığı parçalanınca farklılaşırdı belki. Hâlbuki kaç parçaya ayrılırsam ayrılayım üzerime seni aldım ben.
TOPLAYICI OLMA KÜLTÜRÜNDEN VAZGEÇMEK!
Şükrü ÇOBANOĞLU 4 Kasım, 2008 - 08:01- Şükrü ÇOBANOĞLU yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 123 kez okundu
Modern toplumlarla geri kalmış ya da gelişimini henüz yeterince tamamlayamamış toplumlar arasındaki en belirgin fark:
Ekonomik parametreler ve bunun sonucunda kişi başına düşen milli gelir seviyesine bağlı olarak sahip oldukları refah düzeyleri nedeniyle modern toplumlarda temel ihtiyaçlar (iş, barınma, eğitim, sağlık, ulaşım …) büyük oranda karşılandığı ve sosyal güvenlik sistemi sağlıklı işlediği için bu toplumlarda yaşayan insanlarda kendileri ve nesilleri için gelecek kaygıları, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde yaşayan insanlara nazaran oldukça azdır.
Yaşamımızda toplayıcı olma kültürü; tarih öncesi döneme dayanmaktadır. İlk insanoğlunun tarih sahnesinde yerini almasından bu yana bu duyguyla beslene beslene bugünlere gelindi. Ve bu özellik gelişimini, hayat standardını yeterli düzeye çıkaramamış toplumların karakteristik özelliği halini almıştır.
Bu analiz bağlamında düşünecek olursak;





Son yorumlar
1 gün 19 saat önce
1 gün 19 saat önce
1 gün 22 saat önce
3 gün 22 saat önce
4 gün 15 saat önce
4 gün 15 saat önce
5 gün 13 saat önce
5 gün 13 saat önce
5 gün 17 saat önce
5 gün 17 saat önce
5 gün 21 saat önce
6 gün 5 saat önce
6 gün 7 saat önce
6 gün 7 saat önce
6 gün 15 saat önce