KIRK BUKET DİKEN
- Mükrime Dilekçi yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 443 kez okundu
- rastgele...
Ateşi iterek konuşan suları ve sulara adını yazan kıvılcımları bilir misin? Ben ateş ve suyun üzerinde durmaya çalışan cümleler yazdım. Ama artık hiçbir harf kalmadı. Onlar kahramandı ama ben yenildim. Şimdi betonlaşmayı unutmuş bir yolda yalın ayak yürüyorum. Bazen çakıl taşları ayaklarımı kevgire çeviriyorsa da ayaklarımın kanlarda kalmasını önemsemiyorum. Ve istemesem de yer ile gök arasında kalmış bir arafım.
Belki de göğün diliyle konuşma vakti gelmişti. Yağmur, ne söyleyeceğini hesaplamadan göğün dilinden kaymıştı âdeta. Onu gök mü azarlamıştı yoksa toprak mı kızdırmıştı bilmiyorum. Ama dolu düşmüştü işte. Kartopu gibi yumaklanmış yağmur, yüzümü çiziyordu. Kanlarla yüzümde oluşan çizgileri de hiç umursamıyorum. Ama bu defa suçsuzluğumu iddia ederek bir adım öne çıkmayacağım. Artık yeryüzünün hiçbir kuralını tanımıyorum. Göğün dilinden anlamayan hiç kimse de benimle konuşmasın! Acaba yeryüzü bana sert muamelede mi bulundu? Hayır, belki de ben yeryüzünde yaşamayı öğrenemedim. Ağlarsam sakinleşir miyim? Gözyaşlarımı hak etmiyorum. Ağlamamaya yemin ettim. Neden mi?
Bir gün güneşten bile saklanarak bir ağacın dibinde gözyaşlarımı biriktirdim. Ve hiçbirisini toplamadan kendimi karanlık gecenin ortasında buldum. Ne zaman gün siyaha boyanmıştı? Hatırlamıyorum. Zaman kırbaç gibi günlerin sırtında dolaştı. Kaç vakte el sürmüştüm kim bilir? O geldi. Elinde kırk buket vardı. Hiçbir çiçeğin adını bilmeyen ve hiçbir kokuyu tanımayan buketler... Buketleri titreyerek aldım. Tüm güller yontulmuş ve sadece dikenleri ile beyaz sayfalara sarılmış buketlerin anlamı nedir? Ne diyeceğinizi anladım. Ben de içimden aynı cevabı verdim. O, hiçbir kelime telaffuz etmeden gitti. Tüm dikenleri hızlı bir şekilde beyaz sayfalarından sıyırıp yaktım. Geride ise hatamın yargısını yapmak için duruma şahit bırakılmış beyaz sayfalar bulunmaktaydı. Onları da ateşin üzerine örtmek için elime aldım. Sayfaların her birinde aynı cümleler inliyordu. İçlerindeki birbirine sarmaşık gibi dolaşmaya başlamış kelimeler beni bulunduğum noktaya mühürledi. Kıymetini bilemediğim bir not(lar):
“Sen ağlama! Bil ki senin gözyaşların benim gözlerimden süzülmektedir. Hani bir ağacın gövdesine bıraktığın gözyaşların vardı ya ben iznin olmadan onları emanet olarak aldım. Gözyaşlarını yetiştirmekte olduğum gülüme serptim. Tek bir gülden değil güllerden bahsetmeye başladım. Ancak bir gün gözyaşlarının bana bir emanet olduğunu daha derinden hissettim. Kim bilir hangi acı ile kendini onlara teslim etmiştin? Vefâsızlığımdan dolayı hicap duydum. Tüm bahçemi bir vefânın kamusu kıldım ve tüm gülleri ellerimle kopardım. Eğer güllere veda etmeseydim güllerin senin gözyaşlarından daha değerli olduğunu zannedebilirdin. Şimdi her şeyden senin için vazgeçiyorum.
Lütfen dikenlerimi incitme! Ve sana dikenlerle geldiğim için incinme! Dikenlerin anlamını keşfetmeye çalış! Hayat, dikenlerin kurduğu bir köprüden geçmek değil mi? Ama ben hayatın, senin için sadece bu dikenlerden ibaret kalmasını diliyorum. Gözyaşlarını geç getirdiğim için bağışla! Güller çabuk büyümedi. Ellerimin kanlı olması sebebiyle kelimeler biraz kanlandı ve kalemin mürekkebi de dağıldı. Kabalığımız hoş görülsün. Kırk buket dikenden başka aşkımı dile getirebileceğim bir yeteneğim hiç olmadı. Güllerimi kaybettiğim için hüzünlenirsen ölürüm. Keşke ömrüm boyunca tüm güllerden mahrum bırakılsaydım da kalbinizin bahçıvanı olmaya talip olacak cesarete sahip olsaydım. Ama ben kırk buket dikenden ibaretim”




Hep gidenler mi suçlu?
Hep gidenler mi suçlu? kalanlar çok mu masum? Aşk,tezatlardan birliktelik çıkarma sanatı birazda. olağan ve sıranlıklardan uzak yaşamak. lakin aynı imgeden aynı ifadeyi çıkarmak önemli olan buda herzaman görülen bi durum değil heralde.
Yazınız harkulade,tebrik ediyorum.
hamza beyin yazısından sonra...
Berk urup çıktı evimden NAGEHAN göklere dek nur ile doldu cihan...
yazınızı nasıl okudum anlatamam...suya hasret kalmış çorak toprak gibi...nicedir böyle yazı okumamıştım; üste yorum yazan sayın hamza güneş in yazısı hariç...söyleyecek çok söz yok; şükür size bunları yazdırana,şükür bana böyle güzel yazıları okumayı nasip edene...
Dikensiz Gül Olur mu
Bu yazıyı kaçıncı kezdir okudum bilmiyorum. Yorum yapma dirayetini ancak bulabildim. Esasen bu saatten sonra bizimkisi yorum değil, yorgunluk. Hayatın gözesinden sızan sevda yorgunluğu...
Bazı yazılar vardır, yankısı geniş zamanlıdır. Geçmişinizi, şimdinizi ve geleceğinizi içinde barındırır. Yazıyı okudum. İçimde örülen sevda duvarının bir köşe başına denk geldi. Yalnız bir eksiği var ama bulamadığım bir eksik. Tadı çok güzel ama sanki "şu" da -ki ne olduğunu bulamıyorum- olsaydı diyen bir düşünce var içimde. Belki de (bana) asıl tadı veren bu eksik olandır, bilemiyorum.
Çok teşekkürler sayın Mükrime Dilekçi. Rabbim izan ve idrakinizi bereketlendirsin, bize taşırsın.
"Evet doğru, dikene katlandık biz,
Çünkü Gül'ü sevmeye şartlandık biz"
Muhabbetle.
Mutmain Muhalif...
Vefa...
Vefa dost ikliminde yetişen bir güldür.Dikeni bizde kalsada...
Yüreğinizden akan damlaların bizleri suladığını bilmenizi isterim.
Rabbim düşüncelerinizi daim eylesin.