İSTİRİDYEDEN ŞİŞEYE BİR MANA; İNCİ

Kategoriler:

Kalem sahibi eline kalemi aldığında gündüz katıldığı takı fuarı izlenimlerini dergiye yetiştirmek istiyordu. Konu takı - mücevher olunca fuarda hayli bir asil duruş vardı insanlarda. Pahalı kıyafetler, güzel mankenler ve büyük rakamlı sohbetlerin erkekleri. Anlaşılan kalem sahibinin anlatacak çok şeyi vardı. Bir tek gerdanlığı anlatmak bile sayfalarca sürebilirdi.

Masada bir fincan çay, birkaç kâğıt ve bütün bildiklerini kusmaya hazır bir kalem. Kalem sahibi en çok fuarın gözdelerini anlatmak istiyordu; inci kolyeler ve gerdanlıklar. İnciden etkilenmiş olsa gerek ki yazısına mistik bir de hava vermeliydi. Mistik bir hava ve mankenin üzerindeki tek taşlı inci kolye. Eski bir Arap efsanesi , incilerin, ayışığı ile dolu çiğ damlaları okyanusa düştüğü ve istiridyeler tarafından yutulduğu zaman oluşturulduğunu anlatırdı.

Ay ışığının ve çiğ damlalarının birlikteliği ancak incinin romantizminde bu kadar mana kazanabilirdi. Yine hem İran hem de Yunan tarihine göre inci, mutluluğun ve zerafetin simgesiydi. Mutluluk; erişilmesi zahmetli olan his. Mutluluk can vermeden feth edilemeyecek kale. İncinin de elde edilişi mutluluğa benzerdi. Elde etmek için zorlukları aşmak gerekirdi. Denizlerin dibindeki mahsum ve bir o kadar da savunmacı istiridyenin içindeki esere ulaşmaktı, inci. Eser eşsiz ise paha biçilmezdir. İnci de Latince eşsiz demekti, benzeri olmayan.

Kalem sahibi fuar izlenimlerini bu şekilde kâğıda dökmeye karar vermişti ama eksik olan bir şey vardı. Güzellik seyredildikçe anlatılabilirdi. Oysa şuan güzel olan sadece günün yorgunluğunda zihinde kalandı ve güzel olan eksiklikti, inci yoktu.

İçinde bulunduğu zamanın eksik ögesini fark eden kalem sahibi, kalemin hakkını veremeyeğinden olsa gerek odasına dinlenmeye çekilmişti. Odasında yatağına uzanınca gözlerinin önünden inci gerdanlıklar kolyeler ve beyaz parıltılar geçiyordu. Tam karşısında ise bir hediye. İncili parfüm şişesi. Kimbilir belkide eksik olan bu şişenin içindeki inciydi. Bir şişe , içinde bir ince ve hayatın geri kalmış yaşanmışlığında bir koku.

Kalem sahibi çalıştığı kuruma yeni gelen bir bayan arkadaştan büyük ısrarlar sonucu o şişeyi ödünç alabilmişti. Zoraki bir hediye. Belki de zoraki bir dostluğun başlamasına vesile olmuş o koku şişesi ve şişeye mana katan küçük beyaz inci.

Fuardaki bütün şahşahlı kareler bir yandaydı, şişeye mana katan küçük inci ise bir yanda. Kimbilir kalem sahibi belkide hayatındaki eksikliğin tamlayanı olan bu ögeyi anlatmalıydı. Yüksek rakamlı sohbetler asillerin değil miydi. Şişedeki inci ise dostun elindeymiş gibi duruyordu. İnci en çok da taşıyana benzemez miydi. Kalem sahibi aradığı dostluğu o şişeyi taşıyanda bulmuştu. Mevlana ve şems misali. Şişenin sahibi kalem sahibini keşfeden gibi gelmişti dünyasına. Gelmişti ve gitmelerine rağmen terk edememişti kalem sahibinin varlığını.

Kalem sahibi önce fuarı düşündü. Ardın sıraya dizilmiş kolyeler , gerdanlıklar. Hepsinin özünde birkaç inci. Sonrada şişedeki eşsiz mahsumiyet. Şişedeki inci, kalem sahibinin varlığındaki tamlayandı. Kalem sahibi -haşa- Mevlana iseydi, şişe sahibi de Şems. Şems’ in getirdiğin mana Mevlana’da dostluğa-sohbete dönüşmüştü. Kalem sahibi fuarı geçmiş manada dinlenmişti bu akşam ve şems’in gelişi gibi incili şişe de renk katmıştı kalem sahibine.

Kalem sahibi şişe sahibinin, kendinisine kattıklarını birkaç dizeyle yazdı ve düşündeki kağıda bir nokta ; yüreğine üç nokta … koydu.

Şems , bir koza gibi aşk ile ördü Rumi’yi,
Rumi aşk himmetiyle yeniden “ bildi” kendini.

Kalem sahibi fuara yetiştireceği yazıya sadece bir dost, bir şişe, hafızalarda kalmış bir parfüm ve bir inci sığdırabildi.
Kendini fuarda yitirdi ,manasını şişedeki inci’de buldu.
.
Bir nokta.

Üç nokta

Özellikle, inci hakkındaki

Özellikle, inci hakkındaki yazılanlar çok ilgimi çekti.Hoş bir yazı, hoş bir öğreti de oldu benim için, sağ olunuz...

Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."