KİMSİN SEN?

Kategoriler:

Kimsin sen? İsmini sormuyorum, kimsin diyorum sana? Sen kimsin? Adın sanın, cinsiyetin ve yaşın ilgilendirmiyor beni. Ben seni merak ediyorum, kimsin diyorum, nasıl birisin? Kişiliğin ve karakterin sual ettiğim. Olmak istediğin sen misin, bu bilmek istediğim.
Hiç kimse göründüğü gibi değildir aslında. Herkesin kalbinde zaaflarla döşenmiş gizli bir oda vardır. İşte insanlığı da burada saklıdır. Ben o yasak bölgeye girmek istiyorum. Kalbinde gizli ne varsa bilmek istiyorum. Yani gerçekten tanımak istiyorum seni. Anlat bana kendini desem anlatır mısın? Saklı kapılarını benim için açar mısın? Peki güvenebilir miyim sana? Doğruyu söylediğine inanabilir miyim? Belki dürüst davranacaksın ve olduğun gibi anlatacaksın kendini bana. Ama belki de olduğun değil de, olmak istediğin seni anlatacaksın, senmiş gibi. Yada bazı yönlerini abartacaksın, bazı yönlerini gizleyeceksin. Nasıl emin olabilirim ki bundan. Nasıl güvenebilirim sana. Ve nasıl tanıyabilirim seni? Peki sen, gerçekten tanıyor musun kendini?
Kalp ayna gibidir biliyor musun? Baktığında aksini görürsün. Bu bazen mutlu eder seni, bazense kendinden nefret edersin. Ama mutluluktur aradığın, hep mutlu olmak istersin. Seni tanımak hiç de zor değil aslında. Neden mi? Çevrendeki insanlara bir bak, sevdiğin yada sevmediğin, aynı ortamı paylaştığın yada istemesen de paylaşmak zorunda olduğun insanlara. Hepsine bak. Kendini tanımak istiyorsan onları iyice incele. Çünkü sen, onlarda gizlisin. Kalpler aynadır dedim ya, hepsinde kendini görebilirsin yada kendini hepsinde. Sevmediklerin de var içlerinde biliyorum, belki nefret ettiklerin bile var. Onlar gibi olmadığını söyleme bana. İnkar etsen de, sen de biraz onlar gibisin. Şunu iyi bil ki, kimlerle birlikteysen onlara benzersin. Ve çoğu zaman bunun farkına bile varmazsın. Çünkü kalpler devamlı etkileşim halindedir karşısındakiyle. Bir süre sonra aynileşir hareketler. Bakarsın ki, yapmam dediğin şeyleri yapar olmuşsun. Yanlış dediklerin doğru gelir olmuş. Bu yüzden değişmek istiyorsan eğer, önce çevreni değiştirmelisin. Nasıl biri olmak istiyorsan, öyle dostlar bulmalısın kendine. Göreceksin bir süre sonra onlara benzeyeceksin. “Dost, insanın ikinci yarısıdır” der Çiçero. Seni tanımak sandığım kadar zor değil aslında. Çünkü, dostların seni eleveriyor.
 

Keşke

Her "keşke" insanın kalbine saplanan bir mızrak gibidir. İnsan bile bile kendine mızrak saplar mı? Saplamaz elbette; fakat kimi zaman şu her nefesi bir diğerine peşkeş çeken nefs nefes almaktansa nefessiz kalmayı yeğler. İşte "keşke" de ancak bu zamanda lâl olmuş akla tercüman olur.

Sizin "tanımak" kavramınızın içine doldurduğunuz bu tanımlar deminde olmuş; ama "keşke" daha detaylı ve uzun olsaydı. Zira bu hal, koca bir pastadan ancak bir dilim yedikten sonra pastanın ortadan kaybolmasına benziyor. Bu nedenle ancak yarım ağız teşekkür edebiliyorum.

Arkasının gelmesi dileğiyle.

Yazınız, çok sevdiğim

Yazınız, çok sevdiğim bir şiire farklı bir açıdan bakmaya sevk etti beni...

"Kim o deme sakın!
Benim ben!
Öyle bir ben ki kapında
Baştan başa sen!"

Ö.Asaf

Farklı şeyler düşündürse de satırlarınız, yazarın dörtlüğüyle ifade ettiği şekilde, yalnızca "aşk için" olmasını diliyorum bu durumun...

Yazan-Yazılan

Sözleri söyleyen kişide bir heycan sezinliyorum. Bu heycan, düşüncelerin resmedildiği hitap edilen kişi üzerinde korku yaratacağı kanaatindeyim. Bu durumdan daha ilk paragrafta karşıdaki "anlayan akla" ve "anlamayan gözlere" sahip kişiyi korkutacağını hayal ettim. Agresifliği ilk paragrafta görsem de diğer paragrafta, daha iyi nefes alabilen bir "gerçek" karşıma çıkmakta. Önermeler belirgin; ama tutarlılık konusunda ilk paragraftaki o heycanlı seslenişe karşı daha kısa kalmakta kanaatimce. Anlatma edimi kişilerden güç alarak baskınlık yaratmaktansa, baskınlığı düşman ederek güçsüz kalmış sözleri ruha işler kılmaktır diye düşünürüm sık sık.

Ayrıca en son cümlelerde vurgulanan duyguların Hilal Cibran'ın Deli isimli kitabındaki "Dost" düşüncesiyle farklı şekillerde de olsa benzeştirebildiğimi görmek cidden hoş bir duygu oldu benim için.

Bu hoş yazınız için teşekkür ediyorum.
Devamının gelmesi dileğiyle...

Yeniden...

Uzun süre sonra seni tekrar okumak güzeldi arkadaşım...Kalemine kuvvet...

Teşekkürler..

Genelde kısa yazı yazamam. Bu konu hakkında da söylemek istediğim çok şey vardı aslında. Ama uzun yazıların insanları sıktığı düşüncesiyle artık daha kısa yazılar yazmaya karar vermiştim. Bu da fazla kısa olmuş sanırım.
İlk paragraftaki heyecanım doğru. Aslında sonraki satırlarda da heyecanım devam ediyor ama yazıyı kısa tutmak adına heyecanımı bastırdığımı söylemeliyim. Fakat bu heyecanın okuyanı korkutmasını da istemem doğrusu.
Ayrıca Halil Cibran gibi bir üstadla benzeştirilmek gurur verdi bana.
Benim için çok faydalı olan yapıcı yorumlarınız için hepinize çok teşekkür ediyorum.
Saygılarımla...

Gayet Hoş Bir Yazı

Evet çok hoş bir yazı Reyhan hanım.
Hayat şartları bazen istemediklerini de yaptırıyor insana.İstemediğin insanların yanında kalabiliyorsun istenmeyen sebepler yüzünden...İstemediğin hatta hayatta ben buna tahammül edemem dediğin insanlarla yüz yüze oluyorsun çoğu zaman.Şartlar bunu gerektiriyor çünkü...
Dualarında hep onlara benzememek adına yalvardığın oluyor Rabbine bütün kalbinle ve bir gün istediğin hayatı istediğin şekilde yaşamak ümidiyle ...

MevlaM GöreliM NeyleR NeylersE GüzeL EyleR

Kimim ben?

İlk paragraftaki cümleler kaleminizdeki heyecanı bana da aksettirdi ilk anda..''Kimsin sen?'' sorusunu kendime sordum. ''Adımı,sanım,cinsiyetimi bir kenara bırakarak..Kimim ben?''

Aklıma felsefenin özündeki kendini aramak (bulmak-bilmek) dürtüsü geldi.Ancak yazının devamındaki sorgulamalarda temel kaygının kendini tanımaktan çok karşındakini tanımak,maskeleri aralamak üzerine olduğunu gördüm.Açıkçası bunun beni bir parça hayal kırıklığına götürdüğünü itiraf etmeliyim.Kendime ''kimim ben?'' sorusunu sormaya ve düşüncelerimin ardında kendimi aramaya şartlandırmışken,''kimim ben?''sorusunun cevabının benim için değil,yazar için sorulduğunu farketmek,soruya cevap bulmak yönündeki hevesimi kırdı diyebilirim.

Yazıda şöyle bir denklem oluşmuş ki;
Kimsin sen? -Kimim ben?- Dostların(gibi olacak)sın.

İlk paragraftaki kendini tanımaya yönelik felsefik sorular,ikinci paragrafta karşındaki insanı tanımaya yönelik kaygılar,endişelere dönüşüyor.Fakar son paragrafta yazarın birden kendine güveni geliyor ve soruların cevapları yazar tarafından kesin bir dille cevaplanıyor.Bir önceki paragraftaki kaygı ve endişeden eser kalmıyor,tüm o taze ürkeklik kokan sorular havada kalıyor.Daha çok ''ben seni tanıyorum,asıl sen kendini tanıyormusun?'' şeklinde bir önerme ortaya çıkıyor.Bu da üç paragraf arasında içerik bakımından kopukluk meydana getiriyor.

Kişisel görüşüm;ikinci paragraf aradan çıkarılırsa ilk ve üçüncü paragraf daha bir anlam bütünlüğü içinde oluyor.
Şöyle ki;
Kimsin sen?-Kimim ben?-
Kendini tanımak mı istiyorsun?Çevrendikler gibisin.Dostlarınsın.
Bir soru cevap gibi.

Ya da;İlk iki paragraf ardarda.
Kimsin sen? -Kimim ben?..Şuyum-
Doğru mu bunlar? Sana güvenebilir miyim? Emin olabilir miyim?
gibi..

Eleştirilerim üsluptan ziyade genel anlam bütünlüğü üzerineydi.İçerik ve üslubunuza gelince;''kalbin ayna gibi olması'' ve ''dostlarına bakarak kişiyi tanımak'' orjinal olmamakla birlikte samimi bir dille işlenmiş ve endişelerinizi yazıya yansımış.Taze bir aşk kokuyor bu yazı,yeni bir heyecan.Giriş-gelişme-sonuç bütünlüğünü bir kenara alırsak;tüm sorulara rağmen sanki güvenme güdüsü daha baskın.

Yazılarınızn devamını dilerim.

Dostçakalın.

*dipnot:küçük bir soru:
''Sana güvenebilirmiyim?''
Bu sorunun cevabının ''evet'' olması bir şeyi değiştirir mi?

Belki

Yaşantımızın her alanında karşılaştığımız insanların neredeyse çoğu sahte yüzlerle çıkıyor karşımıza. Bu birazda cevizin içi ve cevizin kabuğuna benzeyen bir durum; hani cevizin kabuğu serttir ve yenmez, fakat içi çok yumuşak ve güzel tad verir.Bazende acı ve kötü tad verir. kabuktur cevizi anlatan insanın gözüne güzel veya kötüye büründüren içini merak edip açan almak istediğini alır açmadan bakan ise sadece kabuğuyla yetinmek zorunda kalır. İnsanlarda öyledirler ; sürekli olarak içine gizlendikleri bir kabukları olmuştur ve onun ardında yaşantılarını sürdürürler, belki de bu dış etkenlerin insanları bu duruma sürükledikleri bir olgudur.

İnsanlar artık kendilerini bile kandırma yollarını aramakta bırakın çevresindekileri kendilerini kandırma çabalarındadır. Neden kimse dürüst değil? Belkide dürüst olmayan biz olduğumuz içindiir, belkide içimizle değil dışımızla yaşamaya çalıştığımız içindir..

merhaba

"saklı kapılarını açar mısın bana?peki güvenebilir miyim sana?doğruyu sylediğine inanabilir miyim?"

yeni bir kapı;
peki o size güvenebilir mi?
bir söz okumuştum"zaaflarım hazinelerimdir."diye.gerçi bunun üzerine de çok düşünülür

sizin baktığınız tarafa dönersek evet"dost insanın ikinci yarısıdır"
bir katkı da benden

"peter in paul hakkında söyledikleri bize paulden çok peter hakkında bilgi verir"(spinoza)

güzel yazı düşünmeye sevkeder tebrik ederim